Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1828
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 9575
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 755
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2036 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (148) | Dış Politika (1880) | Ekonomi (214) | Eğitim (83) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (57) | Adalet (71) | Milli Kültür (388) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (707) | Tarım (139) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (16) | Din (973) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (553) | Türk Dünyası (801) | Şiir (60) | Sağlık (169) | Diğer (3208) |

Görüş bildirebileceğiniz Dış Politika konuları
Irak`ın kuzeyinde yapılan sınır ötesi harekat ne olmalıdır? (4)
Barzani mi daha tehlikeli PKK mı? (15)
Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (172)
ABD ve İsrail ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (226)
Türk Dünyasıyla ilişkilerimiz yeterli mi ?hedef ne olmalıdır? (5)
Beşli Shangay örgütü ile ilişki kurmalı mıyız? (63)
Dış politika ile ilgili diğer konular (1395)


Dış Politika - Dış politika ile ilgili diğer konular konusu hakkında görüşler
Ömer ÖZKAYA - (Ziyaretci) 26.07.2021 12:54:58

Ekstra parametreler var Makyavel

Ekstra parametreler var Makyavel
Pazartesi, 26 Temmuz, 2021 - 05:45
Ömer Özkaya
Ömer Özkaya
Yazar

A

A
Son yıllarda Batı`nın geleceğinin iyi olmayacağına ve gelecek perspektifini yitirdiğine dair Batılı aydınların "saptama”ları yeniden gündem olmaya başladı. Nedense Batılı aydınların son 200 yıldır sistematik Batı ve Batı uygarlığı eleştirileri ve bununla paralel Batı`nın artık çöktüğüne ilişkin analizlerinin tersine Batı`nın küresel ekonomik, siyasal ve kültürel yayılmacılığı giderek artmıştır.

Günümüzde Çin olgusu ile birlikte Batı`nın artık çöktüğüne yönelik değerlendirmeler yine moda olmaya başladı. Neredeyse 300 yıllık bir geçmişe sahip olan “Batı çöktü”, “çöküyor” ve “gücünü kaybediyor” türü bilimsel ve felsefî temelli analizlerin, rakamsal, siyasal, ekonomik, kültürel, diplomatik ve sair verilerle desteklenen içeriğe de sahip olması, "bu sefer gerçekten çöktü galiba" gibi bir yargıya ulaşmayı da zorunlu kılıyor.

Batı`nın çöküşü, doğal olarak yüzyıllardır Batı`nın zulmüne uğramış, sömürgesi olmuş ve/veya bir şekilde boyunduruğuna girmiş uluslar, devletler ve bireyler için bir kurtuluş müjdesi niteliği taşıyıp taşımadığı da tartışılmadan kasabaya gelen sirk reklamı gibi servis edilmesi şüpheleri giderek daha çok artıran bir boyut kazanmaktadır.

Çin ve Asya`nın uzak ve güney bölgelerinde yaşanan ve küresel dengeleri kökten değiştiren üretim, lojistik ve teknoloji tsunamisi ve Batı`nın bu bağlamda görece bozulan ekonomik, sosyal ve siyasal dengeleri Batı`nın çöktüğüne ilişkin erken değerlendirmeleri motive etmektedir. Saptamadan ve analizden çok, etik, siyasal, kültürel, dinsel ve askerî temelli arzuları ve temennileri yansıttığı ortaya konulabilecek ve kanıtlanabilecek bu "felsefî" çözümlemelerin bazı yönleri irdelenebilir.

Özellikle ve öncelikle Batı olgusu da Çin’in küresel sahne almasıyla aynı içeriklere ve boyutlara sahiptir. Batı’nın da küresel sahneye çıkması Çin’in de yaptığı gibi kitlesel üretim, sanayi devrimi ve teknoloji ile birlikte olmuştur.

Çin, Batılı finansal aktörlerin ve devletlerin yaptığı gibi hedef coğrafyalara kredi ve borç ile ulaşmakta ve alternatif bir çözüm olarak alan kazanmaktadır.

Çin de gerektiğinde Hong Kong örneğinde olduğu gibi hegemonyasını tesis etmek için çeşitli stratejileri kullanmakta tereddüt etmemektedir. Doğal bir uzantısı olarak gördüğü Hong Kong için uyguladığı uluslararası toplumun da onayladığı Çin’e aidiyeti temin etmek için hukuksal, siyasal ve toplumsal güncellenmiş ilhakın biçimi, hegemon profiline uygun fakat yeni küresel lider adayı için fazlası ile sıradan ve demodedir.

Çin’in küresel yayılımı ile ilgili olarak Batı`nın propaganda ettiği stratejiler Batı`nınkilerle hemen hemen aynıdır.

İlk elde yukarıdaki veriler Batı için fazlasıyla tanıdıktır ve doğal olarak Batı’da fazlasıyla panik de üretebilir.

Öte yandan Batı`nın kitlesel üretim alanı olma fonksiyonunu tasarlayarak ve ekonomik birçok araştırmadan geçirerek Çin’e transfer etmesinin ve reel olarak bazı üstünlüklerini kaybetmesinin sosyokültürel ve sosyosiyasal tepkiler üretmesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda Batı’da yükselen aşırı sağ akımlar, milliyetçilik dalgası ve göçmenler ile mültecilere yönelik kültürel ve dinsel farklılık vurguları ve saldırıları, Batı’nın imajını derin bir şekilde Batı kültürü içleminde bozmaktadır.

Batı toplumları için taze sayılabilecek bu olgular, Batı`nın siyasal ve ekonomik otoriteleri tarafından uzun yıllardır üretimi önemli oranda Avrupa dışına, maliyet düşürücü alanlara çıkaracak şekilde dizayn edilmektedir.

Almanya`dan Fransa`ya özellikle başkentlerde başta çiftçiler olmak üzere yapılan eylemler Batı toplumlarının gelişmelerin farkında olduğunu gösteren en temel göstergelerdendir.

Bütün bu tablonun geniş toplum kesimlerinin hem yerel hem de küresel bakış ve davranış kalıplarını değiştireceği ve gerçekleştirilen üretimsel kaydırmanın dezavantajlı sosyolojik büyük veya küçük öbekler üreteceği öngörülmüş olmalıdır.

Dolayısıyla Batı`nın çöktüğü, yerel, bölgesel ve küresel perspektifini kaybettiği yönündeki bilimsel ve kültürel de olabilecek analizlerin önemli oranda tek yönlü, tek boyutlu ve fazlasıyla taraflı ve makyavelist olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Propaganda içeriği yoğun “Batı çöküyor, Batı`nın geleceği yok” gibi saptamalar hem Batı`nın yükünü ve sorumluluğunu azaltacak hem de yeni hegemon adayı veya adaylarını yön göstererek yayılımını dizayn edecek boyutlar taşımaktadır.

Batı ve Çin arasındaki rekabetin Türkiye’nin yönünü Batı’dan başka taraflara çekmek gibi Batı tarafından yapılan bir başka siyasal ve ekonomik zarf taşıması olasılığı şüphesiz değerlendirilecektir.

Batı`nın, Çin’in artan etkinlik sahaları, pandeminin sarstığı ve bozduğu toplumsal dengeler ve ekonomik kayıplar, Batı içi yön arayışları ve NATO liderliğinde yeni konsolidasyon sağlama hedefleri, Afrika ve Asya`dan giderek yoğunluk ve nitelik kazanan mülteci akını gibi fazlasıyla mega sorunlar, bazı Batılı bilim insanlarında, felsefecilerinde ve politikacılarında öngörü kırılmaları yaratmaktadır.

"Yıkılmakta, gerilemekte ve düşmekte olan Batı’ya niye geliyorsunuz ey insanlar" türü bu yüksek volümlü feryadın mülteci akınlarını durdurmaya yetecek bir trajik boyutu olmaması nedeniyle aşırı sağın, milliyetçiliğin tırmanması, göçmenlere yönelik şiddetin artması ve bunların çeşitli medya mecralarında afişe edilmesi gibi başka görsellerin devreye girmesi uluslararası ilişkilerde sık görülen atraksiyonlardandır.

Mülteci akınlarının yönü ve niteliği, Avrupa`dan yayına verilen "Batı’da panik var" anonsunu sürekli boşa çıkartmaktadır.

Bütün bu küresel öngörü kaosu, Çin tarihini objektif olarak incelemeyi zorlaştırmaktadır. Çin’in en dikkate alınacak yönü, bilim ve teknoloji üretebilme yeteneğinin Batı`nın gibi köksüz olmamasıdır.

Çin ve dünya tarihi, Çin’in bilim ve teknolojide çok köklü bir geçmişe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Çin’in özgün olarak bilim ve teknoloji üreten bir tarihe sahip olması ve bunu 21.yüzyılda yeniden yapabilmesi, üzerinde en çok durulan ve durulması gereken boyutudur.

Tarihin ilk evrelerinden beri bilim ve teknoloji üretiminde öncü olan Çin’in Batı’yı korkutacak en önemli yönü bu olsa gerektir.

Yaklaşık 500 yıldır Batı`nın elinde olan bilim, teknoloji, politika, kültür ve sanat meşalesi tekrar Asya`ya mı taşınıyor sorusuna yanıt arayanların öngörü tablosu oluştururken zorlandıkları noktadayız.

"Moğollar" gibi Batı’ya siyasal ve askeri merak göstermeyen Çin’in, Bir Kuşak Bir Yol projesi ile küresel bir strateji izleyeceğini vurgulaması tüm dengeleri değiştirecek tek parametredir. Gidip bilim ve teknoloji alınan Çin profilinden, bilim, teknoloji, politika, ekonomi, kültür-sanat, askerlik, diplomasi ve finans dağıtımını dizayn eden ve dünyaya yayılan Çin olgusuna geçiş, ileride büyük olasılıkla en çarpıcı ve köklü devrim olarak nitelendirilecektir.

Bütün bu olgulara rağmen Avrupa ve genel olarak Batı, Çin’i fazlasıyla zorlayarak onun sosyosiyasal ve sosyokültürel koordinatlarını ve içeriğini kalıcı şekilde etkileyecektir. Demokrasi ve özgürlükler Batı`nın sürekli motivasyon kaynağı olarak Batı olgusunu sabit haline getirecektir.

Görevlendirilmiş bordrolu girişimciler değil, objektif, kendiliğinden harekete geçen girişimciler sürekliliği sağlayabilirler. Çin, ilerleyen süreçte demokrasi ve özgürlükler konusunda küresel standartlar oluşturabilirse yeni kalıcı küresel güç olacaktır.

Merhamet, vicdan, şefkat, sevgi, saygı ve estetikle donanmayan küresel güçleri rakipleri değilse bile tarih yenmektedir. Dolayısıyla geleceğin ideolojisinin en önemli boyutunu merhamet, vicdan, şefkat, sevgi, saygı ve estetik oluşturacaktır.

Savaş ve dövüş sanatları ile özdeşleştirilen Çin ve Doğu için aynı zamanda olağanüstü bir fırsat da ortada durmaktadır. Çin ve Asya`nın bu altından da değerli fırsatı yukarıdaki kıstaslar bağlamında değerlendirme yetenek ve kapasiteleri insanlığın yeniden inşaasını sağlayabilir.

Gelinen süreç bölgesel değil küresel reform ve rönesanslar çağının başladığını göstermektedir. Yüzyıllardır aşırı örselenen insanlığa insanlığını yeniden kazandıracak değerler sistemini kurabilenler gerçek hegemonlar olacaktır.

Batı`nın bu anlamda kendi coğrafyasında kendi uluslarına yönelik insan hakları evrensel bildirgesi gibi metinlerle, Reform ve Rönesans’ın eserlerinin katkılarıyla oluşturduğu insancıl veya hümanist bir demokrasi ve özgürlük iklimi, on yıllardır yalpalaya yalpalaya da olsa küresel bir örnek oluşturmuştur. Bu epey sargılı ve alçılı demokrasi ve insan hakları ve özgürlükleri atmosferi, dünyadaki en güçlü çekim merkezini yaratmaya da yetmiştir.

Çin içinse en önemli handikaplar burada ortaya çıkmaktadır. Çin, SSCB gibi aşırı totaliter ve sert bir yönetim alanında uluslararası camiaca koordinatlandırılırsa, öngörülen siyasal, ekonomik ve henüz formüle ve deklare edilmemiş hedeflerine ulaşmakta zorlanacaktır.

Bunun yanında Batı ile arasındaki rekabetin parametrelerini belirleme kapasitesi Çin’in küresel lider olmadaki diğer stratejik etken olacaktır.

Çin’in İran’la geliştirdiği ilişkiler matrisi ve uluslararası ilişkilerin biçimlendirdiği Ortadoğu denkleminde belirleyeceği kriterler Çin’in küresel etkisinin diplomatik prensiplerini sergilemesi açısından da stratejiktir.

Batı`nın sonsuza dek sürmesi beklenmeyen üstünlüğü ve hegemonyasının biteceği gerçeği karşısında tüm planlara rağmen haklı bir paniğin Batı bağlamında sağlıklı olduğu kuşkusuzdur. Fakat Çin’in küresel liderliği etap etap oluşturduğu bu süreçte Batı’yı rahatlatan en önemli konu, Çin uygarlığının küresel ve kültürel bir cazibe oluşturacak içerik ve görsellik uyarlamalarının henüz yapılmamış olmasıdır.

Çin ve Batı kültürünün ve uygarlığının sentezinin nasıl gerçekleştirileceği sorunsalı ilginç bir çalışma alanı olarak belirecektir. Çin bilim ve teknolojik yayılımı ve küresel ekonomik kültürün gereksinim duyduğu sosyolojinin alt yapısının nasıl olması gerektiği bir başka çarpıcı araştırma alanıdır

Batı’daki Çin yerleşimleri veya gettoları ile Çin’deki Batı yerleşimleri, ilerleyen süreçte gereksinim duyulan bu sosyolojik ve sosyokültürel alt yapının nasıl olması gerektiği sorusunun yanıtlarını üretecek dinamiklerin ana hatlarını belirlemede yardımcı olabilir.

Çin’in girişimci ve iş insanları dünyaya yayıldıkça dünya Çin kültürünü mü alacaktır, yoksa Çin Batı kültürü tarafından şekillendirilmeye devam mı edecektir? Batı`nın bu bağlamda da Çin’in küresel kültürel atmosferi çeşitli sentezlerle geliştirmesi durumunda kayıplar listesi uzayacaktır.

Sun Tzu’ya "tüm planlar değişti" diye hâlâ bir üstünlük konuşlanması Batı tarafından yapılsa da "ekstra parametreler var Makyavel" cümlesi ile küresel bir denklem sembolizmi yapılabilir.

Gerçekten küresel bir derbiye dönüşmesine ramak kalan Çin ve ABD eksenli dünya, beklenenin ötesinde bir uluslararası heyecan üretecektir.

Günün sonunda MC Donalds’a mı yoksa Çin lokantasına mı gidildiği galibi de belirleyecektir.



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.