Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1803
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8302
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2002 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (137) | Dış Politika (1563) | Ekonomi (184) | Eğitim (71) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (43) | Adalet (64) | Milli Kültür (264) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (598) | Tarım (137) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (13) | Din (864) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (53) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (444) | Türk Dünyası (712) | Şiir (47) | Sağlık (102) | Diğer (2952) |

Görüş bildirebileceğiniz Basın ve Televizyon konuları
Televizyonların yayınları nasıl olmalıdır? (2)
Basının durumu nedir?Nasıl olmalıdır? (5)
Basın ve Televizyon ile ilgili diğer konular (6)


Basın ve Televizyon - Basın ve Televizyon ile ilgili diğer konular konusu hakkında görüşler
Mustafa Mete İSLAMOĞLU - (Ziyaretci) 7.9.2014 21:40:45

ATATÜRK-BASIN VE TÜRKİYE

Mustafa Mete İSLAMOĞLU
YAZIYOR
ATATÜRK-BASIN
Ve
TÜRKİYE

"Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevi zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumi düzeni temin edebilir.
Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile; bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta; basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir." (1924) Gazi Mustafa Kemal Atatürk böyle diyordu
Peki bu zamana kadar ne oldu ve ne değişti? Hiiiiiç&8230;
İsviçre Bankalarında 8 ayrı hesapta 800 milyon doları var. EYŞAN Adaları`ndaki gizli hesap belgeleri de Alman Dış İstihbarat Teşkilatı BND`nin elinde.´´13 Kasım 2011 tarihinde ani bir şekilde hayatını kaybeden üst düzey MİT yöneticisi Kâşif Kozinoğlu`nun el yazıları kitaplaştırıldı. Kitabın adı: Kâşif Kozinoğlu`nun Mezara Götüremediği Sırlar. Basın neden sustu ve bunun gibi binlerce olayda hep susmuştur. Basında hürriyet asla yoktur. Nasında giz ve aşikar dümenler keptenler vardır.
Neler anlatılmıyor ki! Devletin dışındakileri hırsız yaftasıyla yakalayanların devletin içinden çaldıklarını ve çaldırttıklarını hiç kimse bilmiyor Basın var diyorlar hani nerde nerde
"Cennet ümidi içinde, cehennem hazırlıkları yapıyoruz. İçinizde bir gün kıyametin kopacağı, büyük bir ihtimalle de bunun siz dünyadayken vuku bulacağı korkusunu barındırmıyorsanız ve siz iş işten geçmeden bir ahiret azığı tedarik etme endişesi gütmeyen biriyseniz benim sizi Müslüman ve hele mü`min kabul etmemin ne ihtimali kalmıştır, ne imkânı." İsmet Özel de böyle yazmakta..
Bir zamanlar hayali hırsızlıklar vardı, bir tarihler harbi hırsızlıklar yapıldı. Bir ara topluca soygunlar oldu, bir ara yine devlet eliyle devlet soyduruldu. Ve daha neler neler olmadı ki..
Ne Uzan-lar, ne Bezmen`ler, ne Yücel` ne dinliler ne dinsizler ve 17 Aralık Türkiye mali depremine kadar neler neler yapılmadı ve halen bu ülke gülerek soyuluyor. Kul hakkının hiç akla gelmediği çalmanın çarpmanın bir gün hesabının sorulacağının inkar edildiği dünya seni nereye sürüklüyorlar haberin varmı?daha dün 30 yaşındaki bir çocuk 130 katrilyon servete sahip diye yakalandı göz altına alındı avantalar dağıldı ve serbest kaldı.
Ve&8230; devletin 4 bakanı ve çocuklarının hırsızlık çetesi bu milletin haklarını gasp etti dışarıda ceza versen ne yazar ki? Atı alan üsküdarı çok tan geçiyor.
Peki; Atatürk basın özgürlüğü ve çalışmasını kısaca özetliyordu.. basın adına kim ne yaptı? Doğrular hep çarpıtıldı, gerçekler saptırıldı, basın sustu kalemşörler vicdanlarını sattı. Şereflerini haysiyetlerini kiraya verenler sustu.
Ve&8230; mallar göz göre göre gitti.
&8226; Basında sansürün kaldırılışının yıldönümü nedeniyle soralım: Basın hür müdür? Anayasanın 28. maddesine göre; Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyeti sınırlanabilir mi? Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır. Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar.
Tedbir yolu ile dağıtım hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir. Yetkili hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır. Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz.
Basına müdahalede bu çerçeve yetersiz görülmüş olmalı ki; Uzlaşma Komisyonu tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında Anayasa`da yapılmak istenen değişikliğin basın ile ilgili bölümünü, Milliyet Gazetesi`nin 19.07.2012 tarihli sayısında, Mehmet Tezkan "Aslında ne oldu?" köşesinde şöyle değerlendiriyor:
...AKP`nin önerisini biliyorsunuz.. Muğlak ifadelerle dolu sansür listesi gibi.. Mevcut halinde bile tehlikeli ifadeler var, yeni hali dükkanı kapa git der gibi!..
Mesela genel ahlak kavramı.. İktidar istese, müzik festivalinde bira yasağını eleştirmeyi genel ahlaka aykırı sayabilir, basın özgürlüğünü kısıtlayabilir.. Yazamazsınız diyebilir!..
Teklif edilen maddeye bakıyorsunuz.. Suçların önlenmesi diye bir ibare var.. Bu ifadeye yaslanarak basın istenildiği gibi sansür edilir.. Suç yok ama ya olursa!.. Tedbir tedbirdir.. Deprem olur kaç kişi öldüğünü bile yazamazsın.. Halk galeyana gelir suç işler diye yazdırmazlar..
En önemli ibare de şu.. Aslında komik demek daha doğru olur.. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlamak amacıyla basın özgürlüğü kısıtlanabilirmiş.. Bir hâkim sabah kalkıp iki gazete okuyunca tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitiriyorsa o cübbeyi giymesin dahi!.. Doğru mu? Hiçbir hâkim gazete okuyarak tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmez.. Peki, amaç ne? Şu; soruşturmalar ve kovuşturmalar konusunda istenilenin dışında haber yapılmamasını sağlamak.. Bu madde anayasaya girerse bu adam niye tutuklandı diye soramazsın.. Sorarsan sen bilirsin!..
Yeni Türkiye dedikleri.. İşte böyle bir Türkiye.. Sayın Tezkan`ın yazdığı, basına yasal dayanaklarla getirilmek istenen sansür. Bir de hiçbir yasada, yönetmelikte yer almayan sansür biçimleri vardır.
Devletin gücü, sermayenin gücü, iktidar olmanın gücü ile uygulanmak istenen ve son zamanlarda bayağı başarı sağlanan sansür yöntemleri bunlardan biridir.
İktidar olarak elinizde bulunan kamu gücünü her yönüyle seferber edip, yayıncı kuruluşun üzerine üzerine gidecek, aklın hayalin alamayacağı maddi cezalara çarptıracak, koca koca holding patronlarına diz çöktürüp, kendinize biat etmesini sağlayacak, arkasından isteklerinizi sıralayacaksınız; şu muhabirin kulağını çek, şu köşe yazarını kapının önüne koy v.b. Bunlar ulusal basındaki, geneldeki sansür uygulamaları. Yerelde de dolaylı sansür uygulamalarına farklı yöntemlerle rastlanır.
Yerel basına uygulanan dolaylı sansür, belirgin olarak bilgiye ulaşımın engellenmesiyle görülür. Birşeyler olmuştur, görülmüş duyulmuştur da; nasıl olmuştur, doğrusu nedir? Siz bunun detaylarını öğrenmek ve kamuoyuna aktarmak istersiniz. Başvuracağınız kaynaklar, makamlar bellidir;
idareyi ilgilendiren konularda Kaymakamlıktan, asayişi yargıyı ilgilendiren konularda Cumhuriyet Savcılarından, yerel yönetimleri ilgilendiren konularda ise belediye başkanlarından ve bunlara bağlı birimlerden bilgi ya da elinizdeki bilginin teyidini istersiniz. Çoğu zaman "soruşturmanın gizliliği, kamu görevlilerinin basına açıklama yapamayacağı, bilgi veremeyeceği" gibi gerekçelerle geri çevrilirsiniz. Açıklama çağrınız yanıtsız kalır.
Birde bazı makamların, bazı yetkililerin özel olarak koruma kollama altına aldıkları vardır. Bunlar bazen bir kamu görevlisi, bazen bir kamu kuruluşu, bazen bir siyasetçi ya da iş adamı veya özel kuruluştur. Bunlarla ilgili bir yolsuzluk, usulsüzlük haberinin kamuoyuna duyurulması pek istenmez. Ahlaka mugayir bir olayla ilgili bilgiye, detaya ulaşmak istediğinizde ağızlar fermuarlanır, kapılar kapanır, telefonlar açılmaz olur, ulaşmak istediğiniz her noktada bir koruma kalkanı ile karşılaşırsınız.
Tüm bu örneklemelerden sonra bir daha soralım: Basın hür müdür? Evet hürdür ama iktidarlar istedikleri anda yasa yönetmelik çıkararak veya dolaylı yollardan sansür uygulanır. Gazetecisinin de okuyucusunun da haberi olmaz.
Yani öküz taht`a çıkmakla padişah olmaz fakat; saray ahır olurmuş. Peki; kimin eli kimin cebinde?
Türkiye ne oldu. Biliyor musunuz?
Küfretmemeye söz verdiğim için namussuzlar alçaklar şerefsizler falan demiyorum. İş o demediklerimin çiftliği oldu..
Dürüstler kalmadı, doğrular yazılmadı, hakikat hep saklandı. Basın satıl, basın mensupları susturuldu, yürekli bilinen sahte yürekli kalemler içeri tıkılma korkusuyla yüreksizleşti. Fırıldak oldu.
Basın dilini yuttu. Ve hür değildi..Atatürk bu günleri görüyor muşçasına söylüyordu.?
Selam ve dua ile
07-Eylül-2014


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.