Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1748
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7694
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 756
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1994 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (134) | Dış Politika (1356) | Ekonomi (168) | Eğitim (67) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (35) | Adalet (63) | Milli Kültür (239) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (531) | Tarım (137) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (13) | Din (832) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (53) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (380) | Türk Dünyası (666) | Şiir (45) | Sağlık (94) | Diğer (2827) |

Görüş bildirebileceğiniz Dış Politika konuları
Irak`ın kuzeyinde yapılan sınır ötesi harekat ne olmalıdır? (4)
Barzani mi daha tehlikeli PKK mı? (14)
Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (133)
ABD ve İsrail ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (149)
Türk Dünyasıyla ilişkilerimiz yeterli mi ?hedef ne olmalıdır? (5)
Beşli Shangay örgütü ile ilişki kurmalı mıyız? (41)
Dış politika ile ilgili diğer konular (1010)


Dış Politika - Dış politika ile ilgili diğer konular konusu hakkında görüşler
Ömer ÖZKAYA - (Ziyaretci) 12.2.2018 23:03:55

Paradigma rekabeti (1-2-3)

Paradigma rekabeti (1)
Yeni uluslararası ilişkiler rejiminde paradigma rekabeti başladı. 1 Aralık 2017 tarihinde yapılan Çin Komünist Partisi ile dünya komünist partileri yüksek düzey toplantısında Çin Komünist Partisi lideri Şi Cinping yeni uluslararası ilişkiler rejiminin hangi temeller üzerine oturması gerektiğine dair analiz ve teklifleri gündeme getirdi. Gündeme getirilen üç prensibe göre; öncelikle hegemonyacılık akımlarını hümanizm ya da merhamet ile çevreleyerek geriletmek, ikinci olarak da ortaçağ atmosferini bilimsel değerleri önceleyerek dağıtmak son olarak da emperyalist tahribatı adaletli gelir dağılımları ile gidermek.
Çin Komünist Partisi Lideri`nin bu teklifleri ileri sürmesinden önce, dünyanın geri kalanından gelecek olan tekliflere karşı bir ``ön alma´´ olarak değerlendirilebilecek hamleler, Batılılardan gelmişti.
Mesela Batılı gazeteci Dr. Jürgen Todenhöfer, 2010 yılında ``Sanırım biz kendimizi bir yalan içerisine yerleştirmişiz. Bu yalan şu: &8216;İyi olan, asil olan, yardımsever olan bizleriz!` Gerçek bu değil. Biz Batılılar dünyayı fikirlerimizin, değerlerimizin ve dinimizin mükemmelliğiyle fethetmedik. Yalnızca ve yalnızca başkalarından daha acımasızca zor kullandık. Daha ciddi olmam gerekirse Haçlı Seferleri`nde 4 milyon kişiyi öldüren Müslümanlar değildi. Dünyayı sömürgeleştirirken 50 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Birinci Ve İkinci Dünya Savaşı`nda 70 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Aksine bütün bunlar, Batı dünyasının zorbalıklarıydı´´ dedi.
Dr. Jürgen Todenhöfer`in bu tespit ve itiraflarının daha hafifi, Irak`ta yaşanan trajediler sebebiyle İngiltere`den gelmişti.
Batılılardan gelen bu ve benzeri tespit ve itiraflar, önümüzdeki günlerde günah çıkarma seanslarına dönüşerek Çin lideri Cinping`in insanlığı, merhameti ve erdemi öne çıkaran söylemini geride bırakabilir de.
Batı`yı çok daha önceden mahkûm etmiş Batılı aydınlar yeterince var. Bunların eserlerine ve tespitlerine de müracaat edilerek, geçmişteki tahribatı silecek, felsefi, kültürel ve duygusal mozaiklerle bezenmiş siyasal tövbeler süreci de başlayabilir.
Yeni uluslararası ilişkiler rejiminin, mazideki bagajları gündeme getirerek, milletleri bir murakabe ve muhasebeye sevk edeceğini ve bunun sonucunda da küresel bir ibra arayışına sebep olabileceğini şimdiden söylemek pek erken olmasa gerek.
Batı`nın, uzun sömürge tarihinin izlerini silmesi için bir merhamet, insanlık ve vicdan dalgası yaratarak küresel hümanist bir ideolojiyi tedavüle alıp almayacağı çok tartışılacaktır. Bunun ön hazırlıkları ABD`nin ünlü Hollywood yıldızı sanatçı elitleri sahaya sürmesi ile bir süredir zaten yapılmaktadır.
Çin Komünist Partisi Lideri Cinping`in insanlığı, merhameti ve vicdanı önceleyen çıkışı, Komünist rejimlerin tarihlerini yeniden gündeme getirecektir. Batı sömürge tarihi ile ortak kümesi hayli geniş bir alan olan bu kesit, bir ibralaşmayı mı yoksa işbirliğini mi gündeme getirecektir?
Paradigma rekabeti (2)
Aslında 1979`da SSCB`nin Afganistan`ı işgali ve İran İslam Devrimi ile başlayan süreç, paradigma rekabetinin zaten planlandığını gösteriyordu. SSCB`nin savunduğu Sosyalizm ve Komünizm, Afganistan işgaliyle son bulurken, İslâm da, İran`da sakala, şalvara ve tesettüre indirgenerek ve de diktaya dönüştürülerek, bölgesel etkisi olan fakat küresel iddiasından vazgeçen bir dine dönüştürülüyordu.
Sonuçta Neoliberalizmin önündeki tüm engeller kaldırılıyor ve Liberalizm, küresel bir refah ve özgürlükler ideolojisi olarak yeni tapınma alanı oluyordu. Bugün gelinen noktada ise tüm siyasi, ekonomik ve sair ideolojiler iflas etmiştir. Bu bağlamda vicdanını ve insanlığını yitiren dünyaya yeni bir ideolojik aygıt sunulmak istenmektedir. Paradigma rekabetini başlatan da işte bu durumdur.
2007 yılı sonunda Çin Komünist Partisi`nin ``Hümanizm´´ çıkışından önce aslında Batı, Roger Garaudy ile neredeyse SSCB ve İran`ın ideolojik açmazı ile birlikte bir yandan ``Siyasal İslam`ın İflası´´nı ilan ederken bir yandan da Batı`yı mahkûm eden süreci derinleştiriyordu.
Bugün gelinen noktada Uzak Doğu`da Çin, hümanizm paradigması ile yarışa başlarken Batı`nın henüz ileri sürdüğü bir paradigma yoktur. Fakat yakın zamanda bu paradigma ortaya çıkacaktır.
Türkiye bu rekabetin tam da ortasında durmaktadır. Kolonizator Türk dervişleri bugün Türkiye`de yeniden ruhlanmış ve ezilen milletlerin, toplulukların, bireylerin ve dünyanın umudu olmuştur.
Radikalleştirilen laikliği ve yine radikalleştirilen İslam`ın radikalize edilen kısımlarını son yıllarda atıp yeni bir sentezle dünyaya sunan Türkiye`nin, önce bölgesel sonra da küresel bir paradigmanın, seslendirmeden uygulayıcısı olması dikkatle izlenmektedir. Ve aslında bu yüzden hedeftir. Türkiye sessiz sedasız Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan`ın liderliğinde bu paradigmayı cazip hale getirmiştir. Bu bağlamda yakında Batı`dan çok kapsamlı ve fakat kitleleri söylemi ile tatmin etmeyecek bir paradigmanın çıkarılacağını öngörmek gerekir.
Aslında dünya, vekalet savaşları gibi vekalet paradigmalara da son dönem şahit oldu. Ilımlı İslam ve onun propagandisti olan bir örgüt, Türkiye`de bir darbeye karışarak gündemden düştü. Liberalizm ve onun ileri sürümü olan Neoliberalizm de, inanılmaz zalimlikleri olan örgütler gibi dünyayı etnik, ideolojik, mezhepsel ve devletsel iddiaları olanların mezbahasına çevirerek önemini yitirdi. İşte gelinen bu noktada Batı`nın, inandırıcılığını kaybetmesi sebebiyle paradigma vekaletini uygulamaya sokacak kuvvetli partnerlere ihtiyacı vardır.
Paradigma rekabeti (3)
Küresel anlamda herkesi mıknatıs gibi çekecek bir paradigma üretebilmek için Batı`nın ve Uzak Doğu`nun entelektüelleri uzun sayılabilecek bir süredir çeşitli eserler yayınlıyorlar. Fakat bunlar istenen merakı uyandıramadılar. Bir taraftan da tedavülde olan paradigmaların miadlarının dolduğu, örnekler ile medya üzerinden servis ediliyor. Gerçekten de ortada miadını doldurmamış bir ideoloji ve sair paradigma bulmak artık mümkün değil.
O halde tüm dünyanın dikkatini çekecek ve kürenin, yönetsel, düşünsel, entelektüel ihtiyacını karşılayacak ve küresel çapta; başta adalet olmak üzere moral ihtiyaçlarını karşılayacak bir ideolojiler yelpazesi tekrar oluşturulabilir mi? Bu soruya evet karşılığı vermek imkânsız gibidir.
Dünkü ideolojilerin ve dinlerin, insan zihninde kalan kısımları ile Facebook, Twitter, Instagram ve sair platformlarda oluşan anlık tepkilerden mürekkep bir sentetik, fikirimsi, ideolojimsi, ahlaksı, insansı, vicdansı ve erdemsi gibi ne olduğu belirsiz, renksiz bir atmosferi mi bundan sonra tecrübe edeceğiz?
Büyük olasılıkla Neoliberal soslu, sentetik, senkretik, korkunç bir düşünce ürünü, tanımlanamaz bir içi boşalmış değerler dünyasına doğru giderken Çin Komünist Partisi`nin hümanizm çıkışı, Radikal+ Neoliberalizm`in çılgınlığını kamufle edebilecek mi?
Yoksa Anadolu`da oluşan Mevlana`nın ve Osmanlı`nın ``Ne olursan ol, yine gel´´ diyen engin gönüllü, sosyal, siyasal, ekonomik, etnik, dinsel ve sair ayrımları görmezden gelen, yaratılanı Yaratan`dan dolayı seven, ilahi bir coşkunluğu küresel bir fazilet rüzgarına evirmek mi en güzeli?
Gerçekten de Türkiye`nin elinde, dilinde, gönlünde, beyninde, özünde, gözünde, davranışlarında hala yaşayan ve tüm dünyanın teslim ettiği kucaklayıcılığımızdan daha derin bir paradigma var mıdır? O halde bu iş, biz Türklere düşmez mi? Yesevi`yi, Yunus`u, Mevlana`yı, Hacı Bektaş`ı, Pir Sultan`ı yani Anadolu`nun Horasan`ın ve İslam`ın o müthiş insanlık olgusunu dünyaya yeniden deklare etmek biz Türklerin görevi değil mi?
Çin`in hümanizm atağını da alkışlayalım fakat bizim eski seciye ve ahlakımız, kültürümüz, Hz. Ömer`in adaleti, Hz. Ali`nin ilmi, Hz. Muhammed`in yaşayışından daha derin ve kapsayıcı paradigmalar serisi olabilir mi?
Paradigmalar rekabetinde bizler izleyici olup bir paradigmayı mı destekleyeceğiz, yoksa kendi eşsiz paradigmalar serimizi mi dünyaya sunacağız? İkincisini yaparsak karşımızda kimse duramaz.
Bunca mazluma kapıları, kucakları her daim açık olan bir milletin gözler önündeki erdemler serisini niye dünyaya servis etmiyoruz? Paradigmalar rekabetinde niye biz Türkler açık ara önde olmamıza rağmen başkalarının peşinden gidelim? (bitti)


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.