Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8390
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Haberler ve Yorumlar
AŞAĞIDAKİ YAZIYA DİKKAT EDİNİZ VE DÜŞÜNÜNÜZ
 
GÖN:SELİM ÖZÜBEK
GÖKÇE FIRAT
Kürtlere tehcir!

Apo PKK’yı hâlâ yönetiyor

14 Mayıs tarihinde bölücübaşı Apo cezaevinden bir açıklama yaptı. Açıklamasında şöyle diyordu:

“Dört yıl önce elimi birçok şeyden çekmiştim, ancak barışçıl bir çözüm ihtimali için yine elimden geleni yaptım. Bundan sonra bunu yapmayacağım. 31 Mayıs’a kadar bekleyeceğim. Bu zamana kadar olumlu bir gelişme olmazsa artık hiçbir şeye karışmayacağım.”

Apo’nun 14 Mayıs tarihli bu açıklaması PKK’ya “31 Mayıs’tan sonra saldırın” çağrısıydı aslında.

Nitekim 1 Haziran tarihinde PKK saldırıları başladı ve sonrasında 45 şehit verdik.

Sadece bu açıklama bile, Apo’nun hâlâ PKK’nın fiili lideri olduğunu ve elbette PKK saldırılarından da hâlâ sorumlu olduğunu göstermeye yetmektedir.

Apo, PKK tehdidini kullanarak Türk devletini bir şeylere razı etmeye çalışmaktadır.

Apo’nun istediği nedir peki?

Bir hafta sonrasında ise bölücübaşı bu isteklerini açıkladı: Demokratik özerklik!

Şöyle tehdit etti bölücübaşı:

“KCK ortaya çıkarak sorumluluk üstlenebilir; zaten daha önce Murat Karayılan ve Duran Kalkan’ın açıklamaları olmuştu, yeni bir süreç demişlerdi. ‘Siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel her açıdan halkımızın sorumluluğunu üstleniyoruz, demokratik özerkliği ilan ediyoruz’ diyebilirler. İşte dünyada bunun çok örneği var; Abhazya, Kosova, Çeçenistan örnekleri var. Uzağa gitmeye gerek yok; Türklerin, Türkiye’nin de çok iyi bildiği Kuzey Kıbrıs örneği var. Bunun sorumluluğu da KCK’ye aittir, kendilerinin bileceği iştir.”

Burada kullanılan örneklerin elbette büyük anlamı vardı. Bu bölgeler dünyada etnik çatışmanın iç savaşa dönüştüğürüldüğü yerler.

Ama özellikle Kosova son derece önemli çünkü bu bölgede hem bir etnik savaş, hem bir iç savaş, hem bir soykırım, hem bir BM müdahalesi, hem de bir tehcir yaşandı.

Ve en sonunda Kosova bağımsızlığını ilan etti!

31 Mayıs tarihi yaklaşırken 28 Mayıs’ta Apo bu defa şu açıklamayı yaptı:

“Anayasa referandumuyla ilgili olarak da: Kürtler AKP’nin bu sahte anayasa refarandumuna gitmemelidir. Bu anayasa değişikliği Kürtlere yönelik gerçekleştirilen siyasal ve kültürel soykırımı örtbas eden, soykırımı gizleyen sahte bir adımdır. Ayrıca yeni demokratik bir anayasanın koşullarını ortadan kaldırıp, öteleyen bir girişimdir. Buna karşı BDP, Kürtler bir alternatif yaratabilirler. Kendi anayasalarını, demokratik özerkliklerini ilan edip bunu referanduma götürebilirler. Halkın oyuna başvurulur, bizim de alternatif çözüm paketimiz budur, diye halka sorulabilir. Bu bir anket tarzında da olabilir. Bu anayasa değişikliği içinde Kürtlere dair bir şey yoktur. Yapılan, tamamen bir iktidar, yargının kontrolünü ele alma savaşıdır.”

Apo’dan Baydemir’e “demokratik özerklik”

Apo bu açıklamaları İmralı’dan yaparken aslında bu açıklamalarla PKK da harekete geçirilmiş oluyordu.

21 Temmuz tarihinde PKK’nın Kandil’deki başı terörist Murat Karayılan bir açıklama yaptı. Bu açıklamasında Birleşmiş Milletler’in devreye girmemesi halinde “bağımsızlık” ilan edeceklerini söyledi.

Murat Karayılan, Apo’nun “demokratik özerklik” kavramını kullanarak yaptığı açıklamada, PKK’nın yasal uzantılarına da talimat veriyordu.

Talimatı yerine getiren PKK’nın yasal partisi BDP’nin Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir oldu, Baydemir Tunceli’de yaptığı açıklamada, “demokratik özerklik” istediklerini açıkladı.

Ama açıklamasında bu “demokratik özerkliğin” içeriğini de belirtti: Güneydoğu’da Kürt bayrağı dalgalanacaktı ve Güneydoğu’nun adı Özerk Kürdistan olacaktı.

Görüldüğü gibi tümüyle bölücübaşı Apo tarafından yönlendirilen bir süreç tıkır tıkır işlemektedir.

O zaman ortaya şu soru çıkmaktadır: Apo’ya hapishaneden terör örgütünü yönetme hakkı ve olanağı nasıl ve kimler tarafından verilmektedir?

Apo’nun talimatları doğrultusunda harekete geçen PKK 45 askerimizi şehit etmiştir. Bu ölümlerden Apo doğrudan sorumlu değil midir?

Kaldı ki Apo’nun dışarıya saldırı talimatlarını iletmesine olanak sağlayan iktidar, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı bu ölümlerden doğrudan sorumlu değil midir?

Şu anda tüm şehit yakınlarının hem PKK elebaşısına, hem de onun talimatlarını iletmesine olanak sağlayan hükümet yetkililerine dava açma hakkı doğmuştur.

Ancak Türk hükümeti Apo’nun dışarıya mesaj iletmesine ve PKK’yı içeriden yönetmesine ses çıkartmaz ve olanak sağlarken, diğer taraftan Ulusal Parti’nin Apo’nun asılması için yürüttüğü imza kampanyası için yasaklatma kararları almakla meşguldür.

Sadece bu durum bile, PKK ile iktidar arasında tam bir uyumun olduğunu, Apo’yu sadece içerde değil dışarıda da korumaya aldıklarını göstermektedir.

12 Eylül referandumu PKK için güvenoylaması

Fakat burada çok büyük bir tehlike ortaya çıkmıştır. Osman Baydemir’in açıklamalarının hemen ardından BDP de “demokratik özerklik” programını ilan etti.

Hemen ardından Demokratik Toplum Kongresi adında yasadışı bir oluşum da bu “demokratik özerkliği” sağlamak için işe koyuldu.

PKK açısından bu özerkliğin ilk provası 12 Eylül referandumunda yapılacaktır.

PKK kendi kurtarılmış bölgesi olarak gördüğü Güneydoğu’da halkı silah zoruyla sandığa göndermeyecektir. Sandığa gitmeyen seçmen sayısı ise “demokratik özerklik” talep eden Kürtlerin sayısını verecektir!

Güneydoğu’da seçim gözlemcisi olarak gelecek BM ve AB temsilcileri, bu bölgede halkın seçime katılmadığını rapor edecektir.

Yine bölgenin kamu görevlilerinin BM’den bir özerklik için halkoylaması beklediğini repor edeceklerdir.

Batılı gazete ve televizyonlar, sandığa gitmeyen Kürtlerden bahseden haberlerle çıkacaktır.

Kısacası 12 Eylül referandumu sadece AKP için değil aynı zamanda PKK için de bir güvenoylaması olacaktır.

Apo-Tayyip dayanışması

Fakat demokratik özerklik denilen şeyin uygulanabilmesi elbette “demokratik” süreçlerin sonucu olamaz. Türk devletinin Güneydoğu’ya özerklik vermesi için çok önemli bazı adımların daha atılması gerekmektedir.

Aslında bu özerklik programının ilk adımı AKP’nin işbaşına getirilmesiydi. Nitekim AKP’nin işbaşı yaptığı 2002 yılından bu yana PKK tüm Güneydoğu’da egemenliği ele geçirmiştir.

Çünkü AKP Türk Ordusu’nu bölgeden çekmiş, PKK’nın yerleşmesine ise göz yummuştur.

PKK’lı teröristler serbest bırakılırken bölgede görev yapan Türk subayları tutuklanmıştır.

AKP ile PKK arasındaki bu dayanışmayı 23 Mayıs tarihli açıklamasında Apo da şöyle dile getirmiştir:

“Demokratik cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik anayasa dedim. Tabii demokratik anayasada sorunun çözümü formüle edilecektir. Seçim barajı ve parti içi demokrasinin önemine tekrar vurgu yapıyorum. Hükümet’e Başbakan’a söylüyorum, bu barajı düşürmeyerek birkaç fazla milletvekili çıkarmakla neyi halledeceksiniz! Bu sorunu halletmezseniz zaten üç ay sonra gidersiniz. Ayaklarının altındaki toprak kayıyor. İşte görüyorsunuz Kılıçdaroğlu geliyor. Başbakan’a diyorum ki sen çözmezsen Kılıçdaroğlu çözecek. AKP’ye, Başbakan’a söylenmelidir; Öcalan 8 yıldır size büyük iyilik yaptı, ama siz bunun değerini bilmediniz.”

Görüldüğü gibi Apo Tayyip’e büyük iyilikler yapmıştır.

Ama asıl büyük iyiliği Tayyip Apo’ya yapmıştır. Sonuçta bugün Apo hayattaysa bunda en büyük katkı elbette Tayyip’e aittir.

Apo-Tayyip-Doğu üçlüsü

Kaldı ki Tayyip Erdoğan’ın bir diğer büyük katkısı ise “demokratik özerkliğin” dayanağı olan Avrupa Birliği düzenlemelerini ve Birleşmiş Milletler İkiz Yasaları’nı çıkartmış olmasıdır. Bugün PKK elebaşılarının gönderme yaptığı ve özerklik için yasal dayanak olarak gösterdikleri bu antlaşmaları Tayyip imzalamıştır.

Yani PKK’nın “demokratik özerklik” talebinin hukuki altyapısı da Tayyip tarafından oluşturulmuştur.

Yine Tayyip Erdoğan’ın Türklük karşıtlığı ve ulusalcılık düşmanlığı da bu Kürt özerkliği için büyük bir fikri altyapı oluşturmuştur.

Apo son iki aylık açıklamalarında ısrarla özerkliğin aslında 1921 Anayasası’nda olduğunu, Atatürk’ün Kürtlere özerklik vaat ettiğini vurgulamaktadır.

Bu tezler de son derece bilindik palavralardır. Bu tezlerin ardında ise Doğu Perinçek bulunmaktadır. Perinçek yıllarca Atatürk’ün Kürtlere özerklik vereceği yalanını piyasaya sürmüştü. Şimdi ise Apo bu yalanları tekrarlamaktadır.

Görüldüğü gibi “demokratik özerkliğin” fikri altyapısı “Apo-Tayyip-Doğu” üçlüsü tarafından oluşturulmuştur.

Güneydoğu “özerk” olursa Batı “yasak” olur

Ancak bu “demokratik özerklik” açısından yolunda gitmeyen şeyler de vardır ki asıl süreci belirleyen de bu durum olacaktır.

En önemli gelişme, Kürtlere ayrılmayı hak gören ve onları şımartan “Türk-Kürt kardeşliği” yutturmacası artık etkili olmamaktadır.

Son dönem İnegöl ve Dörtyol’da yaşanan olaylar, halkın bu kardeşlik masalını artık terk ettiğini göstermektedir. Kürtler artık Türklerin tepkisini çekmektedir.

Bu durum son derece önemlidir çünkü PKK geliştiği yıllar boyunca serbestçe hareket ederken Türklerin iyi niyetinden yararlandı. Ancak bu iyi niyetin bittiği yerde PKK için rahat bir hareket bölgesi de kalmamış demektir.

Önümüzdeki dönemde PKK’nın ve yasal partisinin Türkiye’nin batısındaki hiçbir ilde faaliyet gösteremez duruma geleceği görülmektedir.

Hele hele “demokratik özerklik” ilan eden bir Güneydoğu ortaya çıkarsa, Batının buna tepkisinin ne olacağını görmek gerekir.

Güneydoğu’yu özerk yapmayı düşünen Osman Baydemir’ler böylelikle kendi sonlarını da hazırlamış olurlar, bilinmelidir ki Güneydoğu Kürtler için “özerk” olursa Batı Kürtler için “yasak” olur!

Baydemir belki Diyarbakır’a Kürt bayrağı asmak isteyebilir ve asabilir de ama Batıdaki bayrak direklerine o Kürt bayraklarına sarılmış PKK’lılar asılabilir.

Kürtlere tehcir

İkinci önemli nokta şudur. Apo ve onu takip edenler bilmeliler ki özerklik gibi bir yola gidildiğinde Türk Devletinin de tümüyle yasal bazı girişimlerde bulunma hakkı doğacaktır.

Benzeri bir özerkliği 1914 yılında Ermeniler uygulamaya koyduklarında Osmanlı’nın yasal tedbiri Ermeni Tehciri olmuştu.

Güneydoğu’da özerklik ilan edecek Kürtler, Batıda kendileri için bir Tehcir Yasası çıkabileceğini bilmeliler.

Kısacası Güneydoğu’da özerklik elde edeceğim derken Batıdaki tüm Kürt varlığı bir anda tehlikeye girebilir.

Bugün Batı illerindeki Kürtler tam anlamıyla tehlike altındadır. Eğer Güneydoğulu Kürtler özerklik ilan ederse, hiçbir Türk kendi ilinde, kasabasında Kürt istemeyecektir, en doğal tepki bu Kürtleri Güneydoğu’ya göndermek olacaktır.

PKK şimdi bu tehlikeli adımı atmak üzeredir ve burada kaybeden Kürtler olacaktır.



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.