Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1789
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8077
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 233
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1999 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Haberler ve Yorumlar
OKUYUN UĞUR MUMCU`YU-GÖN:SELİM ÖZÜBEK-

Gökçe Fırat
Okuyun Uğur Mumcu yu,

 

Kürt devleti tehlikesini ilk O gösterdi

Tarih henüz 19 Ağustos 1990.

Körfez Savaşı’nın yani Amerika’nın ilk Irak müdahalesinin pazarlıkları yapılıyor basında.

6 ay öncesinden Uğur Mumcu uyarmaya başlıyor, “Kürt Desteği” başlıklı yazısıyla:

“Saddam rejiminin devrilmesi ile birlikte bölgede ne gibi değişiklikler olur? Irak’ta Baas rejiminin ve bu rejimle bütünleşen Saddam’ın siyaset sahnesinden indirilmesinden sonra Bağdat’ta Kürtlerin desteğiyle oluşacak Amerikan yanlısı bir hükümet kurulabilir.”

Celal Talabani hükümeti!

“ABD’nin istediği, petrol kuyuları üzerinde kurulacak bir devletin Pentagon egemenliğinde olmasıdır.”

Zaten şu anda Pentagon yönetiyor Irak’ı!

Ve geçmişi hatırlatıyor Mumcu:

“Sevr Anlaşması’nın 62 ve 64. maddeleri ile de Kürtlere devlet kurma hakkı tanınmıştı. Kürtlere verilen devlet kurma hakkının güvencesi de şu üç devlete bağlanmıştı: İngiltere, Fransa ve İtalya.

Türkiye, Sevr Anlaşmasında Kürt devletini kurmak isteyen kapitalist Batı devletlerinin ordularınca işgal edildi. Kurtuluş Savaşı, Sevr anlaşmasını yırttı, yerine Lozan Anlaşmasını yerleştirdi.

ABD ve İngiltere’nin bölgede bir Kürt devleti kurma planları hiç değişmemiştir. Kapitalist Batının amacı, Ortadoğu petrolleri üzerindeki denetimleridir. Petrol, dün olduğu gibi bugün de Ortadoğu siyasetinin nedenidir. Petrol siyasete, siyaset de petrole yön vermektedir.

Türkiye’de Suudi destekli İslamcılık niçin bu kadar yaygınlaştırıldı? Bölgedeki Kürtler Batı devletlerince dünden bugüne niçin desteklendi? Son yıllarda ‘İslamcı-Kürtçü’ akım niçin desteklendi?

Bugün tanık olduğumuz gelişmeler bu soruların yanıtlarını da veriyor.

Dünden bugüne ne değişti? Garp cephesinde yeni bir şey yok!”

Gerçekten de böyle bir Kürtçülük tehlikesinin olduğunu, Amerika’nın planlarını, Sevr tuzağını çok iyi biliyordu Mumcu. Zaten ondan sonra da, yaklaşık 3 yıl boyunca hemen hemen yalnızca Kürt meselesini yazdı.

Neden Kürt meselesini yazdı?

Çünkü ABD’nin bu bölgede bir devlet kurmak isteyeceğini biliyordu:

“Celal Talabani’nin Washington ile arasının çok iyi olduğu biliniyor. Olası bir Kürt devleti, hiç kuşkunuz olmasın, Washington desteği ile kurulacaktır.

Körfez Savaşı sonrasında Irak toprakları üzerinde İran İslam devriminin yayılması ve ABD desteği ile bir Kürt devletinin kurulması yeni sorunlar doğuracaktır.”

Ve devam ediyor, bu defa “Kürt Oyunu” başlıklı yazısında:

“Hiç kuşkunuz olmasın; Kuzey Irak’taki Kürt devleti planı, düpedüz bir Amerikan oyunudur. Ve bu bir CIA planıdır! ABD yanlısı bir Kürt devleti, yeni Ortadoğu düzeninin de bir parçasıdır.”

Peki bu Kürt devleti kurulduktan sonra ne olacak?

O konuda da yazmaya başlıyor.

Yazısının başlığı “Özerk Kürt Devleti”:

“Celal Talabani ve öteki Kürt liderlerinin ABD desteği ile bölgede özerk Kürt Devleti kurma çalışmaları sürdürdüğü anlaşılıyor.

“Bölgede önce özerk Kürt Devleti kurulacak, ileride gelişmelere göre bir plebisit yapılacak” (...) “ve Kürtler, böylece kendi geleceklerini kendileri belirleyeceklerdir.

Bu plebisit ile bu özerk devlet, bağımsız devlet de olabilir. Bu özerk devlet Türkiye’ye de katılabilir.

Bir başka olasılık da Türkiye’de yaşayan Kürtlerin, bu Kürt devletine katılmak için uluslararası platformlarda birtakım girişimlerde bulunmalarıdır.”

Yani daha Birinci Irak Savaşı’ndan önce ne diyor?

Türkiye’nin önünde 3 seçenek var.

Birincisi, bir Kürt devleti orada kurulur.

İkincisi, bu devlet Türkiye’ye bağlanır. Bu, Özal’ın projesiydi. Diyordu ki Özal biz ordaki Kürtlerin de hamisi olacağız.

Ama üçüncü bir olasılığı söylüyor Uğur Mumcu: Türkiye’deki Kürtler de uluslararası birtakım girişimlerde bulunurlarsa, bu devlete katılırlar!

Ve soruyor tabii Mumcu Özal’ı eleştirirken:

“Emperyalizmin 1925 yılındaki Kürt siyaseti de işte bu kanlı oyunlarla sahnelenmişti. Bugün bu siyaset yine uygulanıyor. Bu oyunda baş aktör değişmiş, Britanya İmparatorluğu’nun yerini ABD almıştır.

Evet Sevr hortluyor!

Celal Talabani ve Mesut Barzani’nin temsilcisi hangi ‘sıfat’ ile Türkiye’ye çağrılıyor? Dışişleri sözcüsünün ‘gayri resmi nitelik’ taşıdığını ileri sürdüğü bu gizli görüşme ‘devlet’ adına nasıl yapılabiliyor? Devlet adına, kim, nasıl yetki kullanıyor?

Bu ülkede Dışişleri Bakanlığı yok mu? TBMM yok mu? Hükümet yok mu? Genelkurmay yok mu? Bu gibi konuların görüşüldüğü Milli Güvenlik Kurulu yok mu? Yetkili kurumlar ve kurullar yok mu? Partiler yok mu? Kamuoyu yok mu?”

14 Mart 1991’de soruyor.

Çünkü Celal Talabani’nin ve Mesut Barzani’nin temsilcileri gelmiş Türkiye’ye, Özal bunlarla baş başa bir görüşme yapmış.

Daha sonra Türkiye, Celal Talabani’ye ve Mesut Barzani’ye TC pasaportunu verdi. Bunlar Türk pasaportuyla Kürt devletinin kuruluş hazırlıklarını yaptılar.

Kürt Şovenizmi ve Kürt-İslam Sentezi

Uğur Mumcu sadece bölgede bir Kürt devleti planını öngörmedi. Çok daha önemli bir öngörüsü var: Kürt-İslam Sentezi.

Türkiye’nin rejiminin Kürt-İslam Sentezi olacağını biz TÜRKSOLU’nda yazdığımızda 2006 yılıydı.

Ama bakıyoruz Uğur Mumcu 1991 yılında “Kürt İslam Sentezi” başlıklı bir yazıyla Türkiye’nin rejimini daha o dönemden öngörmüş:

“1925 yılında Şeyh Sait liderliğindeki ayaklanma ‘hilafet, şeriat, Abdülhamid oğullarından birinin saltanatını temin’ gibi dinsel görüntülü siyasal amaçlarla sahnelenmemiş miydi?

Kürtçülüğün sarıldığı bu din silahı hiç de yeni değildir. Kürtçüler İslamcılara, İslamcılar da Kürtçülere yeniden yaklaşıyorlar!

Kuzey Irak’ta gelişecek ‘Kürtçü-İslamcılık’ hiç beklenmedik ‘ittifaklar’ da sağlayabilir.”

Daha sonra Kürt-İslamcılığın nasıl ortaya çıktığını Şeyh Sait üzerine yazdığı “Kürt-İslam Ayaklanması” başlıklı kitabında da açıkladı.

Yine çok çok önemli başka bir tespiti daha var Uğur Mumcu’nun: Kürt Şovenizmi.

Yani herkes Kürtler için “onlar eziliyorlar, fakirler fukaralar, mazlumlar” derken Uğur Mumcu başka bir şey yazıyor.

Yazının tarihi 18 Mart 1991, başlığı “Kürt Şovenizmi”:

“Şovenizm, emperyalist devletlerce bir araç olarak kullanılır. Kurtuluş savaşı öncesi ve sonrasında Arap-Kürt liderleri, İngiliz gizli istihbarat servislerince kullanıldılar.

Türkiye’de son yıllarda bir ‘Kürt şovenizmi’ yaratılmıştır.

Bugün Türkiye’de Türk ve Kürt birbirleriyle kaynaşmış olarak yaşıyorlar. Hangimizin Kürt kökenli akrabası ya da arkadaşı yok? Hangi Kürt kökenliye generallik, öğretim üyeliği, milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yolu kapalıdır?

Kürt sorununun ABD desteği ile çözülemeyeceği, ABD destekli Kürt şovenizminin bölgede yeni yeni sorunlar doğuracağı da pek yakında anlaşılacaktır.

Kürt şovenizmi ile sınırlarımızın ötesinde ve ülkemizde yine uğursuz oyunlar oynuyor.”

Yani Kürtlerin soyunduğu rolün hiç de öyle ulusal kurtuluş mücadelesi olmadığını, emperyalizmin kullandığı bir şovenizm olduğunu ortaya koyuyor ve Kürtleri, Kürtçüleri savunanlara şunları soruyor:

“Bugün, açıkça görülüyor ki ülkede bir ‘Kürt şovenizmi’ yaratılmak isteniyor. Bu Kürt şovenizmi, din ve mezhep ayrımlarını da kullanıyor. PKK gibi Marksist-Leninist olduğunu ileri süren bir örgüt, ‘Kürt-İslam Sentezi’ silahına sarılıyor.

Din duygularının ve dince kutsal kavramların Kürtçülük adına kullanılmalarına, ilerici Kürt aydınları da karşı çıkmıyorlar. Çıkmadıkları gibi, bu din sömürüsüne destek de veriyorlar. Ne diyorlar?

- Din de antiemperyalist amaçlar uğruna kullanılmalıdır...

İyi, peki... Peki de ya ‘emperyalizm?’ Emperyalizme de bir diyecekleri yok. Ya da var, ama o da şöyle:

Sömürgeciliğe karşı savaşan halklar başka devletlerden yardım alabilirler...

‘Amerikan emperyalizmi’ yok mu? Varsa, eskiden vardı da son birkaç yılda mı birden bire siyaset sahnelerinden çekildi? ‘Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileri’ne oldular? ‘İslah-ı nefs’ mi ettiler? Yoksa eski CIA Başkanı Bush’un başkanlığında bu ‘işbirlikçiler’ buhar olup havaya mı karıştılar? Emperyalizm, kapitalizmin son aşamasıydı da Kürt sorunu söz konusu olunca mı bu aşamadan vazgeçti? Ne oldu teorilere? Ne oldu teori ve pratiğe?

Hani, Amerikan emperyalizmi Ortadoğu’da halkları birbirine düşman ediyordu? Ne oldu? ABD, Kürtleri bu çatışmanın dışında mı tutmaya karar verdi? CIA dün şeytandı da Kürt konusu gündeme gelince şeytanlığından vazgeçip birdenbire melek mi oldu?”

PKK’nın yeni seçilen Amerikan başkanına bir mektubu var, seçilmesini tebrik etmek için. Diyor ki, “Biz tarihimiz boyunca Amerikan çıkarlarına karşı hiçbir eylemde bulunmadık. Amerika bizim dostumuzdur.”

Daha 1991 yılında Uğur Mumcu onlara şunu söylüyordu:

“Ulusal kurtuluş savaşları, emperyalist devletlere, bu devletlerin gizli istihbarat örgütlerine ve bu devletlerin siyasetlerine güvenilerek yürümez.

İngilizlerin 1920-1930 yılları arasındaki Kürt siyasetleri, 1974 yılındaki Barzani-Carter-CIA ilişkileri ve Bush’un en son ‘Kürt oyunu’ bu gerçeğin en güçlü kanıtlarıdır.”

Kürtlerin ajanlığı

Yine bugünün oldukça önemli konularından birini ele alıyor 7 Ocak 1993’te:

“Türkçemizde ‘kimin eli kimin cebinde’ diye bir deyiş vardır. Ortadoğu’da kimin eli kimin cebinde belli değildir. Ortadoğu’nun karanlık bir kuyu olduğu her gün biraz daha anlaşılıyor.

Kanıtlanan son ilişki, MOSSAD-Barzani ilişkisidir.

‘MOSSAD’, İsrail devletinin gizli istihbarat örgütüdür. Bu örgütün Kürt lideri Molla Mustafa Barzani ile ilişkileri olduğu daha önce söylense kim inanırdı?

Barzani’nin CIA ile ilişkisi artık belgelendi. Kimse bu ilişkiye ‘hayır, olmadı’ diyemiyor. CIA-Barzani ilişkileri biliniyor da MOSSAD-Barzani ilişkileri pek bilinmiyordu.

MOSSAD’ın Barzani ile ilişkileri, Londra ve Sydney’de yayımlanan “Israil’s Secret Wars- A History Of Israil’s Intelligence Services” adlı kitapta sergileniyor.

Kitap, İngiliz “The Guardian” gazetesinin 1984 yılından bu yana Tel Aviv muhabirliğini yapan Ian Black ve Washington’daki Brooking Enstitüsü’nde çalışan öğretim üyesi Benny Morris tarafından yazılmış. MOSSAD-Barzani ilişkileri, İsrail Dışişleri Bakanlığı ve MOSSAD yazışmalarına dayanılarak açıklanıyor. Önsözde kitabın yayından önce İsrail ordu yetkilileri tarafından da incelendiği yazılıyor.

Kitapta, 1967 Arap-İsrail savaşından sonra MOSSAD’ın ‘Kürtler’le ilişki kurduğu, (s. 327) Mısırlı ünlü gazeteci Hasan El Heykel’in İsrailli subayların Kürtler aracılığı ile Irak’tan radyo bağlantıları kurduğunu 1971 yılında açıkladığı anlatılıyor.”

Kürtler bugün çıkıp diyorlar ya “bizim İsrail’imiz de Türkiye.”

Peki asıl gerçek neymiş?

1967 yılında Arap-İsrail Savaşı olduğunda Barzani MOSSAD’la birlikteymiş, onlara yardım ediyormuş. 1967 dediğimiz yıl bundan 40 sene öncesi yani bunlar yeni işbirlikçi olmuş falan değiller.

İşte Filistin’in, Golan tepelerinin vs. işgal edildiği savaşta 1967 savaşında Kürtler kimin yanındaymış?

İsrail’in yanında!

Irak bölünürken kimin yanında?

Amerika’nın yanında!

Peki Türkiye’de Musul sorunu çıktığında?

İngilizlerin yanında!

Kurtuluş Savaşı sırasında?

Yunanlıların ordusunda!

...

Uğur Mumcu’nun adının arkasına saklanarak, PKK’yı, Kürtçülüğü, Şeriatçılığı savunanlara tek bir şey söylüyoruz:

Okuyun Uğur Mumcu’yu, eşek olmayın!

-- 

 
"Bu ülke batının emperyalizminden,
doğunun da vicdan sömürüsünden kurtulursa
ancak o zaman aydınlık günlere kavuşur"
                                    Mustafa Kemal Atatürk


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.