Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1763
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7747
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 756
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1994 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (135) | Dış Politika (1376) | Ekonomi (169) | Eğitim (67) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (35) | Adalet (63) | Milli Kültür (243) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (535) | Tarım (137) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (13) | Din (837) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (53) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (382) | Türk Dünyası (672) | Şiir (45) | Sağlık (94) | Diğer (2837) |

Görüş bildirebileceğiniz Adalet konuları
Adalet sistemiz nasıldır? Nasıl olmalıdır? (17)
Adalet ile ilgili diğer konular (46)


Adalet - Adalet ile ilgili diğer konular konusu hakkında görüşler
Mehmet Mutluoğlu - (Ziyaretci) 12.9.2018 11:49:12

ADALET SANA DÜŞER OĞUL

ADALET SANA DÜŞER OĞUL! Mehmet Mutluoğlu
mehmet mutluoglu mehmetmutluoglu@gmail.com: Sep 08 11:26PM +0300

Kutlu Medeniyetimizin Mihenk Taşı ve
``Adalet Sana Düşer Oğul !´´
Mehmet Mutluoğlu
Toplumları ayakta tutan, yaşatan, yükselten ve yücelten en önemli temel unsur adalettir. Onun içindir ki bu hakikati ``Adalet mülkün temelidir´´ şeklinde ifade etmiştir ulularımız. Adaletin ol¬madığı yerde insanlar birbirine girer, dağılır. Mülk de dağılır, o toplum helak olur. Her Cuma günü camilerimizin minberlerinden hutbede okunan ``İnnellahe ye`mürü bil adl / Şüphesiz ki Allah adaleti emreder.´´(16/Nahl, 90) emrini dinlemez miyiz?
Muhteşem Osmanlı`nın manevî kurucusu ve aynı zamanda devletin kurucusu Osman Gazi`nin kayınbabası Şeyh Edebali çağlar öncesinden şöyle seslenmektedir: ``Adalet sana düşer oğul!´´
Söz konusu adalet, hem teşriî (yasama gücü, kanun koyma, kanun yapma işi) ve hem de tevziî (dağıtma, üleştirme yönüyle) adalettir. Yani hem karşılıklı ilişkilerimizde ve devlet hayatında görevleri, imkânları, makamları dağıtmada adalet; hem de yasa yapmada ve mahkeme önünde adalet!
Adaletten Ayrılırsanız Mülkünüz Elden Gider; Devletiniz Yıkılır
Devletinin hazineleri altınla dolu olan Yavuz Sultan Selim Han yanındaki vezirlerine, bilginlerine ``Bu devlet bir gün yıkılır mı?´´ diye sorar. O dönemde, o muhteşem devletin bir gün yıkılabile-ceğini hiç kimse düşünememektedir. Ancak bilginlerden biri (muhtemelen İbn-i Kemal`dir), ``Devletinizde bu adalet var ol-dukta asla yıkılmaz; ancak bir gün adaletten ayrılırsa çöküş ve yıkılış mukadder olur sultanım´´ der.
Nitekim duraklama, çöküş ve yıkılış dönemlerimizden hatırda kalan ``Mahkeme meclisi icat olduğu; kazların kadıya (hâkime) uçmaklığından´´ sözünü çevremizdeki âlim büyüklerimizden duy-muşuzdur hep.
Balık Baştan Kokar
Balık baştan kokar ifadesini bilmemek bence en büyük eksikliktir.
1800 veya 1807`de Kayseri Develi`de doğan Âşık Seyrani`nin bir şiirinin ilk dörtlüğü şöyledir:
``Mahkeme meclisi icat olduğu
Çeşme-i rüşvetin akmaklığından
Kaza, belâ ile âlem dolduğu
Kazların kadıya uçmaklığından´´
Beş kıtadan oluşan şiirin son kıtasını da paylaşmak isterim:
``Dünyadan ahrete gidip gelmemek
Olmazsa iktiza eder ölmemek
Balık baştan kokar, bunu bilmemek
Seyrani gafilin ahmaklığından.´´
İşte 19. Yüzyılda yaşamış bir Hak dostu bilgenin yazdıkları ve hemen peşinden 20. Yüzyılın başlarından itibaren o üç kıta, yedi deniz hükümranı koca devletimizin inhitatı (alçalması), çözülüşü, çöküşü ve vatan topraklarının parçalanarak düşman işgaline uğraması.
Bir Kişiye Tam Dokuz, Dokuz Kişiye Bir Pul
Şimdi adalet zaviyesinden bakarak, adalet terazimizi hassas tutarak ülkemizi yıllarca yönetenlerin uygulamalarını bir tartalım.
12 Eylül 1980 öncesinin uygulamalarını kısaca hatırlayalım: Sağ iktidar gelir, solcu öğretmenler, memurlar, bürokratlar sür-gün edilir, görevinden alınır. Sol iktidarlar gelir, sağcı öğret-menler, memurlar, bürokratlar sürgüne gider.Devlet imkânla-rından parti yandaşları ayrıcalıklı olarak yararlanır. Devlet bir parti devleti gibi yönetilir. Üçüncü sınıf bir Afrika ülkesi olmaya adeta mahkûm edilir ülkemiz.
Günümüzde durum çok farklı mı? Birlikte irdeleyelim. Birçok görevde, hatta üst düzey görevde iş başında bulunanların bir kısmı vekâleten görevlerini yürütmektedir. Niçin? Asıl olmanın şartlarına henüz haiz değildirler ya da başka nedenlerle.
İhalelerin, devletin imkânlarının parti, din, mezhep, siyasî dü¬şünce, cemaat, tarikat ayırımı gözetmeden tüm vatandaşlarımız arasında adaletli bir şekilde, liyakat esasına göre gerçekleştirildi¬ğini söyleyebilir miyiz?
Ya gelir dağılımında adaletli paylaşımdan söz etmek mümkün mü? Fert başına düşen millî gelirin 2016 yılı itibariyle on bin dolarları geçtiğini, 12-15 bin dolara doğru tırmandığını gururla ifade ediyor sorumluluk makamındaki yetkililerimiz. İyi güzel de, bu 12 bin dolardan 5 kişilik bir aile için 60 bin dolar, bu da yaklaşık 180 bin Lira eder&8230; Hangi eve yılda 180 bin Lira giriyor?
O zaman sormak gerekir:``Sen 3 bin lira maaş veya ücret alan bir kişiden neredeyse yarısını vergi vb başka işler için keserek, ge¬riye kalan 1400 lirasını net olarak ödemiyor musun?Beş kişilik bir ailede bu 1400 lirayı sadece bir kişi alıyor. Bu yılda sadece 17 bin lira eder. Hani geride kalan 163 bin lira? Bu para kime gidiyor?´´
Kaldı ki ülkemizde çalışanların büyük bir kısmı asgarî ücretle ve açlık sınırının altında yaşıyor. Kendimizi kandırmayalım, her şey açık. Ya milletvekillerinin 10 bin lira olan maaşlarına yüzde elli zam yapılarak, Mecliste iktidarıyla muhalefetiyle anında uzla¬şarak bir saat içerisinde 15 bin liraya çıkarılmasını haberlerden izlemedik mi? Buna karşılık ülkemizdeki 10 milyonu aşkın emek¬linin ortalama 1300 lira olan maaşına sadece yüzde 3,27 oranında zam yapılarak 1335 lira olması. Vicdan ve adalet mihengine vura¬rak söyleyelim; bu Rahmetli Necip Fazıl`ın şiirini hatırlatmıyor mu?
``Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allah`ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!´´
Allayıp pullamaya gerek yok sözü, eğip bükmeye de! Uygula¬nan politika, bal gibi liberal ekonomi ve vahşi kapitalizmin bozuk bir şeklidir. Seviyeli ve vicdanlı bir ülkedeki iktidarın millî eko¬nomi politikası böyle mi olur? Adaleti olmayan bu politikanın Şeyh Edebali`nin o hikmetli ``Adalet sana düşer oğul!´´ sözüyle ne ilgisi olabilir ki?
Gelelim eğitime. Eğitimde fırsat eşitliği ve adalet var mı? Unutmadan söyleyelim: Askerlik görevini yapmada adalet var mı? Soruları sizler uzatabilirsiniz ve de uzatmalıyız da.
Peki, Türkiye gerçek anlamda bir hukuk devleti haline gele-bildi mi? Bizim de birinci derece bir hukuk devleti, adalet top-lumu olmak hakkımız değil mi?
Adalet! Adalet! İllâ Adalet Dostlar!
Ülkenin birinde kilisede çan bir kez vurduğunda fakir bir kişinin öldüğü anlaşılmaktadır. İki kez vurduğunda varlıklı bir kişinin öldüğü anlaşılır. Üç kez çan vurduğunda; bakan, başbakan, Cumhurbaşkanı gibi önemli bir kişinin öldüğü anlaşılmaktadır. Fakat bir gün çan dört kez vurur.
Bütün halk çan acaba 4 kez niçin vurdu diye merak içindedir.
Gidip görevliye bunun nedenini sorarlar
Görevlinin verdiği cevap:
``Efendim adalet öldü; adalet öldü.´´ Şeklindedir.
Haydi hayırlısı. Adalet. Adalet. İllâ adalet dostlar.
Kendi aleyhimize olacak olsa da adalet! Düşmanımızı haklı, bizi haksız çıkarsa da adalet! Zira Yüce Mevla, o mutlak ve ev-rensel olan Yüce kitabı Kur`an-ı Azimmüşşan`da (şanı çok yüce olan Kur`an`da) şöyle buyurmaktadır:
``Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana-baba¬nız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah iki¬sine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adalet¬ten uzaklaşmayın. Eğer dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.´´(4/Nisa, 135)
Keza, ne kadar tekrarlansa azdır: ``Adalet mülkün (devletin) temelidir.´´ Mülk giderse varlığımızın, servetimizin, makamımızın bir kıymeti kalır mı? Bağımsız ve hür bir devletiniz yoksa Cuma namazı kılabilir misiniz?
Ne dersiniz, yoksa atalarımızın buyurduğu gibi ``Doğruyu söyleyeni dokuz köyden mi kovarlar?´´
Hayır, hayır! Vatanımda adaletin hâkim olduğu bir onuncu köy mutlaka, ama mutlaka olmalıdır. O köyden, Söğüt`te 400 çadırlık bir beldeden, Bilge Edebali`nin, Türk`ün mührünü, inancının mührünü kısa bir zamanda yeryüzüne ve çağa vurmadık mı?
200 yıl dünyaya ``Türk Çağı´´ damgasını vuran o muhteşem devlet gibi; Büyük Milletimiz bugün de Kutlu Medeniyetimizi yeniden uyandırarak ve inşa ederek Muhteşem Türkiye`yi gerçekleştirebiliriz.


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.