Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1789
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8077
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 233
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1999 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
EGE VE ONİKİ ADALAR-Doç.Dr. CELALETTİN YAVUZ-
Doç. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı
Terör Enstitüsü

Türk-Yunan sorunları yeniden NATO gündemine oturmaya başladı. Henüz “Türk-Yunan gerginliği” demek için erken olsa da iki ülke arasındaki “iyi ilişkilerin” son dönemlerde pek de “iyi gitmediği” NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in konuşmalarından da anlaşılmaktadır. Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’nin NATO üyeliğine karşıtlığı ve Yunanistan’ın Ege’deki tartışmalı deniz sahaları konusunda son aylarda artan “diklenişi” NATO içerisinde “dondurulan sorunların yeniden ısıtıldığının” bir emaresi gibi algılanmaktadır.[1] Bu yazıda Yunanistan – Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) ikilisinin birlikte ve Türkiye’ye karşı “Kontrollu Gerginlik” stratejisine benzer bir strateji uyguladıkları düşüncesi, kronolojik olaylarla açıklanmaya çalışılmıştır.
 
Ege’de Gerginliğin Tırmandırıldığına İlişkin Emareler
 
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) lideri Dimitris Hristofyas, “Rum münhasır ekonomik bölgesi” içerisinde Rum Yönetimi hesabına petrol araştırması yapan yabancı bandıralı bir geminin 13 Kasım 2008’de Türk savaş gemisi tarafından engellendiği iddiasıyla, Türkiye’yi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a şikayet etti.[2] Ege’deki Türk-Yunan gerginliğini son dönemde yeniden başlatan ilk gelişme muhtemelen bu olaydı.
 
2009 yılı ilk altı ayında AB Dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti idi. Türkiye, özellikle 2009 yılı başlarında AB’nin Nabucco doğalgaz projesi için 250 milyon Euro’luk fon ayırmasıyla birlikte, bu proje için “itici güç” rolüne soyundu. Hatta bu gayretleri sebebiyle AB üyelik müzakerelerinde enerji başlığının da açılması gerektiğinde ısrarcı oldu. Bunun üzerine AB, Türkiye ile üyelik müzakerelerde enerji başlığını bloke eden GKRY’ye baskı yapmaya başladı. Avrupa Komisyonu ve Çek Cumhuriyeti, Rumlardan itirazlarını geri çekerek başlığın açılmasına yeşil ışık yakmasını istedi.[3]
 
Bu olayları takiben Yunanistan’ın Ege ve Doğu Akdeniz’e ilişkin söylemleri 2009 yılı başlarından itibaren sertleşmeye başladı. Aynı dönemde Yunanistan’da sık sık “Türkiye ile kriz senaryoları” gündeme getiriliyordu. Hatta Mart ayı sonlarında hükümet yanlısı olarak bilinen Elefteros Tipos Gazetesi’nin “diplomatik ve askeri kaynaklarına dayandırdığı” haberinde, Yunan Dışişleri ve Savunma bakanlıklarınca Ege’de “sıcak olay” yaşanması ihtimalinin incelendiği yazıldı. Yunan diplomatların da Türk-Yunan ilişkilerinde yeni bir gerginliğin “kapının eşiğinde” olduğu şeklindeki yorumlarına da yer verildi. Gazetede Kardak gibi özellik taşıyan “aidiyeti tartışmalı” adacıklardan Eşek Adası (Agathonisi) veya Arkii Adası yüzünden Ege’de kriz çıkacağı iddia edilmektedir. Durumu Yunan makamlarının bir “senaryosuna” dayandıran Yunan gazetesine göre, kriz şöyle gelişecekmiş: “(1) Türk komandoları gece operasyonu yaparak olabildiğince kansız şekilde Yunan devriyesini bertaraf edecekler. (2) Ada sakinleri ve esir alınan Yunan askerleri, adadaki sandal ve balıkçı tekneleri ile Yunanistan’a gönderilecek. (3) Adaya tam teçhizatlı Türk askerleri yerleştirilecek. (4) Türkiye, Atina’yı müzakereye veya hakem yoluyla çözüme davet edecek. Yunanistan ya adayı havadan bombalayarak Türkiye ile çatışmayı büyütecek veya BM Güvenlik Konseyi’ne başvuracak.”[4]
 
Geçtiğimiz Temmuz ayında GKRY Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, Türkiye’nin Kıbrıs açıklarında petrol arama çalışmalarını engellemeye devam ettiği sürece, AB ile müzakerelerinde enerji faslının açılmasını engellemeye devam edeceklerini söyledi. Kipriyanu ayrıca, “Eğer AB’ye katılmak isteyen 21. yüzyıldaki modern bir devlet gibi davranma sözü verir ve gerekli adımları atarsa, Kıbrıs’ın (Rum Kesimi) itiraz etmesine gerek kalmayacaktır!”[5] şeklindeki ifadeleriyle Türkiye’ye adeta “ehlileşme” çağrısında bulundu.
 
Temmuz 2009’un üçüncü haftası içerisinde Türk savaş uçaklarının Yunanistan’a ait 130 insanın yaşadığı Agathonisi ve 360 kişinin meskun bulunduğu Fournoi adalarının hava sahasından “alçak” uçuş yaparak, ada halkını ve turistleri tedirgin ettiği gerekçesiyle, bizzat Yunan Cumhurbaşkanı Karolos Papulias tarafından yapılan açıklamada “Bizim yasal haklarımızı savunmak yerine üzerimizden uçmak ve tehdit etmekle bizi isteklerimizden döndüreceğinize inanıyorsanız, yanılıyorsunuz!” şeklinde bir uyarıda bulunuldu.[6]
 
Yunanistan, Temmuz ortalarında, “Türkiye’nin Meis adasının kıta sahanlığında petrol araması yaptığı” iddiasıyla Türkiye’yi protesto etti.[7] Hele de mesele Türk-Yunan sorunları üzerine olduğunda, Yunan gazetelerinin ne kadar “yaygaracı” olabileceği Türk kamuoyunun yakın bilgisi dahilindedir. Ancak, hükümete yakın bir gazete bunu yazdığına göre, Yunan makamlarının da bu konuda “boş” durmadıklarını söyleyebilmek mümkündür.
 
Yunan Kalkınma Bakanı Costis (Kostas) Hacidakis, Temmuz 2009 sonlarında Yunanistan’ın Ege’de petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma çalışmaları başlatacağını açıkladı. Hacidakis’in, Yunan Elefterotipia gazetesinde konuyla ilgili demecinde, yatırımcılar için daha çekici duruma getirilmesi amacıyla, “AB hukuk kurallarına uyumlu ve çağdaş çevre hassasiyetleri dikkate alınarak”, Ege’deki petrol arama ve araştırma faaliyetleri için yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışıldığını ve 2009 yılı sonuna kadar parlamentoya getirileceğini belirtti.
 
Anılan bölgelerin nereleri kapsayacağı yönündeki bir soruya Hacidakis’in cevabı, “bu bölgelerin Ekonomi, Dışişleri, Kalkınma ve Çevre bakanlıklarından oluşan dörtlü bir komisyon tarafından belirleneceği” şeklindeydi. Türkiye’nin bu konudaki itirazları gündeme getirildiğinde ise Hacidakis, “Yunanistan`ın egemenlik haklarından ve bu konuda açıkça tavır almaktan hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğini” ifade ederek “Araştırmalar, eldeki veriler ve ülkenin öncelikleri göz önüne alınarak yapılacak. Diğer bir deyimle, araştırmalarda petrol bulma olasılığı, çevrenin korunması ve tabii ki dış politika faktörü dikkate alınacak!” şeklinde konuşmasını sürdürdü.[8]
 
Yunanistan, 17-21 Ağustos 2009 tarihleri arasında Doğu Akdeniz’de ve Türkiye’nin ev sahipliğinde icra edilen, ABD, İsrail ve Türk hava ve deniz harp silah ve vasıtalarının katıldığı, rutin “Güvenilir Denizkızı” (Reliant Mermaid) isimli bir arama-kurtarma tatbikatı sırasında da sorun çıkardı. Tatbikatın başlamasından yaklaşık üç hafta önce Yunan Dışişleri Bakanlığı üç ülkenin de büyükelçilerini çağırarak Uluslararası Sivil Havcılık Teşkilatı (ICAO) talimatını uygulamalarını, yani uçuş planları sunmalarını talep etti. Buna karşılık bir bölümü Meis Adası’nın güneyinde icra edilen tatbikata katılan üç ülkenin hava vasıtaları Atina FIR’ı içinde arama-kurtarma hava-deniz tatbikatı için izin istemediler. Aynı kaynaklardan edinilen bilgilere göre İsrail tatbikata katılan uçaklarının uçuş planlarını Türkiye’ye vermişti. Ayrıca Türkiye, arama-kurtarma tatbikatına dair Atina’dan izin de istemediği için de Atina tarafından “ihlal” suçlamasıyla eleştirilmektedir. ICAO’nun sadece trafik düzenlemesi için idari bir tasarruf olarak belirlediği FIR hattını, bir “egemenlik sınırı” gibi görme yanlışlığını bile bile yapan Yunanistan, tatbikat Atina FIR’ı içinde yapıldığı için, “doğal olarak” tatbikat kontrol merkezinin Atina’da olması gerektiğini bile ileri sürebilmektedir.[9]
 
2009 Temmuz’u Ege’de “sıcak”lığını bir başka olayda daha gösterdi. Yunanistan, AB’nin kaçak göç ile mücadele için oluşturduğu “Frontex” sistemi kapsamında Fransa, İtalya ve Lüksemburg’a Ege’de Yunan karasularında karakol yapabileceklerine ilişkin davetiye çıkardı. Paris ve Roma yönetimleri bu teklifi kabul etti ve Haziran 2009 ortalarından itibaren bu iki ülkenin hücumbotları Ege’de devriye gezmeye başladı. Türkiye’yi rahatsız eden bu gelişmenin ardından, “misafir” savaş gemilerinin karakol yaptığı deniz sahalarının “Yunan karasuyu değil, uluslararası sular” olduğu AB’ye iletildi. Ayrıca Yunanistan’a da Temmuz 2009 başındaki istikşafi görüşmeler toplantısında ve ilaveten doğrudan Dışişleri Bakanlığı tarafından bu tür “tırmandırıcı” faaliyetlerin sorunların çözümüne yardımcı olmayacağı uyarısı yapıldı. Ankara, Yunanistan’ın ardından Kıbrıs Rum Kesimi’nin Doğu Akdeniz’deki petrol arama çalışmaları için de Frontex sistemini kullanmasından kaygı duymaktadır. Bilindiği üzere GKRY, Doğu Akdeniz’de 13 ayrı sahada petrol arama lisansı için ihale açtı. Bunun üzerine Türkiye, açıklanan sahalardan en az 5’inin Türk karasularında olduğunu duyurmuştu. Ancak AB, bu konuda Rumları değil, Türkiye’yi uyarmış ve bölgenin AB karasuyu olduğunu savunmuştu. Bu durum gelecekte, bu tartışmalı deniz sahalarından herhangi birine AB ülkelerinin savaş gemileri ya da hücumbotlarının girmesi durumunda, büyük diplomatik sıkıntı yaşanmasına zemin hazırlamaktadır.[10]
 
Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Türkiye ile Kıbrıs ve Yunanistan arasında yeni bir sorun çıktı çıkacak gibi gözükmektedir. Türkiye de Akdeniz’in doğusunda, petrol aramak istemektedir ve bu çerçevede devlet petrol şirketi TPAO’ya Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama yetkisi verilmiştir. Yunanistan ve Kıbrıs ise bu kararın haklarını ihlal ettiği kanaatindedir. Çünkü iki sahadan biri Rodos civarında ve ikincisi de Yunanistan’a ait Meis adası ile Kıbrıs yakınlarındadır. Yunanistan ve GKRY, Türk hükûmetlerinin bu tutumunu 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu ileri sürmekte, Türkiye’nin petrol aradığı söz konusu bölgelerin Yunanistan ve Kıbrıs kıta sahanlığına ait olduğunda ısrar etmektedir. GKRY hükûmeti, Ankara’yı, bölgeleri iktisadi alanlara göre bölme konusunda uzlaşmaya davet ettir, ancak Türkiye, GKRY’yi diplomatik muhatap olarak kabul etmemektedir.[11]
 
Temmuz 2009’da Türk-Yunan gerginliğini arttıran bir gelişmeye de Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis açıklamaları sebebiyet verdi. Yunan Bakan, “Türkiye’nin AB ilişkilerinin değerlendirileceği Aralık ayının önemli bir dönüm noktası olduğunu” söyleyerek, Türkiye’nin “yavaş ve sancılı bir Avrupalılaşma sürecinden geçtiğini ve kendisinin bunu anlayışla karşıladığını” ifade etti. Bakoyannis, Türkiye’nin coğrafi konumu, tarihini ve onun büyüklüğündeki bir ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik perde arkası çalışmalarını anlamakla birlikte, gene de Türkiye’nin anlaşmalarda belirtilenlere uymak zorunda olduğunu ifade etti. Bakoyannis, sözde “barış güvercini” uçurarak “ve bunu da Türk halkının eski bir dostu ve Türkiye’nin AB perspektifinin güçlü bir destekçisi olan ben söylüyorum!” ifadesiyle, bir bakıma Türkiye’ye aba altından sopa göstermiştir.[12]
 
Türkiye’nin Yükselen “Bölgesel Güç” Etkisinin Yunanistan’da Yarattığı Endişeler
 
Türkiye’nin bölgesinde güçlenmesi, enerjiyi gerektiğinde bir siyasi silah gibi kullanabilecek hale geliyor olması, ABD Başkanı Obama’nın ziyaret ettiği ilk Müslüman ülke oluşu, BM Güvenlik konseyi geçici üyeliği, Kafkaslarda ve Orta Doğu’da giderek etkinleşen rolleri üzerine Yunanistan’da tıpkı Andreas Papandreou döneminde yaşanan bir “Tehdit Doğudan geliyor!” sendromu yeşermeye başladı.
 
Yunanistan’da Kardak olayından sonra Ege’de Türkiye’nin aslında “gri bölgeler” statüsünü kabul ettirmeyi başardığı düşünülmektedir. Bölgede üst egemenlik hakkı isteyen Türkiye’nin Yunan hükümetlerini küçük düşürücü yenilgilere uğrattığı ileri sürülmektedir. Bu endişelerden biri şöyle ifade edilmektedir:
 
“Obama’nın Başkan olmasıyla Yunanistan’ın uydulaşması yönündeki planların güçlenmesi bekleniyor. Bu planların sonuçlarını aslında gördük. Yunan halkının büyük çoğunluğunun isteği üzerine Karamanlis hükümetlerinin Yunanistan için küçük de olsa bazı ulusal çıkarların kurtarılmasına yönelik tutumu, ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyen çok boyutlu bir planı harekete geçirdi. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos’un Annan Planı’na ‘hayır’ı desteklemesi, Burgaz-Dedeağaç boru hattı için anlaşma ve Üsküp’ün ‘Makedonya’ adıyla NATO ve AB’ye üyeliğinin veto edilmesi, Washington’u Yunanistan’da bir ‘değişikliğin’ en kısa zamanda yapılması gereği yönünde ikna etti.
 
Bu nedenle hem İslamcı/Asyalı hem de laik/Avrupalı süper güç olmak isteyen Türkiye, Yunan sahası üzerinde, Ege, Trakya ve Makedonya`da etkisini göstermelidir. Bu, şu demektir: Türkiye’nin, Washington’un Ortadoğu ve Balkanlar politikasıyla uyumlu bir şekilde Ege ve Trakya’da egemen olma politikası, ABD’nin çıkarlarına da hizmet ediyor. Buna paralel olarak küresel güçlerin Balkanlar`da amaçladığı jeopolitik değişiklikler, zaten zor konumda olan Yunanistan`ın durumunu daha da zorlaştırıyor. Bu nedenle süper güç olarak yükselmekte olan Türkiye, aynı zamanda Amerikan, İsrail ve Rus çıkarları için bir tehdit olarak da ortaya çıkıyor. Üstelik Osmanlı İmparatorluğu`nun, enerji kaynaklarının ve yollarının kontrolüyle ilgili rekabet nedeniyle yeniden ortaya çıkan Avrasya üzerindeki egemenlik bağlamında oynanan büyük oyun çerçevesinde, Batı güçler tarafından dağıtıldığı unutulmamalı. Türkiye’nin süper güç olarak ortaya çıkması, Yunanistan, Güneydoğu Avrupa ve Ortadoğu aleyhinde ciddi tehlikeler arz etmekle beraber Türkiye’yi yıkabilecek tohumları da barındırıyor.”[13]
 
“Yunanistan, acaba bu sebeple mi NATO’nun Avrupa kanadında savunma harcamasına en fazla pay ayıran ülkedir?” sorusunun akla gelmemesi imkansızdır. Çünkü NATO verilerine göre, NATO’nun Avrupalı üyelerinin 2008 yılı savunma harcamaları Gayrı Safi Milli Hasılalarının (GSMH) %2’sinin altında kalırken, tek istisnası savunma harcamasında GSMH’nın %2.8’ine ulaşan Yunanistan’dır.[14]
 
Kıbrıs ve Batı Trakya ile İlgili Diğer Gelişmelerin Türk-Yunan Gerginliğini Yükselten Etkileri
 
Türk-Yunan sorunlarına müdahil olanlar arasına Yunan-Rum ikilisinin din adamları da girdi. Ağustos 2009 içerisinde Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, Kıbrıs Kilisesi’nin, “haklarını ihlal ettiği ve kuzeydeki mülklerine el koyduğu” gerekçesiyle Türkiye hakkında, Eylül 2009’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’ne başvuracağını bildirdi. Rum gazetelerinde, KKTC’de 15 bin Türkiye Cumhuriyeti kökenli ‘yerleşik` kişiye vatandaşlık verileceği iddia edilmekte, bunun üzerine de içlerinde Başpiskopos Hrisostomos’un da dahil olduğu bir gurup olayı protesto etmekte, hatta uluslararası arenada hak arama yoluna gitmekle tehdit etmektedirler.[15]
 
Yunanistan ve GKRY, bir taraftan Türkiye’nin AB üyeliğini “kösteklerken”, bir taraftan da üyelik sürecinin kopmasını da arzu etmemektedirler. Nitekim Mayıs 2009’da Fransa’nın Nimes kentinde Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin ev sahipliği sırasında, AB’nin geleceğine ilişkin bakışını ortaya koyduğu siyasi bir toplantıda “Avrupa sonu gelmez bir genişlemeyle kendini zayıflatmaktan vazgeçmelidir. Avrupa’nın sınırları olmalıdır. Avrupa’nın limitleri olmalıdır!” demesi bu ikiliyi “hop oturtup, hop kaldırttı.” Zira Sarkozy, özellikle Türkiye’nin AB ile özel bir ilişki içinde olmayı hak etse de, AB’ye tam üyeliğinin karşısında olduğunu, bu toplantıda da açıkladı. Sarkozy, AB’nin, Türkiye ile “ortak bir ekonomik ve güvenlik alanı” oluşturmak konusunda görüşmeleri başlatması gerektiğini söylerken, ayrıca AB’nin bu projenin içine, “Avrupa’nın düşmanı olarak değil ortağı olarak düşünülmesi gereken” Rusya’yı da dâhil etmesi gerektiğini söyledi. Rusya’nın daha bir yıl önce Gürcistan’a askeri müdahalesi üzerinden bir yıl bile geçmemiş olduğu bir gerçek iken, Sarkozy’nin AB’nin sınırları konusunda bu şekilde karar vermesi ve 2005’ten beri resmen AB adayı olan Türkiye’ye dışarıda kalacağını söylemesi GKRY tarafından endişeyle karşılandı.[16] Bilindiği üzere Türkiye, AB üyesi olamadığı takdirde, Yunanistan ve GKRY’nin mecbur etmek istediği “Türk-Yunan sorunları” ve GKRY ile ilgili sorunları, bu ikilinin istediği şekilde, yani “Ver kurtul!” yöntemine yanaşmayacaktır. Ya da, bu ikili Türkiye’nin, “AB adaylığı için tüm sorunları onların istediği gibi çözmek” zorunda kalacaktı. Oysa “imtiyazlı ortaklık”ta, Türkiye’nin böyle bir mükellefiyeti bulunmamaktadır.
 
Bu sebepledir ki GKRY, Türkiye ile AB arasında imtiyazlı ilişkiden yana olan Fransa ve Almanya’nın önerisine karşı olduğunu Mayıs 2009’da bir kez daha belirtme ihtiyacını hissetti. Bu konuda GKRY Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, “Lefkoşa’nın Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği perspektifini desteklediğini fakat bu desteğin açık çek olmadığını” vurguladı. Stefanu, Türkiye’nin üyelik yolunun değerlendirileceği Aralık 2009’a kadar Ankara’nın yerine getirmesini istediği ön şartları tekrarladı. Bu ön şartlar Kopenhag Kriterleri’nin uygulanması, Kıbrıs konusunun çözümlenmesi ve 10. Protokolün uygulanması. Hükümetin bu tezlerini destekleyen DİSİ partisinin Başkanı Nikos Anastasiadis de, “Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği konusunda tez değiştirmeye başlaması durumunda”, GKRY’nin “Avrupa kartı”nı kaybedebileceği endişesini belirtti.[17]
 
Öte yandan Batı Trakya’da gerilimi artırıcı olaylar yaşanmaktadır. Bunlardan Ağustos 2009 içerisinde yaşanan önemli bir olay, Gümülcine’ye bağlı Yanıkköy (Nimfea) Camii Vakfı’na ait araziye kaçak olarak bir kilise inşa edilmeye kalkışılmasıdır. Bu sebeple vakıf yönetimi ile Yunanistan Doğu Makedonya ve Trakya Bölge Genel Sekreterliği arasında mülkiyet tartışması başladı. Gümülcine Müftülüğü aracılığıyla ilgili makamlara itiraz eden Türk köylüler, itirazlarında kilisenin inşa edildiği arazinin vakfa ait olduğunu belirtirken, Yunan Bölge Genel Sekreterliği’nden Müftülüğe gönderilen belgede arazinin “kamu malı olduğu” iddia edildi. Bunun üzerine Yanıkköy Camii Vakfı Başkanı Sabri Molla Hüseyin, “kilise inşa edilen 10 dönümlük arazinin 1879 tarihli Osmanlı tapuları bulunduğunu; arazinin daha sonra mal sahipleri tarafından cami vakfına bırakıldığına dair belgenin de mevcut olduğunu” ifade ederek “Bu arazinin Türk malı olduğu ve cami vakfına bırakıldığı belgelerle açık bir şekilde kanıtlanmaktadır…” şeklinde bir açıklama yaptı.[18]
 
Daha bu olayla ilgili gazetelerin mürekkebi kurumadan bu kez de Batı Trakya Türklerinin okul açılmasıyla ilgili bir talebine karşı konulduğu duyuldu. Batı Trakya Azınlık Kültür ve Eğitim Şirketi’nin (BAKEŞ) Rodop ili Sirkeli (Fillyra) Belediyesi’ne bağlı Domruköy’de (Dokos) Batı Trakya Türk Azınlığı`na ait bir ortaokul inşa etmek üzere arazi tahsis talebi, Yunanistan Doğu Makedonya-Trakya Bölge Genel Sekreterliği tarafından üçüncü kez reddedildi. Bölge Genel Sekreteri Dimitris Stamatis, “Sirkeli Belediyesi’nin araziyi BAKEŞ’e tahsis etme kararının, tahsis edilen arazinin yerleşim planına sahip olmaması” gerekçesiyle Sekreterlik tarafından reddedildiğini açıkladı. Sirkeli Belediye Meclisi’nin onayına rağmen, BAKEŞ’in Domruköy’de Türkçe ve Yunanca olmak üzere iki dilde eğitim verecek bir azınlık ortaokulu inşa edilmesi talebinin üçüncü kez reddedilmesi Batı Trakya Türk Azınlığı’nın haklı tepkisine neden oldu. Zira eksik olan ilk başvurunun belgelerinin tamamlanmasının ardından yapılan ikinci başvuruda Sekreterlik, “Domruköy yerel meclisinin kararının olmaması”nı red gerekçesi göstermişti.[19] Bu durum adeta bölge insanını “bilgisizliğe” mahkum etme politikasının bir gereği gibi yorumlandı. Oysa Türkiye aynı tarihlerde, neredeyse bir haftaya yakın süren Atina yakınındaki orman yangınına yardım için ilk elde bir yangın söndürme uçağı tahsis etmiş, ayrıca bizzat Başbakana R. Tayyip Erdoğan tarafından Yunan Başbakanı Karamanlis’e “istenen yardım ne ise yapılacağı” sözü ifade edilmişti. Hem de aynı günlerde Kocaeli, Yalova ve Bursa-Balıkesir illerinde benzer yangınlarla mücadele edilirken…[20]
 
Sonuç
 
Türkiye, 2000 yılının ilk çeyreğinde Yunanistan’a “zeytin dalı” gibi uzattığı “Ege’de Güven Artırıcı Önlemler” paketinden sonra, bu yıla gelinceye kadar Ege’de belirgin bir gerginlik yaşanmamıştı. İki ülke dışişleri bakanları ve genelkurmay başkanları arasına “kırmızı hat” çekildi. Ege’deki milli tatbikatlarla ilgili ayrıntılar paylaşılmış, askeri gemiler karşılıklı liman ziyaretlerinde bulunmuşlardı. Hatta Türkiye, Ege’ye çıkan savaş uçaklarını uzun bir süre “silahsız” uçurmuştu. İki ülke dışişleri bakanlıkları arasında üst düzey “istikşafi görüşmeler” periyodik olarak yapılmaktaydı. Ancak, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin değerlendirileceği Aralık ayı yaklaştıkça ilişkilerdeki gerginliğin arttırılmaya çalışıldığı gözlemleniyor. Çünkü 2009 yılı sonunda açıklanacak Türkiye-AB Müzakereleri İlerleme Raporunda Türkiye’nin Ankara Protokolü konusundaki tavrı gözden geçirilecek. Bunun anlamı da GKRY’nin gemi ve uçaklarına Türk limanlarını açmaması nedeniyle dondurulan 8 başlık hakkında nihai hükmün verilmesidir. Söz konusu tarih yaklaştıkça GKRY-Yunanistan ikilisinin baskısı da artmaktadır.
 
Bu duruma GKRY’nin güneyinde ve batısındaki deniz sahalarında petrol aranması için verdiği ruhsatlar ve bazı sahaların Türkiye’nin arama çalışmaları yaptığı bölgelerle çakışması üzerine, Türkiye-GKRY gerilimi arttı. Gerilim ister istemez Yunanistan’ı da etkiledi. Benzer şekilde Yunanistan’ın Ege’deki tartışmalı deniz sahalarında ve tek yanlı “egemenlik” hakkı gibi gördüğü FIR hattı ile karasularının 4 mil ötesinde hava sahası uygulamalarında ısrarı, silahsızlandırılmış statüdeki adalara NATO üyesi ülkelerin harp gemilerinin geçici konuşlandırılmalarına izin vermesi, Ege’yi bir “Yunan gölü” gibi görme alışkanlığının sürmesi, Batı Trakya Türklerine hala olmadık kısıtlamaları getirmesi eklendiğinde, iki ülke arasındaki “Güven Artırıcı Önlemler”in Yunanistan’ca rafa kaldırıldığı ya da özellikle Yunanistan’ın “Kontrollü bir gerginlik stratejisi” uygulama yoluna gittiği görülebilmektedir.
 
Dileriz ki, bu gelişmeler Ege’de yeni bir gerginliğe sebebiyet vermez. Ancak, Aralık 2009 yaklaştıkça bu gerginliğe yenilerinin eklenmesi tesadüf olamayacak kadar açıktır. Öte yandan, Yunan kamuoyunda, Türkiye’nin bölgesel güç sınırlarını zorlayan etkinliği de ayrı bir endişe kaynağıdır. ABD’den ve Başkan Obama’dan eskiden olduğu gibi destek bulamayacakları, yani Türkiye’ye baskı uygulatamayacakları gibi bir kaygıyı da hissetmektedirler. Bu durumda AB kartını oynamayı sürdürecek, özellikle de Fransa ve Almanya ile dirsek temasında olacaklar, Türkiye’yi “mütecaviz” konumuna düşürebilmek için stratejiler üreteceklerdir…


[1] “Streit um Zypern behindert NATO - Rasmussen rügt Streithähne”, 26.08.2009, http://www.n-tv.de/politik/Rasmussen-ruegt-Streithaehne-article476999.html
[2] “Hristofyas, Türkiye’yi BM’ye şikâyet Etti”, Milliyet, 25.11.2008.
[3] “AB’den Rumlara ‘Enerji başlığını aç’ baskısı”, Hürriyet, 24.2.2009.
[4] Yorgo Kırbaki, “Eşek Adası’nı işgal ederlerse...”, 30.03.2009, www.hurriyet.com.tr
[5] “Barış Harekatı’nın 35’inci Yılı Kutlandı”, Akşam, 21.7.2009.
[6] “Athen warnt Türkei erneut vor Luftraumverletzungen”, 24.07.2009, http://derstandard.at/1246542951417/Athen-warnt-Tuerkei-erneut-vor-Luftraumverletzungen?sap=2&_pid=13625902
[7] “Greece plans to search for oil in Aegean Sea – Report”, – Report”, 31.07.2009, http://www.nasdaq.com/aspx/stock-market-news-story.aspx?storyid=200908021725dowjonesdjonline000318&title=greece-plans-to-search-for-oil-in-aegean-sea-report
[8] “Greece plans to search for oil in Aegean Sea – Report”, agy. Ayrıca bkz: “Yunanistan Ege’de Petrol ve Gaz Arayacak”, Akşam, 3.8.2009.
[9] Kira Adam, “Türkiye Uçuş Planı Vermiyor”, Eleftherotipia, 19.08.2009, (BYE’nin 19.8.2009 tarihli dış haberler bülteninden).
[10] Mahmut Gürer, “Ege’de Tansiyon Yüksek”, Akşam, 27.7.2009
[11] Gerd Höhler, “Akdeniz’deki Petrol ve Gaz Kavgası”, Südwest Presse, 25.07.2009, (BYE’nin 25.7.2009 tarihli dış haberler bülteninden).
[12] “Aralık Ayı Türkiye için Dönüm Noktası”, Akşam, 27.7.2009.
[13] Dimitris Patsules, Amina&Asfalia (aylık Savunma ve Güvenlik dergisi), Temmuz 2009, “Stratejik Derinlik... Küçük Yunanistan’ın Türk Süper Gücünün Yörüngesinde Uydulaşması”, (BYE’nin 3.8.2009 tarihli dış haberler bülteninden).
[14] Aslında ABD, GSMH’nın %4’ünü savunma harcamasına ayırarak bu alanda öne çıkan ülkedir. ABD’nin payının yüksekliğinde Irak ve Afganistan harcamalarının rolü büyüktür. Ayrıntılar için bkz: “Türkei investiert 27,4 % in die Modernisierung der Armee - Griechenland mit Minusrekord”, 07.03.2009, http://tskturkey.blogspot.com/
[15] “Hrisostomos: Türkiye’yi Dava Edeceğiz”, Hürriyet, 22.8.2009.
[16] Tony Barber, “Avrupa’nın Sınırları Türkiye’yi İçine Almalı”, Financial Times,14.05.2009, (BYE’nin 15.5.2009 tarihli dış haberler bülteninden).
[17] Fanos Konstantinidis, “Kıbrıs Türkiye`nin Tam Üyeliğini İstiyor”, Eleftherotipia, 14.05.2009, (BYE’nin 14.5.2009 tarihli dış haberler bülteninden).
[18] “Batı Trakya’da Resmi Gasp”, Milliyet, 15.8.2009.
[19] “Batı Trakya’da Türklere Okul İzni Çıkmadı”, Yeni Şafak, 25.8.2009.
[20] “Erdoğan’dan Karamanlis’e ‘yangın’ Telefonu”, Hürriyet, 24.8.2009.


http://www.turksam.org/tr/a1765.html


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.