Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1815
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8464
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 754
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Haberler ve Yorumlar
KOSAVA`DA PROTESTOLAR-GÖZDE KILIÇ YAŞIN-
30 Ağustos 2009 Balkanlar [10] [12] [14] [16]
Gözde KILIÇ YAŞIN
Bölge Uzmanı
Balkanlar

Balkan coğrafyası tarih boyunca yeryüzünün en sıcak noktalarından biri olmuştur. Öyle ki savaşlar biter ama barış ortamı oluşmaz; dindirilen her bir etnik çatışma bir diğerinin habercisidir. Yıllardır süren Kosova meselesi de, Balkanların coğrafi, tarihi, etnik, dinsel ve sosyal koşullarının karşımıza çıkardığı dramlardan biridir. Sırbistan Devlet Başkanı Slobodon Miloseviç’in 1989 yılında Kosova’nın özerk statüsünü kaldırarak baskıcı bir yönetim uygulamaya başlamasıyla dünyanın dikkatini çeken “Kosova Sorunu”, 1999’daki NATO müdahalesi ile farklı bir tanım kazanmıştır. BM Güvenlik Konseyi’nin 1244 sayılı kararıyla yönetiminin geçici olarak BM’ye bırakılması sürecini ise Kosova’nın tek taraflı bağımsızlık ilanı sona erdirdi. Önce baskı, katliam ve etnik temizlik girişimi idi söz konusu olan, sonra nihai statüsünün belirlenmesinde yaşanan güçlüklerdi “sorun”, bunu görüşmeleri kesen “baskın” bağımsızlık ilanı izledi. Ama “Kosova Sorunu” bitmedi.
 
Priştine’de düzenlenen ve özelde AB misyonunu ama genelde ülkede yerleşmiş bulunan BM ve NATO’yu da hedef alan protesto gösterilerinin 25 Ağustos’ta şiddet olaylarına dönüşmesiyle Kosova’daki hareketlilik arttı. İber Nehri boyunca bölünmüş Mitroviça kentinde Sırplar ile Arnavutlar arasında yaşanan etnik olaylar ise zaten hiç hız kesmemişti. OSCE’nin 2008 verilerine göre bölünmüş Mitroviça kentinin kuzeyinde 17 bin, hemen yakınlarındaki Leposaviç, Zubin Potok ve Zivecen adlı üç yerleşim biriminde de 36 bin Sırp yaşıyor. Kentin güneyinde ise çoğunluğunu Arnavutların oluşturduğu nüfus 110 bin.[i] Mitroviça’nın Sırbistan sınırında bulunması ve Mitroviça’nın kuzeyinin Sırbistan’a bağlanması teklifinin geçmişte gündeme gelmesi ise etnik çatışma ihtimalini arttıran temel sebeplerden birisidir. Mitroviça’nın kuzeyinde Sırpların Arnavutlara örneğin geçtiğimiz hafta bir kez daha saldırmaları ve Arnavut işçilerin yaralanması, Arnavutlar’ın çalışmalarına izin vermemeleri, keza 1999 ihtilafı sonrası bölgeyi terk etmek zorunda kalan Arnavutlar’ın geri dönüşünü engellemeleri ve tüm bunlarda polis gücünün devreye girmesi Kosova’nın günlük yaşamının bir parçası olmuş durumda. Kentin güneyinde de aynı olaylar, aynı sıklıkta ve şiddette yaşanıyor. Dikkatleri bugün Kosova’ya yönelten ise Priştine’deki protestoların ülkedeki uluslararası örgüt misyonlarını, özellikle de EULEX’i (AB’nin polis ve yargı misyonu[ii]) hedef alması ve 28 EULEX aracının tahrip edilmesi oldu.  EULEX karşıtlığının, gerekçeleri farklı olmasına rağmen etnik Arnavutlar ile etnik Sırplar’ın görüş birliği yaptığı ender konulardan biri olduğu da ifade edilmeli. Nitekim Lëvizja Vetëvendosje yani “Kendi Kaderini Tayin Hareketi”nin Priştine’de 25 Ağustos’ta gerçekleştirdiği olaylı gösteriden iki gün önce de Kosova’nın kuzeyindeki Sırp liderler EULEX’in Kosova’yı terk etmesi gerektiği yönünde bir basın toplantısı düzenleyerek bu konuda imza kampanyası başlatacaklarını ilan ettiler.
 
UNMIK’ten EULEX’e
 
“Kosova Sorunu”, düne dek Sırbistan’dan ayrılarak bağımsız bir devlet olmak isteyen Kosova Arnavutları’nın başrolünü oynadığı, uluslararası toplum nezaretinde gerçekleştirilen uzun müzakere süreciyle anılan bir meseleydi. Şimdi artık “Kosova Sorunu” denildiğinde Kosova’nın özellikle kuzey bölgesinde mukim Kosovalı Sırplar’ın ön plana çıktığı bir anlaşmazlık anlaşılıyor. Bağımsızlığını ilan ederek Sırbistan’dan” tamamen kurtulan” Kosovalı Arnavutlar içinse sorun sadece kendilerini hala Belgrad’a bağlı sayan ve Priştine’yi tanımayarak Kosova’nın bağımsızlığını sorgulanır kılan Sırplar değil. Kosova’nın hakim unsuru Arnavutlar için egemenliğin uluslararası güçlerle paylaşılması, daha önemli bir sorun anlamına geliyor. Kosova siyasileri böylesi keskin açıklamalar yapmaktan çekinse de Kosova`da kitle protestolarını örgütlemekle ünlü Vetëvendosje Hareketi’nin eylemleri hep buna işaret ediyor. BM Geçici Kosova Misyonu[iii] UNMIK’e atfen hazırladıkları “UNMIKistan” ve “UNMIKolonialism” gibi “esprili” pankartlarının yerini, EULEX’in araçlarını hedef alan zarar verici eylemler aldıysa sorun ciddiyet kazanmış demektir.[iv] Kosova’nın statüsüne ilişkin müzakereler devam ederken BM bina ve araçlarına yapılan saldırılar ve eski UÇK (Kosova Kurtuluş Ordusu) mensuplarının “savaşın tamamlanmasına izin verilseydi zaten bağımsızdık, uluslararası toplum engelledi” sözleri de zamanında ilgili yerlerde istenen etkiyi yaratmıştı. Nitekim Kosova 17 Şubat 2008’de “tek taraflı” olarak ama ABD’nin yol göstermesi ve AB üyesi çoğu ülkenin desteğiyle yani aslında “Sırbistan’a rağmen” bağımsızlığını ilan etmişti. 
 
Kosova’yı “Arnavut ve diğer etnik topluluklardan oluşan çok etnikli demokratik ülke” olarak niteleyen Kosova Anayasası’nın 15 Haziran 2008 yürürlüğe girişi, Kosova’nın devletleşme sürecinin tamamlanmasındaki en önemli adım olarak kabul edilmişti. Bunun en önemli nedeni Anayasa’nın yürürlüğe girişi ile UNMIK’in görevinin sona erecek olmasıydı. Kosova, BM Kosova Özel Temsilcisi Marti Ahtisaari’nin statü müzakerelerinin çıkmaza girmesi üzerine hazırladığı plan eşliğinde bağımsızlığını ilan etmiş ve Ahtisaari’nin “uluslararası denetim altında bağımsızlık” önerisini, Anayasası ve kanun paketleriyle hayata geçirmişti. ABD, AB ve NATO ittifakında geniş destek bulan plana göre bağımsızlığın ilanından sonra UNMIK görevini EULEX’e devredecekti. Bağımsızlığın bir nevi ön şartı olarak KFOR’un (NATO-Kosova Barış Gücü) ve EULEX’in Kosova’da süresi belirsiz olarak kalacak olması, son söz hakkının “yüksek temsilciler”e bırakıldığı bir “Batı’ya çapalı bağımsızlık” yaratıyordu. Yani Kosova Sırbistan’dan bağımsızlaşırken sadece dışişleri ve savunma ile sınırlı biçimde değil eğitimden yargıya, sağlıktan mali sisteme ve hatta anayasanın hazırlanmasından milli marşın seçimine dek uluslararası yönetime bağımlı kılınıyordu. Ancak yine de yetkilerin UNMIK’ten EULEX’e devrinin önemi çok fazlaydı. Çünkü Kosova`nın kendi demokratik idari kurumlarını tesis etmesine dek görev yapmak üzere “geçici olarak” BM Güvenlik Konseyi’nin 1244 sayılı kararıyla oluşturulan UNMIK’in çekilmesi, Kosova’da bir dönemin sona erdiğinin açık bir göstergesi olacaktı. Kosova hükümeti yönetimi tamamen devralacak olmasa da “nihai statü” tartışmalarının bittiği ve gerçek anlamda bağımsızlığa giden bir geçiş sürecinin başladığı resmiyet kazanacaktı. Yani Güvenlik Konseyi’nin 1244 sayılı kararının hükmü ortadan kalkmış sayılacaktı. Ancak konsept, teamüle uygun değildi, bu nedenle de ne UNMIK EULEX’e yetki devrini gerçekleştirebildi ne Kosova’daki misyonunu sona erdirebildi ne EULEX’in göreve başlayışı iptal edilebildi ne de makul bir orta yol bulunabildi.
 
Sırbistan, 1244 sayılı kararın yürürlükte olduğu, Ahtisaari önerilerinin masada kalmış ölü bir plan olduğu ve Kosova’nın bağımsız olamayacağı konularında ısrarcı tutumunu sürdürüyor. Sırbistan’ın fermanı ise Kosova’nın bölünmüş kenti Mitroviça’nın ortalarına dek hükmünü sürdürüyor. Zveçan, Zubin Potok, Leposaviç, Ştrptse ve bölünmüş Mitroviça kentinin kuzey kesiminde yani Kosova topraklarının yüzde 10’unda çoğunluğu oluşturan Kosovalı Sırplar, karar almada ve uygulamada Sırbistan yasalarına bağlı kalmakla Sırbistan’ın Kosova üzerindeki söz hakkını canlı tutuyorlar. EULEX’in göreve başlamasına ilişkin müzakerelerin Sırbistan ve BM arasında yürütülmesi yani Kosova’nın topraklarındaki bir işleyişe ilişkin değişikliğin koşullarının Sırbistan’la birlikte belirlenmesi de bunu gösteriyor. Üstelik bağımsızlığı ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletler tarafından tanınmış olan Kosova AB misyonunun kendi topraklarında görev yapmasına ilişkin görüşmelerde masada yer alamamıştı.
 
Sırbistan için UNMIK misyonunun sona ermesi, Kosova’nın bağımsızlığının meşrulaşmasının son merhalesidir. Aslında Kosova da konuya aynı şekilde yaklaşıyor ve bu nedenle de UNMIK misyonunun tamamen sona ermesi ve EULEX’in Kosova’nın tamamında göreve başlamasını istiyor. Sırbistan ise başından bu yana Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın UNMIK’in görev ve yetkilerini EULEX’e devredilemeyeceğini savundu. Sonuçta Sırbistan’ın şartları kabul edildi ve EULEX göreve başlayışı resmileşti. Sırbistan’ın vazgeçilemez gördüğü üç şart şunlardı: EULEX’in
1- UNMIK çatısı altında çalışması        
2- BM’nin eski temsilcisi Martti Ahtisaari`nin Kosova`yı bağımsız bir devlet olarak gösteren planını uygulamaması
3- Kosova’nın statüsüyle ilgili tarafsız kalması.
 
EULEX’in Sırbistan’ın koşullarını kabul etmesi ancak Kosova yetkililerinin taleplerinin dikkate alınmaması bir tarafa göreve başladıktan sonra Belgrad’la görüşmeleri sürdürmesi ve yakın zamanda polis alanında bir anlaşmayı yine Belgrad’la imzalayacak olması Kosova’daki tansiyonu yükseltti. Kosova Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’nın böyle bir anlaşmayı Kosova kurumlarının onaylamayacağını bildirmesine rağmen “onay”ın bir anlamının, gerekliliğinin ya da geçerliliğinin olup olmamasının belirsiz olması da düşündürücüdür.
 
Sırbistan’dan Bağımsız, Batı’ya Bağımlı
 
“Kosova Sorunu” şimdi daha da karmaşık bir şekilde devam etmektedir. Nihai statü görüşmeleri bir uzlaşıyla sonuçlanmadı ama Kosova bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlık ilanı 60’a yakın ülke tarafından tanındı ama Kosova’yı “Sırbistan’ın toprak parçası” olarak tanımlayan 1244 sayılı Güvenlik Konseyi kararı hükmü de ortadan kalkmış değil. BMGK kararına rağmen ilerleyen bir gidişattan bahsedebilirdik ama bir yandan BMGK kararına rağmen bağımsızlık ilanının BM üyesi ülkelerce tanınması süreci devam ediyor bir yandan da 1244 sayılı karar bizzat BM eliyle Kosova’da yürürlükte tutuluyor. EULEX’e yargı ve polis mensuplarıyla katılan AB ülkeleri Kosova’nın bağımsızlığını tanıyor ama Kosova’da görev yapan misyon üyeleri, Kosova’nın bağımsızlığı konusunda “tarafsız”lar yani tanımıyorlar. Vetëvendosje Hareketi’nin liderlerinden Albin Kurti de “EULEX in Kosova üzerinde mutlak bir etkisi olduğunu onun yasalarına karar verdiğini ve aynı zamanda bu yasalara da uymadığını” söylüyordu. Nitekim tutuklanmalarla ve göstericilerin yaralanmasıyla sonuçlanan son protesto eylemi de göstericilerin “EULEX Kosova`yı tanımadığına göre Kosova`nın da EULEX`i tanıması için hiçbir neden yok." sözleriyle anılacaktır.
 
Bunlar bir tarafa, Kosova’nın durumu da şimdi daha karışık. Nitekim Kosova da Sırbistan’ın “görülmedik denli genişlikte özerklik” teklifini kabul etmemiş ama Batı’dan gelen “görülmemiş denli dar bir egemenlik” teklifini kabul etmişti. Bağımsız bir ülke gibi ama aslında eski statüsüne göre daha da bağımlı. Sırbistan’dan bağımsızlaştı ama uluslararası toplum adına atanmış yetkililerin denetimine girdi. Üstelik sadece dışişleri ve savunma ile sınırlı biçimde değil eğitimden yargıya, sağlıktan mali sisteme ve hatta anayasanın hazırlanmasından milli marşın seçimine dek bağımlı oldu; adı, bağımsız olsa da. Bağımsızlık veya egemenlik terimlerinin günümüz dünyasında klasik anlamlarından uzaklaşmış uygulamaları olduğu bir gerçekse de Kosova yeni bir yönetim sistemini, yeniçağda Batı’nın Doğu için uygun gördüğü devlet anlayışını gösteren önemli bir örnektir. Kosova, nasıl bağımsız bir devlet kurulacağının değil, Batı desteğiyle bağımsızlık kazanılamayacağının da önemli bir örneği oldu.
 
Kosova aslında sadece coğrafi yerleşimi nedeniyle değil bölge istikrarının sağlanması bakımından da Balkanların kalbini oluşturuyor. Kosova’da barış ortamının oluşturulamaması, Bosna-Hersek’teki etnik ve yönetimsel sorunları daha yoğun bir biçimde tehdit ettiği kadar, Makedonya için de tehlike sinyali anlamına geliyor. Makedonya’daki muhtemel bir hareketlilik ise yakın dönemde etnik çatışma ya da sınır problemi yaşamamış ülkeler için dahi huzursuzluğu söz konusu edebilir. Nitekim NATO, BM ve AB’nin Kosova’ya uzun vadeli yerleşmesinin nedenlerinden birisi de bölgeyi merkezinden kontrol edebilmektir. Yine de uluslararası güçlerin “etkin” varlığına rağmen Kosova’da barış ortamının sağlanabildiği söylenemez. Öfke patlamalarının ne zaman ve hangi bölgede yaşanacağı da olayların hangi noktaya varacağı da kestirilemiyor. Ne var ki, etnik çatışmalar ölüm ya da ciddi yaralanmalarla neticelenmedikçe de dünya gündemine oturmuyor. Aslında bunun bir nedeni de Kosova’nın “Batı medeniyetinin bir projesi” olarak kabul edilmesidir. Denetim altında bağımsızlık ne kadar problemsiz işlerse, proje de o kadar başarılı görülecektir. Ama şimdi dünyanın gözleri, ister istemez, yeniden Kosova’da. Çünkü Kosova hala bağımsızlık peşinde. EULEX’in görev tanımı değişmedikçe de Arnavutlar aslında bağımsız olamadıklarını daha çok hissedecekler.


[i]Mitroviça kentinin güney kesiminde Arnavutlar çoğunlukta olsa da Boşnaklar, Türkler, Romlar, Aşkaliler (Haşkalılar), Egypt (Mısırlılar) ve Goralılar da vardır. Mitroviça’nın kuzey kesiminde ise 17.000’i Sırp olmak üzere toplam nüfus 20.000’dir. Kuzeyde Arnavut, Boşnak, Aşkali ve Egypt’lerin nüfusu ise 3.000 civarındadır.
[ii] EULEX-The European Union Rule of Law Mission in Kosovo, http://www.eulex-kosovo.eu
[iii] UNMIK-United Nations Interim Administration Mission in Kosovo, http://www.unmikonline.org/
[iv] Vetëvendosje Hareketi’nin kendi misyonunu “Siyasi kutuplaşma ve şiddete başvurmayan demokratik çatışma” olarak tanımladığını söylemek mümkün. Bir anlamda Gürcistan ve Ukrayna’da yaşanan Turuncu Devrimler’i modelliyorlar. Ancak Kosova’ya yerleşmiş ve dolayısıyla Kosova’nın gerçek bağımsızlığını engelleyen uluslararası güçlere karşılar. Hareketin liderleri de şiddete başvurmayan aktivistler olarak biliniyorlar.


http://www.turksam.org/tr/a1766.html


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.