Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1833
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 10252
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 756
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2054 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (154) | Dış Politika (2305) | Ekonomi (235) | Eğitim (92) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (63) | Adalet (71) | Milli Kültür (430) | Gençlik (27) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (855) | Tarım (149) | Sanayi (13) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (19) | Din (545) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (13) | Milli Güvenlik (627) | Türk Dünyası (892) | Şiir (77) | Sağlık (186) | Diğer (3438) |

Görüş bildirebileceğiniz Devlet Kurumlarımız ve Memurlar konuları
Devlet kurumlarımız yeniden yapılanmalı mı? (7)
Devlet memurlarımız nasıl olmalıdır? Temel sorunları nelerdir? (8)
Devlet kurumları ile ilgili diğer konular (48)


Devlet Kurumlarımız ve Memurlar - Devlet kurumlarımız yeniden yapılanmalı mı? konusu hakkında görüşler
Nurullah AYDIN - (Ziyaretci) 10.11.2010 11:21:42

DEVLET`İN YÖNETİM ŞEKLİ DEĞİŞİYOR MU?

Nurullah AYDIN
8 Kasım 2010


DEVLET`İN YÖNETİM ŞEKLİ DEĞİŞİYOR MU?

Türkiye`de kamu yönetimi AKP döneminin ilk yılından itibaren yeniden şekillendirilmeye başlandı. Yeniden şekillendirmeye reform deniliyor.

Reform denilince akan sular duruyor; buna karşı çıkanların statükocu ilan ediliverilmesi gibi pratik yararları da var. Peki her reform ileri yönde atılmış bir adım mıdır? Elbette değil.

Peki ortada bir karşı-reform süreci mi var? Nereden baktığınıza bağlı. Eğer Cumhuriyetin kazanımlarını önemsiyor, küreselleşmenin bugünkü biçimine yani emperyalizme karşı bir duruş sergiliyorsanız, Türkiye`de bugün yerelleşme adına getirilmek istenen düzenlemelere karşı-reform süreci olarak bakmak gerekir.

Karşı-devrim ögelerini de içeren bu süreç kuşkusuz AKP iktidarıyla başlamadı ve sadece kamu yönetimiyle sınırlı değil. Ancak AKP ile birlikte hem hızlandı hem nitelik değiştirdi.

Bir önceki hızlanma dönemi, 1999-2002 arasında, gene IMF ve DB güdümlü yeniden yapılandırma dönemiydi. Daha da önceden başlatılırsa, dönemin sınırlarını 1980`den beri Türkiye`de sürdürülmekte olan neo-liberal projenin çizdiği görülür.

Bu proje, büyük ulus-devletlerin ve AB gibi ulus/devlet entegrasyonlarının ve uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillenen bir küreselleşme sürecine, Türkiye gibi çevre ülkelerinin ulus/devlet kimliklerinin aşındırılarak dahil edilmesini öngörür.

Çevre ülkelerin ulusal çıkar perspektiflerinin ve buradan temellenen dirençlerinin kırılabilmesi için büyük mali açmazlar, yüksek dış borçluluk içinde tutulmaları önem taşır.

Türkiye bu bakımdan kıvama gelmiş bir ülkedir. 1980`lerdeki mali bağımlılık, 1970`leri aratmıştı. 1990`lar 1980`leri aratmıştır. Şimdilerde, son 8 yıllık IMF programının yürürlüğe girdiği 2000 öncesini arar durumdadır.

2001 krizi sadece ekonomiyi değil siyaseti de altüst etmişti. 2002 dönemecinde, siyasal süreçte yıpranmamış gözüken ve farklı iddiaları da taşıyan yeni bir siyasal oluşumun iktidara taşınması denenmiştir.

AKP, Türkiye`de başarısızlığa uğramış, hatta iflas etmiş olan çeyrek yüzyıllık neo-liberal küreselleşme projesini yeniden cilalayarak hayata döndürme misyonunun partisi olarak sistem dışı öğeler barındıran kendi programıyla da ehlileştirilmiş olarak sisteme girmiştir.

AKP bu projenin bir parçasıdır. AKP, aynı zamanda ABD`nin Büyük Ortadoğu Projesi`nin bir parçası olarak eşbaşkanı olarak rol üstlenmiştir. 1 Mart 2003 ve 7 Ekim 2003 savaş tezkerelerinin, Dubai`de imzalanan 1 milyar dolar hibeli teslimiyet anlaşmasının, uygulamaya girememiş olsalar da, başka gizli anlamları yoktur.

Bunlar AKP`nin kendi özel gündemiyle de çakışıyordu. AKP`nin, Batı`nın çıkarlarına hizmetleri karşılığında kendi oyun alanını genişletme taleplerinin makul karşılanması veya bunlara karşı durulmadı. Eşbaşkanlık bu bağlamda açık/örtük bir pazarlığın yansımasıydı.

Küreselleşme, güçlü ulus devletler ile uluslaşma sürecini tamamlayamamış ülkeleri aynı rekabet ilişkileri düzlemine taşırken yeni bağımlılık ilişkileri üretmiştir. Bunun bir aracı da çevre ülkelerine yönelik yerelleştirme dayatmaları olmuştur.

Bu dayatmaların, uluslaşma sürecini tamamlamamış ülkeleri, Yugoslavya örneğindeki gibi hemen yıkıma ve parçalanmaya götürmesi belki beklenmiyordu. Çevre ülkelerin bağımsızlık refleksi ve kurumsal donanımları hala güçlü olan merkezi yapılarını zayıflatmak veya onları by-pass ederek yetkileri arttırılmış yerel yönetim birimlerini muhatap almak yeterince iyi bir sonuç değil miydi? Ulus-ötesi sermaye için de en uygun çözüm bu değil miydi?

AKP; idarenin bütünlüğünü parçalayarak, kamu kurumlarını ele geçiremediği çalışmaktan asla vazgeçmemiştir. Yine; devletin kuruluş felsefesini geri dönülemez biçimde ve temelden değiştirmeyi hedeflemektedir. İktidarın birinci yılında, 2003`te, Türkiye`de kamu yönetiminin anayasal tanımını tersyüz ederek, merkezi yönetimi sadece 10 görev alanıyla sınırlı özel yetkili bir idare haline getiren bir düzenleme yaparken, rejim değişikliği girişimiydi. Oysa; anayasanın idarenin bütünlüğü tanımı 1982`de düzenlenmiş olmayıp hem 1961 anayasasını hem de TC`nin kuruluştan itibaren temel idari yapısını kapsamaktadır.

Dolayısıyla, AKP`nin genel seçimler sonrasında yeni anayasa tasarısıyla Türkiye`nin gündemine getirmek isteyeceği yerelleşme süreci, küreselleşmenin emrinde olduğu kadar dinci bir dönüştürmenin ve etnik bir bölünmenin de habercisi olabilecektir.

Günün Sözü: Devletin ilkeleri ve kurumlarıyla sık sık oynamak, devleti çözülüşe götürür.


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.