Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1831
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 10233
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 755
Toplam 798 Bilgi Makalesi ve toplam 2042 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (149) | Dış Politika (2078) | Ekonomi (227) | Eğitim (88) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (63) | Adalet (71) | Milli Kültür (470) | Gençlik (25) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (762) | Tarım (142) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (18) | Din (1026) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (54) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (599) | Türk Dünyası (856) | Şiir (67) | Sağlık (183) | Diğer (3323) |

Görüş bildirebileceğiniz Siyasi Partiler ve Siyasetciler konuları
Siyasetçiler nasıl olmalıdır? (42)
Siyasi Partilerimiz nasıl olmalıdır? (27)
Siyasi partiler ve siyasetçiler ile ilgil diğer konular (693)


Siyasi Partiler ve Siyasetciler - Siyasetçiler nasıl olmalıdır? konusu hakkında görüşler
İSMAİL HAKKI KAR - (Ziyaretci) 19.01.2010 16:58:39

SİYASETÇİLERE TAVSİYELER (11)

SİYASETÇİLERE TAVSİYELER &8211; 11


Merhaba sevgili dostlarım!

Geçmiş yazılarımda dedemden öğrendiğim bir tekerlemeyi yeniden yazmak istiyorum:

``Ben yiyeyim, sen yeme
Ben diyeyim, sen deme
Ben iyi, sen fena´´

Şimdi içinizde neden bunu yazdığımı merak edenleriniz vardır. Şunun için: Özellikle önemli konumda, seçkin makamda olanlar unutmamalıdırlar ki; Allah, insan olarak herkesi eşit yarattı. Üstünlüğünü de ibadetlerine göre kendisi takdir edecek. Bunun takdiri bizlere değil, kendine aittir. Bir ilahiyatçı dostumdan dinlemiştim; dedi ki, her insan elinde bulundurduğu güç kudret nispetinde hesaba çekilecektir. Ne kadar yetki ve gücü varsa, hesabı o kadar zordur. Ama elindeki bu gücü iyi şekilde kullanır, insanların hayatını kolaylaştırırsa, o derecede de avantajlıdır. Bu durum bana ticaretteki ``risk ve kar´´ oranının aynı paralelde azalıp çoğaldığı gerçeğini hatırlattı.

Birçok filozof, hak verilmediğimden değil, anlaşılmamaktan yakınıyor. Maalesef tarihte cereyan eden bu taassup, hala devam ediyor. Hangi alanda mı? Her alanda.. toplumun bir çok kesiminde. Çocukken dedemden öğrendiğim bu tekerleme işte bunu özetliyor. İlahiyatçıların ``nefs´´ modern psikolojinin ``ego´´ dedikleri şey.. Ben her şeye sahip olayım, sen olmasan da olur. Ben konuşmalıyım. Sen ne bilirsin ki? Otur oturduğun yerde! Ben en önemli insanım. Sen mi? Ehh.. Allahın yarattığı bir canlısın.. Fazlasını düşünme! Bana mutlak itaat et, yaptıklarıma itiraz etme. İşte o zaman, benim için belki iyi insan olabilirsin.

Sorarım size. Bunu hangi insan kabul edebilir? Her insan değerlidir. Her insan önemlidir. Hepimizin bilgi ve becerisi farklıdır. Her birimizin farklı cevheri vardır. Bunu sadece gören, görmek isteyen gözler fark eder. Peki, bunu nasıl fark edeceğiz? Dinleyerek. Sadece dikkatli, önyargısız dinleyerek. Kuşkusuz her dinlediğimiz konuyu kabul etme gibi bir zorunluluğumuz yok. Dinlediğimiz kişileri sevmek zorunda da (en azından çok fazla) değiliz. Ama saygılı olmak, onlara saygı duymak bizim için bir zorunluluktur. Eğer sosyal bir insan olmak istiyorsak, bu böyledir. Şahsen bildiklerim, gözlemlediklerim, binlerce insanla eğitimlerim süresince paylaştıklarım bana bunu gösteriyor. Buna tüm hücrelerimle inanıyorum. Hangi dünya görüşünde, yaşam tarzında olursa olsun, bir insanın fikirleri tamamen yanlış olması mümkün değildir. Bunu hepimiz kolaylıkla anlayabiliriz. Ama öncelikle yapmamız gereken şey, ``aktif´´ bir şekilde dinlemek. Fikre itiraz hakkımız vardır. Hâlbuki kişiliğe karşı aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Şahsen birçok konuda ayrıştığım, fakat kişisel olarak oldukça sıkı arkadaşlarım, dostlarım var. Kimi zaman tartıştığımız şeylerde bana hak verdikleri veya tam tersi olur. Her zaman gönül bağımızı tartışmalarımızın dışında tutarız. Eminim birçoğunuz da böyle bir yaşam tarzını benimsiyorsunuzdur. Yani sıkı muhalif, iyi bir arkadaşız birçoğuyla. Yazımıza kaldığımız yerden devam edelim mi? Yani etkin dinlemenin kurallarına.

Fikir çürütmemeliyiz. Empatik davranmalıyız. Söylenenler hoşumuza gitmese bile, ona karşı saygılı olduğumuzu belli etmeli, direk &8216;bu yanlıştır` dememeliyiz. Bunun yerine, onun neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışmalıyız. Bu konuda G. K. Chestertan ``İlginç olmayan konu yoktur. Sadece ilginç olmayan insanlar vardır.´´ diyerek konuya açıklık getiriyor. Her insanın düşüncesi kendisi için özeldir ve doğrudur. Şöyle bir düşünün: Fikirlerinizi direkt olarak çürüten biri hoşunuza gider mi? Hatırlayınız; ``kazanılan her tartışma, kaybedilen bir insandır.´´ O halde ne diye farklı düşünen bir kişiye karşı hemen fikir çürütme refleksi gösteren siyasetçiler var! İnanın anlamakta zorlanıyorum. Görüşmek protokol uygulamak değildir. Olsa olsa, ölçülü ve anlayışlı olmaktır.

Hemen sonuçlara varmamalıyız. Peşin hükümlü olup, hemen sonuçlara varmamalıyız. Bundan sonra ne söyleyeceğimizi varsaymamalıyız. Bir filozofun dediği gibi; ``Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz. Bunu ancak aptallar yapar.´´ İki tarafın da fikirleri dinlenmezse, hiç kimsenin bir olayı adilce yorumlaması mümkün olmaz. A.K. Robertson, ``Bir kimsenin inanç sistemi ya da tercihlerini o kişinin izni olmaksızın değiştirmek nerede ise imkânsızdır.´´ sözüyle bize ``kati´´ ısrarın zararlarını net bir şekilde ortaya koymuyor mu?

Aktif dinlemeliyiz. Dinlerken zaman zaman &8216;hı hı..anlıyorum..yaa!..öyle mi!?..` diyerek, evet anlamında başımızı sallayarak, konuşanı cesaretlendirmeliyiz. Her zaman söylerim; biz değer verir ve bunu karşımızdakine hissettirirsek, mutlaka bize misliyle değer verecektir. Bilinçli olarak düşmanlık besleyenler bile, bizim samimi tutumumuza bir süre sonra kayıtsız kalamazlar. Bu maddedeki aktif dinleme, yoğunlaşarak dinlemek anlamındadır. Hatırladınız mı; ``Dinlemek, karşımızdakinin ruhunu, kendi ruhumuzda ağırlamaktır.´´ demiştik. Unutmamalıyız ki, her türlü diyalogda asıl anlam, sözlerin dile getirilişinde (üslupta) gizlidir.

Yumuşak geçişler yapmalıyız. Aktif dinlerken, konuşacaklarımızın de planını yapmalıyız. Bazen de konuşanın takıldığı yerde, ifade eksikliklerini güzel bir üslupla telafi etmeliyiz. Ancak bunu yaparken ``iki saniye kuralı´´ nı unutmamalıyız. Bazen anlamadıklarınız için soru sormamız veya katkıda bulunmamız gerekebilir. Ama çok sık aralıklarla bunu yapmamalıyız. Özellikle bir sunum dinlerken yapılırsa, konuşan için oldukça can sıkıcı olur. Gözlemlediğim şey, üst otorite kesiminde bu sıklıkla yapıldığıdır. Tıpkı bir kısım amirlerin veya liderlerin, astlarını ``acil´´ adı altında toplantıya çağırmaları mantığında olduğu gibi. Onlar için, emrindeki personelin (varsa bile) programı önemli değildir. Oysa kişinin gerçek üstünlüğü unvanından değil, kişiliğinden gelir. Makam ve statüler sadece görev icabıdır. Her kurumun, kuruluşun veya firmanın performans danışmanlığına ihtiyacı var. Eğer büyümek, gelişmek, iyi şeyler yapmak istiyorsa. Her neyse&8230;

Söylenenleri tekrar etmeliyiz. Zaman zaman konuşulanları tekrarlayarak, geri bildirimde bulunmalıyız. Böylece algılamadaki eksikleri, yanlış anlamaları gidermiş oluruz. Dinlemek, sessiz kalmak değildir. En az konuşmak kadar, hatta zaman zaman ondan daha zor bir işlevdir. Zor bir konuyu dinledikten sonra kendimizi yorgun hissederiz. Tabi dikkatli dinlersek..

Bir bağ kurmalıyız. Konuşanın, konuştuklarına olan ilgisi ile ilişkilerine de dikkat ederek dinlemeliyiz. Böylece, mantığımızın gücünü daha verimli kullanırız.

Her yönü ile değerlendirmeliyiz. Söylenenlerin yanında beden diline, ses tonuna, vurgulamalara da dikkat etmeliyiz. Eğer bunu yapmazsak, boşuna geçirilen bir zamandan başka ne olur ki? Özellikle sesin rengine, çok dikkat etmeliyiz. Bazı durumlarda beden dili daha çok ön plana çıkar. Eğitimlerde bunun uygulamalarını sıklıkla yapıyoruz. Birçok katılımcı, aslında bunu gayrı ihtiyari, yani bilinçsizce kullandığının farkına varıyor.

Ona iltifat etmeliyiz. Zaman zaman, konuşanın önemli meziyetlerine vurgu yaparak, iltifatta bulunmalıyız. Göreceksiniz; diyalogunuz daha pozitif yönde sürecektir. Asla unutmamalıyız: İnsan doğasındaki en derin prensip, takdir edilme isteğidir.

Özür dilemeliyiz. Yanlış anladığınızda, hatamızı fark ettiğimizde, çekinmeden ve geciktirmeden özür dilemeliyiz. Bu karizmamızı ve onurumuzu zedelemez. Tam aksine bizi, karşınızdakinin gözünde popülerleştirir. Ben özür dilemeyi " Bağışlanmak için yapılan açık bir itiraftır.´´ sözüyle tanımlıyorum. Bunu herkes, her pozisyondaki kişi yapmalıdır. Ama yer ve zamanı dikkatli seçilmesi gerekir. Böylelikle etkisini arttırdığını da unutmamalıyız. Hata yapmayı asla kusur olarak görmemeliyiz. Herkes hata yapar ve yapmalıdır. Çünkü yanlışlar, eğer onlardan bir şeyler öğrenmeye istekli olursak, başarıya doğru atılan adımlardır.

Teşekkür etmeliyiz. Diyalogun her safhasında, özellikle de söz sırası bize geldiğinde bunu yapmalıyız. Böylelikle karşımızdakinin gözünde ``mükemmel insan´´ oluruz. Bence teşekkür etmek; kişiye verilen unutulmaz bir ödüldür. Ödül almak istemeyeniniz var mı?

Sevgili dostlarım, bazı arkadaşlar bu yazıların sadece bazı meslek gruplarını (mesela bu makalenin sadece siyasetçileri) ilgilendirdiği kanaatini taşıyorlar. Haklılar.. yanılıyorlar.. Nasıl oluyor bu? Hatırlarınız: ``Nasıl bakarsak, öyle görürüz.´´ Bana çokça e posta geliyor. Burada samimice düşüncelerini ortaya koyuyor. Bu beni hayli mutlu ediyor. Eleştiri yapmak çok iyi bir özelliktir. Tabi önyargıdan arınarak bunu yapmalıyız. Her zaman ``önyargı´´ ya karşı acımasızca ``önyargılı´´ olmalıyız.

Dinlemek neyse, okumak da odur. Yani bir anlamda yazan konuşur, okuyan da dinler. Beni üzen şey, bazı arkadaşlar yazıyı okumadan, sadece başlığına bakarak eleştiri göndermeleridir. Bu davranışı benimseyenler, yaşamlarının birçok kesitinde yanlış karar veriyorlar. Keşke okuyup nelerden bahsedildiğini anlasalar, sonra da bir kanaate varsalar. Ehh.. sonrasında da eleştirsinler. Katıldıkları, katılmadıkları konuları açıklıkla bizimle paylaşsınlar. Bu hem bize, hem onlara çok şey katacaktır. Ama yargısız infaz misali, kim anlamadan nasıl sağlıklı fikir sahibi olabilir?

Hepinize huzurlu, mutlu, başarı dolu günler diliyorum. Sakın bunları gelecekte aramayın! Çünkü onlar hemen önünüzde duruyor. Başında bir olumsuz hadise bulunanlar; lütfen daha kötü durumda olanları düşünün. Zengin kimdir biliyor musunuz? Heveslenmeyin.. bunu şimdi söylemeyeceğim.. Kalın sağlıcakla.. Umut ve sevgiyle..

İsmail Hakkı Kar
İnsan İlişkileri Ustası


``Bu yazı, mahalli idareler seçimleri arifesinde yazılmıştır.´´


(devam edecek)



İletişim:
www.edimer.net
bilgi@edimer.net
kesifyolculugu@gmail.com



Not: Grup eğitimlerimiz için kayıtlarımız devam ediyor. Talepleriniz için bilgi@edimer.net adresine mail gönderip iletişim bilgilerinizi bırakınız. Eğitimlerini tamamlayan arkadaşların sertifikalarını düzenlenen törenle kendilerine takdim edeceğiz. Tatmin garantili olan bu eğitimlerin 6 ay boyunca ücretsiz takibi ve gerekli


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.