Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8391
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Haberler ve Yorumlar
SURİYE-IRAK GERGİNLİĞİ...-Doç.Dr.CELALETTİN YAVUZ
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü

Irak-Suriye arasında son günlerde yaşanan gerginlik, bu iki ülkeye olan diplomasi trafiğini de hızlandırdı. Şam’ı 30.8.2009’da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Hristofyas ziyaret etti. Hristofyas’ın yanında GKRY Dışişleri Bakanı ve İletişim Bakanı da vardı. Muhtemeldir ki, iki ülke arasındaki haberleşme sistemlerinin çağdaşlaştırılması gündeme gelmiştir. Bu arada Suriye-Irak gerginliği de gündemde yer almıştır mutlaka…
 
Aynı gün AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javiyer Solana da Şam’a resmi bir ziyaret yaptı ve Devlet Başkanı Beşşar Esad’la görüştü. Görüşmenin ana konularından birisini Suriye-Irak gerginliği oluşturdu.
 
Irak – Suriye Gerginliğinin Sebepleri
 
Suriye’nin, Saddam Hüseyin döneminde Irak’la arasının pek iyi olmadığı bilinmektedir. Zira Irak’ta “Sünni Baas”çılar, Suriye’de ise “Şii Baas”çılar iktidardaydı. 2003 müdahalesinden bir süre sonra, Irak’ta baş gösteren terör olaylarında, Suriye “günah keçisi” ilan edildi. Özellikle Bush yönetiminin hışmına uğrayan Suriye, Irak’ta terör yaratanlara “yataklık” yapmak, teröristleri Suriye üzerinden Irak’a sevk etmekle suçlanmıştı. Hatta 2005 yılında Lübnan’da katledilen Lübnan eski Başbakanı Hariri’nin de Suriye tarafından öldürüldüğü yönünde şiddetli bir propaganda mekanizması yürürlüğe konmuş, Suriye ABD’nin yönlendirdiği uluslararası baskılar sonucu Lübnan’daki askerlerini çıkarmak mecburiyetinde kalmıştı.
 
Zaman içerisinde Irak’ta sular durulurken, ABD ile SOFA anlaşması imzalanıp, ABD askerleri çekilirken, bölgesel işbirliği mekanizmaları da devreye girmeye başladı. Özellikle Türkiye-Irak ve İran-Irak ilişkileri belirgin şekilde artarken, Mart 2009’da Tahran’da düzenlenen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 10. zirve toplantısı sırasında İran Cumhurbaşkanı, Irak Cumhurbaşkanı Talabani’ye, “İran-Irak-Suriye-Türkiye” dörtlü işbirliği önerisini bile iletmişti.
 
Suriye de özellikle İran İslam Devrimi’yle birlikte en yakın destekçileri arasında yer alan İran ile ve 1998’de Türkiye ile imzaladığı “Adana Mutabakatı” sonrasında Türkiye ile ilişkilerini benzersiz şekilde düzeltti. Biraz da “yalnızlık” duygusuyla ve güneyindeki İsrail’e karşı siyasi destek amacına yönelik bu yakınlaşmaya Türkiye de “temiz ellerle” karşılık verdi, Suriye-İsrail ilişkilerinde arabuluculuğa dahi soyundu.
 
Orta Doğu’da “taşlar yerine otururken”, gelecekle ilgili eski sorunlar yeniden su yüzüne çıkmaya başladı. Su yüzüne çıkan sorunlardan en önemlisi de “su sorunu” idi. Fırat ve Dicle gibi kaynakları Türkiye olan iki önemli nehrin sınır aşan suları, uzun bir aradan sonra Türkiye-Irak ve Suriye-Irak arasında sorunlaşmaya yüz tuttu. Irak Meclisi, Haziran 2006’da alınan bir kararla, Türkiye ile ilgili her anlaşmada su meselesinin gündemde tutulması kararını aldı. O tarihten itibaren Irak’ı ziyaret eden her Türk üst düzey görevlisine “su meselesi” öncelikle hatırlatıldı. Bu arada Suriye’den Irak’a bırakılan su miktarı konusunda da Suriye’yi suçlayıcı tavırlar takınılmaya başlandı. Zira Irak’ın meşhur Mezopotamya’sında 2009 yılı biraz kurak geçiyordu.
 
Türkiye Irak’la Temmuz 2008’de, Başbakan Erdoğan’ın Bağdat ziyareti sırasında dört ana maddeli‘Yüksek Düzeyli Türkiye-Irak Stratejik İşbirliği Konseyi’ belgesi imzaladı. Bunu iki ülke arasında eğitimden alt yapı inşasına kadar pek çok alandaki işbirliği izledi. Irak, benzer anlaşmaları Batı komşusu Suriye ile de pekiştirmek istedi. Bu maksatla önce Ocak 2009’da, Ekim 2008’de Bağdat’a büyükelçi atamaya karar veren Suriye’ye karşılık vererek, 30 yıl aradan sonra Şam’a büyükelçi atadı. 18.8.2009’da Şam’daki resmi ziyaretinde Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, Türkiye ile kurdukları ortaklığa benzer bir yapı için Suriye Başbakanı Naci Itri ile anlaşmalara imza attı. Buraya kadar Suriye-Irak ilişkileri adeta “süt-liman” sürüyordu.
 
Ne var ki, çok uzun sürmedi. Bağdat’ta 19.8.2009’da Dışişleri ve Maliye Bakanlıklarını hedef alan, patlayıcı yüklü bir araç patlatıldı. Bilançosu 100’ü aşkın ölü, 600’ü aşkın yaralı olan olay, 6 yıl önce aynı gün Bağdat’ta BM binasını hedef alan ve 23 ölümün meydana geldiği olayı hatırlattı. Radikal İslami grupların ve Saddam Hüseyin yanlısı Baas partisi yanlılarının yapmış olabileceği üzerinde duruldu. Irak merkezi hükümeti açısından zanlıları bulmak bir “prestij” meselesi haline geldi.
 
Bu “çifte” bombalama olayının zanlılarından ikisinin Suriye’de olduğu belirlendi. Irak bu iki kişiyi Suriye’den resmen istedi. Ancak Suriye, zanlıları vermedi. Bunun üzerine Irak Hükümeti 25.8.2009’da, “Bakanlar Konseyi, terör saldırılarındaki doğrudan rolleri nedeniyle Suriye’den Muhammed Yunus El Ahmed ile Sattam Farhan’ın iadesini istemiş ve Şam’daki Büyükelçisini de istişareler için merkeze çağırmayı kararlaştırmıştır” şeklinde bir açıklama yaparak, 30 yıl aradan sonra Şam’a gönderdiği büyükelçisini daha altı ayı dolmadan geri çekmeye karar verdi.
 
Irak’taki olaylar sonucu yakalanan teröristlerin Suriye uyruklu olduğuna ilişkin emareler bir ilk değildi. Daha Mayıs 2009 içerisinde Irak’ın kuzeyinde terör faaliyetlerinde bulunan bir Suriyeli tutuklanmıştı. Ardından da Amerika, Irak sınırını denetleyemediği için Suriye’yi eleştirdi. Hatta o tarihlerde ABD’nin Şam’a büyükelçi atayacağı haberleri yaygınlaşırken, bir süre daha “temkinli” yaklaşım benimsenmişti. Buna karşılık Şam, Obama’nın Orta Doğu Özel Temsicisi Gordon Mitchell’in rutin uğrak yerlerinden biriydi. Bu sebeple 31.7.2009’da, son yıllardaki pozitif gelişmelere rağmen, Suriye’nin Lübnan’ın iç işlerine karışmayı sürdürdüğü gerekçesiyle, ABD’nin Suriye’ye yaptırımlarının bir yıl daha devam edeceği bildirilmişti.
 
Suriye’nin Irak sınırlarını terörist geçişlerine karşı koruyamadığı bir gerçektir. Öte yandan, Irak da aynı sınırları koruyamamaktadır. Bu sebeple Suriye’ye fazlaca yüklenilmemesi gerektiği düşünülmektedir. Her ne kadar bu son gerginlikte “terör” iki ülke arasına girmişse de, aslında iki Arap devleti arasındaki bölgesel üstünlük mücadelesi ve özellikle de Fırat sularının paylaşımı en önemli sorunlardan biridir. Suriye, barajlarında topladığı suyu, önceki yıllara oranla daha az oranda bırakmaktadır. Bu durum, “normalleşen” Irak’ta, Ocak 2009’da yapılacak genel seçimler öncesinde hükümete karşı önemli bir koz olarak kullanılmaktadır.
 
Irak-Suriye Gerginliğini Azaltma Girişimleri
 
Suriye-Irak gerginliğinden bu aşamada, hangi ülke en kazançlı çıkar? Bu sorunun cevabı herhalde “Önce İsrail, sonra İran” olacaktır. İsrail olacaktır, çünkü doğusundaki ve batısındaki Arap ülkelerinin ittifakı İsrail’i daha fazla savunma harcaması yapmaya ve daha fazla savunma gayreti göstermeye itecektir. İran ise, İsrail’e karşı Irak desteğinden mahrum Suriye’ye bazı destekler sürdürmek suretiyle, bu ülkede İsrail’e yönelik akımların barınması için destek bulabilecektir. Bir üçüncü “çıkar” sahibi ülke de ABD gibi gözükmektedir. Suriye-Irak geriliminin ardından Suriye’yi iyice “köşeye” sıkıştıran ABD, Suriye’ye Orta Doğu politikalarını uygulatmada daha çok nüfuz sağlayabilecektir.
 
İşte bu “nüfuz alanları”nın çatışması hemen devreye girdi. İran’da ölen Iraklı Şii Lider el-Hekim’in cenaze töreni için önce Bağdat’a geçen İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki, daha sonra Şam’ı ziyaret etti. Aslında 25-27 Ağustos 2009 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen “Pakistan’ın Dostları Grubu Bakanlar Toplantısı”nda, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelen Mutteki, Irak’ın istikrarı için bölgesel girişimlerin önemine dikkat çekerek, “arabuluculuk” rolüne soyunmuştu bile.
 
ABD ise, Suriye’ye pek yakın durmamakla birlikte, sürdürülebilir bir ilişkiyi de kopartmak niyetinde değildir. Keza, Suriye-Irak ilişkilerinin düzeltilmesinde İran’ın arabuluculuğunu da, Suriye’yi İran’a daha da yakınlaştıracağı düşüncesiyle benimsememekte, bu sebeple Türkiye’nin arabuluculuğuna sıcak bakmaktadır.
 
Türkiye, 31.8.2009 itibariyle iki ülke arasındaki arabuluculuk girişimine fiilen başladı. Bu maksatla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu önce Bağdat’a giderek Cumhurbaşkanı Talabani, Başbakan el-Maliki ve Dışişleri Bakanı Zebari ile görüşecek, ardından da Şam’ı ziyaret edecek. Kuşkusuz, iki ülke arasındaki gerginlik, Türkiye’nin bölgede tesisine önem verdiği barış ve istikrar için önemli bir tehdittir.
 
Sonuç
 
Türkiye bu gerginliği azaltma rolünü sadece ABD istediği için değil, kendi siyasi, güvenlik ve ekonomik çıkarları için yapmak mecburiyetindedir. Şayet Suriye-Irak ilişkileri normalleşirse, üç ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesiyle, her üç ülke insanının refah düzeylerinde de artış kaydedilecektir.


http://www.turksam.org/tr/a1767.html


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.