Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8406
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Haberler ve Yorumlar
SELANİK`TE MAHKEMECİLİK OYUNU VE TEKBİR SESLERİ

Dr. (hc) Özkan HÜSEYİN

BATTAM Başkanı

(Batı Trakya Türkleri Araştırmaları Merkezi)

www.battam.org

İletişim; 0536 312 24 66

 

 

Selanik’te Mahkemecilik Oyunu ve Tekbir Sesleri

 

Federal Almanya’daki Batı Trakya Türk Dernekleri Federasyonu yönetim kurulu, 28 Eylül 1989 tarihinde Kelsterbach’ta bir toplantı düzenledi. Dernek başkanlarının hazır bulunduğu bu toplantıda, Gümülcine eski bağımsız milletvekili merhum Dr. Sadık Ahmet’ in Selanik yüksek mahkemesinde 29 Kasım 1989 tarihinde görülecek davasını izlemek üzere, Federasyonu temsilen bir heyet gönderilmesi kararı alındı…

 

Karar alındı, ama kararı hayata geçirecek bir heyet kurulamadı. Çünkü bu heyet, büyük bir hareketi başlatmış olacaktı. Hareketin bayrağını taşıyacak bir kahramana ihtiyaç duyuluyordu. Bu heyet, Yunanistan’a yabancı gözlemci de götürecek, Batı Trakya’nın ahvalini onlara gösterecekti. Bu iş zor ve tehlikeliydi. Kurulacak heyete öncülük yapan kişi, her türlü tehlikeyi göze almalıydı.

 

Düşünülen heyet kurulamadı. Bu durum beni derinden sarstı. Çünkü bu işin millî bir manası vardı. Böyle yarım bırakılmamalıydı. Bu düşünceyle gönüllü olarak göreve talip oldum.

Almanya’da faaliyet gösteren derneklerin yöneticileri Yunanistan’a gitmekte çok ağır davranıyor, hatta çekiniyorlardı. Yunanistan dışındaki ülkelere gitmek gerektiğinde birbirleri ile yarışanlardan ses seda çıkmıyordu. Sonraki yıllarda bu durum nispeten değişti.

 

Münih Batı Trakya Türkleri Aile Birliği Başkanı Dr. (hc) Özkan HÜSEYİN

 

Korkunun kol gezdiği böyle bir ortamda heyet başkanı olarak Yunanistan’a gitmeyi kabul etmiştim. Başlangıçta heyette yer almasını istediğim ikinci bir kişi bile bulunamıyordu.

 

Toplantı biter bitmez Frankfurt’tan ayrılıp Münih’teki evime geldim. Eşim, yabancı gözlemcilerle birlikte Yunanistan’a gitmeme kesinlikle razı olmuyordu. Aramızda tartışırken Federasyon Başkanı Cafer Alioğlu aradı. Eşim, “Cafer Abi, Yunanistan’a niçin sen gitmiyorsun da eşimi yalnız gönderiyorsun? O halde ben de bir uçak bileti alıp eşimle birlikte gideceğim!” dedi.

 

Alioğlu, bu olayı Hasan Düdükçü’ye nakletmiş. Düdükçü de “Fatma Hanım haklı! Özkan’ın yanında ben gideyim.” demiş. Böylece Hasan Düdükçü de heyete dahil oldu. 

Hasan Düdükçü, söz konusu duruşmayı takip etmek üzere Frankfurt’tan Azınlıklar Kürsüsü Başkanı Hans Heltmann’ı davet etmişti. Gözlemci heyet için bir kişinin yeterli olmayacağı düşünülüyordu. Yunanistan’a ben gideceğime göre Münih’ten bir siyasetçi ve bir de hukukçu davet etmem için bana görev verildi.

Münih’te istişare ettiğim Yabancılar Meclisi üyesi Yusuf Yeşilova’nın önerisiyle Avukat Ursula Scheubel ve Dr. Rudolf Hausner’le konuyu görüştüm. Onlar, bunun zorlu bir mesele olduğunu söylediler. “Ama biz insan hakları savunucularıyız. Bu durumu yerinde görüp incelememizde yarar var.” diye de eklediler. Bu mülahazalarla bana kesin söz veremediler. Önce konuyla yakından ilgilenen arkadaşlarla bir grup toplantısı yapmaları gerektiğini ifade ettiler. Birkaç gün sonra tekrar görüşmek üzere ayrıldık.

 

Kararlaştırdığımız gün bir araya geldik ve konuyu tekrar görüştük. Yapılacaklar konusunda mutabık kaldık. Gözlemci olarak Batı Trakya’ya gitmek için ayrı bir ücret talep etmediler. Sadece gidiş-geliş yol ve otel masraflarının karşılanmasını istediler.

 

Hasan Düdükçü, Av. Ursula Scheubel ve Dr. Rudolf Hausner ile 25 Kasım 1989 Cumartesi günü öğleden sonra Münih Havaalanı’ndan Selanik’e hareket ettik. Üç saat sonra Selanik Havaalanı’na indik.

 

Selanik Havaalanı’nda Gümülcine eski bağımsız milletvekili Dr. Sadık Ahmet, Vaaz ve İrşat Heyeti Başkanı ve Yüksek Tahsilliler Derneği Sekreteri Ahmet Hacı Osman, Gümülcine Türk Gençler Birliği Başkanı Arif Hüseyin’le İskeçe’den Dr. Sadık Ahmet’in kayınbiraderi Ali Alimolla bizleri karşıladılar.

 

Arif Hüseyin, Dr. Sadık Ahmet, Av. Ursula Schoubel, Dr. Rudolf Hausner, Hasan Düdükçü ve Dr. (hc) Özkan Hüseyin Gümülcine Türk Gençler Birliği Lokali’nde, 26 Kasım 1989

 

 Havaalanına indiğimizde oradaki ortam hiç de iyi değildi. Uçaktan iner inmez, pasaport kontrol mahalline girmem engellenmek istendi. Daha gümrüğe girmeden beni tutuklamak istediler. Etrafta çok sıkı tedbir alınmıştı. Her yerde sivil polisler vardı. Polislerin davranışlarında bize karşı olumsuz bir tavır açıkça belli oluyordu.

 

Yanımızdaki yabancı gözlemciler, Bu insanların niçin kötü kötü baktıklarını sordular. Cevap vermekte güçlük çektim. Polis bizim pasaportlarımızı, dikkat çeken bir titizlikle inceledi. Sonra bir sivil polis yanıma gelerek pasaportuma el koydu; beni nezarete aldılar.

 

Nezarette üç polis tarafından üzerim arandı ve inceden inceye sorgulandım. Elbiselerimin bir kısmını çıkarmamı istediler. Üzerimde bir şey bulamayınca, yine sorgulamaya başladılar. Sordukları şeyler, bizim Batı Trakya’da yapacağımız çalışmalarla ilgiliydi. Sorularından her şeyi bildikleri anlaşılıyordu. Aslında inkâr edeceğimiz bir şey de yoktu. Çünkü Batı Trakya’da yapacağımız çalışmalar halka açık ve meşru faaliyetlerdi. Yasal yollardan hareket ettiğimizi, Batı Trakya’daki insanlarımıza uygulanan baskıları, haksızlıkları herkesin görmesi ve bilmesi gerektiğini ifade ettim. Avrupalı gözlemcileri de oraya bu maksatla davet ettiğimi söyledim. “Neymiş bu haksızlıklar bakalım?” diye soran polislere anayasal haklarımızı ve bu hakların nasıl çiğnendiğini teker teker anlattım. Onlar hâl⠓Sizleri kim yönlendiriyor? Sizi buralara kim gönderiyor?” gibi sorular soruyorlardı. Bu hareketin perde arkasında birilerinin olduğu kuşkusu vardı.

 

Sorulan sorulara, “Bu hareketin öncüleri biziz. Biz bu dernekleri kurarken ve bu faaliyetleri yaparken kimseden emir almadık Gözlemcileri de biz kendi irademizle davet ettik.” diye cevap verdim.

 

Gerçekten Batı Trakya Türklerinin Avrupa’da kurmuş olduğu teşkilatlar, tamamen bu halkın kendi eseridir. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır ve kimse de kendine pay çıkarmamalıdır.

 

Polislere, arkadaşlarımın beni beklediğini söyleyerek, gitmem gerektiğini hatırlattım. Beni bekleyenlerin kim olduklarını sordular. Ben de heyet hakkında bilgi verdim. Bundan çok rahatsız oldularsa da olumsuz bir davranışta bulunmadılar.

 

Elbiselerimi kucağıma aldım ve çıkmak üzere kapıya yöneldim. Yarı soyunuk bir hâlde dışarıya çıkmama mani oldular. Ben de giyindim. Öteden beri bilinen ve birçok insanımızı yıldıran tehditleri tekrarlayarak olup bitenleri kimseye söylemememi telkin ettiler.

 

Hâlbuki Yunan polisinin Batı Trakya Türk’üne karşı takındığı bu tavır ne ilkti ne de son. Buna benzer daha birçok olayı başkaları gibi ben de yaşamıştım. Bu da onlardan biriydi. Fakat bu, devlet ciddiyetine yakışmayan davranışlar, bizi yıldırmadı. Buna rağmen Avrupa’daki derneklerimizi kurduk ve Batı Trakya Türklüğünün millî davasına sahip çıktık. Bunda her Batı Trakya Türk’ünün katkısı vardır.

 

Polislerin elinden kurtulduktan sonra, Dr. Sadık Ahmet’in ve Ahmet Hacı Osman’ın arabalarıyla hava alanından Gümülcine’ye hareket ettik.

 

Hasan Düdükçü, Dr. Rudolf Hausner, Av. Ursula Schoubel, Dr. Hans Heltman ve Özkan Hüseyin Selanik mahkeme salonunda 28 Kasım 1989

 

 Sivil polis arabaları, Gümülcine’ye kadar bizi takip etti; hatta kalacağımız Rodopi Oteli’ne kadar geldiler. Otelde kaldığımız sürece orada nöbet tuttular.

 

 Ertesi gün (26 Kasım 1989 Pazar) sabah kahvaltısından sonra Rodop milletvekili İsmail Molla (Rodoplu), Dr. Sadık Ahmet ve eşi Işık Ahmet, Avukat Ursula Scheubel, Dr. Rudolf Hauner, Türk Gençler Birliği Başkanı Arif Hüseyin, Vaaz-İrşat Heyeti Başkanı Ahmet Hacı Osman, Yuvamız dergisi sahibi rahmetli Mustafa H. Mustafa ve Federasyon ikinci başkanı bendenizle kasadar Hasan Düdükçü, arabalarla Gümülcine’nin batı bölgesini dolaştık. Burada bulunan Yaka Boyu köylerinin Yunan hükûmeti tarafından kamulaştırılan arazilerini gözlemcilere gösterdik.

 

Yunan polisi de araçlarla bizi yakından takip edip, zaman zaman tacizlerde bulunuyordu.

 

 Pazartesi günü (27 Kasım 1989) sabah kahvaltısından sonra, Gümülcine’nin doğusundaki köylere gittik. Burada açık hava hapishanesi için kamulaştırılmak istenen Türk köylülerinin tarlalarını dolaştık. Tarlada pamuk toplayan işçilere ziyaretimiz hakkında bilgi verdik. Şapçı’da öğle yemeğini yedikten sonra tekrar Gümülcine’ye döndük. Aynı gün öğleden sonra Gümülcine’nin güneyindeki ova köylerini gezdik.

 

Dolaştığımız bu Türk köylerinde ahali, bize umduğumuz yakınlığı gösteremedi. Bazılarının kenardan köşeden bizi gözetlediği dikkatimi çekti.

 

Doğup büyüdüğüm köy olan Kargılı Sarıca, bunlardan farklıydı. Köyün ortasında bulunan üç kahvehane insanla doluydu. Köy kadınları bile sokak ortasında bize hoş geldiniz, diyorlardı. Burada köy kahvehanesinde etrafımıza toplanan kalabalıkla sohbet ettik, dert dinledik. Bu ilgi, diğer köylerdeki devlet baskısının da bir göstergesiydi. Buralarda halkın seçkinleri bile selam vermekten çekiniyorlardı.

 

 Kuşlanlı ve İmaret sahil köylerindeki Yunan villalarını seyrettik. Hâlbuki bu toprakların yerlisi olan Türkler, buralarda başını sokacak bir ev bile yapamazlardı.

 

Gümülcine’ye dönüp, şehrin sokaklarını dolaştık. Türk Gençler Birliği ile Öğretmenler Birliğini ziyaret ettik. Bu teşkilatların indirilen tabelalarını gözlemcilere gösterdik.

 

O akşam Ahmet Ağa’nın Çukur Kahvehanesi’nde avukat hemşehrilerimizle Alman avukatları tanıştırdık. Alman avukatlar, Dr. Sadık Ahmet’in mahkemesi ve halkın yaşadığı sıkıntılar konusunda sorular sorup bilgi aldılar. Bu konuşmalardan sonra Almanlar, bizim yerli avukatların insan haklarıyla ilgili konularda yetersiz olduklarını ifade ettiler.

 

Salı günü (28 Kasım 1989) sabah kahvaltısından sonra Selanik’e hareket ettik. Yine polisin takibindeydik.

 

Selanik’te Uluslararası Af Örgütünden Helene Cooc’la bir araya geldik. O akşam otelde hep birlikte Dr. Sadık Ahmet davasını değerlendirdik.

 

 Çarşamba günü (29 Kasım 1989) sabah kahvaltısından sonra mahkeme salonuna gittik.

 

 Bu dava çok önemliydi. Dr. Sadık Ahmet’in şahsında Batı Trakya Türk toplumu yargılanıyordu. Halkımız bu davaya zannettiğimiz gibi yabancı kalmamıştı. Batı Trakya Müslüman azınlığına mensup olan binlerce kişinin “Allahu ekber!” sedalarıyla salona girdik. Yanımızdaki gözlemcileri zor şartlar altında savcıların karşısına oturttuk. Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu yetkilileriyle Türkiye’den gelen TBMM heyeti de salonda yerini almıştı. Ortam çok gergindi.

 

TBMM vekilleri Yaşar Topçu, İrfan Gürpınar, Engin ….. Dr. Özkan Hüseyin ve Hasan Düdükçü Selanik mahkeme salonun da 29 Kasım 1989

 

Salona girdikten biraz sonra Kıbrıslı olduğu söylenen bir gazeteci, provokasyon (Kışkırtma) yapmak istediyse de, bizim ihtiyatlı hareketimiz, onun gayretini sonuçsuz bıraktı.

 

 Mahkemede görüşülen diğer davaların uzamasıyla o günkü mesai bitti. Zaman yetersizliği sebebiyle Dr. Sadık Ahmet’in davası, yine süresiz olarak ertelendi.

 

 Heyetimiz Selanik Havaalanı’na gitmek üzere yola çıktığında ilginç bir olay yaşandı: Elimizi kaldırdığımız bütün taksiler durur gibi yapıyor, fakat bizi almadan hemen hareket ediyordu. Taksilerin bu hareketinde de polis baskısı seziliyordu. Hemşehrimiz eczacı Yüksel’i uyardım; arka sokaklardan bir taksi buldu. Onunla hava alanına gittik.

 

 Heyetimizin bu dört günlük bölge ziyareti 29 Kasım 1989’da Almanya’ya geri dönüşümüzle sona erdi.

 

BATTAM Habr Merkezi 

www.battam.org



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.