Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1811
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8387
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 234
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
BİŞKEK

Dağların ülkesinde

Bişkek

Kırgızistan’ın başkenti Bişkek, genç ve dinamik bir kent, ancak civarındaki yerlerde köklü bir tarihin izlerini bulacaksınız.

Bişkek

Bişkek

Bişkek
Fotoğraf : Ö. Faruk Üründül

Bişkek
Fotoğraf : Ö. Faruk Üründül

Bişkek

Bişkek

Bişkek

Bişkek

Bişkek

Bişkek
Fotoğraf : Ö. Faruk Üründül

Bişkek
Fotoğraf : Ö. Faruk Üründül

Bişkek

Bişkek

Bişkek

Bişkek

Bişkek

Bişkek

Bişkek

Gittiğim şehri yaşamak, kokusunu duymak, insanlarının içine katılıp karışmak isterim her zaman ve burada da zaman kaybetmiyorum. Karlı dağların sırlarına vakıf bir yerde, Kırgızistan’dayım. Uçaktan iner inmez hızlı ve heyecanlı bir koşuşturma başlıyor. Başkent Bişkek’in meydanına gidiyoruz. Burası ‘Beyaz Ev’ denilen başkanlık konutunun ve parlamento binasının bulunduğu yer. Çok büyük bir meydan, birçok ‘cafe’ var. Ressamlar Sokağı’nda gezindikten sonra bu cafe’lerden birine oturup ‘şaşlık’ istiyoruz. ‘Şaşlık’ bizim bildiğimiz kuzu şiş, burada hemen hemen her yerde bulmak mümkün.
Bişkek geniş bulvarları, mermer yapıları ve Sovyet döneminden kalma büyük blokları ile çevresindeki tarihi yerlere göre genç bir şehir. Üstelik de yemyeşil. Chui Nehri’nin kıyısına kurulu kentte o kadar
çok park var ki, kimi zaman bir parkın nerede bitip nerede başladığını anlayamıyorsunuz.
Otele döndüğümüzde, bir Türk grubunun geldiğini duyan Türkiye Türklerinin ziyaret akınına uğruyoruz. Tanışmalardan sonra Bişkek ve civarında nereleri görmemiz gerektiğini soruyorum, hemen sayıyorlar; “Balasagun, Çontaş, Ala-arça, Törplükuluçu, Manas Köyü, Dordoy Pazarı, Oş Pazarı, Gazi Üniversitesi Kazı Alanı, Tarih Müzesi, Mezarlıklar, Kımız Pazarı, Köpek Pazarı, Semaver Pazarı, Gökbörü Oyusov (Buzkaşi, bozkeçi olarak da bilinen, Orta Asya’da hemen hemen her yerde oynanan bir oyun), Sirk ve Otantik Kırgız Çadırları, Issık Göl, Susamur Yaylası...” Bunların hepsini gezmek için en az bir hafta gerektiğini belirtiyorlar, ayrıca Gökbörü oyunu yılda birkaç gün oluyor, onu da zamanında yakalamak lazım.

TARİHE YOLCULUK
Yeni başlayan günde ilk durağımız Bişkek Tarih Müzesi oluyor. 1960 yılında Batgen vilayetinde bulunan ‘Kız Mumyası’ müzenin en çok ilgi çeken parçası. Ahşap bir tabut içindeki mumyada kısmi bozulmalar var, ama yine de çok eski olduğu belli. Müzenin zemin katındaki depo gibi yerde, toplamda 23 tane olan ve ‘Talas Yazıtları’ olarak adlandırılan taşları buluyoruz. Buradaki üç büyük çakıl taşının üzerlerinde Runik Türk alfabesi ile yazılmış satırlar var.
Müze sonrasında Kırgızistan’ın en meşhur müzik grubu Kambarkhan’ı dinlemek üzere Manas Üniversitesi’ne gidiyoruz. Tarihte bir yolculuğa çıkaran bu harika konserin yanında küçük gösteriler de yer alıyor. Bunların en ilginci ise ‘Şaman Dansı’.
Ertesi gün, bizden ilgisini esirgemeyen ve buraları çok iyi bilen, Bişkek’te tanıştığımız Zafer Özsoy ile sabahın çok erken saatlerinde yola koyuluyoruz. İlk durağımız bölgenin alışveriş merkezi olan Dordoy Pazarı. Burası iğneden ipliğe her şeyi bulabileceğiniz çok büyük bir pazar. Sabah erken saatte pazarın girişinde tezgahlara tütsü yapan bir kadın ilgimizi çekiyor. Ateşin kutsallığının bir simgesi bu...
İkinci durağımız Oş Pazarı, daha çok geleneksel ürünlerin satıldığı bir yer. Burada Kırgız kültürüne dair el yapımı ürünlerin yanı sıra yiyecek de satılıyor. En çok da Koreli turşucular dikkatimi çekiyor. Oş Pazarı’nın yanında ise hayli büyük bir köpek pazarı var. Her çeşit köpeği burada görmek mümkün. Satıcıların büyük çoğunluğunun kadın olması ilginç.
Oş Pazarı’ndan ayrılarak Tanrı Dağları’nın eteklerine doğru yola koyuluyoruz. Hedefimiz Ala-Arça... Burası, Bişkek ve civarının yaylası. Yarım saat yolculukla 2500 rakıma çıkılıyor. Tanrı Dağları’nın zirvelerinde kar var hâlâ. Bir Kırgızla sohbetimde sormuştum; “Kırgızistan dışına çıkınca en çok neyi özlersin” diye, aldığım cevap çok açık ve netti; “Dağlarımızı özlerim.” İlk anda anlam verememiştim, ama şimdi çok iyi anlıyorum onu. Kırgızistan dağların ülkesi ve bu dağlar özlenmeyecek gibi değil…

DÜNYANIN EN BÜYÜK İKİNCİ GÖLÜ
Eski Türk medeniyetinden izler taşıyan önemli yerlerden biri de Issık Göl. Dünyanın en büyük ikinci dağ gölü, Bişkek’e üç saat uzaklıkta... Yolumuz üzerinde, burada ‘Burhan’ olarak tanınıp bilinen ‘Balasagun’a da uğrayacağız. Burası ‘Kutadgu Bilig’, yani ‘Kutlu Bilgi’nin yazarı Yusuf Has Hacip’in doğduğu yer. Bir de minaresi var Balasagun’un... Gerçek boyu 48 metre olan, ama zaman içinde yıkılmış ve restore edildikten sonra 24 metre kalan bir minare. Karanlık merdivenlerden minareye tırmanarak tepedeki sahanlığına çıkıyorum. Gözümün görebildiği yer uçsuz bucaksız bir düzlük ve kuzeye doğru uzanıp gidiyor. Güneyde ise Tanrı Dağları...
Balasagun’dan sonra Issık Göl’e varmak için bir hayli yolumuz var. Dağların kendine göre manzarası vardır ve hiçbir dağ diğerine benzemez, çiçekleri başka, ağaçları, insanları, kuşları, hayvanları başkadır. Tanrı Dağları’nın eteklerine doğru yükseliyoruz ve Cengiz Aytmatov’un romanlarına, hikâyelerine konu ettiği, ilham aldığı Issık Göl’e gidiyoruz.
Göl kıyısında vardığımız ilk yerleşim biriminde dikkatimi çeken isli balık oluyor. Bu kültürü biliyorum, Don Kazaklarından bu coğrafyaya yayılan bir alışkanlık. Bir sele uzunluğundaki balıktan 20 kg’lık sazanlara kadar her çeşit isli balık var. İçi çıkarılmış, tuzlanmış ve ise tutularak korunmuş bir yiyecek. Çoluk çocuk herkes isli balık satma derdinde ve duran arabanın başına üşüşüyorlar. Denemek istiyorum ve bir tane alıyorum. Derisi kabuk gibi soyuluyor ve balığın eti ortaya çıkıyor. Parça parça koparıp yiyorum, çok da lezzetli, bir tür lakerdaya benziyor.
Issık Göl, bütün bu coğrafyanın yazlık yeri. Rusya, Kazakistan ve diğer yakın ülkelerden yaz tatili için gelenler çok fazla. Son yıllarda yapılan yatırımlarla Kırgızistan’ın bir turizm ülkesi olması yolunda çok büyük katkı sağlayacağını belirtmem gerek.

DÖNÜŞ YOLUNDA
10700 metre yüksekte gecenin bittiği, günün başladığı çizgiyi seyrederek gidiyorum. Gecedeyim ama günü görebiliyorum. Batıya doğru uçtukça güneş bizi kovalıyor. 10 gün süren maceralı ve hareketli yolculuğun son anları artık. Gecenin güne kavuştuğu masmavi çizgiye bakıyorum, sanki gün biraz daha artıyor, gece azalıyor gittikçe. Yaklaşık dört saat daha uçacağız.
Ve şimdi 9600 metrede, 761 km hızla uçuyoruz. İstanbul’a 2716 km var. Şu anda burada saat 04.49... Bir anda kıpkızıl gün göründü. Çılgın bir kızıllık. Bugüne kadar görmediğim muhteşem bir kırmızı bu, Ala-Arça’daki lalenin rengi gibi. Kırmızıya sarı karışıyor önce, daha sonra mavi ve gün olmaya başlıyor güneş. Kızıl ufuk çizgisiyle yan yana uçuyoruz. Hazar Denizi’nin üzerinden geçiyoruz. Büyük bir heyecan duyarak çıktığım yolculuktan farklı bir heyecan duyarak dönüyorum. Binlerce yıllık Türk medeniyetinin, birkaç müstesna hatırasını görmek ve yaşamak bile yetiyor bana...(Skylife Dergisi.Kasım.2006)



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.