Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8391
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
DAĞ KÜLTÜRÜMÜZ VE ERCİYES DAĞI
Dağ Kültürümüz ve Erciyes Dağı
Dr. Ahmet Vehbi ECER
avehbiecer@hotmail.com
 

 

Bir Sevdadır Erciyes, makine mühendisi Yusuf Akdamar ile Laçin Yayınevi sahibi Mehmet Çelebi’nin birlikte hazırladıkları Erciyes Dağı ile ilgili şiirlerden seçilerek oluşturulan eserin adıdır. Ankara’da basılan ve Kayseri Laçin Yayınevi’nin 215. yayını olan eser hazırlayanların ‘ÖN SÖZ’ünü, Kayseri Enstitüsü Dernek Başkanı Faruk Yaman’ın ‘Takdim’ini içermekte ve onu da Erciyes Üniversitesi’nin değerli bilim adamı Prof. Dr. Nevzat Özkan’ın Erciyes adının kaynağı ile ilgili “Erciyes Adı Üzerine” başlıklı araştırma yazısı takip etmektedir. Şair adlarının alfabetik sıralamaya göre hazırlanan İçindekiler’den sonra Erciyes Dağı ile ilgili şiirler ve resimlere yer verilen kitap 304 sayfayı bulmaktadır.

Yurt sevgisi hem hatıralarla hem de tabiat güzellikleriyle oluşur ve insanları kendine bağlar. Rahmetli şairlerimizden Osman Attila (1922-1982) Anadolu’nun bütün şehirleri, kasabaları ve köylerinin güzelliklerini anlatan Memleket Şiirleri başlıklı (Ankara 1950) antolojisinde birçok vatansever şairleri bir araya getirmişti. Bir Sevdadır Erciyes’de de Kayseri’nin güzelliklerinden biri olan Erciyes Dağının haşmetini, ruhaniyetini, sevgisini anlatan şiirleri bir araya getirilmiş.

Dağlar insanlık tarihi, kültürü ve inancı bakımından önemli bir yer tutar. İlkel dinlere sahip olan toplumlarda Tanrı’ya en yakın yerler olarak kabul edilmiştir. Hattâ Sümer mitolojisinde dağlar kişileştirilmiş ve tanrılaştırılmıştır (bk. O. Hançerlioğlu, Dünya İnançları Sözlüğü, İstanbul 1993, 107). Greklerdeki Olimpos Dağı tanrıların oturum (=ikamet) yeri ve tanrının kudret ve azametinin sembolüdür. Bu ilkel dinlerin dışındaki semavî dinlerin kitapları Tevrat ve İncil’de kutsal sayılan birçok dağ ile ilgili bilgiler yer alır: Cudi Dağı, Sina Dağı, Sion Dağı… gibi (bk. Tevrat; Çıkış, 17/6, 19/11, 16-18, 4/27, 1875, Mezmurlar: 36/71, Matta: 17/1-2).

Kur’an-ı Kerîm’de birçok yerde değişik sebeplerle dağ adları geçmektedir. Kur’an’a göre dağlar, yeryüzünü sabit tutmak için yerleştirilmiş olsalar da bulutlar gibi hareket ederler (bk. Neml, XXVII/88). Dağlar Allah’ın her yerde hâzır (=varolan) ve nâzır (=görünür olan) olduğunun işaretidir, diğer yaratılmışlar gibi dağlar da Allah’a secde ederler (bk. Hac, XXII/18). Tur Dağı kutsaldır ve Yüce Tanrı “Tur Dağı’na yemin olsun ki…” buyurur (bk. Tur, LII, 1). Dağlar mahşerin dehşeti anında “atılmış yün gibi” olacaklardır (Mearic, LXX/9). Aynı şekilde Tur Dağı Tanrının azametinin tecellisiyle paramparça olmuştur (Araf VII/143). Dağlar yeryüzünün kazıkları (bk. Nebe, LXXVIII/7), sapasağlam yere çakılmış ve dikilmiş olup Allah onları insanlar için oturulacak barınaklar yapmıştır (bk. Naziat, LXXIX/31; Gâşiye, LXXXVIII/19; Nahl, XVI/81). Dağlar da Allah’ı tesbih ederler (bk. Hac, XXII/18).

Hz. Peygamber’e ilk vahiy Hira Dağında gelmiştir. Hz. Peygamber bir konuşmasında Uhud Dağını işaret ederek “Bu dağ bizi sever, biz de onu severiz” buyurmuştur (Buharî, el-Cami’üs-Sahih, Cihad: 71-74). Hz. Nuh’un gemisinin indiği yer Cudi Dağıdır. Prof. Dr. Annamarie Schimmel’in bir vesileyle işaret ettiği gibi: “Dağların görünümü her zaman insanların kalplerine ilham vermiş ve dağlar genellikle dünyanın her yanında tanrıların mekanı olarak kabul edilmiştir. Şüphesiz bir düşünce bu, İslâmın asla kabul edemeyeceği” dir (bk. A. Schimmel, Tanrının Yeryüzündeki İşaretleri, Çev: E. Demirli, İstanbul, 2004, 23).

Eski Türk töresinde dağlar da, ağaçlar, sular… gibi kutsanmıştır. Kültür ve dinler tarihçileri, sosyologlar tarafından Türkler’de de dağ kültü’nün varlığı kabul edilmiştir. [=Kült: Tanrıya bağlılığı tezahür ettiren, batınî (=esoterique), metafizik bağımlılık ve eylem. bk. Lügatlerden başka: G. Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, Çev: O. Akınay – D. Kömürcü, İst., 1999, 441). Eski Türklerde dağ, bazı soyların ata’sı bazılarının da vatan’ı olarak kabul edilmiştir (bk. Fuzuli Bayat, “Türk Mitolojisinde Dağ Kültü”, Folklor-Edebiyat Dergisi, 2006, Sayı 46). Araplarda Arafat, Hira, Yahudilerde Sina, Yunanlılarda Olimpos… dağları nasıl kutsal ise Türk mitolojisinde de Tanrı Dağı, Ötüken Dağı, Kaz Dağı, Toros Dağı, Ali Dağı… kutsal sayılmıştır. İslâm öncesi Türklerde Gök Tanrı’ya yakın olması, hayat kaynağı suyun dağ eteklerinden (=mağaralardan) çıkması bakımlarından kutsanmıştır, ama tapınılmamıştır.

 Mesela Yörükler Toros Dağlarının sivri tepelerini kutsal saymışlardır. Anadolu’nun birçok yerlerindeki tepelerde ermişlerin kutsal mezarları bulunur. Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak bir makalesinde Anadolu’daki Türk dağ kültünün oluşumunu şöyle anlatır:

“Türklerin Anadolu’ya yerleşmeye başladığı XI. yüzyıldan itibaren buradaki bazı dağlar ve yüksek tepelerde dağ kültüne konu olmuş, buraları tıpkı Orta Asya’da iken olduğu gibi, ancak bu defa İslâmî bir görünüm altında mübarek mekânlar olarak telakkî edilmiş, özellikle Bektaşi ve Alevi zümreler tarafından büyük bir önemle takdis edilmeye başlanmıştır” (bk. A.Y. Ocak, “Eski Türklerde Dağ Kültü”, TDVİA, VIII, 401-402).

Prof. Dr. Ü. Günay ve Prof. Dr. H. Güngör’e göre “… Eski Türkler dağları, belki de göğe yakınlığı sebebiyle, kutsal ve Tanrı mekânı bilmişler ve Gök-Tanrı’ya kurbanlarını hep oralarda sunmuşlardır.” (bk. Ü. Günay – H. Güngör, Başlangıçtan Günümüze Türklerin Dini Tarihi, İst., 2007, 73). Bu sebeple Orta Asya’da dağların adları mukaddes, büyük hakan gibi anlamları ifade eden isimler almışlardır. Gene aynı bilim adamlarına göre “… Etnoğrafik araştırmalar, günümüzde Altay kavimlerinde de ‘mukaddes dağ’ inancının devam ettiğini ve böylece her boy ve oymağın kutsal dağının bulunduğunu göstermektedirler.” (s. 74).

 Merhum Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu  ise: “Eski Türklerde tabiatta birtakım gizli kuvvetlerin varlığına inanıyorlardı: Dağ, tepe, kaya, vadi… vb.” kaydını düşer (bk. İ. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ank. 1977, 253).

 Prof. Dr. Hikmet Tanyu ise eski Türklerdeki dağ, kaya, su ile ilgili inançlarının Anadolu Müslüman Türkler arasında da devam ettiğini (bk. H. Tanyu, Türklerde Taşla İlgili İnançlar, Ankara 1987) yazmış ve örnekler vermiştir. Bu dağlar ile ilgili efsaneler de oluşmuştur (bk. Ali Rıza Önder, Yaşayan Anadolu Efsaneleri, Kayseri 1955).

Türk destanlarında , meselâ ,demirden dağ eritilir, B ö r t e ç e n e  başkanlığında Ergenekon’dan çıkılarak Türkler, dünyaya yayılır (bk.M.F.Köprülü,Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul 1980, 57). Ferhat aşkı için dağı deler. Akıl ve aşk ile dağın yüceliği ve haşmeti yenilgiye dönüştürülür.

 Bir Sevdadır Erciyes’de bir tane şiiri yer alan  Karacaoğlan’ın şiirlerinde dağ  sevgisi bol miktarda yer alır: “Erciyes’e yağan karlar/Seferinen göçen eller/Zamanede Elif derler/Bir gücücek gelin gördüm…” gibi.. (bk. İsmail Görkem-O.Tülüce,Çukurovalı Karacaoğlan, İstanbul 2008, 97).

Türk kültür ve folklorunda dağlarla ilgili türkü, şiir ve efsaneler ayrı bir inceleme konusudur.

Bir Sevdadır Erciyes adlı kitapta, Kayserili olsun veya olmasın, Erciyes ile ilgili şiirler bir araya getirilmiştir. Bu şiirleri incelediğimiz zaman anlatılan eski Türklerdeki atalar kültü’nün izlerini bulmak mümkündür. Kayserililere gelen misafirler namaz kılacakları zaman kıbleyi sorduklarında ev sahibi “yönünü Erciyes’e dön, yeter” der. Erciyes Kayserililer için kıble göstergesidir (=Kıble-nâme). Bu anlayış tarzı kitapta Hikmet Durkut’un şu kıtasıyla (s. 115) açıklanır:

“Eteğinde bahçeler var bağlar var

Kıblemde dahi sana kıldım karar

Tekir yaylanda arılar bal yapar

Dolanır hep vızır vızır Erciyes”

Gene Şeyhmus Çiçek aynı konuyu şöyle dile (s. 255) getirir:

“Kuzeyin evliya yatağın olmuş

Dev Ali kıblene bir şehir kurmuş

Başın sivrilmiş gökleri vurmuş

Yeter yükseldiğin güzel Erciyes”

Erciyes Dağı Kayserililere yükselme, başarma gücü vermiş. Geçmişte Devlet Bakanlığı’nda bulunmuş olan Kayserili’ye babası: “Oğlum, gözün ve idealin Erciyes’in tepesi olsun, oraya gözünü dik, ama başından şapkanı düşürmeyesin!” diye Erciyes Dağı gibi yükseklere talip olması öğüdünde bulunur. Zira Erciyes Dağı Ümit Fehmi Aksel’e (s. 83) göre:

“Kayseri’nin suyu ekmeği aşı

Göklere uzanır muhteşem başı”

diye tanımlanır. Ayrıca Erciyes bir anne duygusu uyandırır.

 A. Yüksel Gemalmaz Erciyes’i hem Allah’a yakın olmanın sembolü olarak belirtir ve hem de “Bir dağ anaya benzer mi deme… // Seni hep anneme benzetiyorum” diye o başı karlı dağın anne şefkati ve sıcaklığını (s. 16) dile getirir. Aynı görüşü İhsan Altınışık “Sen yürekli bir annesin” mısrasıyla (s. 127) tekrar eder. Ali Baş şiirinde “Sen ey ilham kaynağım, ey dünyanın direği” der (s. 35). Ali Erbaş ise “Cömertliğin Hak’dan maldır Erciyes… // Her dem hayat verir yaylaya düze // Seni lütfetmiştir Allah’ım bize (s. 37)” dizeleriyle şükranlarını belirtir, Ali Akdemir de “Tapınak gibi duran Erciyes” ifadesini (s. 34) kullanır. Zira Erciyes denizlere, ırmaklara can verendir ve yurda güneştir, bu yüzden ona niyaz gerekir (s. 21). Ayşe Yüksel Gökhan şiirinde “Kapasam gözlerimi // Ululanır gönlümde Erciyes” (s. 61) ve İbrahim Mucuk da “Dualar yükselir senden yukarı // Çoklarının boş dönüyor tekeri” mısralarıyla Erciyes’e (s. 123) kudsiyet izafe eder. Süleyman Karacabey “Erciyes // Kutsal mekân sevdalara // Aşk diye eser rüzgarı // Sevgi dağıtır etekleri” mısralarıyla (s. 247) paralel görüşü ortaya koyar. Mehmet Ateşoğlu “Erciyes Türk gibi Hak’ka yakındır” mısrasına (s. 247) benzer ifadeyi Kazım Yedekçioğlu “Tanrı duygusunun parlak gözcüsü” olarak (s. 140) kullanır. “Sen bir Türk dağısın, aslın sorulmaz” denildiği gibi (s. 141) Bahattin Karakoç da: “… Yaz, kış kardır, giydiği kürk // Ruhu İslâm bedeni Türk // Sonsuza bakar Erciyes…” mısralarıyla Erciyes’i Türklükle (s. 63) aynileştirir.

Rifat Gökçen’in Erciyes’i Türklükle şöyle aynileştirdiğini görürüyoruz (s. 221):

“… Sen dağ değilken, çok eskiden // Türk’ü gördün, öyle sevdin // Türkün şanını temsil için // Göklere yükseldin…”

Bir Sevdadır Erciyes’de Erciyes dağı ile ilgili çok güzel şiirler yer almakta ve bu şiirlerde tarihin derinliklerinden gelen dağ kültü’nün izlerini de bulmaktayız. Bir Sevdadır Erciyes’i dağ ve Türk kültürü sevdalılarına tavsiye ile bu güzel eseri bizlere sunan Sayın Yusuf Akdamar ve Mehmet Çelebi’yi tebrik ederim.

 Konuyu uzatmamak için “Senin başında duman, benim başımda sevda // İkimiz de yalnızız şu koskoca dünyada…” diye İsmail Adil Şahin’den bir dörtlükle yazımı (s. 132) bitirmek istiyorum:

“İhtişamın göz yakarmış, iltifat azdır sana,

Kar soğuk hiç işlemezmiş, kış dahi yazdır sana.

Vermiş Allah’ım güzellik, gökler olmuş sırdaşın

Sevmeseydin terk ederdin yaptığım nazdır sana.”

(www.haberaka demi.net sitesinden alınmıştır)


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.