Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1700
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7086
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 796 Bilgi Makalesi ve toplam 1984 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (124) | Dış Politika (1173) | Ekonomi (137) | Eğitim (59) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (32) | Adalet (61) | Milli Kültür (204) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (481) | Tarım (136) | Sanayi (11) | Serbest Meslek Mensupları (4) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (13) | Din (771) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (53) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (345) | Türk Dünyası (612) | Şiir (44) | Sağlık (80) | Diğer (2709) |

Görüş bildirebileceğiniz Dış Politika konuları
Irak`ın kuzeyinde yapılan sınır ötesi harekat ne olmalıdır? (4)
Barzani mi daha tehlikeli PKK mı? (14)
Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (116)
ABD ve İsrail ile ilişkilerimiz nasıl olmalıdır? (113)
Türk Dünyasıyla ilişkilerimiz yeterli mi ?hedef ne olmalıdır? (5)
Beşli Shangay örgütü ile ilişki kurmalı mıyız? (40)
Dış politika ile ilgili diğer konular (881)


Dış Politika - Dış politika ile ilgili diğer konular konusu hakkında görüşler
Ömer ÖZKAYA - (Ziyaretci) 14.11.2017 21:10:08

Suud`da Olanlar (1-2-3) 

Suud`da Olanlar (1) 
70-80 yıldır bölgemizdeki pek çok İslami yapı, Türkiye`yi laikliğe savrulmakla suçladı. Kuruluşundan 70-80 yıl sonra bugün ise Suudi Arabistan`ın, ``Vahhabilik`ten-Selefi`likten vazgeçiyorum, ılımlı İslam`ı seçiyorum´´ demesi aslında ``Laikliğe geçiyoruz´´ demektir. Bu saatten sonra Suudi Arabistan yetkililerinin rol model alacakları ilk ülke Türkiye, ilk akıllarına gelecek sosyal yapı Türk toplumu, ilk akıllarına gelecek devlet yapısı yine Türkiye olacaktır. Bu, İslam ülkeleri nezdinde Türkiye`nin bir prim kazanmasını sağlayabilir, Türkiye`yi cazibe merkezi yapabilir. Tabii ki, geçmişte yapılan kaba laikçiliği yapmaz isek! 
Son yıllarda Orta Doğu`da meydana gelen acı hadiseler ve artan turizm ilişkileri, Arap toplumlarının Türkiye`yi daha yakından tanımalarına vesile oldu. Bazı alanlarda onların kriterlerine göre fazla laik olsak da; doğru olana daha yakın, daha doğal ve insani bir yaşam biçiminin bizde olduğunu gördüler. 
Suudi Arabistan, bilmeden değerlendirilebilecek bir pas attı bize. Bunun propagandasını yapmamıza gerek bile yok, çünkü doğal bir tartışma ortamı zaten kendiliğinde doğacaktır ve hatta doğmuştur da. Suud`un bu çıkışını bugün tüm İslam ülkeleri tartışıyor. Bunun uygulamaya nasıl dönüşeceğini beklemek ve görmek lazım. Her anlamda Türkiye gibi olmalarını beklememek gerekir. Fakat Suudi Arabistan`ın attığı bu adım, AK Parti`nin ve 15 yıllık iktidarının İslam dünyasını olumlu yönde değişimlere zorladığı gerçeğini kabul etmeyi gerektirmektedir. 
Bazı İslam ülkeleri bugün kadının oy kullanmasını, seçmesini-seçilmesini, bir takım hakların kadına verilip verilmemesini tartışıyor. Peki biz kadına rey hakkını ne zaman vermişiz? 100 yıl önce! Yani 100 yıl sonra Türkiye`nin geldiği noktaya geliyorlar. Bunu biz böyle söylemesek bile Araplar kendi aralarında söyleyeceklerdir. Bu konuda Araplar`a en yakın devlet aslında Mısır. Ama Mısır`ın hali ortada, buradan açıklanan fetvalar ve Mısır toplumunun hali ortadadır. Dolayısıyla Türkiye diğer tüm İslam ülkelerinin dikkatle izleyeceği doğal bir cazibe merkezi haline geliyor. 5-10 yıl sonra İslam ülkelerinin doğal olarak model aldıkları ülkelerden biri haline gelebiliriz. Bu, bizi bölgenin, kültürel, ekonomik, siyasi modeli de yapabilir, İslam ülkelerine model olma vasfını belki de tam olarak böyle kazanabiliriz. 
Suudi Arabistan`ın yaptığı bu hamle,  iyi değerlendirilebilirse, Türkiye`nin bölgede karşılaştığı tüm sorunları çözebilecek içeriktedir. Suudi Arabistan bu çıkışıyla İslam ülkelerine, ``Bir 100 yıl daha kaybetmeyelim, Türkiye modelini bir inceleyin´´ çağrısı yapmış oldu. Mısır, Türkiye gibi bir laik olmadı hiçbir zaman. Orta Doğu`da bize benzeyen bir ülke yok. Geçmişteki kısa bir dönem kesiti haricinde Lübnan da Türkiye`ye benzemez, Türkiye`ye benzeyen hiç bir ülke gerçekten yok, bu sebeple de Türkiye gerçekten bir model ve orijinal bir model. Bütün İslam ülkeleri Türkiye modelini her zaman alabilir. AK Parti döneminde yapılan bazı rötuşlarla Türkiye tam bir model ülke haline gelmiştir. Hükümet`in geçen 15 yıl içinde dini radikalizme kaymamış ve de buna müsaade etmemiş olması, Türkiye`nin en büyük kazancıdır. 
Sosyolojik süreçleri hiçbir zaman iptal edemezsiniz, eninde sonunda gelir, size gerçeği dayatır. Bugün İslam dünyası, Batı`nın sosyolojik süreçleriyle mücadele edebilecek durumda değil, çünkü Batı`daki insan yaşantısı, ``doğal´´a daha yakın, gayr-i ahlaki bulunabilir, doğrudur ama bu başka bir şey. Batı`da insanların ahlakıyla kıyafetleri arasında paralellik kurulmaz. Geçmişte Hıristiyan dünyasında da sosyal yaptırımlar çok güçlüydü, kendi dindaşlarınız arasında zina yapamazdınız, haram yiyemezdiniz&8230; Din savaşlarının sebeplerinden biri de buydu. 
İslam ülkelerinden birçok insan Batı`ya gidiyor ya da buraları tv`den, internetten görüyor. En kolay adapte olabileceği şey, insanın kendi doğal halidir. Bazı yönlerinden rahatsızlık duysalar da Batı`yı doğal görüyor ve oraya kolayca adapte olabiliyorlar. 
Pazar günü devam edelim. 

Suud`da olanlar (2) 
Suudi Arabistan`ın attığı adım, Türkiye`nin lehine önemli bir gelişme. Riyad, çok katı uygulamanın akli olmadığını, buldukları ilk fırsatta insanların normal bir yaşama sürüklendiğini yaşayarak öğrendi. Bu travmayı yaşayan, katı yaşam biçiminin doğru olmadığını ilk fark eden de Suud Hanedanı`nın kendisi oldu, prensler, prensesler Batı`nın laik yaşam biçimini hemen hepsi benimsedi. Bu gerçek, bütün İslam ülkelerinin yöneticileri ve elitleri için de geçerli, halka dayatılan yaşamın aksine onlar da Batı`lı gibi yaşıyor.  
Suudi Arabistan`ın radikal Vahabilik`ten ``Makul İslam´´a geçeceğini ilan etmesi, Türkiye`nin önemini ciddi ölçüde artıracaktır. AK Parti Hükümeti`nin 15 yıl içinde dini radikalizme kaymaması, makul çizgide gitmiş olması zaten hem hükümetin hem de Türkiye`nin pozisyonunu daha da güçlendirmiştir. Ayrıca geçmişten bugüne Türkiye`nin ıslahat hareketlerinin ne kadar doğru olduğunun da bir göstergesidir bu.                                                                               
Elindeki tüm ekonomik imkânlara rağmen, en zengin İslam ülkelerinden biri olmasına rağmen, radikal çizgide istikrar gösteremeyip laikliğe kaymak, ``Biz doğal davranmadık, İslamiyet`i mecrasından saptırdık, 100 yıl sonra da olsa yanlış yolda olduğumuzu gördük´´ itirafıdır bu. Çok önemli bir itiraftır bu. 
Sosyolojik süreçleri hiçbir zaman iptal edemezsiniz, eninde sonunda gelir, size gerçeği dayatır. Suud ve radikalizme kaymış diğer ülkeler, gerçeğin dayatmasıyla karşı karşıyalar bugün. 
Suudi Arabistan bir deney alanıydı ama bu gönüllülük esasına dayalı olmadı. Burada doğal olarak bir iklim, bir fikir gelişmişti, bu fikir izlendi ve kullanıldı. Bu, gönüllü bir deneklik değildir, olmuş olan, burada var olan bir olgunun yabancılar tarafından kendi menfaatlerine uygun bir biçimde kullanımıdır. Bu olgu derinleştirilip, diğerlerinden ayırılarak radikalize edildi, bir mezhep haline getirildi. Bu Suudların kendi tercih ve iradelerinin dışında gelişti. Kendileri de bu konuda istekli olmuş olabilir, bunun propagandasını yapmış olabilirler ama bu, bu sürecin sahibinin onlar olduğu anlamına gelmez. 
Suudi Arabistan`ın açılımı, İslam`ın alanını genişletecektir. Suudi Arabistan, dini radikallikte İran`la ya da DEAŞ`la yarış edemez. Suud`un o radikal konumu onu, El Kaide, DEAŞ ve Taliban çizgisinde tutuyordu, bu kararı almak, ``Makul İslam´´a yönelmek zorundaydı, ``gerçeğin dayatması´´ denilen şey işte bu.  
Dayatmak, insanı robota dönüştürmeye çalışmak, insanı tanımaktan uzaklaşmayla sonuçlanır. Bu, radikal İslam toplumlarının genel problemidir. Anne-baba ve diğer büyükler, küçükleri, ``denetleyemeyiz´´ korkusuyla robotlaştırmaya çalışır. Robotlaştırmaya çalıştıkça da karşılarına, sapkınlığa meyilli, ilk fırsatta mecrasından sapmaya hazır bir varlık çıkar. Bu, radikal Hristiyan toplumlarının da problemidir. Vatikan`ın kiliselerindeki rezaletler ortada. İnsanın doğasına aykırı her şey geri teper. İnsanın fıtratını bilen Gazali`nin 1200`lerde kaleme aldığı Kimyay-ı Saadet`i bu anlamda mühim bir hazinedir.  
Suudi Arabistan`ın ``Ilımlı İslam´´a geçiş açıklamasının Türkiye için olumlu yönün yanın da olumsuz boyutları da vardır. FETÖ`nün ``Ilımlı İslam´´ misyonunu şimdi Suudi Arabistan ve Mısır`ın üstlendiği görülüyor. Bunun fayda ya da zararları hemen şimdiden öngörülemez ancak Mısır`ın Afrika`daki derinliği ve stratejik konumu, Suudi Arabistan`ın yine stratejik ve jeopolitik konumu ile ``Ilımlı İslam´´ açılımı, Türkiye`nin Somali, Sudan, Cibuti, Etiyopya gibi ülkelerdeki diplomatik, ekonomik ve stratejik yaklaşımlarını hedef alma boyutu içerecektir. 
Suudi Arabistan, Mısır ve FETÖ işbirliği ile yürütülecek ``Ilımlı İslam´´ misyonunun Türkiye`nin AK Parti liderliğindeki laiklik uygulamaları ile rekabette oldukça zorlanacağı öngörülebilir. Türkiye`nin AK Parti liderliğindeki laiklik politikalarının dünya gerçeklerine daha uygun olacağını, sosyolojik popüler kültür açısından söyleyebiliriz. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan&8216;ın popülerliği ve Türk modernizmi, Suud, Mısır, FETÖ işbirliği misyonunun ``Ilımlı İslam´´ operasyonunu akamete uğratacak derinliğe sahiptir 
Her halükarda Suud-Mısır-FETÖ işbirliği misyonunun Türkiye`de Ergenekon ve Balyoz, 17/25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimiyle gösterdiği hukuki ve siyasi vahşetler, iktidarı en acımasız darbe ile ele geçirme girişimleri ve döktükleri kan, Mısır`ın Mursi iktidarını deviriş şekli ve Suudi`nin farklı mezhep ve inançlara karşı katılığı dikkate alındığında Türkiye`nin çok ciddi bir avantaj içinde olduğu görülecektir. 
Yarın devam edelim.
Suud`da Olanlar (3) 
Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilim, Katar ile yaşadığı kriz, Türkiye`ye yaklaşımı, ABD ile geliştirmekte olduğu derin işbirliği Riyad`ın ``Ilımlı İslam´´ açılımının da ötesinde stratejik içeriklere sahip olduğunu gösteriyor. Suudi Arabistan`ın Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Malezya, Endonezya, Brunei Sultanlığı gibi coğrafyalardaki avantajlarını Fetö ile paylaşacağı, Fetö okullarının Suudi Arabistan okullarına dönüşeceği de zaten sır değildir. Dönüşmese bile Suudi Arabistan`ın da bu anlamda geçmişteki kurduğu ilişkileri ve açtığı dinsel içerikli güzergâhları yeni bir yüz ile dolaşıma alacağı da açıktır. 
Fetö`nun Türkiye`de aldığı darbe ve 15 Temmuz`la uğradığı imaj kaybı, ``Ilımlı İslam´´ operasyonunun Ergenekon, Balyoz gibi davalarda sergilediği olağanüstü hukuksuzluk, yine 15 Temmuz Darbesi`nde dökülen kanlar, şehit edilen insanlar, ``Ilımlı İslam´´ operasyonunun onulmaz yaralar aldığı ve bu durum karşısında Suudi Arabistan ve Mısır`ın devreye alındığı, misyonu bu iki ülkenin sırtlayacağı belli olduğuna göre bu yeni aktörlere gösterilecek tepki nasıl olacaktır? Suudi Arabistan`ın parasal gücü, Mısır`ın entellektüel ve laik ekipleri, Feto misyonerlerinin yerini alınca ``Ilımlı İslam´´ yine cazibe merkezi olabilir mi? Erdoğan düşmanlığı ve Türkiye karşıtlığı, ``Ilımlı İslam´´ın önünü açar mı? 
İslam`a karşı İslam`ın kullanılması olan ``Ilımlı İslam´´ projesinin aktörlüğünü yapan Feto`nün Türkiye`de işlediği cinayetler ve tertip ettiği darbedeki vahşetinin bugün Suudi versiyonu yaşanıyor. Bu vahşetler ve karanlık ilişkiler giderek tüm devletlerin daha da dikkatle izlediği ve ``tehlikeli´´ örgütlenme olarak nitelediği ``Ilımlı İslam´´ operasyonunun ömrünü ve akıbetini belirleyecek öneme sahiptir. ``Ilımlı İslam´´ adı verilen yeni ideoloji ve örgütlenmenin ve örgütün Türkiye`dekine benzer operasyonları acaba başka devletlerde de işlenmiş midir, bunlar yakın gelecekte ortaya çıkacaktır. 
``Ilımlı İslam´´  uluslararası operasyonların yeni bir aparatı olarak tanımlandığına göre bu süreç yeni bir küresel propaganda ve şiddet dalgası ile birlikte mi seyredecektir, stratejik soru budur. ``Ilımlı İslam´´ın ``radikal İslam´´dan farksız hale gelmesi ile yeni bir sürecin başladığını açıkça tespit edilebiliriz. Bu süreç Türk modernizminin ve laikliğinin küresel bir zemine arzını zaruri kılmaktadır. Bu zeminin İslam tabanlı olması kaçınılmazdır. Fakat diğer din ve inanç gruplarının da bu deneyimden alacağı hisseler vardır. Şüphesiz Türk modernizmi ve laikliğinin tarihteki en önemli ismi Gazi Mustafa Kemal`dir, bugün ise her türlü itirazlara rağmen Sayın Erdoğan`dır. Bu ifadenin son zamanların ürettiği bir gerçeklik olduğu ve objektif olduğu da kuşkusuzdur. 
Önceki iki yazımızda dünyanın Suudi Arabistan, Mısır ve Fetö bağlamında yeni bir sürece girdiğini ifade etmiştik. Bu süreç Türkiye`nin yakın tarihinin tüm ülkeler ve milletler tarafından yeniden ele alınmasını zaruri kılacaktır. Türkiye`nin yakın geçmişi daha objektif irdeleme ve araştırmalara tabi tutulacaktır. Türkiye`nin bu kritik süreci başarı ile yürütmesi halinde gelecek zamanlar gerçekten de Türkiye`nin güneş gibi ufuktan doğmasının hikâyesi ile meşgul olacaktır. 
Perşembe günü bu seriyi bitirelim. 


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.