Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8395
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
BAHTİYAR VAHAPZÂDE

 

 

Şair, fikir ve siyaset adamı Bahtiyar Vahapzâde, 13 Şubat 2009 tarihinde, 84 yaşında iken, Bakû`deki evinde ebedî âleme intikal etti. Hayatta olduğu dönemde; yalnızca Azerbaycan Türklerinin değil, `Bütün  Türk dünyasının yaşayan en büyük şairlerinden biri` olarak anılıyordu.

 

16 Ağustos 1925 tarihinde Azerbaycan`ın Şeki şehrinde doğdu. 9 yaşında iken ailesiyle birlikte Bakû şehrine yerleşti. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. 1947 yılında Bakû Devlet Üniversitesi`nin Filoloji Bölümü`nden diploma aldı. Aynı yıl, mezun olduğu bölümde ders vermeye başladı. 1964 yılında yazdığı `Samet Vurgun`un Hayatı ve Eserleri` isimli monografi ile `Filoloji Doktoru` unvânına sâhip oldu. 1980 yılında Azerbaycan`da en üst seviyede itibarlı görev alanı olan Azerbaycan İlimler Akademisi`ne üye seçildi. 1990 yılına kadar Prof. Dr. unvânı ile üniversitede ders vermeye devam etti. 1980 – 2000 yılları arasında Azerbaycan Millet Meclisi`nde 5 dönem milletvekili olarak görev yaptı.

 

Prof. Dr. Bahtiyar Vahapzâde`ye `Türk dünyasının en büyük şairi` unvanı verilmesine mesnet teşkil eden özelliği şüphesiz; 1960`lı yıllarda başlattığı Azerbaycan`ın bağımsızlığı, SSCB yönetimindeki Türklerin hürriyeti için giriştiği mücâdeledir.

 

1959 yılında yazdığı `Gülistan` başlıklı şiirinde,  İran ve Rusya arasında paylaşılan Azerbaycan topraklarının ve Azerbaycan Türklerinin trajedisini anlattı.  Şiir, kızıl Komünist Moskova yönetiminin, dünyanın en büyük açıkhava hapishânesi hâline getirdiği Türk dünyasında gizlice çoğaltılıp dağıtıldı ve hürriyet âşığı insanlar tarafından ezberlenerek özel dost sohbetlerinde, hapis ve sürgün cezâları göze alınarak yıllarca okundu.

 

Şiirin okunmasını önlemek ve tutuşturduğu hürriyet ateşini söndürmek için devletin bütün imkânlarını seferber eden Moskof diktası başarılı olamayınca, yazarını cezâlandırmak suretiyle tatmin olma yolunu seçti. Vahapzâde 2 yıl süre ile üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldı. Sibirya`ya sürgüne gönderilmeyi göze alan büyük şair, Türkistan Türklerinin ıstıraplarını dile getiren şiirlerini yazmaya devam etti ve her birini gizlice hür dünyaya ulaştırmayı başardı.

 

Yazdıkları yalnızca hamâsî şiirler değildi. Vatanı – milleti, `sevgili` olarak ifâde etmek suretiyle  kaleme aldığı lirik şiirlerde de başarılı oldu. Bu sebeple `Azerbaycan`ın Yahya Kemal Beyatlı`sı` olarak da anıldı. 1995 yılında, Azerbaycan hürriyet mücâdelesine katkıları sebebiyle `İstiklal Madalyası` ile ödüllendirildi.

 

Eserlerinde Azerbaycan Türkçe`sini en temiz şekliyle kullanmıştır. Şiirleri; vezin ve kafiyesi değişmeksizin, anlam kaybına uğramaksızın çok mükemmel bir şekilde ve kolayca Türkiye Türkçe`sine  çevrilebilmektedir.

 

Azerbaycan edebiyatının 20. asır şairi, toplum önderi, fikrinin görkemli temsilcisi, halk şairi, millî şair, mütefekkir şair, fikir adamı Bahtiyar Vahapzâde;  sâdece Azerbaycan ve Türkiye`de değil, çok uzak diyarlarda da tanınıp biliniyordu. Yazdıkları; Azerbaycan, Türkiye ve dağılan Sovyetler Birliği topraklarında bağımsızlığına kavuşan devletler dışında da okunuyordu. Eserleri 8 dile çevrilen; 40`dan fazla şiir kitabı, 11 ilmî eseri, 2 monografisi, sahne eseri ve film senaryosu bulunan Vahapzâde, kaleme aldığı yüzlerce makalesi ile velût bir yazardır.

 

Yayınlanmış eserlerinden bâzıları şunlardır:

 

Şiirler ve manzum hikâyeleri: Benim Dostlarım: (1949), Bahar: (1950), Dostluk Nağmesi: (1952), Ebedî Heykel: (1954), Çınar: (1956),  Sâde Adamlar: (1956), Aylı Geceler: (1957), Ceyran (1957), Şairin Kütüphânesi: (1958), İtiraf: (1958), Şeb-i Hicran: (1958), İnsan ve Zaman: (1964), Bir Yürekte Dört Fasıl: (1965), Seçilmiş Eserler: (1967), Kökler ve Buğdaylar: (1968), Deniz ve Sâhil: (1970), Tan Yeri: (1973), Şehitler: (1990), Ölümle Sohbet: (1991), Sandıktan Sesler: (2002).

 

Tiyatro eserleri: Vicdan, İkinci Ses, Yağmurdan Sonra, Feryat, Darağacı.

 

Hâtırâ ve seyahatnâme: Sanatkâr ve Zaman, Sâdelikte Büyüklük, Derin Katlara Işık.

 

Birçok eseri Türkiye`de de basıldı. Bâzılarının isimleri: Vatan-Millet-Anadili (Ötüken Yayınevi, 2000),  Ömürden Sayfalar: (2002),  Soru İşâreti: (Kaynak Yayınları, 2002).

 

Türkiye`de düzenlenen `Hazar Şiir Akşamları` isimli kültürel faaliyetlerden 2008 yılında gerçekleştirilen 16`ncısına ve bu etkinliğin yapıldığı Elazığ ilimizin seçkin bir caddesine, `Bahtiyar Vahapzâde` adı verilmiştir. 

 

Prof. Dr. Bahtiyar Vahapzâde; Azerbaycan dili ve kültürünün tanınmasına, bağımsızlığın kazanılmasına öncülük etmiş bir toplum önderidir. 84 yıllık ömrünün 70 yılını bu yolda mücâdele ederek geçirmiştir. Hayatı boyunca çektiği ezâ ve cefâya rağmen milletini hür, vatanını bağımsız görebilme ülküsü için çalışmaktan bir gün bile geri kalmamıştır.

 

Büyük Türk şairi; `Ben yaşamayı yanıp erimek olarak anlıyorum. Bana göre yaşamak, bir şey için yanmak, ömrünü bir şeyin uğrunda eritmektir` Diyordu. O; hayatı boyunca Türklük için, Azerbaycan için yandı. Maddî anlamda eriyip toprak olan bedenine rağmen ülküsü, eserleri ve sözleri âbideleşip Türk dünyasının geleceğini aydınlatan ışık oldu.

 

Türk ahlâkındaki inceliği, derinliği, enginliği, nezâketi ve nezâheti… gergefteki oya gibi işleyen şu sözleri; Bahtiyar Vahapzâde`nin sözde değil, özde Türk olduğunun, Türklüğü en ince detayına kadar yaşadığının en belirgin göstergesidir:

 

`Genç adamlar, köy sokaklarında at üstünde yol almazlar. Çünkü atın üstünde olunduğu zaman karşılarına yaşlı yayalar çıkabilir. Genç adamın at belindeyken ihtiyara selam vermesi edepsizlik sayılır. Ancak köyden çıktıktan sonra ata binilebilir. Ben bu âdetin önünde başımı eğiyor ve böyle âdetlerin devam ettirilmesini arzuluyorum.`

 

Fikir ve devlet adamı olduğunu ortaya koyan bir başka cümlesi: `Ömrüm boyunca şu fikirde olmuşumdur: Adalet hissi olmayan adamdan insanlık beklemek lüzumsuzdur.`

 

Türklük ülküsünün yılmaz yorulmaz müdafiî Vahapzâde aynı zamanda duygu adamıdır, aşk ehlidir: `Vatan ve sevgili` ikilisini bir paradoksla şöyle özetliyor: `Çok gariptir! Sevdiğimiz kadını kendimizden başka, gözümüzün ışığı bile sevse, ona düşman kesiliyoruz. Şahsî düşmanımız da olsa, Vatanımızı seveni ise biz de severiz.`

 

Bahtiyar Vahapzâde Türkçe âşığıdır. Nerede konuşulursa konuşulsun, Türkçe`nin  başına gelen olumsuzluklar O`nun yüreğine düşen kordur, O`nun derdidir, ıstırabıdır: `Büyük Türk şairi Yunus Emre`nin dilini çağdaş Azerbaycan Türkü, Türkiye Türkünden daha yahşi anlıyor. Görüldüğü gibi Türkiye Türkçe`si kendi kökünden bu kadar ayrılmıştır.`

 

İmanından aldığı moralle, Rus tankları 19-20 Ocak 1990`da karanfilleri ağlatan katliamdan sonra, aydınlık geleceği şöyle müjdeliyordu:

 

`Söylenenlere göre, Cumartesi günü Azerbaycan doğum evlerinde dünyaya göz açan her 10 çocuktan 8`i erkektir. Allah`ın bu mucizesi karşısında şaşıp kalmamak imkânsızdır. Allah o gece ölen gençlerimizin yerini doldurdu. Çünkü, Allah bizimledir. Hak nerdeyse, Allah da ordadır!`

 

21 Ocak 1990 günü Rus tankları, kan gölüne çevirdikleri Azatlık Meydanı`nı terk ettikten hemen sonra Vahapzâde; bahçeden yükselen `Allah-ü Ekber` seslerini, Ezan-ı Muhammedî`yi duyunca yaşadığı şaşkınlık ve mutluluk karışımı duygularını şöyle dile getiriyor:

 

`Son 20 yıldır âbidelerin korunması idaresine çevrilmiş ve bize komşu olan caminin minaresine 5-6 gencin çıktığını gördüm. Ellerinde millî cumhuriyetimizin üç renkli bayrağı dalgalanıyordu. Bu gençler, atamız Mehmet Emin Resulzade`nin yükselttiği bayrağı minareye dikerek, `Allah-u Ekber` diye yeksek sesle Ezan-ı Muhammedî`yi okumaya başladılar. Onlar 20-25 yaşlarındaydı. İlahi!

 

Üç renkli millî bayrağımızın mevcudiyetini onlar nereden biliyorlardı? `Allah-u  Ekber`i yüreklerine nakş edenlerin dilleri kesildiği zaman dünyaya gelen bu gençler bu mukaddes kelâmın sırrını ve gücünü nereden biliyorlardı? Kulaklarının duymadığı, gözlerinin görmediği ve dillerinin söylemediği üç renkli bayrak, Mehmet Emin ruhu ve `Allah-u  Ekber`  nidası onların hâfızasında yaşıyor ve onları gizli bir ateş gibi içeriden yakıyormuş. Bu ilahi sırra nasıl hayret etmeyeyim… İlahi?`

 

Bilenler biliyor: Sözünü ettiği gençlerdeki o ruhun, o şuurun oluşmasına, gelişmesine, canlı ve diri kalmasına; mısralarıyla, satırlarıyla kendisi vesile ve öncü olmuştu. İnanç dolu tevâzu âbidesine bakınız ki; İlahî sırra hayret ediyor ve gözlerinden sicim gibi yaşlar akıtarak Yaradan`a el ve gönül açıyor, Mehmet Âkif Ersoy`un mısralarıyla yakarıyordu:

 

`Ruhumun senden İlahi, budur ancak emeli:

Değmesin mâbedimin göğsüne namahrem eli,

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli!`

 

Ve inançlı-imanlı Vahapzâde;

 

`Ebedî varlık yâni Allah (cc) güzeller güzelidir. Bu güzeller güzeline kavuşmak, dünyada en büyük saadet olan ebedî gerçeğe ulaşmak demektir.`

 

Diyerek dünya Türklüğünün ulu şairi `Güzeller Güzeli`ne kavuştu. İnşallah cemali ile de şerefyâb olmuştur.  


 
OĞUZ ÇETİNOĞLU


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.