Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1769
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7802
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 756
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1995 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (135) | Dış Politika (1396) | Ekonomi (169) | Eğitim (68) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (36) | Adalet (64) | Milli Kültür (243) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (543) | Tarım (137) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (13) | Din (841) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (53) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (385) | Türk Dünyası (679) | Şiir (45) | Sağlık (95) | Diğer (2845) |

Görüş bildirebileceğiniz Dış Politika konuları
Irak`ın kuzeyinde yapılan sınır ötesi harekat ne olmalıdır? (4)
Barzani mi daha tehlikeli PKK mı? (14)
Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (140)
ABD ve İsrail ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (153)
Türk Dünyasıyla ilişkilerimiz yeterli mi ?hedef ne olmalıdır? (5)
Beşli Shangay örgütü ile ilişki kurmalı mıyız? (41)
Dış politika ile ilgili diğer konular (1039)


Dış Politika - ABD ve İsrail ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? konusu hakkında görüşler
Ahmet Kılıçaslan Aytar - (Ziyaretci) 14.4.2018 18:33:33

TRUMP HALT ETTİ



TRUMP HALT ETTİ



14 Nisan`da ABD, Birleşik Krallık ve Fransa bir askeri operasyonla Suriye`de Beşar Esad`ın bir çok mahaldeki kimyasal silah potansiyelinin altyapısını vurdu.
Başkan Trump, Cumhurbaşkanı Esad`ın bir canavar olduğunu, yapılan operasyonla Suriye`nin kimyasal silah saldırılarının engellemesinin amaçlandığını söyledi.
ABD`nin toplam 103 Tomahawk füzesinin 71 adedi, Rusya üretimi hava savunma komplekslerinden oluşan Suriye hava savunma sistemleri tarafından imha edildi.
Rusya`nın Tartus ve Khmeymim`deki üslerine saldırılmadı.
Rusya, İran ve Hizbullah eylemin "sonuçsuz" bırakılmayacağını açıkladı...


Dünya`da muazzam gelişmeler yaşanmaktadır.
ABD`de Başkan Trump`ın 2008 krizinde büyük bankaların ani iflasını önleyen,
Ama Hazinenin bankalar üzerinde vesayetini kurumlaştıran Dodd-Frank Yasası`nı ortadan kaldırarak işe başlaması,
Böylece mevduat bankalarıyla yatırım bankaları arasındaki ayrımı ortadan kaldırmaya yönelmesi;
Trump ve yönetimi ile uluslararası mali güçler ve medyaları arasında büyük bir çatışmaya yol açtı.


Uluslararası mali güçler ve ana akım medyaları, Trump ve seçim kampanyası ekibi ile Rusya`ya isnat edilen karanlık komplolar arasındaki bağların üzerine ısrarla yürüyor.
Kullanılan argümanlar siyasi mücadelede alışılageldik türden değildir.
Bunların açıkça savaş propagandası ürünü olduğunu herkes tespit edebiliyor...
Son olarak ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo gibi şahin politikacılar bu çevrelerin zorlamasının ürünüydü...


Trump, Suriye`ye saldırı kararı verdiği gün New York Times , Bağımsız Yargıç Robert Mueller , Başsavcı Yardımcısı Rod Rosenstein, Suriye lideri Beşar Esad, FBI ve Hillary Clinton da dahil olmak üzere çok sayıda hedefe öfkeyle saldırmaktaydı...
Başkan`a yakın kaynaklar, başkanın "kızgın, çaresiz ve üzgün" olduğunu ve öfkesinin şu anda "herkesin hayal edebileceğinin ötesinde" olduğunu söylüyor...
Nitekim Başkan`ın öfkesi yönetilemez hale gelmiştir, baskıya direnememiş ve Suriye`yi cezalandırmak üzere büyük çaplı saldırıları başlatmıştır.


Halbuki Başkan Trump, Ortadoğu`daki kargaşadan Obama yönetimini sorumlu tutuyor ve ağır eleştirilerde bulunuyordu.
"IŞİD`i Obama kurdu. IŞİD`in kurucusu o. Şunu da söylemeliyim yardımcılığını da ezik Hillary Clinton yaptı. IŞİD Obama`yı onurlandırıyor" diyordu...
Ya da daha bir kaç gün önce Amerikan birliklerinin Suriye`den eve dönmesi gerektiğini belirttiğinde dış politika hakkında önemli bir gerçeği vurguluyor;
" İslam Devleti yenilgiye uğradı ve Washington`un Esad`ı devirmek, Suriye`yi parçalamak, Türkler ve Kürtler arasına girmek, Rusya ve İran`la yüzleşmek ve neocon düşünce kuruluşlarının ortaya çıkardığı arayışlarla hiçbir işi yoktur" diyordu.


Şimdi Başkan, Suriye`deki ölümlerin çoğundan patlayıcılar ve mermilerin sorumlu olduğunu bile bile kimyasal silah kullanıldığı bahanesiyle,
Rusya`ya karşı savaşı tırmandırmış, ABD için daha az güvenlik satın almıştır.
Artık Başkan Trump daha fazla Amerikan yaşamı ve zenginlikleri için inandırıcı ve haklı bir gerekçeye sahip değildir...


Çünkü ABD`nin ötesinde; Rusya Devlet Başkanı V.Putin; 2005 Gürcistan, 2014 Kırım, 2014-2016`da Doğu Ukrayna zaferleri ve şimdi Suriye`den hareketle;
Rus İmparatorluğunu parçalarından yeniden inşa etmeye çalışıyor.
İngiltere geleneksel ittifakı AB`yi terk ederken, AB güç kaybetmiştir.
Çin, Rusya, İran ve İsrail yeni güçler olarak ortaya çıkmıştır.


Çin; 2013` te Orta Asya enerji alanında kendine ait boru hattı sistemi olarak planladığı Türkmenistan- Özbekistan gaz boru hattını,
Ekonomik yavaşlama ve uzun vadeli LNG sözleşmeleri imzalamış olmasıyla rantabl olmadığı düşüncesiyle süresiz ertelemiştir.
Bu planın güvenlik ve jeostratejik boyutlarının geleceği iddialı "Bir Kuşak, Bir Yol" projesini de etkiliyor.
Ama bu eğilim, İran ve Rusya gibi enerji ihraç eden ülkelere pratik olarak doldurulacak bir boşluk oluşturmuş,
İki ülkenin de lehinde gelişen bu durum, Rusya-İran ittifakının enerji ve jeopolitik nüfuz üzerinde güçlenmesinin yolunu açmıştır.
Nitekim İran-Rus ittifakında görülen şey bu ikisinin Doğu Akdeniz`de giderek beliren gücüdür...


Bütün bu gelişmelerde Hazar`ın zengin hidrokarbon kaynakları odak noktasıdır.
Çünkü Hazar politikasını Rusya ve İran`ın birlikte koordine etmesi;
Rusya ve İran`ın Asya doğal gaz stratejisinde,
Orta Asya ve Güney Asya`daki oyunlara katılması için bu bölgenin enerji pazarlarındaki hareketleri yönetmesinde,
Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru`nu tamamlayacak İran-Hindistan koridorunu oluşturmada,
Tacikistan`ın dev Bokhtar gaz alanının geleceğinde,
Türkmenistan ve Kırgızistan`ın gaz kapasitesini geliştirme projelerinde başat ülkeler olmalarının önü açıyor...


Elbette Rusya`nın Ortodoks gururu ile İran`ın radikal Şii İslamının asla yakın müttefikler olmayacağı sorgulanmıştır.
Ama Suriye`deki Rus ve İran jeostratejik hedefleri arasında bir karşılaştırma yapıldığında bu farklılığın marjinal olduğu anlaşılıyor.
Çünkü, farklılıklar ne olursa olsun ancak her iki ülkenin de kendi istediklerini yansıttıkları kadar değerlidir...
Moskova için önemli olan varlığını, gücünü yansıtması, askeri satışı ve bölgede ABD varlığının zayıflatılmasıdır.
İran da bunları paylaşıyor, ayrıca Hizbullah`a bir koridor tutuyor.
Aynı zamanda Rusya`nın Akdeniz`e doğrudan erişimi ve bölge ülkeleri ile ilişkilerinde bir kaldıraç görevi yapıyor.
İki ülke, ortak zemini kolayca buldukları Suriye`de marjinal ya da taktiksel farklılıklar üzerinden birbirleriyle çatışmıyor.
İkisinin de Suriye`de istediği şeyde uzlaşmaz bir şeyi görünmüyor.
İki ülkede bölgenin diğer yerlerinde ana hedef olarak ABD`yi zayıflatmak konusunu paylaşıyor...


Üstelik bu çevreler uzun süredir ABD hegemonyası ve güç siyasetinin etkisinde olan;
Birleşmiş Milletler Teşkilatı, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu gibi çok taraflı kurumları eleştiriyorlar.
Bu kurumların gelişmekte olan ülkeleri ulus ötesi şirketlerin boyunduruğu altına sokmakla,
Ekonomilerini baltalayarak ülkeleri krize sürüklemekle,
Şirketlerin çıkarları için emeği ve çevreyi koruyan yasaları ihlal etmekle suçluyorlar...


Bu yüzden Rusya, Çin, İran ve müttefikleri ABD`ye hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine,
Karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı teklif ediyor.


Bu teklifte; Suriye odağında tüm tarafların görüşlerini BM koordinasyonu altında yapılacak Barış görüşmelerinde ortaya koymaları için teşvik edilmeleri gerekiyor.
Sonra ABD ve Rusya`nın ideoloji farklılıklarına rağmen II. Dünya Savaşı sırasında faşizme karşı başarılı oldukları gerçek bir örnekten yola koyulmaları öngörülüyor.
Buna göre Suriye için Barış Kongresi ile birlikte 1947 BM Guvenlik Konseyi`nin 10 numaralı kararıyla aldığı askeri mahkemeler kurma hakkı kullanılacaktır.
Öngörülen, Ekim 1945`te II. Dünya Savaşı akabinde ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve Sovyetler Birliği`nin,
Alman Nazi partisine karşı "insanlık suçu, savaş suçları, dünya barışına karşı işlenen suçlar ve savaşa sebep olmak" suçlarından açtığı davaya bakmak için kurulan Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi`nin bir benzeridir...
Bu mahkemenin kararları kategorize edilmeli,
Yeni bir savaş hukuku ve Uluslararası Hukuk`un üstünlüğünde Birleşmiş Milletler Teşkilatı`nda yeni bir statü oluşmalıdır, deniliyor...


İşte Başkan Trump`ın Suriye saldırısı küresel kaosu tırmandırmanın ötesinde bir fayda sağlamamıştır.
Şimdi Trump`ın bu kaosun odağını oluşturan Suriye trajedisinin dünyanın en kötü insan hakları felâketi olduğunu idrak etmesi,
Hangi taraftan olursa olsun uçluların yargılanmasına kapı aralaması,
Bunun için acilen ABD dış politikasını yeniden yönlendirmesi gerekiyor.


Artık ABD, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan ve Türkiye`nin Suriye İç Savaşının sorumluluklarından kurtulmak için "Esad gitsin" sloganlarından sıyrılmaları gerekiyor.
Bu ülkeler Suriye`de Beşir Esad`ın anayasal, kanuni ve meşru sorumluluğunu kabul etmelidirler.
Esad yedi yıllık savaşta bütün düşmanlarını yenmiştir.
Şimdi savaş boyunca boyunca değişen demografik değişiklikleri yansıtacak yeni bir Anayasa`nın hazırlanmasında,
Demokratik olması için nufusun her kesiminin güvence altına alınmasında,
Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerinin yapılması sürecinden sorumludur.


Nitekim Beşar Esad ve rejimi, Suriye`de savaş meselelerini yargılamak için acele ediyor.
Suriye`de sıranın Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento seçimlerinin yapılmasına geldiğinde,
Değişen demografi doğrultusunda Suriye halkı isterse kendisinin de yargılanabileceğine kapı aralıyor...


Bu noktada dünyanın ve ABD`nin selameti için Bakan Trump`ın yapacağı iş;
Acilen hazır ABD, İngiliz ve Fransız donanması Doğu Akdeniz`de iken;
Bugün Kuzey Suriye`ye sığınmış olan İŞİD bakiyelerini, Ceyş-ul İslam, El Nusra , Özgür Suriye Ordusu gibi terör örgütlerini tam hedeften vurması,
Elebaşlarını bir an önce yargıya teslim etmesi ve Cenevre Barış Görüşmelerine doğru yollanmasıdır...

15. 3. 2018










Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar@gmail.com


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.