Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1824
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 8965
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 754
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2016 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
6 EYLÜL 1955 NEYDİ

                  

YASSIADA`DA OKUNMAYAN

DELİL OLARAK TARTIŞILMAYAN

“TELGRAF

Londra, 28 Ağustos 1955

Sayın Başvekile arzı ricasiyle .

Bugün Milli Savunma Bakanı ve M.Nuri Birgi ile birlikte İngiltere Hariciye Nazırı MacMilan`ı ziyaret ettik. Toplantıda Kabine Katib-i Umumisinin askeri muavini ve Hariciye Nazır Muavini Ward ile Ankara`daki İngiltere sefiri de hazır bulunuyordu. Nazıra derhal Ankara’dan ayrılmazdan evvel, İngiltere maslahatgüzarı na tebliğ ettiğimiz muhtıra ile Başvekilimizin nutkunu tetkik edip etmediklerini sorarak bu hususdaki görüşümüzün faideli olacağını bildirdim. Nazır evvela prosedür hakkında söylecekleri olduğunu bildirerek şu ifadatta bulundu :

            "1- Matbuat mes`elesi: Konferansda yapılan müzakereler müşterek tebliğ halinde matbuata akis olmalıdır. Bu kaideye adem-i riayet halinde herkes kendi görüşünü açıklamakta serbest olur.     

            2-Toplantılarda, eğer mahzurlu görmüyorsak, riyaset İngiltere`de kalmalıdır.  Çünkü davet eden millet İngiltere`dir.

            3- Hey`et reisleri tarafından irat olunacak nutuklar kendi hükümetlerinin noktai nazarlarının açıkca ifadeye matuf olup münakaşalar nutuklar bittikten sonra açılmalıdır.

            4- Celseler 11`den öğleye kadar, öğleden sonra, akşamlar hususi müzakerelere zemin hazırlayacak şekilde olmalıdır. " 

Evvelki maruzatımızda da bildirdiğimiz veçhile bu şekilde taayyün eden prosedür konferansı hiç olmazsa dört  gün kadar  uzatmak gayesine matuf bulunmakta ve bu arada bazı hal çare ve şekilleri üzerinde çalışma imkanını hazırlamak gayesi gütmekte olduğundan bu hususlar tebarüz ettirilerek, tarafımızdan da kabul olunmuş ve derhal esas mes`eleye geçilmiştir. 

Yüksek malumları  olduğu  veçhile  Kıbrıs mes`elesi  Yunanlılar  bakımdan " Self Determination " ve Yunanistan`a ilhak esasına istinat etmekte, İngiltere ise bu esasları reddederek meseleyi “Self Government"a doğru giden bir yol içinde halletmek istemektedir.

Londra`ya gelmezden evvel ve geldikten sonra yaptığımız temaslarda, İngilizlerin Yunanlılara bazı tavizler vermek hususunda meyilleri bulunduğu için bu hususu yoklamak ve önlemek gayesiyle emirlerinize tabaen yukarıda arz olunan memorandumu Ankara`daki İngiliz sefirine tebliğ etmiştik.

MacMillan`a şunları söyledik: İngiltere statükonun muhafazası ve Lozan Ahitnamesi mucibince kendine bahşedilmiş olan hukukun muhafazası hususunda ısrar ettiği müddetçe Türkiye’yi daima yanında bulacaktır. Fakat bu yoldan inhiraf edip, Kıbrıs`ın istikbalini Yunanistan`a ilhak istikametine kaydırabilecek ufak bir tavize gittiği takdirde, Türkiye bu yolda İngiltere`yi takip edemeyecek bilakis aksi istikamette yol almak mecburiyetinde kalacaktır. Bu husus hükümet reisimizin nutkunda gayet açık ve sarih olarak belirtilmiştir. 

MacMillan bu beyanatımız üzerine Başvekilimizin nutkunu ve muhtıramızı tetkik ettiğini bildirdikten sonra bir hal çaresi bulmanın lazım geldiğini, kendilerinin henüzhal çaresi hususunda tam bir fikirleri bulunmadığını fakat self-determination` a mani olmakta ısrar etmenin ve müstemleke rejiminin devamını muhafaza etmenin zorluklar arz ettiğini, müzakerelere başlamadan evvel büyük kelimeler kullanmanın ve kat-i pozisyon almanın suriş çıkarıp mahzurlar tevlit edebileceğini gayet nazikane bir eda ile ifade etti.    

Kendisine şu cevabı verdim : Türkiye Lozan Ahitnamesinden itibaren bugüne kadar  Kıbrıs meselesinde sırf, Türk İngiliz dostluğunu, vikaye için hertürlü tahrikat ve irredantisme` den tevakki etmekle kalmamış, Türkiye`de yaşayan Türklerin milli arzularına da adem-i tabaiyette bulunarak Kıbrıs Türklerinin Türkiye`ye ilhak arzularını da daima  önlemek politikasını takip etmiş ve orada yaşayan Türklere harslarını muhafaza etmek hususunda yardım etmekle beraber onlara daima sadık birer İngiliz tebası  olmaları hususunda öğüt vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti` nin bütün tarih boyunca Türkiye hiçbir vakit beynelmilel hayatta süriş çıkaracak bir rol oynamamış bilakis cihan sulhünün tarsini hususunda azami gayret sarf etmiştir.

Diğer taraftan Türk Hükümeti dört  seneden beri Balkanlarda, yakın ve orta  Şark`ta sulhün muhafazası için Kıbrıs davasına nihayet verilmesini istemiş ve ... olacağını, İngiltere`nin Kıbrıs`ta kalmasını ve Statükonun muhafazası davasını da desteklemiş ... kendi efkar-ı umumiyesinin ve Kıbrıs Türklerinin arzuları hilafına Kıbrıs`ın Türkiye`ye ilhakı lüzumunu bir defa bile ağzına almamıştır.

Her şeyin bir hududu vardır. İngiltere kendi hukukunu olduğu gibi muhafaza ettiği müddetçe cidden biz bu nazik rolde devam edeceğiz.  Fakat İngiltere`nin bu hususda yapabileceği herhangi bir inhiraf halinde Türkiye`nin politikasını tadil etmesi ve kendi milli arzusuna uyarak, coğrafi, tarihi ve stratejik bakımından Anadolu`nun bir parçası olan Kıbrıs`ı talep etmesi pek tabii olacaktır, dedim. Ve şunları ilave ettim: Türk devlet adamları hiçbir zaman büyük kelimeler kullanmak itiyadında değillerdir. Fakat  kullandıkları kelimeleri ve aldıkları ahitleri de tutmak ve yerine getirmek itiyadındadırlar.

Türkiye için Kıbrıs mes`elesi Türk-Yunan münasebeti bakımından bir mihenk taşıdır. Biz, Yunanlılarla olan dostluğumuzu onların megali idealarını bıraklamalrı esasına istinad ettirmiş bulunuyoruz.

Kıbrıs`ın talep edilmesi megali ideanın yeniden canlanması demektir. Türk efkar-ı umumiyesi bunu böyle anlamakta ve böyle hissetmektedir. Hükümet olarak  bunu biz de başka türlü göremiyoruz. Türkiye`nin bir zamanlar Ankara yakınlarına kadar gelmiş olan Yunanlıların adaları tarafından muhasara edilmesine kat`iyen  rızamız yoktur.

Yunanlılar bu davada ısrar ederse Türk-Yunan dostluğunun aynı şekilde devam etmesi imkansız bir hale gelecektir. Bunu bütün dostlarımız bilmelidir. Kıbrıs davasının vüs`ati adayı çoktan aşmakta. Balkanlarda şu işin hafife alınması ve Yunanistan`a tavizat verilerek halledileceğinin sanılması. Balkanlarda ve Yakın Orta-Şark`ta binbir emekle kurulan müdafaa cephesinin büyük sarsıntılara sahne olmasını ve zayıflamasını göze alması demektir. Binaenaleyh bir kolonializm veya anti-kolonializm meselesi değildir. Eğer bu şer ise diğer husule gelecek sarsıntılar muvacehesinde ehveni şer telakki edilmek icep eder. Bu noktaların çok iyi bilinmesi lazımdır. Inflexible bir vaziyet alıyor isek başka türlü hareket etmek imkanından mahrum bulunduğumuz içindir. Belki bu sizin işinize gelmeyecektir. Fakat vaziyeti bütün çıplaklığı ile bilmenizde faide vardır. Bunun için sizi Yunan Nazırı ile görüşmeden evvel ziyaret etmek istedim.   İlk söyleyeceğiniz nutukta, Yunanistan`a self determinationa gidecek herhangi bir taviz yolu göstermeniz, meselenin istikbali ve halli yolunda faide değil ancak mahzur tevlit edecektir.

 
 
Nazır, kendilerinin kararlaşmış ve kat`ileşmiş bir fikirleri olmadığını bildirerek vaziyetimizi vazıh olarak açıklamış olmaklığımıza teşekkür etti ve ayrıldık.

Muhtelif İngiliz gazetecileriyle ve nihayet bugün Hariciye Nazırı ile yaptığımız görüşmelerden aldığımız intiba İngilizlerin muhtemel bir hal çaresi olarak ilerde bir self determinationa fırsat verebileceği vaadi ile Yunanlılara taviz vermek suretiyle bir hal çaresi bulunabileceğini düşünmekte olduklarını fakat zatı devletlerinin (Başbakan Adnan Menderes) beyanatı ve burada iki gündür yaptığımız mülakatlar ve beyanatlar  neticesinde tebellür eden hattı hareketimizin bunları şaşırttığı merkezindedir. Ancak bizim haklarımızda ne dereceye kadar ısrar edeceğimiz hususunda tereddüd sahibi oldukları müşahade edilmektedir.

Bu sabahki mükalemelerimiz gayet nazikhane cereyan etmekle beraber gayet kat`i ifadeler altında geçti ve bizim haklarımızı savunmamız hususunda cesaretimizi kıracak bir eda takınmadılar. Fakat ifadelerimizle haklarımızda musır davranacağımıza kendilerini teyakkun ettirdiğimizi zannediyorsak da bu sahada çok çalışılması icap ettiğini, anlamaktayız. Bu sebeble gerek biz, gerek gazetecilerimiz bu yolda, gayret sarf ediyoruz.

Tarafı devletlerinden bu hususdaki ilgililere verilecek emirlerin pek faideli olacağını saygılarımla arz ederiz.

COŞKUN KIRCA`NIN MEALEN HATIRLA (yama) DIĞI  “TELGRAF”

"İngilizler nezdinde tezimizin kabulü için bütün ısrarları yapmaktayız. Ancak, kendilerinde Yunanlılara ileride self-determination vaadi yolu ile bir temayül olabileceğini seziyoruz. Her ne kadar yaptığımız kesin teşebbüsler kendilerini bir hayli şaşırtmışsa da yine de bu hususda çok çalışılması gerektiği kanaatindeyiz.  Biz burada elimizden geleni yapıyoruz. Gazeteciler de yapıyor. Ayrıca başbakanın da ilgililere gereken emirleri vermesinden büyük fayda olacağı" 

Tanık Coşkun Kırca Yassıada’da 188 satırlık telgrafın yukardaki son 10 satırını (% 5.3) mealen (ve de yanlış olarak) hatırlar. İstidlal yolu ile  bir hükme varır: “Fatin Rüştü Zorlu son cümle ile nümayiş siparişi vermiştir.”   Dava bu hükümle sonuçlanır: 5 Ocak 1961

AKİS Dergisi’nde aynı olay hakkında (Zorlu – Londra’daki Konferans) beş yıl ara ile (1955 ve 1960) yayımlanan aşağıdaki iki haber yazısı kıyaslandığında, Türk medyasının o gün de bugün olduğu gibi, ciddi bir düzey (sizlik) sorunu içinde olduğunu görmek mümkün.

27 Mayıs sonrası AKİS’te yayımlanan yazıları 6 Eylül 1995 akşamı HBB televizyon kanalında merhum Metin Toker’e gösterdiğimde, hayretler içinde, “Bunları ben mi yazmışım?” diyerek uzun uzun sessiz kalmıştı.


28.10.1960 - AKİS Dergisi’nin  Londra Konferansı, Zorlu ve Kırca’nın hatırladığı 28.8.1955 tarihli telgraf hakkında yazısı:

“Aslında Zorlu, o telgrafında  Menderes`e Londra`daki havayı anlatıyordu. İngilizler Türk tezine antipati duymuyorlardı .

Ancak Yunan tezini benimsemek zorunda kalmaları ihtimali vardı.

Zira Türkler`in bu davada nereye kadar gideceklerini bilmiyorlardı . Bunu İngiliz`lere göstermekte fayda vardı.

Türk milletinin Kıbrıs davasına nasıl hararetle sarıldığı, bu uğurda neler yapabileceği ortaya konulursa Zorlu`nun işi kolaylaşacaktı.

Düşük diplomat düşük Başbakan`dan bu hususta gerekli emirlerin verilmesini diliyordu!”

 

 

10.9.1955 tarihli AKİS Dergisi Londra Konferansı hakkında  “Türkiye’nin günahı ve sevabı” başlıklı yazı:

“İngiltere’de, en ciddi basın dahil, herkes Fatin Rüştü Zorlu’nun ağzından açıklanan Türk tezini beğenmişti. Tez çok güzel hazırlanmıştı; tertibi, hatta seçilen kelimeleri matluba son derece uygundu. Bu hisleri “takdir” kelimesiyle ifade mübalağa olmazdı. Konuşmada mügalataya, şirretliğe yer verilmemesi, kuvvetli bir mantık silsilesinin takip edilmesi, dünyanın en tanınmış Devletler Hukuku mütehassıslarını n fikirlerine yer verilmesi ve metnin heyeti umumiyesinin ilmi ve mantıki bir damga taşıması iyi akisler uyandırmıştı. Konuşmasını müteakip Türk Dışişleri Bakan Vekilinin hararetle ve samimiyetle tebrik edilmesinin sebebi buydu.”

 

 

 

 

 

Ekteki yazınız çok yararlı, eksik taşların çoğunu yerlerine yerleştiriyor. Ne yazık ki aramızda bir türlü tam anlamıyla bilgi ve fikir birliğini oluşturamadık.

 

Arda bey gerçekten çok güçlü bir konuşmacı. Bunu iyice anladık. Ama pc kullanmıyor, gruba girmiyor, yazılanları okumuyor ve anılarını olsun yazmıyor. Bu da eksik tarafı.

 

 Bir insanın rap rap askerlerimiz geçerken, bayrağımız göndere çekilirken, İstiklal Marşımız okunurken veya milli bir zafer haberi geldiği zaman burun direği sızlamıyorsa ben ona Türk demem. Dilek hanımın yaklaşımı özeleştri sınırlarını aşıyor.  

 

 

 

Eksik taşlar, Yunan derin devletinin İstanbuldaki Elen ler ile birlikte bizim çapulcuları organize etmeleri. Kimleri, nasıl kullandılar. Sopaları kimler hazırladı, kamyonlar ve İstanbula gelenler kısaca organizasyon.

 

Arda bey buralarda mantıklı izahatlarda bulundu. Zaten dedi devletin kontrolü ve bilgisi dahilinde miting üstüne miting yapılıyordu dedi. (Ben de o zaman Ankara da idim. Babam Ankara Emniyet Md. idi Tandoğan da, Kızılay daki mitigleri gayet iyi hatırlıyorum. Ankara da gayrımüslimlerin az olmasının da etkisiyle olaylar kontrol altına alındı.) Ortam aşırı gergindi. Bir bomba haberi kıvılcım etkisi yaptı dedi.

 

Dilek Güven de İngiliz arşivinden bahsetti. Türkiye ile Yunanistanı karşı karşıya getirmek için acaba Selanikte bomba mı patlatsak diye açıkca ifade varmış. Bomba olayından bir sene önce yazılmış. Daha nolsun. Bu belgeyi ele geçirmek şart..

 

Ancak burda bi şeyi belirteyim ki, toplumumuzda öyle bir kesim var ki, yanlarında yamyamlar melek kalır. 90 lı yıllarda Kadiköy`de 1 Mayıs mitingi yapıldı ve polis bir süre kontrolü kaybetti. O nefret dolu Vandallar inanılır gibi değildi. Elinde sopasıyla hercai menekşeleri döven, yolan, tahrip etmeye çalışan kızları mı görürsünüz, yerde kanlar içinde ölmek üzere olan sivil polise tekme atma yarışını mı görürsünüz, tam bir cehennem di.

     

Böylesine nefret dolu varoşları kullanmanın, provake ederek amaca yönelik hedeflere kanalize etmenin sanatı var, bunun eğitimini alanlar var elbette 

 

saygılarımla,

H.Emre Oktay 

 



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.