Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1789
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8077
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 233
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1999 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
EMİRHAN YENİKİ:TATAR EDEBİYATININ KOCA ÇINARI-ROZA KURBAN-
TATAR EDEBİYATININ KOCA ÇINARI EMİRHAN YENİKİ
(1909-2000)

Edebiyat bir milletin, bir memleketin, bir çağın edebi eserlerinin tümüdür. Destansı olduğu kadar acılarla dolu olan Tatar tarihi Tatar edebiyatını da derinden etkilemiştir. Tatar edebiyatı, tarihi kadar zengin ve çeşitlidir. Kol Gali, Sarai, Möhemmedyar, Meüla Kolıy, Utız İmeni, Akmulla, Kandalıy ve daha niceleri bu uzun yolun başını aydınlatan fenerlerdir. Daha yakın zaman Tatar edebiyatına göz attığımızda Tukay, Fatih Emirhan, Galimcan İbrahimov, Hadi Taktaş ve Galiasker Kamalları görüyoruz. Onlardan bayrağı, Gadel Kutuy, Fatih Kerim, Sibgat Hekim, Hesen Tufan ve Emirhan Yenikiler devralmıştır.

HAYATI
Emirhan Yeniki, baharın ilk çiçeği kardelen gibi kar kalkmadan karı delip çıkan Tatar edebiyatı bahçesinin ilk çiçeğidir. O, 2 Mart 1909`da Ufa vilayeti Belebey bölgesi Yaña Kargalı köyünde durumu iyi olan bir çiftçi ailesinde dünyaya gelir. Yeniki`nin babası Nigmetcan Bey çok neşeli, şakacı, aynı zamanda sanatsever biridir. Kendisi de çok güzel şarkı söyler, dans eder ve müzik aletleri de çalar. Annesi Bibihadiçe ise akıllı ve sabırlı bir kadındır.  Emirhan ailesinin ilk sağ doğan çocuğu olduğu için aile onun dünyaya gelmesini büyük bir sevinçle karşılar, çünkü daha önceki 9 tane çocuk dünyaya gözlerini açar açmaz ölür. Emirhan`ın doğumundan 2 yıl sonra Yeniki ailesi Kargalı`dan 40 km uzaklıktaki Devleken köyüne göç eder. Burada Emirhan`ın babası çiftçiliği bırakıp ticaretle uğraşmaya başlar.
Emirhan Yeniki ilk şiirini 1924 yılında yazar. Geleceğin yazarı 1925 yılında bağımsız yazmaya başlar. Aynı yıl okuma arzusuyla Kazan`a gelir. Önce Kazan Devlet Üniversitesi`nde hazırlık okur, fakat mirza soyundan olduğu için Üniversite`ye alınmaz. Bu konuda Yeniki "Güneş Batarken" adlı yazısında şöyle demiştir : "Yirmi beş yılının yazında ben Kazan`a geldim. On altı yaşındaydım, tek isteğim bir üniversiteye girmekti. Fakat sınavı kazanıp Güzel Sanatlar Okuluna girsem bile bana eğitimimi devam ettirmek nasip olmadı. Sebebi - sosyal çıkışım. Benim babam atsız-kürksüz bir tüccardı, onun için bana burs vermediler. Özetle, çıkışımın "kötü" olmasından dolayı ben 5-6 sene eğitimden mahrum kaldım. Böylece benim en verimli yıllarım boşa gitti" (Emirhan Yeniki,  5.cilt, 2004, s. 180-181). Yazar bu yıllarda hikayeler yazmaya başlar, hikayelerini "Bizim Yol" dergisinde yayınlar.
Yıl 1927, Emirhan Yeniki Donbas`a gider. Orada madencilerin eğitimi ile ilgilenir, okuma-yazma kurslarında öğretmenlik yapar.
1928 yılında Kazan`a döner ve deri fabrikasında önce öğrenci sonra deri ayırıcı olarak çalışır. 1929 yılında "Dost" (Dus Keşe) adlı kitabı yayınlanır. Yazar bundan sonra 10 yıl yazı işlerine ara verir, çünkü Stalin`i ve Komünist Parti`yi öven ideolojik eserler yazmak istemez.
1931-1934 yıllarında Kazan Devlet Üniversitesi`nde okur. Kazan`da ve Bakü`de çalışır. Daha sonra Özbekistan`ın Mergulan şehrinde öğretmenlik yapar.
Stalin döneminin korkunç zamanına denk gelen 1937 yılının yazında 2 ay Kırım`da arkadaşı Hebibrahman`ın yanında kalır. Bu sırada tedavisi için Yalta şehrinde bulunan ünlü yazar, eleştirmen, dilci, tarihçi, eğitimci ve devlet adamı Galimcan İbrahimov (1887-1938) ile görüşme fırsatı bulur. Bu görüşmeden sonra çok zaman geçmeden 29.09.1937`de Galimcan İbrahimov "halk düşmanı" suçlamasıyla hapishaneye atılır ve 21.01.1938`de orada ölür.
Yıl 1941, İkinci Dünya Savaşı başlar, Emirhan Temmuz ayında askere çağrılır ve cepheye gönderilir. Yazar savaşın sonuna kadar cephede kalır. Yeniki`nin yazma arzusu bu sırada tekrar ortaya çıkar ve O birkaç eser birden yazar, bu eserleri Kazan`da yayınlanır.
Savaştan sonra Yeniki Tatar Radyosu`nun edebiyat-sanat bölümünün müdürlüğünü üstlenir, aynı zamanda "Kolhoz Ekibi" ve "Sovyet Edebiyatı" dergilerinde de yazar.
1953 yılından itibaren profesyonel yazar olarak yazmaya başlar. Bundan sonraki yazarlık hayatı da düzgün gitmez. Örneğin, en ünlü eserleri "Dağlara Bakarak", "Bataklık Çiçeği", "Serap" romanları yıllarca yayınlanmaz, sebebi ise yeni aynı romanların ideolojik olmamasıdır.
Sadece 1960`lı Kruşçev`in esneklik devrinde Emirhan Yeniki`nin değeri bilinir ve eserleri arka arkaya yayınlanmaya başlar. Örneğin, 1966`da "Gökkuşağı", 1971`de "Biz De Askerdik", 1983`te "Hatırdaki Düğümler", 1986`da "Son Kitap" adlı kitapları Tatarca ve diğer dillerde yayınlanır.
Değişim ve yeniden yapılanma (perestroyka) yıllarında Emirhan Yeniki edebi eserler yazmayı bırakıp siyasi konular üzerine yazılar yazmaya başlar.
Emirhan Yeniki 1996 yılında Sempozyum için Türkiye`ye gelir ve bu hatıralarını "Biz De Gittik Türkiye`ye" başlıklı yazısında kaleme alır. O, bu yazısında Türkiye`nin dış Türkler için ne kadar önemli olduğunu yazar: " Neden Türkiye bizi kendine çekiyor?.. Tatarlar,  İdil-Ural bölgesine Türkiye`den göç eden ulus değil ki. Ama Türkiye bizi çekiyor - uzaktaki aziz Vatanımız gibi çekiyor.
Sebeplerini anlamak zor değildir... Türkiye bağımsız, müstakil bir tek Türkî devlet - bir zamanlar Yakın Doğuyu ve Avrupa`nın yarısını elinde tutan kudretli Osmanlı İmparatorluğu... İmparatorluğun kendisi olmasa da, onun şanlı adı hale tarih sayfalarında. Türkler bizim din kardeşlerimiz, dilleri de yakın - aynı kökten. Bunun için yüzyıllar boyunca dini yad, dili yad Rus Emperyalizminin boyunduruğu altında yaşayan Tatarlar her zaman ruhi ve manevi destek arayıp, Türkiye`ye yaklaşması gayet doğaldır."(Emirhan Yeniki, 5.cilt, 2004, s.266).
Emirhan Yeniki 16 Şubat 2000 tarihinde hayata gözlerini yumar ve Kazan`da defnedilir. Görüldüğü gibi, Emirhan Yeniki Çar zamanında dünyaya gelmiş, gençlik yılları İç Savaş yıllarında geçmiş, daha sonra korkunç Stalin devrini sağ-salim atlatmış, İkinci Dünya Savaşının başından sona kadar askerlik yapmış, Kruşçev esneklik devrini, Gorbaçev-Yeltsin demokrasisini kendi gözleriyle görmüş ve yaşamıştır. Tek cümle ile ifade edersek - yüzyılı enine boyuna kat etmiş bir yazardır.
Emirhan Yeniki yazı hayatına şiir yazarak atılır. İlk kitabı 1929 yılında yayınlanır. Ne var ki, Yeniki`nin eserleri Sovyetler Devrinin istenen eserleri olmaz. O, siyasete, propagandaya dokunmaz, Sovyetlere, Sovyet yöneticilerine övgü yağdırmaz daha farklı bir yöntem izler. Stalin devrinden bahsederken yazar, Stalin ve döneminin ne denli korkunç olduğunu şu cümlelerle ifade etmiştir: "Gerçekten de Stalin`in "güneşi altında" biz nasıl yaşadık, bizim her işimizi, her kelimemizi ne belirliyordu? Korku, sadece korku!.. Şahsen ben "büyük lidere"(Stalin`e) hiçbir zaman tapamadım ve tapmadım. Ta başından beri Stalin`in halklar için kanlı yolu seçtiğini kendi gözlerimizle gördük. Bu yolun ne kadar kurbanlar götürdüğünü, sayısız dul, yetim bıraktığını, ne kadar gözyaşı döküldüğünü gördükten sonra bu insana tapmak mümkün mü?"(Emirhan Yeniki, 5.cilt, 2004, s.186,190). Bu yüzden Yeniki`nin eserleri basılmaz, kendisi de tutulan bir yazar sayılmaz. Zamanında onun diğeri bilinmez, hatta bu yüzden itilir kakılır. Suyuna sabununa dokunmadan yazmaktansa, Yeniki  10 yıl boyunca hiçbir şey yazmaz kenara çekilir. Edebiyata girmesi hakkında yazar şöyle demiş: " ...Benim edebiyata girmem ağır oldu, uzun sürdü. Yazılarımı, defalarca düzelttikten, büyük tartışmalardan sonra zorluklarla kabul ediyorlardı. Bazen dağın tepesine doğru taşı çıkarmak gibi."(Emirhan Yeniki, 4.cilt, 2003, s.459).
Yeniki, Tatar edebiyatında en çok eleştirilen yazarlardan biridir. Herkes olumlu kahramanlardan bahsederken, o eserlerinde olumsuz kahramanları kaleme almış ve onları eleştirmiştir. O yıllarda Tatar edebiyatı, bütün dallarda komünist partinin ve ülkenin hizmetine "bağımlı" kalmıştır. Yeniki`yi, Sovyet gerçeklerini karalamak, hayattan hep kötülük aramakla suçlamışlardır.
Emirhan Yeniki Tatar edebiyatına farklı bir bakış açısı getirmiş, çağını aşan bir yazardır. Kendine has üslubu, gerçekçi tavrı, kısa ve öz yazması ile diğer yazarlardan farklıdır. Onun değeri gün geçtikçe daha da artacağına eminim. Yeniki hatıralarında şöyle demiştir : "Büyük Gogol: "Benim ismim kendimden daha mutlu olur" - demiş. Ben tabii ki Gogol değilim, onun dediklerini kendime kopyalamayı da düşünmüyorum, fakat bazı büyük şahısların isimleri, gerçekten de kendilerinden daha mutlu oluyor. Tarihte bunun örnekleri çok - bizim Tukay, Celil, Seydeşlerne hatırlamak yetiyor. Onların mutluluğu - ebedidir!.. Böyle mutluluk, layık olan insanı kendi bulur... Dava etmek mümkün değildir." (Emirhan Yeniki, 4.cilt, 2003, s.463)    


ESERLERİ
Emirhan Yeniki Tatar edebiyatına ilk olarak 1924 yılında şiir yazarak adım atmıştır. 1925 yılında Kazan`a gelmesinin ilk amacı okumak olsa da, ikinci amacı yazar olma hayalidir. O yılların Tatar edebiyatı yazarı hayli heyecanlandırmış olsa gerek anılarında bu dönem hakkında şu satırları yazmıştır: " O yıllardaki edebiyat dünyası bana köpüre köpüre dalgalanan ilkbahardaki suların taşmasını andırıyordu. Sesi hale kulağımda... Ve bugün de sanki şu tehlikeli nehrin kenarında şaşkın şaşkın duruyormuş gibiyim: nasıl bu bulanık suyu geçeceğim?" (EmirhanYeniki, 4.cilt, 2003, s.446). Böylece Yeniki ürkek korkak adımlarla Tatar edebiyatına girer ve 1928 yılında tek tük öyküler yazmaya başlar. 1929 yılında "Dost" romanı yayınlanır, fakat daha sonra yazdığı "İlkbahar çocuğu" adlı romanı malum sebeplerden dolayı yayınlanmaz. Edebiyat dünyasında aradığını bulamayan yazar yavaş yavaş edebiyattan uzaklaşmak zorunda kalır ve yazılarına ara verir. Emirhan Yeniki, İkinci Dünya Savaşı sırasında yazarlığa tekrar döner. Savaş sırasında kendi gözleriyle gördükleri onun yazma isteğini diriltir ve Yeniki bir kez daha kalemini eline alır. Savaş alanından yazar şöyle bahsetmiştir:"Savaş alanı - ölüm tarlası olsa bile, ben bu öykülerimde yaşam hakkında, yaşamın ölümden daha güçlü olduğunu yazmaya çalıştım... Yok, ölüm yaşamı asla yenemez!"( Yeniki, 4.cilt, 2003, s. 454). Yeniki`nin cephede yazdığı ilk öyküsü "Çocuk" 1941 yılında yazılmıştır. Az ama öz yazmayı ilke edinen yazar cephede birkaç öykü daha yazar, onlar "Ana ve Kız" (1942), "Bir tek saate" (1944), "Yalnız Kaz" (1944) ve 1944 yılında yazılan "Haşhaş çiçeği"dir. Emirhan Yeniki`nin öyküler yazdığını fark eden bölük komutanı, yazdıklarını askerlere okumasını rica eder. Yeniki, Tatar, Kazak, Özbek Türklerinden oluşan 30 askerin önünde "Yalnız Kaz" öyküsünü okur. Birçoğu yaşça büyük, ateş hattından çıkan bu insanlara yazdıklarının önemsiz bir şey gibi görüneceğini düşünen yazar önce tereddüt ile okumaya başlar, fakat herkes büyük bir dikkatle dinler ve öykü bittikten sonra da kimse dağılmak istemez, herkes bir düşünce içine girer. Bu da Yeniki`ye cesaret verir. Emirhan Yeniki savaştan sonra da, "Dağlara Bakarak" (1948), "Kim Şarkı Söyledi?" (1956), "Serap"(1962), "Biz De Askerdik"(1971) gibi eserlerinde savaş konusu kaleme alır.
"İnsanları iyileştirmek için oların kötülüklerini, eksiklilerini faş etmek gerekiyordu."(Yeniki, 4.cilt, 2003, s.461)- diyen yazar bu amaçla "Bataklık Çiçeği"(1954-55), "Serap"(1962), "Söylenmemiş Vasiyet"(1965), "Vicdan"(1966-68) gibi eserlerini yazar.   "Serap" romanında Yeniki`nin amacı, asalak Zöfer Sabitov`un gerçek yüzünü halka açmak. Romanın kahramanı Zöfer kendi mutluluğu için yaşayan, mutluluğu da zenginlik ve parada gören birisidir. O, içkisi-sigarası olmayan "namuslu" bir kişi, devlet malını da kendisi çalmıyor, ona bu malı başkalar evine getiriyor. Zöfer çok çalışkan, tüm işleri harfiyen yapan, yani göze giren birisidir. Bu çabası sayesinde O İkinci Dünya Savaşına gitmekten de kurtulur ve yüksek makamlarda çalışır. Zöfer Sabitov`un en belirgin huyu temkinli olmasıdır. Aynı zamanda o çok duyarlı ve hilekardır. Başka türlü olması da mümkün değildir, çünkü o gerçek benliğini saklamak zorundadır. Zöfer`in gerçeği sadece kendisi için yaşamak istemesidir. Gerçekten de O gerçek yüzünü daima saklamayı başarır. O insanlara kültürlü ve kibar gözükür, tiyatro ve konserlere gider, kimseyle kavga etmez. Zöfer, Sovyet ortamına tam uyum sağlamıştır. O tüm insanları kendisi gibi yaşadığını sanıyor: iş ortamında, toplumda bir türlü, aile içinde ise farklı. Zöfer her zaman herkesten şüphelenir, kimseye güvenmez - annesine bile. Aynı zamanda zenginlik içinde yaşasa bile içi rahat değil, huzursuzdur.  Romanın diğer kahramanı sanatçı Reşide`dir. Reşide çok asil biridir. Romanda Reşide Zöfer`in tam tersi bir kahramandır. Bu olumlu kahraman romana dahil olduktan sonra Zöfer önemsiz biri gibi gözükür. Zöfer, Reşide`ye aşık olur ve ona evlenme teklif eder. Zöfer, Reşide`nin kendi evlenme teklifini kabul edeceğinden o kadar emin ki! Ona göre kabul etmemesi mümkün değildir, çünkü Zöfer`in her şeyi var - iş, ev, para, içki-sigarası da yok... Ama Reşide tüm bunları elinin tersiyle çevirir ve Zöfer`in evlenme teklifini reddeder. Zöfer büyük bir şok yaşar ve bu ona iyi bir ders olur. Emirhan Yeniki Sovyet gerçeklerini açtığı için bu romanı çok eleştirilir. Fakat bu eleştiriler yazarı yıldırmaz, tam tersine o kalemine daha sıkı sarılıp gerçekleri yazmaya devam eder.
1965 yılında yazılan "Söylenmemiş Vasiyet" romanı, genç neslin gelenek-görenek ve baba ocağına, doğup büyüdüğü toprağa olan ilgisizliği hakkındadır. Romanın kahramanı Akebi (Aknine) bir Başkurt ninesidir. O 2 kız ve 2 oğlan büyütmüş. Çocukları büyüyünce eğitim almak için şehre giderler. Büyük oğlu Sufiyan albay, bir kızı doktor, diğeri bilim kadını, diğer oğlu da üniversite bitirip bir yerlerde çalışır. Akebi çocukları eğitimli olduğu için içten sevinir, fakat onların gittikçe doğdukları topraktan, baba ocağından ve geleneklerden uzaklaşıp "şehirli" olmalarını bir türlü içine sindiremez. Eşi vefat ettikten sonra çocukları onu şehre götürmek ister, fakat Akebi evinde kalır. Çocuklarım yaz tatiline döner diye tüm yıl boyu hazırlıklar yapar. İlk yıllarda birer haftaya dönseler de sonra bu ziyaretler daha da azalır. Bazen tatile giderken birkaç gün, bazen birkaç saatliğine uğrar çocukları annelerinin yanına. Akebi, büyük oğlu Safiyan`ın Rus kadınla evlenmesini büyük bir üzüntüyle karşılar, ama bir şey yapamaz. Bazen yazın Safiyan`ın oğlu Gennadiy babaannesi ziyarete gelir. Akebi buna da çok sevinir. Bir kelime Rusça bilmediği için torunu ile konuşamasa bile. Çocukların ziyaret etmemesine pek alışamasa da zamanları yoktur, zamanları olunca dönerler umuduyla yaşar. Bir gün Akebi hastalanır ve yatağa düşer. Birkaç günde iyileşirim diye düşünür, fakat tekrar ayağa kalkamaz. Akebi`yi, kızı Gölbike ile damadı şehre götürürler. Akebi çaresiz onlarla gitmek zorunda kalır. Şehirde kızı doktora götürür. Doktorun verdiği haber herkesi derinden etkiler. Akebi kanser olmuştur. Bunu kendine söylemezler, fakat Akebi durumun ciddiyetini kızının tutumundan anlar. Gün gittikçe Akebi`nin hali daha da kötüleşir. Akebi ölmeden vasiyetini açıklamak ister, fakat kimse dinlemez. 76 yaşındaki Akebi kendini Müslüman geleneklerine göre gömülmesini, baba ocağını, doğup büyüdükleri yeri unutmamalarını söylemek ve bazı eşyalarını çocuklarına bırakmak ister. Bu onun vasiyetidir. Herkes geçiştirdiği için Akebi vasiyetini söyleyemez. Evde ölürse bize iş çıkar diye Akebi`yi son günlerinde hastaneye yatırırlar ve birkaç gün geçmeden Akebi dünyaya gözlerini yumar. Onu, kendi arzu ettiği gibi Müslüman geleneklerine göre gömmezler. Apar topar götürüp defnederler. Gömdükten sonra Akebi ile arada bir konuşan şair mezar yanında bir konuşma yapmak ister. Fakat gerçekler çocuklarına dokunduğu için onu konuşturmazlar. Akebi`nin ölüm haberini alan köylüler onun eşyalarını çocuklarına yollarlar. Çocuklar sandıkla gelen giysilere şöyle bir baktıktan sonra devlet tiyatrosuna vermeyi kararlaştırırlar. Akebi`nin kendine göre değer verdiği giysilerini de böylece kimse umursamaz. Emirhan Yeniki şimdiki neslin bu kadar vicdansız olmasının altını çizer. Kaybolan milli ve manevi değerlere vurgu yapar. Yazarın Tatar edebiyatına kazandırdığı diğer önemli eserleri de şunlardır: "Bataklık Çiçeği"(1954-55), "Yalnızlık" (1957), "Güzellik"(1964), "Gece Damlaları"(1964), "Kuray"(1970), "Rahatlama"(1978) gibi öyküleri, "Yürek Sırrı"(1957), "Gülendem Kızın Hatıraları"(1975) romanları ve 1986 yılında yazılan "Son Kitap" adlı hatıralarıdır.  
1990`lı yıllarda Emirhan Yeniki siyasi yazıları kaleme alır ve ömrünün sonuna kadar yazmaya devam eder. Bu makalelerinde de yazar ulusunun kaderini etkileyen olaylardan söz eder. 1998 yılında "Yanlış Yapmaya Hakkımız Yoktur"   adlı yazısında Yeniki Latin alfabesine geçiş konusundan bahsetmiş ve şöyle demiştir: "Dilin kaderi -  milletin kaderidir. Latin alfabesine dönüş dilimizin geleceği için doğru olacaktır. Bizim tekrar yanlış yapmaya hakkımız yok - bunu aklımızdan çıkarmayalım!"(Yeniki, 2004, 5.cilt, s.342-343).  "Jübile dersleri"(1999) adlı yazısında kendinden bahsederken yazar: "Gorbaçev`in perestroykası çöktükten sonra, özellikle Yeltsin rejimi yerleşince, bende bir ruhi durgunluk başladı. Bütün ömrümü Bolşevikler döneminde Sovyet sistemini kabul edemeden geçirdikten sonra, sonunda, yeni demokratik döneme giriyoruz diye, ona inanıp ve sevinip yaşamaya başlayınca, hiç beklemedik bir anda bir kez daha yanılmak, tabii ki benim yaştaki insan için çok ağır oldu. Artık yeniden bir aydınlık görmeyi umut etmek için zamanım geçmişti..."- demiştir. Aynı yazısında 1996 yılındaki Rusya seçimlerinden Yeniki şöyle söz etmiştir: "1996 yılındaki seçimleri hatırlıyorsunuzdur, 13 tane bankacı Yeltsin`i ikinci defa Başkan yaptı. Seçim sonuçlarını bizde oy değil, para hallediyor. Yoksulluktan tamamen körleşen halk herkese satılmaya hazırdır... Geleceğimizin ne olacağı belli olmayan bir rejimde yaşıyoruz"(Yeniki, 2004, 5.cilt, s.451). Yazarın diğer başlıca makaleleri şunlardır: "Gerçekler ve Ana Dili"(1988), "Kararlılık Diliyorum"(1989), "Tatar sorunu"(1990), "Yalanı Savunmak"(1992), "Kim Haklı?"(1993), "Yüksekten Seyretmek İstiyorum"(1993), "Güneş Batarken"(1995), "Biz De Gittik Türkiye`ye"(1996), "Dünya Bizi Tanısın"(1997), "Yanlış Yapmaya Hakkımız Yoktur"(1998), "Çenekey Kimdir?"(1998), "Barışı Ancak Adalet ve Eşitlilik Sağlayabilir"(1999), "Jübile Dersleri"dir (1999).
Yazımın sonuna doğru yaklaşırken, Emirhan Yeniki ile ilgili birkaç anımı anlatmak istiyorum. İlkokul çağımda girmişti Yeniki hayatıma. 5.sınıfta onun "Kuray" adlı hikayesini okumuştuk. Çok etkilenmiştim. Kuray-Başkurtların üflemeli milli çalgısıdır. Hikaye önce kurayın nasıl ortaya çıkışı ile ilgili bir masal ile başlıyor. Masaldaki çocuk, süt kardeşi ile ilgili gizli olan şeyleri başkalarına anlatmamak için bu çalgıya sarılıyor ve tüm duygusunu notalarla müziğe döküyor. Daha sonra tekrar tekrar okudum bu hikayeyi. Okudukça okumak istiyor, hiç bıkmıyordum. Sonraki yıllarda yazarın başka eserleri ile tanışmıştım. Yeniki`nin romanları başkalarınınkine hiç benzemiyor bambaşka bir büyüsü vardı sanki. Ne tesadüftür ki, Kazan Devlet Üniversite`sindeyken staj yapmak için okula gittiğimizde bana 5.sınıf denk gelmiş ve konu da "Emirhan Yeniki`nin Hayatı ve Kuray Hikayesi"idi. Çok sevinerek büyük bir mutlulukla anlatmıştım çocuklara dersi. 1993 yılının kış aylarında, Kazan Devlet Üniversitesi`nin 2.sınıfındayken sınıfça "Şecereler Sergisi"ne gitmiştik. Sergi açılışına Emirhan Yeniki de gelmiş, serginin açılış konuşmasını yapıyordu. O, şecerelerin önem ve anlamından bahsetti. Çok sevdiğim bu yazarı karşımda görünce çok sevinmiştim, fakat yanına gidip selamlaşmaya bir türlü cesaret bulamadım kendimde. Sonra tam cesaretimi toplamıştım ki, baktım Emirhan Yeniki artık sergiden ayrılmıştı. İçimde ukde olarak kaldı bu karşılaşma, keşke gidip bir selamlaşsaydım. Bazen cesaretini toplayamıyor insan, çok beğendiği ve saygı duydukları karşısında.  
Bu yıl Emirhan Yeniki`nin doğumunun 100.yılı. Bu vesileyle Tataristan`da çeşitli etkinlikler yapıldı ve eserlerinden seçmeler "Yüksekten Seyretmek İstiyorum" başlıklı kitap olarak yayınlandı. "Yazı yazmak - akıl ve yürek işidir - bana göre, en zor iştir. Talepler çok, sorumluluğu büyüktür"- demiş Emirhan Yeniki. O aklını kullanarak, yüreğinin sesine kulak vererek yazmıştır. Bence çağımızın en büyük yazarlarından biridir. Kısacık bu yazımda Emirhan Yeniki`yi anlatmaya çalıştım, aslında onu daha iyi anlatabilmek için bir yazı yetmez kitaplar yazmak gerekir. Eğer Emirhan Yeniki`yi tanıtmada azıcık katkım olduysa ne mutlu bana.

KAYNAKÇA

1.Celeliyeva M.Ş., Edhemova G.M., Sibgatullina D.Ş., Edebiyat 5.sınıf, Kazan, 1995.
2.Kurban, İklil, Yaşlı Tarihin Yankısı, İstanbul, 1998.
3.Miñnullin, Farvaz, Balta Yavızlar Kulında (Balta Zalimler Elinde), Kazan, 1994.
4.Yeniki, Emirhan, Kiçke Şefek (Akşam Kızıllığı), Kazan, 1989.
5. Yeniki, Emirhan, Hikayeler, 1.Cilt, Kazan, 2000.
6. Yeniki, Emirhan, Romanlar, 2.Cilt, Kazan, 2001.
7. Yeniki, Emirhan, Romanlar, 3.Cilt, Kazan, 2002.
8. Yeniki, Emirhan, Hatıralar, 4.Cilt, Kazan, 2003.
9. Yeniki, Emirhan, Siyasi Yazılar, Makaleler, 5.Cilt, 2004.

Roza Kurban.


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.