Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1780
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 7976
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 233
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1998 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
Ali Şir Nevai

          TÜRKÇE’NİN SEVDALISI

 

“Zannedilmesin ki benim Türkçeyi övüşüm, Türk olduğumdan ve tabiatımın Türkçe sözlere alışmasından ve Farisi bilmeyişimdendir! Aslında Farisi’yi öğrenmekle hiç kimse benim kadar çaba göstermemiş ve bu dilin doğrusunu yanlışını benim kadar iyi öğrenmemiştir

                                                                                                Ali Şir Nevai

                                                                                 O bir Türklük ve Türkçe aşığı idi.

 

 

    Açınız edebiyat tarihi kitaplarını, Ali Şir Nevai’den söz eden bölümlerin ilk satırlarında onun Türkçe sevdasını hemen anlarsınız.

    Pek çok şair güzel şiir yazar, ne var ki, dili kullanmasındaki ustalığı yüzyıllar sonrasına el vermiş ise, o şair elbette faklıdır.

    İşte, Ali Şir Nevai, o farklı şairlerimizden birisidir. Onum varlığıyla Orta Asya Türk edebiyatı daha bir güzelleşti, daha bir serpildi. Şairliği yanında en büyük özelliği ise ;kuşkusuz, yaşadığı yüzyılda Farsçanın önde olduğu dönemde, açıkça, korkmadan Türkçeyi savunmasıdır. Şu sözler Ali Şir Nevai’nindir.

    “Türk’ün bilgisiz ve zavallı gençleri, güzel sanarak Farsça şiir söylemeye özeniyorlar. Gerçekten bir insan iyi ve derin düşünse Türkçede bunca zenginlik dururken, bu dilde şiir söylemenin, hüner gösterenin daha yerinde ve kolay olacağını anlar.”

    15. yüzyılın ikinci yarısında Türklüğün ufkuna dil güneşi olarak doğan Ali Şir Nevai’nin ilginç yaşamından öncelikle söz etmek yerinde olacaktır.

 

    Kimdir ?

    Doğu Türkçesinin tüm güzel söyleyişlerini kişiliğinde toplayan Ali Şir Nevai, 1441 yılında Herat’ta doğdu. Babası “Kiçkine Bahadır” veya “Kiçkine Bahşi” diye anılan Gıyaseddin Kiçkine’dir. Küçük yaşta babasının ölümü üzerine Ebü’l Kasım Babür’ün koruması altında çok iyi bir eğitim gördü. Meşhed, Semerkant gibi devrinin önemli bilim ve kültür merkezlerinde yetişti.

    Onun bahtı, çocukluk ve okul arkadaşı Hüseyin Baykara’nın Horasan Hanı olmasıyla açıldı. Baykara Nevai’ye yüksek devlet görevleri verdi. Baykara öyle fermanlar yayınladı ki, bu fermanlarda halka; “Ali Şir Nevai’ye gösterilecek saygının, kendisine gösterilmiş olacağını” duyurdu. Baykara, onun büyük bir sanatçı olduğunu biliyordu. Zaten kendisi de sanatçıydı Baykara’nın ortam hazırlamasıyla Nevai, Herat kentinin bili ve kültür hayatını görülmedik biçimde canlandırdı.

 

    Neler Yaptı ?

    Sultan Baykara’nı etrafında Nevai’nin öncülüğünde toplanan sohbet meclislerinde sanat daha bir incelir, fikir daha bir yücelirdi. Zaten Herat kenti böylesine bir çalışaya hazırdı;

Çünkü Molla Cami gibi büyük bir bilgin, Hatifi gibi güçlü bir şair, Devletşah gibi tanınmış bir “Tezkireci” Herat’ın kültür ve sanat kaynakları olarak ortadaydı. Ve bu güzel ortada, Ali Şir Nevai, Doğu Türkçesi’ni gerçekten şaha kaldırdı. Öyle bir çığır açtı ki, şiirlerinde kullandığı dil ile “Nevai Dili” olarak Türk Dünyası edebiyatında seçkin yerini alı.

    Nevai’nin başarılarını sadece, Türk dilini yükseltme, kültür ve sanatı öne çıkarma konularında göstermedi. O, Hüseyin Baykara’nın adeta bir “Başbakanı” gibi çalıştı. Herat kentini, hanlar, hamamlar, medreseler, hastanelerle donatarak, çocukluk arkadaşı Baykara’nın başarılı olmasına gayret etti.

    Gerçek şu ki, Nevai, Türk dili’nin bilinçli bir savunucusu idi. Türkçe üzerine çok titizdi. Ancak bu titizliğinde, halkın anlayamayacağı bir dil politikası getirmedi. Türklerin anladığı bazı yabancı sözcükleri de eserlerinde kullanarak, Türkçenin büyüklüğünü göstermeye çalıştı.

    Nevai, dördü Türkçe, biri Farsça beş divan oluşturdu. Türk edebiyatında beş mesnevi yazan ilk şairdir. Beş ile de yetinmeyip, altıncı mesnevisini de yazdı, Pek çok konuda öncülük etti. Türk edebiyatında “Şairler Tezkiresi” çığırını açtı. Sadece şiir dalında değil, bilimlik ve edebi eserlerinin sayısı otuzu geçer…

 

    Türkçe Aşkı …

    Her şeyden önce Nevai, çok şuurlu bir Türk idi. Türk milletinin büyüklüğünü, yaratıcı zekasını, Türk dilinin enginliğini biliyordu. Türklüğün değerlerine olağanüstü derecede saygı duyuyordu.;Türklerin daha güzel yaşamasını, kişiliklerinin daha güzel olmasını istiyordu. O bir Türklük ve Türkçe aşığı idi !

    Farsça’nın Türkler arasında “Edebiyat dili” olarak yayılış olmasına hayret ederdi. “Muhakemetü’l Lugateyn” adlı eserinde, Farsça’ya açıkça meydan okudu. Türkçenin Farsça’dan her yönden çok daha üstün olduğunu açıkladı. Pek çok kişinin düşmanlığını kazandı. Ama o aldırmadı. Nevai’nin bu tavrı, aslında bir gerçeğin korkusuzca ortaya konmasıydı. Gerçekten Nevai, bu başkaldırısında, temelsiz ve delilsiz de değildi. Eserinde saydığı yüz kadar Türkçe fiilin Farsça karşılığı olmadığını ispat etti. Bu çok önemliydi ve Farsça kölelerini şaşırttı.

 

    Ne Diyordu ?

    Kişinin rütbesi ve aklı eserinde görünür derler ya, biz de Ali Şir Nevai’nin özellikle Türkçe aşkını öğrenmek için eserlerine bakacağız….

    “Muhakemetü’l Lugateyn” de Türklüğün büyük şairi, büyük düşünürü şöyle diyor.

    “Anadilim üzerinde düşünmeye koyuldum; Türkçenin derinliklerine dalınca gözlerime on sekiz bin alemden daha yüksek bir alem göründü. Bu alemin süsler, ziynetler içerisinde enginleşen göğü, dokuz Gök’ten daha yüksekti. Orada nice faziletler, nice yücelikler hazinesine rastladi. Bu hazinenin incilerini, yıldızların mücevherlerinden daha parlaktı.

    Bu alemin gül bahçesine girdim. Gülleri feleğin güneşinden daha parlaktı. Her yanında göz görmedik, el değmedik daha neler ve neler vardı.

    Ama bu mahsenin yılanı kan dökücü ve güllerinin dikeni sayısızdı. Bunları görünce düşündüm ve dedim ki: Demek ki bizim Türk şairleri bu korkulu ve dikenli yollardan çekindikleri için Türkçeyi bırakıp gitmişler…

    Bu yol yüksek himmet istiyordu. Ben bu yoldan vazgeçmedim. Onun seyrine doyamadım. Bu yoldan yürümekten korkmadım ve yılmadım !

    Türkçenin fezasında tabiatımın atını koşturdum; hayalin kuşunu kanatlandırdım. Vicdanım bu hazineden sonsuz kıymetli taşlar, inciler aldı. Gönlüm bu gül bahçesinin türlü çiçeklerinden, uçsuz bucaksız türlü kokular kokladı.

    Zannedilmesin ki benim Türkçeyi övüşüm Türk olduğumdan ve tabiatımın Türkçe sözlere alışmasından ve Farisi bilmeyişimdendir. Aslında Farsiyi öğrenmekte hiç kimse benim kadar çaba göstermemiş ve bu dilin doğrusunu yanlışını benim kadar iyi öğrenmemiştir.”

 

    Yüksek Milli Bilinç…

    Nevai, Türklüğün bir bütün olduğunu biliyordu. Türk milletinin ayrı coğrafyalarda bulunmuş olması onun gönül ve fikir bağlarında olumsuz hiçbir etki yapmıyordu. Türklüğün Avrupa karşısında adeta bir “Uç beyi” olan Batı Türklerine – Osmanlı’ya sevgi ile bakıyordu. Anadolu Türkü’nün batıya doğru neleri zorladığını ve bu zorlayışın Türk dünyasına getireceği kazancı biliyordu. Bu sevgi, bu fark ediş ve bu örnek gönül bağıdır ki, yazdığı şiirleri Fatih Sultan Mehmet Han’a gönderiyordu… Türklük güneşi Ali Şir Nevai’nin bu hareketi, Türk birliğinin, Türkler arasındaki gönül bağının coğrafya tanımadığı gerçeğini de anlatıyordu.

    1502 yılında Ocak ayının üçüncü günü Herat’ta sonsuzluğa göçtü…

    Nevai, Türklüğe “Beni unutmayın” diyordu.

    Nevai, Farsçaya karşı Türkçeyi savunduğu eserinde Türk milletine doğrudan şöyle seslenir.

    “Türk ve Fars dillerinin durunu ve gerçeğini bu eserde topladım. Öyle sanıyorum ki,Türk milletinin şairlerine büyük hak kazandırdım. Kendi öz dillerinin nasıl bir dil olduğunu öğrendiler ve Acemce söyleyenlerin Türkçeyi küçümseyen sözlerinden kurtuldular.

    Türk şairleri benim bu gizli gerçeği ortaya koymaktaki gayretimi öğrenirlerse, umarım ki beni hayır dua ile anacak ve ruhumu şad edeceklerdir.”

 

    Biz de 2000 yılı Türkiye’sinden şöyle sesleniyoruz.

 

    “Ey Nevai, seni unutmadık. Seni her dem duaların en gönülden olanıyla anıyoruz.

     Türklük dünya üzerinde var oldukça da unutmayacağız.

     Durağın uçmak olsun.”

                                                      Mehmet Efe sorgunlu

                                            Yeni Düşünce,12-18 Mayıs.2000

                                                                      Sayı:683   S.62-63
(www.turkmeclisi.org sitemiz kaynak gösterilmeden kullanılamaz)


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.