Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8406
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Haberler ve Yorumlar
SİVASTOPOL ÜSSÜ VE UKRANYA
03 Mayıs 2010
Deniz Berktay



Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ile Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç arasında 21 Nisan’da imzalanan ve Rusya’nın Sivastopol Deniz Üssü’nden yararlanma süresini 2042 yılına kadar uzatan anlaşma, Ukrayna’nın Rusya’nın denetimi altına girip girmediği tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Rusya’nın Ukrayna’ya doğalgazda en az yüzde 30 oranında indirim sağlamasına karşılık Sivastopol Deniz Üssü’nün kullanımını 25 yıl daha uzatan anlaşma, Rusya Parlamentosu’nda oy birliğiyle onaylanırken, Ukrayna Parlamentosu’ndaki onaylanma süreci, muhalif milletvekillerinin Genel Kurul Salonu’na sis bombaları atmaları ve Parlamento Başkanı Vladimir Litvin’i yumurta yağmuruna tutmalarıyla dünya kamuoyunun gündemine oturdu.
 
Rus Karadeniz Filosu’nun Ukrayna’nın Kırım bölgesindeki Sivastopol Deniz Üssü’nü kullanımı, iki ülke arasında 1997 yılında imzalanan anlaşmayla düzenlenmiş bulunuyor. Söz konusu anlaşmayla Rusya, Sivastopol Üssü’nü, yıllık 97 milyon dolar kira bedeliyle, 2017 yılına kadar kiralamıştı. Rus tarafının kira borcu, Ukrayna’nın Rusya’ya doğalgaz borçlarınına karşılık olarak kabul edilerek, doğalgaz borçlarının silinmesi yoluyla karşılanıyor.
 
Ukrayna’da turuncu devrim şartlarında gerçekleşen 2004 yılındaki devlet başkanlığı seçimleriyle iktidara gelen NATO üyeliği yanlısı Viktor Yuşçenko, ilk başlarda (Boris Tarasyuk’un dışişleri bakanlığı döneminde), Rusya’nın bu üssü 2017 yılını beklemeden boşaltması gerektiğini öne sürmüş, fakat gerek Rusya’nın ekonomiden enerjiye kadar çeşitli yaptırımlara başlaması, gerekse Ukrayna iç politikasında meydana gelen çalkantılar, mevcut şartlar dahilinde anlaşmayı feshederek Rusya’nın Sivastopol’ü 2017’den önce terketmesini istemenin fazla gerçekçi olmadığını göstermişti. Yuşçenko yönetimi (ve devlet başkanlığına bağlı olan dışişleri bakanlığı), bunun üzerine, kira anlaşmasının süresinin uzatılmamasını ve Rusya’nın Sivastopol’ü 2017’de terketmesini güvence altına alacak iç yasal düzenlemelere gitmeye çalıştıysa da, bu girişimleri de, Batı yanlısı olarak bilinen fakat son yıllarda Rusya yönetimi ile yakın ilişkiler kuran Başbakan Yulya Timoşenko tarafından bir şekilde baltalanmıştı.
 
Yeni anlaşma, temel hükümleri itibariyle, 1997 tarihli anlaşmanın devamı niteliğini taşıyor. Rusya’nın üssü kullanma süresi 25 yıl daha (2042 yılına kadar) uzatılırken, tarafların itiraz etmemeleri halinde, anlaşmanın süresinin beş yıl daha kendiliğinden uzatılabileceği hükmü getirilmiş durumda. Rusya da buna karşılık, doğalgazın bin metreküpünün piyasa fiyatının 330 doları geçmemesi durumunda Ukrayna’ya yüzde 30 indirim; 330 doları geçmesi durumunda ise, 100 dolar indirimde bulunma yükümlülüğünü üstleniyor.
 
Ukrayna muhalefeti, bu anlaşmaların ülkeyi Rusya’nın sömürgesi haline getirdiğini söyleyerek, Yanukoviç’in vatana ihanetle suçluyor. Oysa anlaşmaya en sert itirazların gelmesinin tahmin edilebileceği ABD ve Batı ülkeleri, bu anlaşmanın iki bağımsız ülke arasında imzalanan anlaşma olduğunu söylemekle yetindi. Batılı ülkelerin gelişmelere itiraz etmemeleri, birkaç nedenle açıklanabilir. Birincisi, Rusya’nın Sivastopol’ü tahliye etmesi, Ukrayna’nın NATO üyeliği tartışmaları çerçevesinde gündeme gelmişti. Oysa Ukrayna kamuoyunun büyük bölümü, NATO üyeliğine karşı. Bu konuda 2009 yılının Aralık ayında yapılan bir kamuoyu araştırmasına katılanların yüzde 60’ı, ülkenin NATO üyeliğine karşı olduğunu söylerken, NATO üyeliğini savunanların oranı, yüzde 19 ile sınırlı kalmıştı. Bu durum, Yuşçenko’nun devlet başkanlığı döneminde Ukrayna’da NATO üyeliği lehine yapılan sayısız propaganda çalışmasına rağmen, son beş yıl içinde, NATO üyeliğini savunanların sayısının büsbütün azaldığını ortaya koyuyor. (Bu konunun nedenlerini analiz eden bir makale için bkz: Deniz Berktay, “Ukrayna’da Yeni Dönem”, http://www.turksam.org/tr/a1957.html) NATO içinde de, Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğine – en azından yakın gelecek için- soğuk yaklaşan Alman-Fransız ekseninin görüşleri egemen durumda. İkincisi, Ukrayna, küresel ekonomik krizden en ağır şekilde etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Ukrayna ekonomisinin belkemiğini oluşturan metalurji ve kimya sektörleri, ihracatın azalması ile birlikte üretimlerini büyük ölçüde azaltırken, Ukrayna ekonomisi, 2009 yılında yüzde 14 oranında küçüldü. 2008 yılının Kasım ayında, Yulya Timoşenko’nun başbakanlığı döneminde Ukrayna yönetimi, IMF ile 16.4 milyar dolar krediyi içeren bir anlaşma imzalamış ve bu anlaşma çerçevesinde geçtiğimiz yıl, toplamı 10 milyar doları bulan ilk üç kredi dilimini almıştı. Fakat, Ukrayna’da devlet başkanlığı seçimlerinin yaklaşması nedeniyle ülke yönetiminin “anti popülist” sayılabilecek uygulamalardan kaçınması ve IMF’ye yükümlülüklerinin başında yer alan, doğalgaz fiyatlarına zam yapmaya yanaşmaması nedeniyle IMF, geçtiğimiz yılın sonbaharında, Ukrayna’da devlet başkanlığı seçimleri yapılıncaya ve yeni yönetim işbaşına gelinceye kadar bu ülke ile işbirliğini askıya alma kararını aldığını açıkladı. IMF ile işbirliğinin askıya alınması, Ukrayna’nın diğer uluslararası kredi kuruluşlarından ve yabancı ülkerden kredi bulması imkanını da ortadan kaldırıyor.
 
Ukrayna’da Şubat ayında devlet başkanlığı koltuğuna oturan Viktor Yanukoviç ile Mart ayında göreve gelen yeni hükümet, IMF ile işbirliğini savunmanın da ötesinde, IMF’den yeni krediler alabilme çabasında. Bu nedenle IMF ise, işbirliğini yeniden başlatmak için, Ukrayna’nın öncelikle devlet petrol ve doğalgaz işletmesi Naftogaz’ın bütçesindeki açığı kapatmanın yolunu bulmasını şart koşmuştu. Ülke içindeki sanayi kuruluşlarının ve hanelerin kullanımına sunulan doğalgazın fiyatlarının devlet tarafından sübvanse edildiği Ukrayna’da hükümet, IMF’nin talebi karşısında, en azından sanayi kuruluşlarının doğalgaz fiyatlarını sübvanse etmeyi sürdüremeyeceğini gördü. Bunun dışında, Rusya ile Ukrayna arasında sürekli patlak veren doğalgaz krizlerinden büyük zarar gören Avrupa ülkeleri de, Rusya ile Ukrayna’nın doğalgaz sorununda çözüme varılmasını istiyordu.
 
Böylelikle, Rusya ile doğalgaz konusunda anlaşmaya varılması, gerek ülkenin ekonomik krizden bir an önce çıkılmasının, gerekse Avrupa ülkeleri ve uluslararası finans kuruluşları ile ilişkilerin düzeltilmesinin temel bir şartı olarak Ukrayna’nın yeni yönetiminin karşısına çıktı. Devlet ve hükümet başkanları düzeyinde yapılan ikili görüşmelerde Ukrayna tarafının ortaya sunduğu diğer tekliflerle ilgilenmeyen Rusya tarafı, doğalgazda indirimin karşılığında Sivastopol Deniz Üssü’nün kullanım süresini uzatan anlaşmanın imzalanmasını teklif edince, Ukrayna yönetimi, bu talebi kabul etmek zorunda kaldı. Bu açıdan, Batılı ülkelerin de Ukrayna’ya ne ekonomi ve enerji konularında, ne de Sivastopol Üssü ve onunla bağlantılı konularda bir alternatif göstermediklerini vurgulamak gerekiyor.
 
Diğer taraftan, Ukrayna’nın yeni yönetiminin göreve gelmesinden bu yana geçen iki aylık süredeki uygulamaları gözönünde bulundurarak, yeni yönetimin dış politikadaki yönelimleri konusunda bazı değerlendiermelerde bulunabiliriz. Turuncu devrimi takip eden yıllarda Ukrayna’da görülen siyasi istikrarsızlık ve Rusya ile yaşanan enerji krizi, Ukrayna’nın Rusya’yı her konuda karşısına alan bir politika yerine, Batı ile Rusya arasında dengeye dayalı bir politika uygulama zorunluluğunda olacağını ortaya koymuştu. Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in ve yeni hükümeti destekleyen Doğu Ukraynalı iş çevrelerinin çıkarları da, Rusya ile – en azından yakın bir gelecekte- uzlaşmaya dayanan, fakat Rusya ile değil, Avrupa ile entegrasyonu hedefleyen bir politikayı gerekli kılıyor. Yeni hükümetteki Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Sergey Tigipko da, Ukrayna Devlet Başkanlığı İdaresi’ne atanan isimler de, Batılı çevrelere yakınlığı ile bilinen ve eski Sovyet coğrafyasındaki Gümrük Birliği, Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü gibi Rusya merkezli oluşumlara son derece soğuk yaklaşan kişiler. (Sergey Tigipko, görevdeki ilk günlerinde, Ukrayna’nın BDT ülkeleri ile değil Avrupa ile entegrasyonu hedeflediğini belirtmişti).  
 
Başbakan yardımcılarından Vladimir Seminojenko’nun Ukrayna’nın Rusya ve Belarus’la birlikte Avrupa Birliği benzeri bir yapılanma içine girebileceği yönündeki sözlerine en sert tepki, Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’le Parlamento Başkanı Vladimir Litvin’den gelmiş ve koalisyon ortağı partilerden birinin (Vladimir Litvin Bloku) başkanlığını da yürüten Vladimir Litvin, Ukrayna’nın bağımsızlığının herşeyden önce geldiğini söyleyerek, devlet adamlarını “seçim öncesi sloganları bir tarafa bırakmaya” çağırmıştı. Rusya yönetiminin Ukrayna’yı Belarus, Rusya ve Kazakistan’ın kurduğu Gümrük Birliği’ne çağıran açıklamalarına karşılık olarak da Yanukoviç, Gümrük Birliği’ne katılmayacaklarını net bir şekilde söyledi. AB’nin Ukrayna’nın yeni yönetimine bakışını en iyi şekilde gösteren bir gelişme de, Nisan ayında yaşandı. Ukrayna’da Mart ayında yeni koalisyon hükümeti kurulurken, eski Başbakan Yulya Timoşenko, koalisyonun kurulma biçiminin anayasaya açık şekilde aykırı olduğunu söyleyerek, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Anayasa Mahkemesi’nin konuyu incelediği günlerde Avrupa Parlamentosu’ndan bir heyet, Ukrayna’yı ziyaret ederek, Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’le görüştü. Görüşmede heyet, kendilerinin Ukrayna’da yeniden erken seçimerin düzenlenmesini istemediklerini, ülkeye bir an önce istikrarın gelmesini arzuladıklarını söyleyerek, Anayasa Mahkemesi’nin bu doğrultuda karar almasından memnun olacaklarını belirtti.
 
Ukrayna’da muhalefet, Rusya ile imzalanan anlaşmanın anayasaya aykırı olduğunu söyleyerek, iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuracağını açıkladı. Muhalefet partileri, anayasanın 17. Maddesinin Ukrayna’da yabancı üslerin bulunmasına izin vermediğini söylüyor. Oysa iktidarın da ifade ettiği üzere, anayasanın geçici 12. Maddesi, Ukrayna’daki üslerden yabancı ülke kuvvetlerinin, kira anlaşmaları yoluyla, ülke egemenliğine aykırı bir tutum sergilemeyecek şekilde yararlanabileceğini belirtiyor. Gerek anayasanın ilgili maddesi, gerekse iktidarın Batılı ülkeler ile ilişkileri, muhalefet milletvekillerinin Genel Kurul Salonu’nu yumurta ve sis bombası yağmuruna tutmalarına rağmen, anlaşmanın yürürlüğe girmesinin önünde bir engel bulunmadığını ortaya koyuyor.
  
Medvedev’le Yanukoviç arasında imzalanan anlaşmanın yakın gelecek açısından en somut sonuçları olarak, şunları söyleyebiliriz: Birincisi, gerek Ukrayna, gerekse Rus doğalgazını Ukrayna üzerinden ithal eden ülkeler, yakın bir gelecekte doğalgaz krizi ile karşılaşmayacaklardır. İkincisi, Sivastopol Üssü konusunun Rusya’nın isteği doğrultusunda da olsa, bir şekilde çözüme kavuşması, bu bölgedeki etnik çatışma olasılıklarını, büyük ölçüde azaltmıştır. Öte yandan, Rusya ile bu iki alanda karşılıklı anlaşmaya varmış olan Ukrayna, başka alanlarda Batı ile ilişkilerini daha rahat geliştirebilme imkanına kavuşmuştur.
 
Bütün bu hususları gözönünde bulundurarak, Rusya’nın Sivastopol Üssü’nden kalış süresini uzatmasının Ukrayna’nın bütün konularda Rusya’ya bağımlı hale geleceği yönündeki değerlendirmelerin aceleci olacağını söyleyebiliriz. Rusya, Ukrayna`da yönetim değişikliğinin gerçekleştiği ve yeni yönetimin ülkeyi ekonomik krizden çıkarma çalışmalarına odaklandığı bugünlerde, Ukrayna`ya çeşitli alanlarda kendi isteklerini kabul ettirme çabasındadır. Bu politikaların ne ölçüde başarılı olacağı, önümüzdeki aylarda görülecektir.


http://www.turksam.org/tr/a2014.html


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.