Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1763
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7747
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 756
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1994 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (135) | Dış Politika (1376) | Ekonomi (169) | Eğitim (67) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (35) | Adalet (63) | Milli Kültür (243) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (535) | Tarım (137) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (13) | Din (837) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (53) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (382) | Türk Dünyası (672) | Şiir (45) | Sağlık (94) | Diğer (2837) |

Görüş bildirebileceğiniz Dış Politika konuları
Irak`ın kuzeyinde yapılan sınır ötesi harekat ne olmalıdır? (4)
Barzani mi daha tehlikeli PKK mı? (14)
Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (136)
ABD ve İsrail ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (153)
Türk Dünyasıyla ilişkilerimiz yeterli mi ?hedef ne olmalıdır? (5)
Beşli Shangay örgütü ile ilişki kurmalı mıyız? (41)
Dış politika ile ilgili diğer konular (1023)


Dış Politika - Dış politika ile ilgili diğer konular konusu hakkında görüşler
Ahmet Kılıçaslan Aytar - (Ziyaretci) 12.9.2018 11:43:47

FELÂKETİN EŞİĞİ


FELÂKETİN EŞİĞİ


Trump yönetimi, Suriye Hükümeti`ni yasadışı bir saldırıyla tehdit ediyor.
ABD, Suriye`nin kuzeybatısındaki İdlib`e düzenlenen saldırılarda kimyasal silah kullanılması durumunda,
Devlet Başkanı Beşar Esad rejimini üçüncü kez vuracağını bildiriyor.
Pazartesi günü Ulusal Güvenlik Danışmanı J.Bolton, bugüne kadar yapılan en açık uyarıda bulundu.
"Yeni bir kimyasal silah kullanımı olursa yanıtımız daha da güçlü olacaktır" dedi.


ABD`nin biteviye Suriye hükümetini vurmak ve tehdit etmek zorunda kalması;
Önceki saldırılarının etkisiz olduğunu,
Şimdi yapılacak olası bir saldırının daha büyük ölçekli olacağını,
Ancak daha iyi bir sonuç için bir garantinin de olmayışı anlamına geliyor.
Üstelik bu durumda ABD` nin Suriye, İran ve Rusya ile pazarlık ettiğinden daha maliyetli bir çatışmaya girme riskinin artacağından şüphe yoktur...


Ne ki, bugün İdlib hem Suriye muhalefetinin son büyük kalesi yani Esad`ın zaferini ilan edeceği yer,
Hem de sorunları daha da karmaşıklaştıran ülke içinde yerinden olmuş kişilerin ve dünyadaki mültecilerin en yüksek yoğunlukta olduğu alanlardan biridir.
Bu yüzden İdlib, yakın tarihte rejim güçleri tarafından ele geçirilen diğer bölgelerden farklı olarak tüm büyük güçlerin çatışan çıkarlarını birbirine harmanlıyor.
Bu da her güce ait hisseyi önemli ölçüde yükseltiyor...


Mesela İdlib`te Suriye- Rusya başarısı, İran`ın Suriye`de yenilenmesi anlamına gelecektir.
Aynı zamanda İdlib`e düzenlenen hava bombardımanı sonrasında İdlib`in kontrolünü ele geçirmek için Rus-Suriye-İran saldırısı Hizbullah savaşçılarını da ön plana çıkaracaktır.
Nitekim Lübnanlı Şii Hizbullah savaşçıları yeniden Idlib ve Hama`ya dönmeye başlamışlardır...
Bu durum İsrail` in, Ağustos`ta ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı J. Bolton ile Kudüs`te Başbakan B.Netanyahu`nun; Suriye`deki İran askeri varlığını yok etmek için belirledikleri askeri stratejiye bağladığı umutlarını yükseltiyor!


İdlib`deki hisseler o kadar yüksektir ki;
Son iki haftada ABD ve Rusya, Suriye ve Basra Körfezi sularının karşısında Doğu Akdeniz`de büyük çaplı deniz ve hava kuvvetlerini topladılar.
Çin, Rusya`nın deniz tatbikatında yer aldı.
İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Suriye`de olası bir ABD askeri harekâtına destek olarak çağrıldılar.


Rusya ise ABD, İngiltere ve Fransa`yı, İdlib saldırısında yer alan İran ve Suriye güçleri üzerindeki herhangi bir saldırıları halinde,
Doğu ve kuzey Suriye`deki Amerikan yanlısı hedefleri vurmakla tehdit etti.
Gerilim çok yükseldi...


7 Eylül`de Tahran`da İran Cumhurbaşkanı H.Rouhani, Rusya Devlet Başkanı V.Putin ve Erdoğan,
İdlib`te İslamcı teröristleri bastırmak ve Suriye Savaşını son erdirmek üzere bir zirvedeydiler.
İdlib bölgesinde terörü sonlandırmak üzere işbirliği yapılması kararlaştırıldı.
Ancak İdlib bölgesinin kurtarılmasının Suriye krizinin sona ermesine yapacağı etki;
Terörist grupların asli destekçileri olmakla birlikte terörle mücadele iddiası taşıyan bazı tarafların da sesinin yükselmesine neden oldu...


8 Eylül`de ABD Genelkurmay Başkanı Org.J. Dunford, Başkan D.Trump`a Suriye`deki operasyonel planlar hakkında bilgi verdi...


Irak; İran`ın Suriye`ye, Lübnan`a ve Akdeniz`e açılan kara köprüsündeki hayati bağlantı olarak ortaya çıkmıştı!
Öncelikle Irak` ta genel seçimler Mayıs ayında gerçekleşmesine rağmen, çoğunluğu sağlayamayan partiler, eski başbakan Haydar Abadi ile geçici bir koalisyon hükümeti kurma konusunda başarısız olmuşlardı.
O yüzden Irak hükümet yokluğunda huzursuzdu...


Nitekim İran; Irak`ta kendi Şii din adamlarından gelen bir darbe ile karşılaştı...
Irak`ın petrol zengini kenti Basra`da, Zikar, Babil, Meysan, Divaniyye, Necef` te ve başkent Bağdat`ta,
Binlerce Şii hayat şartlarının iyileştirilmesi, su ve elektrik hizmetlerindeki aksaklıkları, işsizlik ve devlet dairelerindeki yolsuzlukları,
Bunlardan sorumlu tuttukları İran`ın Irak siyasetine olan etkisini protesto ettiler.
İran Konsolosluğuna ateş açtılar, limana girdiler, sokaklarda Şii ve karşıtı Şii milisler ile güvenlik güçleri çatışıyordu..
5 gün süren çatışmalarda en az 11 kişi öldü...


İran ve Rus liderleri İdlib operasyonunu hızlı bir şekilde sonlandırmayı ve Suriye Savaşına son vermeyi umarlarken,
Aniden Irak`ta bir iç savaşın ihtimaliyle karşı karşıya kaldılar...
Ekonomik yaptırımlarla bunalmış İran bu durum karşısında afalladı.
Çünkü Irak ile ilgili hedefleri tehdit ediliyordu!
Rusya ise Suriye`deki planlarında ciddi bir gerileme ile karşı karşıya idi...


Yoksa Suriye savaşını sona erdirmek üzere İdlib operasyonuna oynayan,
Böylece İran`ın Suriye`deki yerini sağlamlaştırırken, İran`ın üzerinden Irak` ta üsler kurmanın adımını atmayı düşünen Rusya;
Şimdi Irak`ın İran karşıtı Şii şiddete yönelmesiyle Suriye politikasının temel dayanaklarından birini kaybetmeye mi yazıyordu?
Üstelik bu Şii eksen ile ABD ve İsrail`in şimdi daha çok işbirliği yapacakları Sünni eksen arasındaki güç dengesini tamamen değiştirebilir,
Dolayısıyla Idlib operasyonunun kaderinde dahi çok önemli bir rol oynayabilirdi...


Olaylar geliştikçe ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail; İdlib`te Rusya, İran ve Suriye saldırılarına karşı Türkiye`nin İdlib`teki ilerleyişine onay verir bir pozisyon aldılar.
Zaten Türkiye, Tahran Zirvesinde kararını açıklamıştı.
Buna göre Türkiye İdlib`de güvenlik garantileri olmazsa ya askeri müdahalesini tırmandıracak ya da Suriye yönetiminin geleceğini şekillendirmeye katılımını sona erdirecektir.
Bu Türkiye`nin Rusya`yı, "Ya Suriye`deki Türk çıkarlarına saygı göster ya da Astana görüşmelerindeki dost Ankara`yı düşman olarak değerlendir " gibi zor bir tercihle karşı karşıya bırakması anlamına geliyor...


Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, "Rusya, İran, ABD, Fransa ve İngiltere`nin yanı sıra Suriye`deki partnerlerimizle çalışmaya hazırız" diyor..
Hiç şaşırtıcı değildir!
Türkiye, ABD müttefiki ve NATO üyesidir; Suriye`deki son direniş bölgelerini savunmaktan vazgeçerse Esad, Rusya ve İran son kalanlar olacaktır!
Aksi durum Türkiye`nin Suriye, Rusya ve İran ile çatışması demektir...


Türkiye, I. Dünya Savaşı`ndan sonra kaderini karara bağlayan uluslararası antlaşmaların sadece bir adım uzağında bulunuyor.
Türk Halkının buna asla izin vermemesi gerekiyor.
Doğrusu Suriye`den çıkmaktır...


12. 9. 2018







Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar@gmail.com


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.