Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1832
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 10230
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 756
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2053 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (154) | Dış Politika (2300) | Ekonomi (235) | Eğitim (91) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (63) | Adalet (71) | Milli Kültür (427) | Gençlik (27) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (852) | Tarım (149) | Sanayi (13) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (19) | Din (543) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (13) | Milli Güvenlik (624) | Türk Dünyası (892) | Şiir (77) | Sağlık (186) | Diğer (3433) |

Görüş bildirebileceğiniz Devlet Kurumlarımız ve Memurlar konuları
Devlet kurumlarımız yeniden yapılanmalı mı? (7)
Devlet memurlarımız nasıl olmalıdır? Temel sorunları nelerdir? (8)
Devlet kurumları ile ilgili diğer konular (48)


Devlet Kurumlarımız ve Memurlar - Devlet kurumlarımız yeniden yapılanmalı mı? konusu hakkında görüşler
Rıza Müftüoğlu - (Ziyaretci) 14.02.2008 11:59:16

DEVLET YAPIMIZ

Devletimizin yapısı hemen her dönemde tartışılmıştır ama bir türlü devletin yeniden düzenlenmesi gerçekleşememiştir.
Ülkemizde devlet yapısı ile ilgili tartışmalar son zamanlarda her nedense daha çok merkezi sistemden adem-i merkeziyete geçmesi noktasında yoğunlaşmıştır. Her nedense merkezi sistemi, merkezi sistem anlayışı içinde yürütemeyenlerin adem-i merkeziyete dayanan sistemi de hiçbir zaman yürütemeyecekleri gerçeği hep göz ardı edilmiştir. Çünkü bu tartışmaların daha çok çıkış nedeni dış kaynaklara ve bölücü unsurların gizlenmiş güçlerinin marifetlerine dayanmaktadır.
Halbuki öncelikle yapılması gereken, kuruluş kanunları olmayanların da kuruluş kanunları da çıkarılarak her bakanlığın amacını ve hedeflerini ve işleyiş şeklini, ülkemizin ihtiyaçları ve imkanlar dengesinde belirlemek ve bunun için de yeni bir devlet kuruyormuşçasına ayrı bir çalışma birimi teşekkül ettirmektir. Ancak bu çalışmalar yapılırken hangi görevlerin ve yetkilerin illere devredilebileceğini belirlemektir. Yoksa bir kısım beyler ve merkezler "eyalet sistemi" hayali içinde olduklarından dolayı bunun alt yapısını hazırlamak için adem-i merkeziyet sistemi arayışları içinde olunamaz. Hele hele adem-i merkeziyete dayalı devlet yapısının demokrasinin gereği olduğunu söylemek belli niyetleri demokrasi zırhı içinde saklamaktan öteye geçmez.
Devlete işlerlik kazandırılması günümüzde en önemli konuların başında gelmektedir. Çünkü devlet yaşamı düzenleyen bir güçtür ve çok önemlidir.
Devletin tek bir ideolojisi olmalıdır ve değişmemelidir. Bu ideolojinin dayanakları ise "Koruma", "Kollama", "Yaşatma", "Yükseltme", "Hizmet etme", "Eğitme", "Yetiştirme"... olmalıdır.
Milletin var ettiği, milleti için var olan, bu varlığı sebebiyle de kutsal olan devlet güçlü ve işler olmalıdır. Devlet, görevlilerin ve siyasilerin keyfi isteklerine göre değil, adaletle ve bir görevin ifasının kutsallığını anlayarak işlemelidir.
Devlet kutsal mı?
Devlet elbette ki kutsal bir kavramdır.
Millet de kutsal bir kavramdır.
Demokrasi de...
Devlete saygı yoksa, millete de olmaz.
Şimdi bir kısım çevreler şu oyunu oynamaktadır. Onlara göre millet kutsal, bunun içinde demokrasi de kutsal ama devlet kutsal değil, çünkü devlet kutsal olunca demokrasi olmuyor ve millet eziliyor.
Bu görüşün hiçbir mantığı yoktur.
Çünkü demokrasi, hukuk kurumları ve devletle ancak birlikte ve her biri fonksiyonunu tam yerine getirdiği zaman tam olarak işler ve millet böyle rahat edebilir.
Kaldı ki önce şu bilinmelidir ki demokrasi olmadan bir milletin ayakta durması mümkündür ama devleti olmayan hiçbir millet sadece demokrasi ile ayakta duramaz, daha doğrusu devlet olmadan millet ayakta duramaz, millet olmayınca da demokrasi zaten yoktur.
Devlet olmayan bir yerde yönetim biçimlerinden bahsedemezsiniz zaten. İster krallık olsun ister demokrasi millet için öncelikle ele aldığı ve yönettiği devlettir.
Demokrasi, devlete ve hiyerarşiye karşı olan bir yönetim biçimi değildir.
1950 öncesi halkın devlet memurlarından çok çekmiş olması bizim güçlü "devlet"ten ve devletin kutsallığından vazgeçmemizi gerektirmez. Demokrasiden yana olanların yapacağı mücadele, millete en iyi şekilde hizmet edecek bir devlet yapısı için olmalıdır. Yoksa devletin tılsımını ortadan kaldırma mücadelesi verilmemelidir. Bunun demokratlıkla, milletten yana olmakla bir ilgisi olamaz.
Bu görüşü duyduklarında şunu söylüyorlar: Biz, devlet ortadan kalksın demiyoruz ki, devlet kutsal olmamalı, devlet küçülmeli vs.vs.
Bir devleti yıkmak için eğer silahlı kuvvetleri kullanmıyorsanız yapacağınız şey önce bu değeri halkın gözünde aşağı indirmek, sonra da budamak, sarsmak, kaos ve kargaşa çıkarmak ve nihayet halkla birlikte onu yıkmaktır.
Bu kötü niyetlilere fırsat vermemek için de devleti kendi kuruluş amacına uygun işlemesini sağlamak gerekmektedir.
Devlet üzerinde en çok oynamak isteyenlerin bir cephesinde de siyasetçiler, daha doğrusu iktidar olan siyasetçiler bulunmaktadır.
Siyasetçilerin devlete karşı ilk darbesi, o meşhur "Türkiye`de siviller iktidar olur ama muktedir olamazlar" sözüyle gerçekleştirilmiştir.
Bu söz, aslında daha önce seçmene verilen sözlerin yerine getirilmemesi üzerine seçmene "anla beni" mesajı olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü tek otorite imiş gibi seçmene söz verildiği zaman, seçmeni bir müddet oyalamak mümkün olmakta ama bir müddet sonra bir başka çıkış yolu bulmak zorunda kalınmaktadır.
Ayrıca devleti istediği gibi yönetememe şikayeti bir ayrı zihniyeti de ortaya koymaktadır. İlkelerle, kurallarla, kanunlarla yönetmek yerine "kral gibi" yönetme zihniyeti.
Ancak ne var ki demokrasinin zaaflarıyla birlikte devletimizin yapısı da bozuldu ve bu gün siyasetçi ve devlet görevlisi birbirleriyle alışveriş etme noktasına geldi.
Artık Türkiye`de tek başına ne devleti ele alıp reform ve düzenlemeler yapabilirsiniz ne de demokratik sistemimiz değiştirebilirsiniz ne de hukuku sağlamlaştırabilir, adaletli bir düzeni kurabilirsiniz. Demokrasiyi, devleti ve adaleti bir anda ve birlikte ele aldığınız zaman bir müspet netice alabilirsiniz.

Bu gün devlet yapımız kendini öylesini kaybetmiş ve asıl amacından öylesine uzaklaşmıştır ki büyük ölçüde iktidarların marifetiyle yürür hale gelmiştir.
Onun içindir ki tek başına ve çoğunlukla bir siyasi parti iktidar olduğunda "istikrar"dan bahsedilmekte, koalisyonlarda ise istikrar arayışları artmaktadır. Çünkü devlet artık bu gün kendi amacına uygun işleyişini kendi görevlileri ile yürütmekten uzak bir duruma gelmiştir.
Şimdi bir örnek olayı ele alalım ve devletimizi ve bürokrasimizi ve siyasetçilerimiz ile demokrasimizi değerlendirelim.
Bir bakan bir ildeki bir kurumuna bir genel müdür atayacaksa işlem şöyle gerçekleşmektedir. Bir kere o ilin iktidar partisinin mensubu milletvekillerinin uygun görmedikleri bir genel müdürün atanması söz konusu olamaz. Çünkü bu milletvekilleri , bu genel müdürün kendi istekleri dışında hareket etmesinden ve neticede genel müdürün kendisinin ileride siyasete atılmasından veya başka bir milletvekili adayına destek vermesinden endişe etmektedir. Genel müdürler böyle bir şey yapabilmekte midirler? Evet isteyenler yapabilmektedirler. O ilin il başkanının ve diğer partililerin isteklerini yerine getirerek bunlarla çok iyi ve bazen de sarsılmaz bağlarla ilişki kurabilmektedirler.
Bürokratları siyasetle bu kadar iç içe getiren sebepler nelerdir?
Bunun birden çok sebebi vardır. Ancak sistem olarak devletin işleyişi açısından meseleyi ele aldığımızda şunu görmekteyiz. Devlet kurumlarımızın çoğunda artık "sicil sistemi" diye bir şey kalmamış gibidir. Siciller artık formalite icabı doldurulmaktadır. Sicil sistemi böyle lafta kalınca devlet görevleri için gerekli olan liyakat, dürüstlük, adaletli yönetim gibi kavramlar büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.
Bir devlet, elemanlarını nasıl istihdam edeceğini, hangi görevlere hangi özelliklerdeki elemanları getirebileceği ölçüsünü kaybederse bu devletin devlet olmasından bahsetmek mümkün olmaz.
Halbuki devletin kendi kuruluş ve işleyiş amacına uygun elemanları istihdam etmesi şarttır.
Devlet önce bir zihniyet, amaç ister, sonra bilgi, kabiliyet, çalışma gibi özellikler ister.
Özel bir şirkete giren ve burada çalışan bir elemanda "geçimini sağlamak, mesleğini geliştirmek, iyi bir şirkette çalışmak gibi amaçlar söz konusudur ve bu zihniyete sahip bir eleman, şirketin amacına uygun özelliklere sahipse şirket için de yeterlidir ve şirket-eleman çelişkisi söz konusu olmaz.
Halbuki devlette çalışmak isteyen ve görev yapan bir elemanda şirkette olduğu gibi bir amacın ve özelliklerin olması gereklidir ama bu kafi değildir. Devlette görev yapanın özel şirketteki elemanların amaçlarını aşan bir zihniyete sahip olmaları ve ulvi bir manevi havayı yaşamaları lazımdır. Bu manevi hava, "milletime hizmet ediyorum, milletimin en üst seviyesindeki temsilcilerinden biriyim, aldığım maaş bir patronun kazancından değil, bir milletin varlığından elde edilmektedir" gibi bir anlayışı unutturmamalı, bu anlayışı yaşatmalıdır.
Devlet memurunda özel şirketteki görevlinin amacını aşan bir amacı taşımasının gereğini devletin kutsallığının dışında da şöyle açıklamak mümkündür. Özel şirket batarsa, elemanlarının o şirketten faydalanması imkanı kalmaz. Ama bir devlet teşkilatının batması düşünülemez. Özel şirket elemanları şirketim batmasın diye de dikkat gösterirler, çok fazla kar elde etmeye odaklanırlar. Buna mecburdurlar. Devlette ise böyle bir mecburiyet yoktur çünkü devlet batmaz. İşte bir özel şirketle iflas etme açısından bir farka sahip olan devletin bundan doğan açığını kapatmasının tek yolu devletin kutsal bir görev yapmış olmasındandır. Bu kutsallık ortadan kalkınca yönetim bilimi açısından da devlet eksik bir duruma gelmektedir.
Bana göre "özelleştirme" akımının dünyada ve Türkiye`de bir anda bu kadar yaygınlaşmasının en önemli nedeni devlet kuruluşlarının kendi amacına uygun eleman istihdamında kontrolü kaybetmiş olmasındandır.Yoksa gerçek manadaki bir devlet memuru, iktisadi alanda faaliyet gösteren kuruluşları da en iyi şekilde yönetebilirdi. Biz İktisadi devlet teşekküllerimizi "devlet ekonomi ile uğraşır mı? Ekonomik faaliyetlerin kendi kuralları vardır. Devlet görevlilerine bu kurallar çerçevesinde mevzuat gereği yetki veremiyoruz" şeklinde yüzeysel gerekçelerle özelleştirdik. Halbuki bu gün devletin diğer birim ve kurumlarında da büyük tıkanmalar ve sıkıntılar mevcuttur. Devleti küçültmek ayrıdır, devletin işleyişini daha açık ve halk için esasına dayalı yapmak için düzenlemeler yapmak ayrıdır. Onun için devlet budanmamalıdır. Devlet ekonomiden kurumsal olarak çekilse bile muhakkak ekonomi ile direkt veya endirekt bağlarını kurmalıdır. Devletin bir millet için gerekli olan hiçbir değerden uzak kalması düşünülmemelidir. Devlet kurumları gelişen ve değişen şartlara göre değişebilecek bir esnekliğe ve işleyişi sahip olmalı ama devlet küçülmemelidir. Çünkü devlet küçüldükçe uluslar arası sermayenin sömürü alanı genişlemektedir.
Özetle bir devletin özel şirketten farklı olan yapısı ve manası vardır. Bu mana kaybolduğu zaman devlet, devlet olarak işleyemez.
Bu gün devletin zaman olur halkına zulüm yapmasının, zaman olur menfaat kapısı olmasının, rüşvet mekanizmasının parçası olmasının, zaman olur adaleti tatbik edememesinin en büyük nedenlerinin birincisi, devlet-devlet görevlisi çelişkisinin varlığıdır.
Devletin yapısal manadaki yetersizliği, eleman istihdamındaki politikasızlığı devleti her türlü baskıya açık hale getirmektedir. Böyle olunca da devlet bazen mafyanın elinde, bazen iş adamlarının , bazen de siyasetçilerin ve çoğunlukla da hemen hemen hepsinin faydalandığı alan haline gelir.
Bir bakan, bakan olmadığı dönemlerde mesela bir inşaat şirketinin sahibi olsa, hiç kimsenin hatırı ve baskısı bu şirkete ehil olmayan bir elemanı aldıramaz. Çünkü şirketin sahibi şirketi kar elde etmek için kurmuştur ve ancak kendine yararlı elemanları alabilir.


Ancak aynı kişi devletin başına geldiğinde, bakan olduğunda, bakanlığına bağlı kurumlara, bu kurumların kuruluş ve işleyiş amacına uygun olmayan elemanları atamak zorunda kalabilmekte veya bu atamaları bilhassa yapabilmektedir.
Kendi malı olunca dikkatli, devletin malı olunca hoyratça.
Hiç tetkik etme fırsatı bulamadım ama herhalde "devletin malı deniz, yemeyen domuz" sözü bizden başka hiçbir millette yoktur.
Evet bu gün Türkiye`de siyasetçi-bürokrat ilişkisi bu örnek olaydaki gibi ve buna benzer şekillerdedir.
Şimdi bu düzeni düzeltmeden adem-i merkeziyete dayalı sisteme geçsek ne değişir? Hiçbir şey değişmez sadece rolleri oynayanlar değişir.
Bu günkü yapısıyla devletimizin organizasyon şeması dahil her bakımdan yeni bir düzenlemeye ihtiyacı vardır.


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.