Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1748
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7694
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 756
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1994 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (134) | Dış Politika (1356) | Ekonomi (168) | Eğitim (67) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (35) | Adalet (63) | Milli Kültür (239) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (531) | Tarım (137) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (13) | Din (832) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (53) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (380) | Türk Dünyası (666) | Şiir (45) | Sağlık (94) | Diğer (2827) |

Görüş bildirebileceğiniz Milli Güvenlik konuları
Milli Güvenlik (380)


Milli Güvenlik - Milli Güvenlik konusu hakkında görüşler
Ömer ÖZKAYA - (Ziyaretci) 12.3.2018 20:56:02

Soğuk savaşlardan sıcak savaşlara doğru (1-2-3)

Soğuk savaşlardan sıcak savaşlara doğru (1)
Rusya, Türkiye dahil bazı ülkelere bir nükleer saldırı olması durumunda adı geçen devletleri koruyacağını deklare etti. Türkiye gibi NATO üyesi bir ülkeyi nükleer saldırılara karşı korumak Rusya`ya kaldı ise yeni bir strateji ile karşı karşıyayız demektir. Buna bir de Rusya`nın dünyanın her tarafını vurabilecek ve engellenemeyecek bir füze geliştirdiğini de eklersek ve ABD`nin de buna karşılık vereceği beyanını göz önüne alırsak, giderek, farklı bir bölgesel ve küresel olgu ile yüzleşmekte olduğumuz gerçeğini teslim etmek zorundayız.
1990`lardan itibaren Ortadoğu`daki Irak sorunu ile başlayan bölgesel kaos, küresel bir koalisyonun oluşmasına sebep olmuştu. Bugün bu küresel koalisyon, ikiye, üçe bölünmüştür ve daha da bölünecektir.
Rusya`nın geliştirdiği yeni füzeler ile okuduğu meydan, gerçekten çok önemlidir. Rusya, paranın, güçlü bir silah teknolojisi olmadan çok da anlamlı olmadığının altını çizmektedir. ``Çok paranız olabilir, ama benim de çok etkili füzelerim var´´ demek, eski Doğu ve Batı arasındaki nükleer konvansiyonel ve bilişimsel dengenin yeniden tesis edilmekte olduğunun vurgulanmasıdır. Bir süre sonra Çin de bu dehşet dengesini takviye edecek bir açıklama yapacaktır. Kuzey Kore`nin tehdidi de bir kenara not edilebilir. Fakat Türkiye`nin doğusunun, Hindistan ve bazı Körfez ülkeleri hariç, Batı`ya karşı yeni bir nükleer cephe oluşturduğu artık iyice belirginleşmektedir.
ABD`nin korumacılık eğilimlerinin canlanmaya başlaması ve bunu etkili bir silah olarak kullanmak istemesinin küresel komplikasyonları olacaktır. Bu komplikasyonların ABD, Çin, Rusya ve Avrupa Birliği`ni değil, bunların dışındaki coğrafyaları öncelikle vuracağı da öngörülmelidir. Dolayısıyla yukarıda saydığımız büyük güçler, önümüzdeki süreçte başta Ortadoğu olmak üzere Afrika, Güney Amerika ve Güney Doğu Asya`da ciddi savaşların içinde karşı karşıya geleceklerdir. Bunun yanı sıra ABD korumacılığı, ABD`ye karşı finansal hücumların gündeme gelmesini kaçınılmaz hale getirecektir.
Görüldüğü gibi dünya yumuşak sıcak savaş sürecindedir ve bu süreç, sert sıcak savaşa doğru evrilerek ivme kazanacaktır. Soğuk Savaş`lar sürecinin bittiği 1990`lar aynı zamanda yumuşak sıcak savaşlar dönemini başlatmıştır. Bunun ülkelerin içindeki etnik-dini terörle cereyan edenine ``düşük yoğunluklu savaş´´ deniyordu. Ancak uluslararası koalisyonlar kurularak yürütülen Irak işgalinden sonra yumuşak sıcak savaşlar, yukarı yönlü gelişme göstermekte daha ısrarlıdır.
Bu yumuşak sıcak savaşlar süreci, dünyanın eski denge ve uluslararası ilişkiler korelasyonlarını bozmuştur. Artık yeni paktların oluşma süreci başlamıştır. Bu sürecin de hayli sancılı olacağı görülmektedir. Burada Batı`nın Türkiye ile ilgili tavrı, yeni paktların nirengi noktasını oluşturacaktır. Batı`nın Türkiye`ye karşı tutumu ve izlediği strateji, öncelikle Batılıların aklını karıştırmaktadır.
Etnik ve dini manivelalar siyaseti ve stratejisi ile Ortadoğu ve dünya, şekillendirilebilecek midir? Yoksa etnik ve dini ufalanmalar sonucu oluşan boşlukları doldurmak için yeni etnik ve dinsel tanımlamalar ile mi karşılaşacağız?
Soğuk savaşlardan sıcak savaşlara doğru (2)
ABD Başkanı Trump, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un`la görüşür mü? Bu görüşme sıcak savaşlar risklerini ne yönde etkiler? Kuzey Kore nükleer bir güçse bundan yararlanacak devletler hangileridir ve Kuzey Kore`nin de taraf olduğu bir sıcak savaş söz konusu olsa, acaba bu durum, savaşın galiplerini belirleme gücünü bu ülkeye verir mi?
Görüldüğü gibi ``yumuşak sıcak savaşlar´´ süreci diye tanımladığımız yeni uluslararası ilişkiler rejiminin ilk dönemi, sert söylemler ve tehditler fakat aynı sertlikte olmayan askeri ve istihbari karşılıklar şeklinde kendini göstermektedir ve gösterecektir. Irak ve Suriye`nin işgali ve iç savaşları ise ``yumuşak sıcak savaşlar´´ sürecinin nitelik değiştirmesi medya örtüsü ile engellenerek, ``yumuşak´´ niteliğini koruması sağlanmıştır, Dolayısıyla savaşlar ne kadar sert olursa olsun diplomasi medya ve siyaset, bu olguyu ``yumuşak sıcak savaşlar´´ boyutunda tutmaya azimli görülmektedir. Bunun da planlayanlara faydası; savaş ve savaşın komplikasyonlarının sıradanlaştırılarak, ciddi, rasyonel ve engelleyici cephelerin oluşmasını bertaraf edecek olmasıdır.
Soğuk savaş döneminde -rakamlar doğru ise- sıcak savaşlar dönemindeki gibi insani kayıplar yaşanmıştır. ``Yumuşak sıcak savaşlar´´ döneminde oluşacak insani kayıpların da yüz milyonlarla ifade edilme olasılığı oldukça yüksektir.
``Yumuşak sıcak savaşlar´´ın talimleri, Münih Olimpiyatları baskınlarına kadar götürülebilir. 11 Eylül saldırıları, Türkiye`deki HSBC Bank, İngiliz Başkonsolosluğu ve sinagog saldırıları, Ankara ve Diyarbakır bombalamaları, 15 Temmuz`daki darbe girişimi, Güneydoğu`daki hendek tuzakları gibi birçok olay da yine ``yumuşak sıcak savaşlar´´ sürecinin eğitim setini oluşturmaktadır.
Ayrıca Avrupa`nın tam göbeğinde Yugoslavya`nın dağılması sürecinde Bosna Hersek`teki katliamlara uzun süre sonuç alıcı bir tepki vermedi Batı. Diplomatik görüşmeler eşliğinde yapılan katliamlar nerede ise ``doğal´´ karşılanmıştı. ``Yumuşak sıcak savaşlar´´ sürecindeki en büyük trajedilerden bir bölümü bu coğrafyada yaşandı.
Sinema sektörü; `Gladyatör` gibi filimler aracılığıyla savaşı, kanı, vahşeti ve öldürmeyi eğlenceye dönüştürerek, ``yumuşak sıcak savaşlar´´ sürecini teorize eden bir vasıf kazandı. Medyanın savaşları naklen vermesi ve naklen verilen savaşların Hollywood filmlerinin savaş efektleri ile gösterdiği benzerlik, gerçek ile kurgunun ayırt edilememesi gibi bir algı yanılgıları serisi oluşturarak aklımızı köreltmektedir. Dolayısıyla aslında bugün ve yarının hikâyesi dün yazılmış, filmleri de çekilmiştir. Bu süreçte konformizm, sorun ve savaşları gerçek boyutları ile algılamamızı önleyecek, resmin bütününü göremeyeceğimiz için de ``savaş´´ı tam olarak bilemeyeceğiz. İşte en sert savaşlar bile bu yüzden yumuşak sıcak savaşlar olarak anılacaktır.
Bu fütürizm içeren analiz-öngörüler, ne yazık ki son 30-40 yıldır yaşadığımız zaman diliminin de canlı resmidir. Bu bağlamda yarınları aslında bugünlerde yaşıyorsak, sürekli bir dejavu kuşağının tesiri altında yaşamak, kaderimiz olacak gibi görünmektedir.
Önümüzdeki günlerde en çok gerçeği arayacağız ve fakat ``gerçek´´ hiçbir zaman bulunamayacaktır. Belki böyle bir karmaşa; bireysel, kurumsal ve sair tüm zaafları, günahları ve de suçları örteceği için ironik olarak savaşların olması için kitlesel kuvvetli bir arzu dalgası oluşturulmaktadır.
Bu duygu, gerçek-yalan karmaşası, savaşları da yumuşatacağı için bu sürece ``yumuşak savaşlar süreci´´ tanımı gerçekten de çok isabetli görünmektedir. Bu şartlar altında yakın geleceğimizin uluslararası ilişkiler rejiminin ipuçları ve kilometre taşları, teşhis edilebilecek netliğe kavuşmaktadır.
Soğuk savaşlardan sıcak savaşlara doğru (3)
Eldeki veriler Lübnan, Afganistan, Irak, Bosna Hersek ve şimdi Suriye ile devam eden ``yumuşak sıcak savaşlar´´ serisinin önümüzdeki dönem değişik coğrafyalarda devam edeceği öngörüsünü desteklemektedir. Ekonomi, finans, bilişim, nükleer silahlanma, enerji ve korumacılık gibi alanlarda giderek genişleyen ülkelerarası rekabet, sıcak savaşlara evrilmek için yoğunlaşan bir hareketlenme yaşamaktadır.
Sadece İslami Asya`da yaşananlar, yaşanacak olanlar hakkında yeterli net gelecek tablosu çizmektedir.
Uzak Doğu`daki üretim, teknoloji ve ticaret devriminin, sıcak savaşlar sürecini besleyici bir rol oynama tehlikesi de giderek enerji biriktirmektedir. ABD`nin çelik ve alüminyum ürünlerine yönelik gümrük duvarı oluşturma kararına başka sektörler de eklenecek ve bu sürece başka ülkeler de katılacaktır.
Finansal ve ekonomik enstrümanlar yelpazesi genişledikçe, sermaye aidiyeti mobilitesi arttıkça, korumacılık türü önlemler yeterli olmayacak ve daha sert ekonomik, finansal ve dış ticaret tedbirleri geliştirilecektir. Zaten gerilimi üreten de besleyen de bu atmosferdir. Sıcak savaşların zeminini sulayan ve gübreleyen bu atmosfer, dağılma eğilimi yerine yoğunlaşma yönlü ivme kazanmaktadır.
O halde bugün bütün yapılanlar, savaşların ``yumuşak´´ geçeceği intibaını uyandırmak ve bu düşünceyi takviye etmek için her türlü imkânı kullanmak şeklinde izah edilebilir.
Diğer yandan her ne kadar büyük askeri hareketlilik ve büyük dehşet tehditleri kol gezse de, insanlık, tarihin hiç bir döneminde bir birine bugünkü kadar eklemlenmemiştir. Bu mega iç içe geçiş ve kendi besinini üretemeyen milyarlarca insanın bir birine bağımlılığı, sıcak savaşlar sürecinin feci bir bölgesel ve küresel nitelik kazanmasını engelleyecek bir stratejik değer kazanmaktadır.
Ayrıca gelecekte yaşanacak olası sıcak savaşlar, birbirine bağımlılık oranı yüksek ülkeleri, öngörülemeyen politik, ekonomik, askeri, finansal ve gıdasal önlemler geliştirmek zorunda bırakacaktır. Bu kapsamda ``GDO`lu ürün´´, ``endüstriyel ve kimyasal katkılı ürün´´ gibi kavramlar da önümüzdeki süreçte bambaşka bir vizyona ve stratejik analize dönüşme içeriğine sahip olacaktır.
Daha açık ifade ile küresel sorumluluk duygusu tavan yaparsa, insanlığın mutfak ve gıda girdileri kalıcı şekilde değişecektir. Bu hem gergin yüz milyonlarca insanına pirinç vermek zorunda kalan Çin`in mecburiyetinin anlaşılmasını sağlayacak, hem de ``yumuşak sıcak savaşlar´´ sürecinin devam edeceğini işaret edecektir.
Küresel sorumluluk değil de küresel ayıklama söz konusu olacaksa o zaman da gereksiz görülen insanların yok edilmesi için sahne oluşturulacaktır. Bu sahnede de yine her şey yumuşak görünümlü ve ani mi olacaktır? İnsanlık bir açmazlar sarmalına doğru mu gitmektedir? Bu soruların cevapları, savaşların yumuşaklık oranını da belirleyecektir. (bitti)


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.