Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8390
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Haberler ve Yorumlar
TÜRK ORDUSU

Aslında bu konuda yazmayacaktım.

    Halkımız bilmesi açısından bir katkımız olur düşüncesiyle yazmak istedim. Özellikle bazı köşe yazarlarımız, bazı siyasetçilerimiz, aydın geçinenlerimiz ve bazı sanatçılarımız açısından faydalı olur. Okurlar belki bir şeyler öğrenirler diye.

    Hatırlatacağım hikâyecik Kore Savaşı yıllarından.

 

    “22 Nisan günü Mançurya’dan getirdikleri takviye birlikleri ile genel karşı taarruza başlayan Komünist Çin ve Kuzey Kore birlikleri, Birleşmiş Milletler Kuvvetlerini Han Nehrinin güneyine kadar çekilmeye mecbur etmiş, Taarruzları bu bölgede hızını kaybetmişti.

    Komünist birliklerin taarruzunun yavaşlamasını, hatta yer yer durmasını fırsat bilen Birleşmiş Milletler kuvvetleri düşmanla teması devam ettirmek ve düşmanı yıpratmak için mahdut hedefli taarruzlar yapmaya karar vermişti. Bu amaçla Asıl muharebe hattı olan Han Nehri önünde keşif üsleri kurarak, bu üslerden çıkaracağı takviyeli keşif birlikleri ile bu görevi yerine getirmeyi planladı.

    Bu görev kapsamında Türk Tugayına da Sosari bölgesinde keşif üssü işgal etmesi emredildi.13 Mayıs 1951 günü emredilen bölgede keşif üssünü meydana getiren Türk Tugayı, aynı gün geri çekilen dost birliklerden sonra 6 kilometre geride olan asıl muharebe hattı ile düşman arasında yalnız kaldı.

    17 Mayıs günü şiddetli ve uzun süren topçu ve havan atışlarından sonra, gece yarısında iki alaydan fazla bir kuvvetle Türk Tugayına taarruza başlayan düşman, bitmez tükenmez insan seli ile yükleniyordu. Bir ara mevzilerimizin önü düşman cesetleri ile dolmuş, düşman askeri kendi cesetlerine basarak taarruzlarına devam ediyorlardı.

    Top ve havan seslerine makineli tüfek sesleri karışıyor, düşman çığlıkları göklere yükseliyordu. Savunma direnci, topçu ve havan atışlarının isabeti düşmanı bir ara duraklatıyor, takviye alan düşman en kısa zamanda tekrar kudurmuşçasına saldırıyordu. Düşman engel dinlemiyor, birinci dalgası yok oluyor geriden gelen ikinci dalga ölenlerin yerini alıyordu. İkinci dalgayı üçüncü dalga insan seli takip ediyordu.

    Saat 02.30 sıralarında düşman yine bitmez tükenmez insan kaynaklarına dayanarak saldırıya başlamıştı, bu geceki 7 inci mi, 8 inci mi saldırısı bilinmiyordu. Kısa bir süre sonra 5 ve 6 ncı bölüklerimiz arasından girmeye muvaffak oldu. Çok geçmeden 6 ve 7 inci bölüklerimiz arasına da girdi. Tugayın bütün cephesinde kan gövdeyi götürüyor, makineli tüfeklerin namluları kıpkırmızı, ölüm kusmaya devam ediyordu. Tugay kuşatılmış, savunma mevziine girilmiş, cephesi çöküyordu.

    Taburlar ellerindeki bütün kuvvetleri bu kanlı boğuşmanın içine göndermişlerdi. Cephane azalmış, yaralı ve kayıplar gittikçe artıyordu.

    Bu sırada cephenin en kritik yeri olan 2 inci Piyade Tabur bölgesinde, Tabur Karargâh bölüğü ve Havan bölüğünün tüfekli erleri ileri atılarak bu boğuşmaya katılmışlar, giren düşmanla gırtlak gırtlağa bir ölüm kalım savaşı başlamıştı. Düşman bitmek nedir bilmiyordu. Vurulanların yeri hemen dolduruluyor, amansız saldırı yeni takviyelerle devam ediyordu.

    Bu hengâme içinde, birden gür bir ses gecenin karanlığını yırttı. Silahların sesi bir an olsun durdu.

    6 ncı Bölük Komutanı Yüzbaşı Beşir Günay’ın sesiydi bu,

    -Allahü Ekber! Allahü Ekber! …

    Silahlar susmuş, Bölük kademe kademe Tekbir getirmeye başlamıştı.

    Cephenin yarılmaya yüz tuttuğu bir an da, bu ilahi düşmanı şaşırtmış, saldırıları duraklamıştı. Düşman şaşkınlık içerisindeydi. Türklerin “ Allah! Allah!” sesleri ile hücuma kalktıklarını biliyorlardı.  Bu neydi? Acaba Türkler yeni ve kuvvetli bir saldırıya mı başlıyorlardı?

    Düşmanda şaşkınlık devam ederken, yükselen tekbir sesleri yavaş yavaş önce taburu ve daha sonra bütün cepheyi sarmaya başlamıştı.

    Düşman saldırıları durmuş, bir kısım düşman askeri yavaş yavaş ve ürkerek geri çekilmeye başlamıştı. İnanılmaz bir durum yaşanıyordu. Ateşler kesilmiş, çekilen düşmanın arkasından tek bir kurşun bile atılmıyordu.

   Yalnız, artan ve yüksek bir sesle devam eden tekbir sesleri karşısında ürkek bir şekilde geri çekilen düşman, muharebe sahasını karanlığa bırakıyordu.”

 

     İşte, Türk Ordusu böyle bir ordudur. Bunu sadece Kore Savaşlarında değil, Kıbrıs harekâtının başlangıç safhasından sonuna kadar görebilirsiniz.

    “Allah! Allah!” nidalarının gök kubbesinden hiçeksilmediğini.

    Bunun için, Yüce Türk Milleti Kışlalarına “Muhammed Ocağı”, askerine “Mehmetçik” demiştir.

    Bu isimleri, bazı köşe yazarıyım diye geçinen kişilerin belirttiği gibi, mistikleştirici, ululaştırıcı ve mitleştirici değil, tarihinde oynadığı rol ve yaptığı işlerden dolayı kendi milleti vermiştir.

    Bu hikâyecik, Kore’de Türk Tugayında tercüman olarak görev yapan Sayın Sang Ki Paik’in hatıralarını kaleme alan Sayın Nazım Dündar Sayılan’ın yayınladığı “Kore Harbinde Türklerle” isimli kitabında da yer almaktadır. Herkese okumasını tavsiye ederim.

    Şimdi! … Sormak istiyorum,

    Bitmez bu kin, bu öfke niye?

    Yazık, Koreli Sayın Paik kadar olamadınız.

    Yazık, Komünist Çin Askeri kadar yüreğiniz yok.  

    Kiminiz siyasi, kiminiz maddi, kiminiz sahte manevi, kiminiz de Kürtçü menfaatleriniz uğruna bitmez, tükenmez bir kin ve nefretle saldırıyorsunuz.

    Genelkurmay Başkanımızın dediği gibi, lanet olsun size.

    Saygılarımla.

                                                                                 Atila Şimşek

                                                                                 Kur. Alb. (e)

 

 



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.