Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1825
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 9206
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 236
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 755
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2021 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Görüş bildirebileceğiniz Ana Kategoriler
Anayasal Düzen (142) | Dış Politika (1796) | Ekonomi (203) | Eğitim (80) | Devlet Kurumlarımız ve Memurlar (50) | Adalet (70) | Milli Kültür (330) | Gençlik (23) | Siyasi Partiler ve Siyasetciler (666) | Tarım (137) | Sanayi (12) | Serbest Meslek Mensupları (5) | Meslek Kuruluşları (2) | Basın ve Televizyon (15) | Din (957) | Yurt Dışındaki Vatandaşlarımız (53) | Bilim ve Teknoloji (12) | Milli Güvenlik (519) | Türk Dünyası (776) | Şiir (57) | Sağlık (160) | Diğer (3141) |

Görüş bildirebileceğiniz Siyasi Partiler ve Siyasetciler konuları
Siyasetçiler nasıl olmalıdır? (42)
Siyasi Partilerimiz nasıl olmalıdır? (26)
Siyasi partiler ve siyasetçiler ile ilgil diğer konular (598)


Siyasi Partiler ve Siyasetciler - Siyasi Partilerimiz nasıl olmalıdır? konusu hakkında görüşler
Ahmet Kılıçaslan AYTAR - (Ziyaretci) 19.9.2012 15:52:33

KILIÇDAROĞLU`NUN KABİR BAŞI NAFİLESİNDEN

KILIÇDAROĞLU`NUN KABİR BAŞI NAFİLESİNDEN


Atatürk Devrimlerinin karakteristiğini milletin sorunlarına akıl rehberliğinde milletçe çözüm bulunması ve uygarlığa ilerleyiş,ulusal bağımsızlık,ulusal birlik ve beraberlik esası belirliyor.
Ne ki emperyalizm bu kez neoliberal görüntüsü ile İslamcı iktidarla birlikte askeri vesayet başlığında Türkiye`nin belirleyeni Atatürk devrimlerine karşı- devrim yürütüyor.
Ardından türlü siyasetiyle bu toprağın insanlarını değiştirirken kazandığı deneyimi İslam Birliği safsatasıyla Arap İslam ülkelerinde biçimlemeye çalışıyor.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu,"Ulusçuluk bizde tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici, suni karşıtlıklar ve kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı kültürle hesaplaşma zamanı geldi"diyor!
Bu hengameden yürüyen Kürt hareketi ulusal kimliği için savaşmaktadır, bu kez Bingöl`de askeri konvoya geçişi sırasında bombalı saldırıda 10 Mehmetçik şehit düşüyor..



Bu sırada "Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır"diyen Büyük Atatürk`ün makamında oturan ve Türkiye de olası bir karşı- devrime ilk karşı çıkacak tavırda olması gereken-Allah Aşkına,Kemal Kılçdaroğlu`na bakınız!
Göreve gelmesinden az sonra 17 Eylül 2010`da Brüksel`den dönerken "Koşullar uygun olursa Menderes`in kabrini ziyaret etmeyi neden düşünmeyelim arkadaşlar? Menderes bu ülkeye hizmet etmiş bir insan. Saygıdeğer bir kişi. Bir siyasal mahkemede yargılandı ve idam edildi" söylemi ardından,
Nihayet bu 17 Eylül`de yeniCHP`nin 27 Mayıs Devrimine karşı duruşunu göstermesinin simgesi haline gelen Menderes hassasiyetine son noktayı koyuyor, Menderes`in kabrine ziyarette bulunuyor.



"Türkiye`nin yeni birikime ihtiyacı var.Onlar bu ülke için çalıştılar.İdamların acısını bu ülke üzerinden atmış değil. Biz bir toplumsal uzlaşma içinde bu ülkeye huzuru getirmek için çaba vermeye hazırız.Hiçbir hesabın içinde değiliz" diyor.
Hiçbir hesabın içinde olmadığı besbellidir,emperyalizmin İslamcı işbirlikçisi ile askeri vesayet adı altında Atatürk Cumhuriyetine karşı yaptıkları saldırılarda -mesela, 27 Mayıs Devrimi konusunda onlarla hemfikir ve birlik içinde olduğunu, o düzlemde yeniCHP`nin karşı devrime yenilmişliğini teyid ediyor!



Atatürk`ün,"Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır" ifadesine rağmen Kemal Kılıçdaroğlu`na karşı- devrimci yaftasını tam da giydirmeden önce 27 Mayıs Devriminin Atatürk Türkiye`si için önemini ve bu önemi gösteren "Devrim"in ne menem bir orijine sahip olduğunu kısaca yazmak gerekiyor.



Türkiye`nin bu noktaya savrulmuş olmasının ayak sesleri 1946`da CHP muhalif milletvekillerinin kampanyasıyla Köy İlkokullarına öğretmen yetiştirmek böylece kalkınmayı köyden başlatma ülküsüyle kurulmuş Köy Enstitülerinin müfredatının değiştirildiği günlerden gelmektedir.
1947`de ABD Başkanı G. Marshall`ın, Avrupa ekonomilerini canlandırmak için,katılan her Avrupa ülkesine Amerikan mali yardımı, malzemesi ve makinası verilmesiyle başlanıyor.
Aynı yıl Başkan H.Truman kendi doktrininde komünist tehlikede olan devletlere mali ve askeri yardımlar yapıyor -ki,dünya iki kutuplu soğuk savaş dönemine giriyor.
1950`de Marshall Yardımı ile traktörler,tarım alet ve ekipmanları iş gücü kullanımı en aza indirmiştir,kalifikasyonu zayıf tarım iş gücünün kente göç etmekten başka çaresi kalmıyor.
Üstelik tarım araçları bu toprakların yapısına uymayan büyük motorlu, güçlü vasıtalardır,köylü nasıl kullanılacağını da bilmiyor-sonuçta,araziler bu araçların kolayca hareket edeceği şekilde bitki örtüsünden arındırılırken,erozyona açık kalınıyor fakat traktöre uygun hale getiriliyor.
Bir süre sonra bitki örtüsü de kalmayınca su tutma yeteneği kayboluyor,erozyon artıyor ve tarım fazla derinlikte yapıldığı için toprak organik canlılığını kaybediyor...



Elbette bitmedi!1952`de Kore Savaşı sonunda NATO üyesi olununca,birincisi ilk kez pazar ekonomilerine giriş sağlanıyor,ikincisi Silahlı Kuvvetlerin tüm teçhizatı,eğitim standartları,savunma stratejileri NATO ölçütlerine uyarlanıyor -ki,Türkiye bunun sonucunu Silivri`de,Hasdal`da görüyor.
1954`de Türkiye`de yarı feodal bir sosyal yapı vardır-ne ki, Köy Enstitüleri ezberci eğitim veren Öğretmen Okullarına çevriliyor!
Demokrat Parti iktidarı Anayasanın 19. maddesinde yer alan Laiklik ilkesini kaldırmak istiyor -çünkü,bir yanda tarım ağalarına ve büyük toprak sahiplerine imtiyazlar sağlamaktadır.
Kentli büyük ticaret ve sanayi erbabı muhalif konuma gelmektedir,ekonomi kötüleşiyor, yüksek enflasyon, düşük ücretler kitlesel eylemlere dönüşüyor.



1957 seçimlerinde muhalefetin müşterek seçime girmek isteği engellenmiştir ve çoğunluk esasına dayanan seçimlerde DP:424 ,CHP:178, CMP:4 ve HP:4 milletvekili kazanıyor -ancak, muhalefetin oy sayısı iktidardan fazladır ya da DP azınlığın iktidarıdır...
Artan muhalefete baskı uygulanmaya başlanıyor,Üniversiteler ve basın baskı altına alınıyor.
İsmet İnönü 1959 da Uşak`ta taşlanıyor,1960 ta Kayseri` ye sokulmuyor.
Muhalefeti ve basını incelemek için Tahkikat Komisyonu kurulmuştur,Vatan Cephesi oluşumuyla ülke Kurtuluş Savaşından ya da Cumhuriyetin kuruluşu üstünden 40 yıl geçmeden iki taraf arasında bölünmüş,kahvehaneler dahi ayrılmıştır.



27 Mayıs 1960`ta Türk Silahlı Kuvvetler mensubu 37 subay Milli Birlik Komitesi olarak anafikrini ve kararlarını Türkiye`nin 1938 yılından beri içinde bulunduğu gerekçeye bağlayarak, TBMM`i fesh etmiş ve siyasi faaliyetleri askıya almıştır -ki,gerekçesi şudur:
" Atatürkçülük ve lâik sistem,Türk Demokrasisinin temel dayanağıdır. Derebeyliğin kökü kazınmalı ve muassır medeniyet seviyesine çıkılmalıdır. İktisadi düzensizlik ayarlanmalı ve ülke kendine yeter hale gelmelidir. Sömürücü zümreden kurtulunmalı ve ferdi hürriyete kavuşulmalıdır."
27 Mayıs 1960, Büyük Atatürk`ün,arkadaşlarının ve Büyük Türk Ulusunun müştereken yaptığı Kurtuluş, Bağımsızlık ve Cumhuriyet Devrimini rotasından çıkarmak isteyen dış destekli düşünceye karşı yapılmış devrimdir.



İyi ama,"Devrimin amacını kavramış olanlar sürekli olarak onu koruma gücüne sahip olacaklardır"ifadesi ne anlama geliyor?
Devrim çevrilme, katlanma, bükülme anlamındadır.
Çevrilme döndürülmek,alt- üst olmak, kuşatılmadır,
Katlanma bükülmek, eğilmek, çaresiz kabul etme,Bükülme doğrunun başka bir doğruya göre eğik olmasını ifade ediyor.



Şimdi bu anlamlarıyla Devrim`i ve onun amacını anlamaya çalışmanın farklı bir yönteminde olunmalıdır.
Charles Darwin,1859`da"Türlerin Kökeni"eserinde, canlı türlerinin nesilden nesile,kalıtım- çeşitlilik- seçilim esasları çerçevesinde değişime uğrayarak farklı özellikler kazandığını konu etmektedir.
Gregor Mendel,bu kuramı 1930`da, bir gen havuzu içinde bir nesilden diğerine karakterlerin aktarımını konu eden "Kalıtım Kuramını" ortaya koyarak kuvvetlendiriyor.
Günümüz doğa bilimcilerinin yüzde 99.8`i bu "Evrimleşme" kuramına inanıyor.



Halbuki Kutsal Kitaplar yaratılışta Yaratan`ın gökleri ( evren ve paralel evrenleri), yeri (dünyayı ve evreni) ve arşı (ahireti) yarattıktan sonra ilk insanlar Adem ve Havva`yı yarattığı sıralamasını veriyor.
Kutsal Kitaplar,Yaratan`ın hiçbir şeyden doğmamış yegane varlık olduğunu da söylüyor.
O halde Tanrı ahirette Adem ve Havva`yı yaratmıştır -peki,ama,Adem ve Havva cennetten kovulduktan sonra geldikleri bu dünya da nasıl ve kimden doğmuştur?
Ya da Adem ve Havva göbeksiz birer hilkat miydiler?
Bu sorunun yanıtında insanı insan yapan,devasa algıda özgün ruhu oluşturan ve yaratılanların mütemadiyen büyük iştiyakla arkasında olduğu yaşamı bütünüyle kuşatan muazzam bir devrim bulunuyor.



Sıraya göre yaratılan evren genişlerken ve dünya yaşamı yeşertirken giderek iletişim kurabilen insansı bir yaratılışa ulaşılmıştır.
Bir zaman sonra cennetten kovulan Adem ve Havva Tanrı`nın ilettiği İlluyûn denilen tünelden akan ruh ile onların herhangi ikisinden doğuyor.
Zamanın o diliminde, o güruhta ilk insanların doğumudur-ki, muhteşem bir Devrime neden oluyor;önce nurları dehşetli ne olduğu bilinemez heyecana yol açıyor, giderek akıllarıyla gösterdikleri yaşam rehberlikleri ve zürriyetlerinden yükselen insanlığın aklı ile -işte,mütemadiyen insan olmak hasletiyle bugünlere geliniyor.
bu haslet zamanın ruhunu oluşturmaktadır,zamanın ruhunda olunmadığında kötülükler birbirini kovalıyor...
Bu devrim ve takip eden devrimlerle giderek toplumların paylaşımına yol açan insan hakları geliştiriliyor.


Peki ama, bir insandan hareketle bir milletin bu kumaşta olup-olmadığı nasıl anlaşılır?
Bu soruyu Büyük Atatürk"Felâketler, elemler,mağlûbiyetler milletler üzerinde bir takım etkenlerin vücut bulmasına sebebiyet verir. Bu etkenlerin başlıcası,öyle kara günlerinden sonra milletlerin uyanması,vakalarını bulması ve kendi benliğini duymasıdır.
Milletleri yükselten bu özelliklere bir etken daha ilâve edelim: İntikam hissi... Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelâde bir intikam değil, hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların zararlarını yoketmeye yönelen bir intikamdır. Bütün dünya bilmeli ki, karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet acizlik ve zaaftır. Bu, insaniyet göstermek değil, insanlık özelliğinin yokoluşunu ilân etmektir"ifadesiyle yanıtlıyor.



Kemal Kılıçdaroğlu insan`ın zamanına musallat bir ruh halindedir,Türkiye Cumhuriyetine kurulduğundan beri İslamcılıkla ve bölücülükle sorun olmuş bugünün karşı devrimcilerini,ulusallığı tartışmaya açanları,ulusal birlik ve beraberliği tarumar edenleri,İslam Birliği safsatasını Arap ülkelerine ve halklarını da genişletmek isteyen densizleri garip bir biçimde himaye ediyor.
Hafifliğinden belli içsiz ceviz gibidir,himaye ettikleriyle birlikte -işte,nedenini biliyorsunuz,kötülük kötülüğü besliyor,Türkiye`nin hiç bir sorununun üstesinden gelemiyorlar.
Bu kez Bingöl`de bombalı saldırıya uğrayan 10`u şehit 70`i gazi askerimizin vebali onun da boynuna olsun!








19.9.2012



Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilicaslanaytar@gmail.com



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.