Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1817
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8610
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 754
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2009 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
ANADOLU`NUN FETHİ SIRASINDA YERLİ HALK VE TÜRKLER
Anadolu’nun Fethi Sırasında Yerli Halk ve Türkler
Dr. Ahmet Vehbi ECER
avehbiecer@hotmail.com
 

Atalarımızın  Anadolu’ya göçleri, akınları, yerleşmeleri –birçoklarının bildiğini zannettiklerinin aksine-1071 tarihinden öncelerine rastlar.Ayrıca Türklerin Anadolu’daki yoğunluğu  -gene birçoklarının söylediklerinin aksine-   Rum halkının kat kat üstündedir.

 

Bu konuya dikkat çeken merhum Prof. Dr. Hakkı Dursun  Yıldız, Kayseri’de yaptığı "Anadolu’nun  Türkleşmesi" başlıklı konuşmasında  (bk. H.D.Yıldız, "Anadolu’nun Türkleşmesi", Türk Millî Bütünlüğü İçinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Sempozyumu Bildirileri (23 Mart 1990), Kayseri, s. 105-109)  önemli bilgiler verir. Onun verdiği bilgilere göre Bizans Devletinin kuruluşundan itibaren Anadolu, son derece  hareketlidir. Hz. Ömer döneminde başlayan Müslüman- Arap akınları, Anadolu Rum halkının Anadolu’dan göçlerini sağlamış ve nüfus kesafeti (=yoğunluğu)  azalmıştır. Bu hususu Hakkı Dursun Yıldız, andığımız konuşmasında şöyle anlatır:

 

 "Bizans devleti kurulduğu tarihten itibaren İran’daki  Sasanî İmparatorluğu ile mücadele halinde idi. Bu mücadeleler çoğunlukla Anadolu topraklarında geçiyor ve bu ülkenin harap olmasına zemin hazırlıyordu. Halife Ömer devrinde (634-644) başlayan Anadolu gazaları (=savaşları) asırlarca devam etmiş ve Anadolu’da Bizans mukavemetini (=direnişini)  kırdığı gibi nüfus bakımından da çok zayıflamasına sebep olmuştur.Bu sebeple Türk fethi başladığı  sıralarda Anadolu âdeta terk edilmiş bir vaziyette olup yeni sahiplerini bekliyordu…"

 

Bu tespitlere,1071’den önce Anadolu’ya Balkanlardan   -çeşitli sebeplerden dolayı-  göç etmiş bulunan  Hıristiyan Türklerin de varlığını eklememiz gerekir. Merhum Prof. Dr. Mükrimin Halil Yinanç, Anadolu’nun Fethi  isimli  kitabında bu Hıristiyan Türklerin: "İslâmlar  ile savaşmak için veya çeşitli sebeplerle Bizans’ın hudut bölgelerine yerleştirildiğini ve Kapadokya ile Toros bölgelerinde önemli bir yoğunluğa sahip olduklarını" anlattığını hatırlatmak isterim. (bk. A. V. Ecer, XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda Kayseri Kültür ve Tarihi, Kayseri 2001, s.14 vd.). Ayrıca Anadolu’da XVII. yüzyıldan önce Ermeniler yoktur. Prof. Dr. Faruk Sümer’in tespitlerine göre Ermeniler, XVII. yüzyıldan sonra Anadolu’ya göç ettiler. (bk. Faruk Sümer, "Yunus Emre Döneminde Türkiye’nin Sosyal Durumu", Türk Dünyası Tarih Dergisi, Nisan 1991, S. 52, s. 1-8.).

 

Müslüman Türk akınları 1071’den önce de yapıldı.Meselâ Oğuzların en büyük beylerinden biri olan  A f ş i n  B e y,  1066 yılında Murat ve Dicle  boylarındaki birçok  yerleri fethetti. Bizans’a birçok akınlar yaptı. Hattâ İstanbul yakınlarına kadar gitti. (bk. Faruk Sümer, "Afşin", TDVİA, c. I, s. 440- 441).Değerli Türk tarihçilerimizden -Tanrı ömrünü uzun etsin-  Prof .Dr. Mustafa Kafalı, 1071 öncesinden bu tarihe kadarki olayların ifade edildiği bir makalesinde  (bk. M Kafalı, Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesi, Ankara 1997, s. 5.) konumuzu  şöyle özetler:

 

"…Türkmen atalarımız Bizans’a karşı ilk zaferini 1048 yılında Erzurum’a yakın Hasankale Pasinler muharebesinde elde etmiştir. Bu muharebeden sonra 1048’de Erzurum, 1057’de Malatya, 1059’da Sivas, 1064’de Kars ve Antakya şehirleri ,1067’de Kayseri, Niksar ve Konya şehirleri… Türk kuvvetlerinin eline geçmiştir. Fakat Bizans İmparatoru Romanos Diyogenis, büyük bir ordu ile mukabil taarruza geçince,Türkler, ileri harekâtlarını durdurmuşlar ve muharebeyi en uygun mahalde yapabilmek için Doğu Anadolu’ya çekilmişlerdir. Bizans İmparatorunun parayla tutulmuş ve birçok milletlerden meydana gelen 200.000 kişilik kalabalık ordusunu, Sultan Alp-Arslan, Van Gölünün kuzeyindeki  M a l a z g i r t  sahasında karşıladı .Bu orduda Karadeniz kuzeyinden Balkanlara inen UZ ve PEÇENEK Türklerinden meydana gelen  20.000 kişilik Türk birliği de vardı…Bizans ordusunun bünyesinde yer alan 20.000 kişilik Uz ve Peçenek Türkünün muharebe esnasında karşılarındakilerin savaş nâralarından onların kendi soydaşları olduğunu anlar anlamaz, topluca oklarını Bizans saflarına çevirmeleri ve kardeşlerinin saflarına katılmaları, millî tarihimiz bakımından çok mühim bir hadisedir."

 

1071 Zaferinden sonra âdeta  boş ve halkı tarafından terk edilmiş  durumda olan Anadolu, Marmara sahillerine kadar fethedildi. Orta Asya’dan birbiri ardınca göç dalgaları Anadolu’ya gelerek yayıldılar. 24 Oğuz boyu  Anadolu’ya karış karış yerleştiler. Sayın Kafalı’nın ifadeleriyle: "…Türk fütuhatından önce nüfusunu kaybederek ıssızlaşan ve harabeye dönen Anadolu, yeni gelen kesif (=yoğun) Türk nüfusu ile birdenbire canlılık kazanırken bir taraftan da süratle imar görmeye başladı."

 

1071’den hemen sonra Anadolu’ya göç eden  Türk nüfusunun  bir milyon olabileceğini ifade eden merhum H. Dursun Yıldız, anılan tebliğinde XIII. yüzyılın ortalarında Moğolların baskılarıyla Anadolu’ya çok yoğun bir göçüşün olduğunu ve bu göçlerde yaklaşık iki milyon Türk’ün Denizli, Kütahya, Kastamonu bölgelerine yerleştiğini anlatır.

 

Bu anlatımdan sonra Türkiye  Türklüğünü dünya Türklüğünden soyutlamak amacıyla Anadolu’ya gelen Türklerin bu ülkedeki yerli unsurlarla karışarak ayrı bir ırk oluşturduklarını iddia edenlerin bulunduğuna  işaret eder. Prof. Dr. Mustafa Kafalı’nın dediği gibi: "…Atalarımız Anadolu’ya girdikleri zaman kır hayatının canlı unsurunu barındırması lâzım gelen köy ve kasabalar çoktan harabeye dönmüşlerdi. Bunun neticesi olarak da terk edilmiş, ıssızlaşmış durumdaki yeni vatanlarında kır hayatı emniyeti olmadığı için ziraatin ve hayvancılığın yapılmadığı bir tabiat ile karşılaşmışlardı." (Kafalı, 10).

 

Böylesi toprakları yaşanabilir vatan yapmak için şehir, kasaba ve köy gibi yerleşim alanları oluşturdular. Yollar, kervansaraylar, tekke ve zaviyeler, camiler, türbeler, hanlar, hamamlar, medreseler, çarşı-pazarlar… yaptılar. Maddî unsurların yanında pîrler, erenler, alp-erenler, dervişler,abdallar, âhiler, Ahmet Yesevî hayranları…gibi manevî önderler de buralarda ahlâkın ve hukukun, emniyet ve güvenin hakim olduğu  ortamı yarattılar. Atalarımızın kurdukları bu yerleşim bölgelerinden bazılarında bulunan Ermeni ve Rumlara  eski yerlerinde veya bazı mahallelerde oturmalarına izin verdiler. Atalarımızın hoşgörülü hukuk ve din anlayışlarının sonucu Ermeni ve Rum  unsurlar kendi dinî ve millî yapılarını korudular. Rumlar ve Ermeniler soy, özellikle kültür ve tarih yönlerinden farklı oldukları için 900 yıllık beraberliğe rağmen kimliklerini korudular. Çok az bir şekilde (=nâdiren)  i h t i d â  (=İslam dinine girme)   olayları olsa bile, bunlar ferdî örnekler olarak kaldılar. Onların kimliklerinin değiştirilmesi konusunda bir baskı da uygulanmadı.Türklerle Ermeni ve Rumlar arasında ticarî ve idarî ilişkiler dışında kimlik değiştirmeye yönelik ciddi ilişkiler olmamıştır. Açıkça ifade etmek gerekirse  Anadolu Türk halkı, Ermeni ve Rum sulbünden gelmediği gibi Ermeni ve Rum halkı da Türk sulbünden gelmemiştir. Konumuzu Muhterem Prof. Dr. Mustafa Kafalı’nın  şu cümleleriyle (s. 17) sonlandırmak istiyorum:

 

    "…Anadolu’nun eski ahalisinin Türklerle karışması, yani yeni bir millet hâline gelmesi veya bu eski kavimlerin milliyetlerini değiştirerek toplu halde Türkleşmeleri asla varit (=yani geçerli)  olmamaktadır."(www.haberaka demi.net sitesinden alınmıştır)



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.