Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8400
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
GORA`DA ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ
Çanakkale türküsü yankılanınca yüksek tepelerinde Gora’nın, bütün Goralılar ve o muntazam canlı doğa saygı duruşuna geçer Balkanların bu el değmemiş cennet köşesinde. Evet, herkes saygı duruşuna geçer. Başlar eğik, gözler yaşlı ve Çanakkale türküsünün yanık ezgileriyle fırtınalar kopar bugün yine yüreklerde. Körpe genç bir gelin köşede suskun, yolu gözleyen bağrı yanık bir ana pencerede gözü yaşlı ve öksüz çocuklar her şeyden bi haberdar uçurtma koşturur taş kaldırım yollarında Gora’nın...
Yeni bir gündür bugün. Güneş çıkınca tepelere, gece düşen çiğ, kekik kokuları ile birlikte buharlaşır ve renk renk dağ çiçekleri tedirgin tedirgin yapraklarını gerer masmavi gökyüzüne doğru. Haziran sabahında bembeyaz karlı tepelerden esen rüzgar sadece serin bir okşayışı değil, karşı yamaçtaki köyden yanık ezgilerini de beraberinde getirir o türkünün. Ah, işte yine o türkü! Bak, yine her şey durdu. İnsanlar, hayvanlar, kuşlar ve doğa, hepsi birer birer saygı duruşunda. Temmuz sıcağına dayanamayacağını anlayan karlı tepelerden dökülen kaynak ve derecikler bile... Şırıltılara ne oldu, ne bu hüzünlü sükunet?
Taner Güçlütürk`ün Yazısı

Çanakkale türküsü yankılanınca yüksek tepelerinde Gora’nın, bütün Goralılar ve o muntazam canlı doğa saygı duruşuna geçer Balkanların bu el değmemiş cennet köşesinde. Evet, herkes saygı duruşuna geçer. Başlar eğik, gözler yaşlı ve Çanakkale türküsünün yanık ezgileriyle fırtınalar kopar bugün yine yüreklerde. Körpe genç bir gelin köşede suskun, yolu gözleyen bağrı yanık bir ana pencerede gözü yaşlı ve öksüz çocuklar her şeyden bi haberdar uçurtma koşturur taş kaldırım yollarında Gora’nın...

Yeni bir gündür bugün. Güneş çıkınca tepelere, gece düşen çiğ, kekik kokuları ile birlikte buharlaşır ve renk renk dağ çiçekleri tedirgin tedirgin yapraklarını gerer masmavi gökyüzüne doğru. Haziran sabahında bembeyaz karlı tepelerden esen rüzgar sadece serin bir okşayışı değil, karşı yamaçtaki köyden yanık ezgilerini de beraberinde getirir o türkünün. Ah, işte yine o türkü! Bak, yine her şey durdu. İnsanlar, hayvanlar, kuşlar ve doğa, hepsi birer birer saygı duruşunda. Temmuz sıcağına dayanamayacağını anlayan karlı tepelerden dökülen kaynak ve derecikler bile... Şırıltılara ne oldu, ne bu hüzünlü sükunet?

“...Çanakkale içinde aynalı çarşı,

anne ben gidiyom düşmana karşı,
Oy gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde bir yüksek selvi,
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli
Oy gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde vurdular beni,
Ölmeden mezara koydular beni,
Oy gençliğim eyvah...!”

* * *

“...U Čanakkale, ogledala čaršija,
Majko, odoh protiv dušmana,
Oh, mladosti moja!
U Čanakkale jedna visoka selvija,
Ko od nas vjeren, ko oženjen,
Oh, mladosti moja!
U Čanakkale su me ubili,
Prije smrti u mezar položili,
Oh, mladosti moja...”

Neden durdu her şey? Bu bir düğündür veya bir tören, bir açılıştır yada bir askere uğurlama... Davul, zurna olur da Çanakkale Türküsü olmaz mı derler? Olur da... Bu yanık ezgilere hangi yürek, hangi can, hangi canan dayanır söyler misiniz? Ah o yaşlı gözler, ah o beyaz tenden süzülüp dökülen içli göz yaşlar. Ah o parçalanan yürekler. Ne olur susun?! Bu bizim türkümüzdür, bu bizim milli kimliğimiz. Bu bizim milli kimliğimizin marşıdır. Bu şehidimin son ağıtı, beşikteki öksüzümün ninnisi, körpe dul gelinimin Çanakkale’de şehit düşen sevdalısıdır... Bu verilen eşsiz bir mücadelenin destanıdır. Bu benim Gora’mın şanlı tarihidir. Böyle olur da tabiatın bu köşesinde hangi canlı, cansız varlık saygı duruşuna geçmez ki? Okuduklarınız, Makedonya ile Arnavutluk sınırları arasına sıkışan, Kosova’nın güneyinde yer alan Gora yöresindeki Çanakkale Türküsü efsanesini anlatır. Hüzünlü ve gerçek bir efsane. Öyle bir efsane ve öyle bir türkü ki bu türkü...

İşte Gora’da Çanakkale Türküsü efsanesi

Yıl 1915. Çanakkale Savaşı, “Hasta Adam” lakaplı Osmanlı`nın son silkinişlerinden biri. Rusya’nın sıcak denizlere inişinin önünü açacak o muhteşem manevranın bel kemiği. Başta İngiltere - Fransa ve Rusya olmak üzere dünyanın ileri gelen ülkelerinin göz diktiği Anadolu’nun kapısı. Ve bu topraklar üzerinde yaşanan yüzyılın son büyük destanı...

Anadolu elden gitmektedir. İslamiyet’in – Türklüğün son cephesinde ölüm kalım mücadelesi verilirken, Balkan savaşlarından yorgun çıkmıştır bura yöreler. Ne savaşlar yaşanmıştır ne acılar, ne katliamlar, ne baskılar, ne zorla göçe sürgünler... Osmanlı idaresi yavaş yavaş geri çekilirken Sırp hükümdarlığı egemenliğini kendini hissettirmeye başlamıştır. Ama yarı sönük küller içerisindeki ne umutlar ne tükenmiştir, ne de sönmüştür inançlar. Elbet doğudan esecek rüzgarlar karlı Gora tepelerinin serinliğiyle birlikte okşayacaktı acılı yürekleri.

Brod köyü çarşısındaki hareketlilik azalmış, Gora gök kubbesinde Cuma ezanı Allah’ın birliğini şahadet ederken, kar beyazlar içerisindeki tabiatı öğlen güneşi taçlandırmıştı. Ocak ayında tatlı bir sıcak, parlak bir kış güneşi. İmam Ahmet efendinin Cuma hutbesinde yaptığı çağrı karşısında herkes pür dikkat. Çanakkale’de İslamiyet’i ve Türklüğü müdafaa çağrısı bu.

Gora, Çanakkale Savaşı`na Kosova`dan katılan toplam 8 taburdan biriydi

Debre`den Halifenin gelen çağrısı üzerine savaşa Yeni Pazar Taburu, Yeni Varoş, İpek, Gora, Prizren, Priştine ve o zamanlar Sırbistan`a bağlı Üsküp ve Kalkandelen Taburlarından gönüllüler seferber olur.

Halkın anlattıklarına göre Debre`den gelen bu çağrı üzerine 365 kişilik Gora Taburun`dan 175 gönüllü savaşa katılır. Bu hareketlilik Sırp iktidarının dikkatini çeker. Bugün Dragaş Belediyesine bağlı Gora yöresindeki hareketliliğin sebebini öğrenmek için yöreye yetkililerini gönderen Sırp iktidarına verilen yanıt, halkın çalışmak için yurt dışına gitmeye hazırlandığı şeklinde olur. Yöre halkının anlattıklarına göre, Sırp iktidarının bu seferberlikten haberdar olduğu takdirde sonuna kadar direnme ve Sırp askerlerine karşı mücadele etme kararı alınır.

Çanakkale, dolayısıyla İslamiyet ve Türklüğü müdafaa gönüllüleri sabah ezanıyla birlikte yola çıkar. Ve veda anı...

Ah o helalleşmeler... Uykuda bırakılan küçük yavrular, sevgilisine doymamış nişanlılar, genç evliler, gözü yaşlı analar ve babalar, bacılar ve kardeşler... Sabah soğuğunda hüzünlü ve mahmur yüzler, göz yaşlar içerisinde parçalanan kalpler. “Şehit düşerseniz hakkımız helal olsun, yeter ki Türk bayrağı yere değmesin” duaları yanlarına verilen tek emanet olur.

Zli Potok (Hızlı Potok – Hızlı Derecik) köyünden şehit yakını Ramadan Recepler olayı sanki dün yaşanmış gibi şöyle anlatıyor:

-“Zli Potok, Resteliça, Brod, Rapça, Baçka, Vranişta, Globoçiça ve diğer Gora köylerinde Çanakkale savaşına katılanlar için yöre halkı arasında ağızdan ağıza dolaşan hatırlar şöyle anlatılırdı. Savaşa katılan gençlerimiz gelen çağrı üzerine omuz omuza, yürüyerek binlerce kilometreyi aşarak Türk müdafaasına katılmışlardır. Savaşa silahlanan Türk ordusu bu hazırlığı sadece o dönemin Türkiye sınırları içerisinde yapmıştır. Gora bölgesinde de silahlanmaya dair herhangi bir hazırlık yapılıp yapılmadığına dair kesin söylemler yoktur, çünkü o dönemlerde Türk yönetimi Balkanlardan çekilmiştir. 97 yaşına kadar yaşayan babaannem Rahime Koska (Pehlivan)’ın anlattıklarına göre, Zli Potok köyünden Çanakkale’de 90 kişi şehit düşerken, 9’u gazi olarak geri dönmüştür. Babaannem Rahime okumuş, bilgin bir kadındı, Pehlivan Mehmed Ağa’nın kızıydı ve Çanakkale savaşı meydana geldiğinde 35 yaşındaydı. Ve Çanakkale savaşı hakkındaki gerçekleri gelecek nesillere böyle anlatırdı. Babaannem Zli Potok köyünden savaşa katılanların çoğunun 18 ila 35 yaşları arasında olduklarını, kiminin bekar, kiminin yeni evli, kiminin de çocuklarının olduğunu anlatırdı. Aralarında nişanlı olanlar da hiçbir zaman ardında bıraktıkları sevgililerine geri dönemedi. Çanakkale savaşından gazi olarak dönenler bir gece vakti köyle varırlar. Çünkü savaşa giderken, köyün yaşça büyükleri tarafından gündüz döndükleri takdirde köye girmemeleri, galibiyet sevinci adına yanlarında varsa atlarını şaha kaldırmamaları ve havaya silahlı ateş açmaları tavsiye etmişlerdir. Böyle bir tenbih oğullarının akıbetini öğrenmeye çıkan annelerin çocuklarının şehit düştüğünü öğrenip üzülmemeleri için yapılır. Ertesi gün elbet gazilerin savaştan döndüğü haberi yayılır. Çocukları, eşleri, nişanlıları dönmeyenler de sevdiklerinin Çanakkale’de şehit düştüğünü öğrenirler. Şehit düşenlerin isimleri belli olunca aynı gün yörede tarihin en acı günü yaşanır. Yetmiş kadar dul kadın çocuklarıyla birlikte baba evine geri döner. İşte o gün bizim köy (Zli Potok) halkı da yakınlarını kaybetmenin büyük acısını yaşamıştı...”

“Savaşa yürüyerek gittiler”

Leştane köyünden 1932 doğumlu, 74 yaşındaki Seyfi Memiş akıcı ve temiz Türkçe’siyle Çanakkale Savaşı’na 29 yaşındayken babası Akif Tane’nin katıldığını anlatıyor. Babası, komşusu ve aynı köyden Süleyman Hüseyin ile birlikte Çanakkale Savaşı’na yürüyerek katılırlar. Babasının düşmana karşı aylarca büyük mücadele verdiğini anlatan Memiş’in babası, Çanakkale savaşı sırasında Fransız askerleri tarafından yaralı olarak esir alınır. Tedavisini Fransız hemşireler tarafından yanında bulunan para ve az bir miktardaki altın karşılığında yaptırır. Üç yıl savaşan Akif Bey, gösterdiği büyük başarı nedeniyle yüzbaşı rütbesine terfi eder. Savaş sırasında 17 defa vücudunun farklı yerlerinden yara alır. Babasıyla ilgili anılarını göz yaşları içerisinde anlatan Seyfi Memiş, babasının, Çanakkale savaşı sırasında çok sayıda askerin şehit düştüğünü, şehit düşenlerin cesetlerini bir süre sonra siper olarak kullandıklarını anlattığını vurguluyor. Oğluna bazı günler hiç yemek yemediklerini, sadece verilen hoşafla karınlarını doyurduklarını anlatan Akif Bey, o şanlı zaferden sonra arkadaşıyla birlikte Kosova’ya, Gora yöresindeki köyüne geri döner.

Köye dönüşü sırasına üzerindeki Osmanlı üniformasını gören kimi Arnavut ve Sırp milliyetçileri, Osmanlı askerinin geri döndüğünü zannedip silahlarına sarıldıklarını anlatır oğluna. Akif Bey, bu durum karşısında üzerindeki üniformayı bir çobanın elbiseleriyle değiştirmek zorunda kalır. Çanakkale Savaşı’ndan getirdiği silahını ise II. Dünya Savaşı sırasında yapılan aramalar sırasında yok eder. Kosova’da uzun yıllar aşçılıkla uğraşan Akif Bey, Leştane köyünde girdiği dünya evinde üç kız ve üç erkek çocuğu dünyaya gelir. Seyfi Bey, babası Akif Beyi on dört yaşında kaybeder.

“Savaşta ekmeksiz kalarak zorluk çektiler

Anlatılanların birinci kuşak tanığı Ayşa (Çöroğlu-Köroğlu) Davut, 1930 doğumlu, 76 yaşında Gora’nın Brod köyünde yaşamını sürdürüyor. Babası Behair Köroğlu’nun (1892-1980) Çanakkale Savaşı’na 23-24 yaşlarında katıldığını anlatıyor. Geçen yıl beyin kanaması geçiren Ayşa Hanım’dan hatıralarında kalanlara göre, babasının Çanakkale Savaşı’na bekar gittiğini vurguluyor göz yaşları içerisinde. Savaşa yürüyerek giden babasının orada yaklaşık üç yıl kaldığını ve hemen dönemediğini ifade ediyor.

Ayşa Hanım, “Babam bana savaş anılarını daha çocuk yaşlarımdayken anlatırdı. Savaş sırasında çok zorluklar çektiklerini söylerdi. Savaş sonlarına doğru ekmek sıkıntısı çekmişler. Savaştan döndükten sonra evlenmiş, bir erkek kardeşim (Kardeşi Nevzat Köroğlu 72 yaşında şu an Belgrat’ta yaşıyor) ve bir de ben dünyaya gelmişim. Köye dönüşünde yanında getirdiği bir miktar parayla babam pastane dükkanı açar” diyor ve kendilerini bütün zorluklara rağmen yetiştirdiğini anlatarak yine hıçkırıklarına boğuluyor. Çannakkale savaşı dönüşünde babasının üniformalı asker fotoğraflarını getirdiğini ancak, torunlarının fotoğraflarını kaybettikleri için kırgınlığını gizleyemiyor. Babasını 1980 yılında kaybeden Ayşa Hanım, beyin kanaması geçirdiği ve eski hatıraları canlanıp üzüldüğü için yanında daha fazla kalamayarak evlerinden ayrılıyoruz.

Savaşta Goralı genç kızlar da şehit düştü

Brod köyünde yaşayan 53 yaşındaki İsmet Dırda ise, Çanakkale Savaşı’na kuzeni Zeynep MİDO Çavuş’un katıldığını söylüyor. Şu an Zeynep Çavuş’un yörede İsmet Bey dışında herhangi aile yakını yaşamıyor. Zeynep Çavuşun aile yakınları yurt dışına göç ettikleri için İsmet Bey de Zeynep Çavuş’la ilgili çok az bilgiye sahip olduğunu belirtiyor. Ancak kuzeninin yöreden genç yaşta savaşa katılan tek bayan olduğunu vurguluyor. Zeynep Çavuş Çanakkale Savaşı sırasında şehit düşmüştür. İsmet Bey, baba ismi Mustafa olan Zeynep Çavuş’un şu an İzmit’te bir heykelinin dikili olduğunu ileri sürüyor.

Yıllar sonra yüreklere su serpen davet

Gora köylerinde günümüzde bile Çanakkale savaşı söz konusu olunca yada Çanakkale türküsü çalınınca, din ve vatan uğruna ora topraklarda şehit düşen yakınların acısıyla herkes gözyaşları içerisinde hatırlayıp duruyor bu olayı. Yaşam bütün zorluklarına rağmen devam ediyor Gora’da. Son Kosova savaşı ve 1999 NATO müdahalesi ardından barış misyonu çerçevesinde Kosova’ya yerleşen Türk askerinin girişimiyle, 2003 yılından bu yana Gora ve Kosova’nın diğer yörelerinden şehit yakınları Çanakkale’de düzenlenen anma törenlerine katılıyor. Çanakkale anma törenlerine davet edilmenin memnuniyetini gizlemeyen Ramadan Recepler, bu unutulmaz anların yaşanmasına vesile olan Türk askerine sonsuz şükranlarını sunuyordu. Beş günlük Çanakkale anma törenlerinde yaşadıkları anıları unutmanın mümkün olmadığını belirten Goralı Ramadan Recepler, Çanakkale savaşının tüm insanlığa bir ders olmasını ve savaşların bir daha tekrarlanmamasını istiyordu.

Gora ve Goralılar kimdir, nedir, nerededir?

Gora veya Goralı; Slavca “Yukarı, Dağlı, Uludağlı” demek. Coğrafi olarak baktığınızda Gora yöresi ve köyleri, Şar dağları üzerine ve eteklerine yerleşmiştir. “Şar” ise şehirleri olan dağlar demektir. Goralı olan Melami ehli Abdullah Rahte’ye göre, Gora’nın anlamı eski Türkçe’de dağ anlamına gelen “Tura”dan türemiştir. Dragaş Belediyesi ve 20 köyle birlikte Kosova’nın güneyinde yer alan bu bölge köylerinin 2’si daha Makedonya sınırları içerisinde, 10’u da Kuks Belediyesiyle birlikte Arnavutluk sınırları içerisinde bulunuyor. Terkedilmişliğe itilen bu yöre ve halkı Osmanlı’dan sonraki son yüzyıl içerisinde sürekli fakirlik, ekonomik sıkıntılar, asimilasyon-eritme politikaları ve göçle yüzleşti. 1991 yılında eski Yugoslavya`da düzenlenen nüfus sayımına göre Goralıların toplam sayısı 45 bin civarında gösteriliyor. Yöre sürekli göç yaşadığı için resmi olmayan verilere göre bölgedeki nüfusun yaklaşık 24.000 ila 18.000 arasında değiştiği sanılıyor. Gora’da günümüzde yaklaşık 7 bin ile 8 bin arasında kişi yaşıyor. Yöre köylerin en büyükleri Restelica, Brod, Mlika, Baçka, Dikance ve Vranişte neredeyse bomboş. Savaştan sonra iki binin üzerinde kişi daha iş bulabilmek için buraları terk etti.

Dragaş Belediyesinden 15 kilometre uzaklıkta bulunan Brod, Gora köylerinden biri. Osmanlı döneminin bölgedeki ünlü zanaat ve ticaret merkezi özelliğine sahip. Rakımı 1400 metre olan ve Makedonya-Kosova sınırı yanı başında bulunan bu köy de sürekli göçü yaşayanlardan.

Osmanlı askerinin bölgeden ayrılması üzerine köy ve bölge halkının çoğu Türkiye’ye göç etti. Aynı göç Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı döneminde, ardından da Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti yönetiminde yaşanan baskılar sırasında da aralıksız sürer. 1999 yılı Kosova savaşı sonrasında bölgede son bir göç dalgası daha yaşandı. İster Gora bölgesinde, ister de şehirlerde yaşayan Goralılar, savaşın ardından aşırı milliyetçilik akımı, baskı, asimilasyon, yağmalama ve çok sayıda saldırıların kurbanı oldu. Üsküp’teki hemşeri ve yakınlarının yanında kendilerini bulan 450 kadar Brod’lu aile, ayrıca İştip, Bitola, Prilep, Veles ve Koçani gibi şehirlere yerleşti.

Brod köyünde olduğu gibi Gora bölgesinin genelinde genç nesilleri görmek mümkün değil. Kalanlar içinse gelecek ‘endişe ve belirsizlik’ demek. On yıl öncesine kadar yaklaşık 3000 kişinin yaşadığı bu köyde şimdilerde 850 kişi yaşama mücadelesi veriyor. 1938 yılına kadar Türkçe eğitim yürütülen yörede 1938 yılından sonra, Sırp askerlerinin saldırı ve baskıları neticesinde Sırbistan tarafından gönderilen hocalarla eğitim Sırpça dili üzerine yapılmaya başlar. Goralıların zihninden Türk-İslam kültürü ve onun herhangi bir şekliyle onlar bağlılığı kesilmeye çalışılır. İslam mektepleri kapatılmış ve hocalara din dersi vermeleri müsaade edilmez. Böylece çok köy hocasız kalır. Bilgili kişiler Türkiye’ye muhacir gönderilir. Günümüzde Brod köyü ilk okulunun yaklaşık 150 öğrencisi var.

Brod ve Gora bölgesi köylerinde yaşayan ahali genelde hayvancılıkla, şehirlere yerleşenler ise uğraştıkları aşçılık, pastacılık ve köftecilikle ün salmışlardır.

Goralıların kimler olduğuna yada ırk veya etnik kökenlerine dair birçok tartışmalar yürütülmekte ve çeşitli tezler ortaya atılmaktadır. Bilim adamları, tarihçiler, sosyolog ve dilcilerin Goralıların kimler olduğuna dair bugüne kadar yaptıkları araştırmaların kimileri objektiflikten uzak, ya çok yüzeysel yada siyasi yönlendirmelerin etkisi altında kalır.

Ancak hala capcanlı ve yaşanmakta olan sözlü halk verimleri, giyim kuşam ve motifleri, mutfak kültürü, yaşam tarzı, ölüm gibi yöredeki gelenek ve görenekler, isimler ve inançlar Balkanlar’ın değişik bölgelerindeki Pomak, Peçenek ve Türk soyundan gelenlerle büyük ölçüde ortak özellikleri taşımaktadır.

Gora yöresinde derlediğimiz halk edebi verimlerinde göze çarpan ilk özellik, Türkçe ve İslami terimler ile kelimelerin birçoğunun hiçbir ekleme almadan olduğu gibi günümüze gelmesi, kimilerinin ise bazı hece ve ses düşmesi yada eklemeler alarak bu halk verimlerinde yaşamaya devam etmesidir. Özde olduğu gibi verimlerin biçiminde de benzer biçim ve özellikler görmek mümkündür. Bu halk verimleri, günlük yaşamda olduğu gibi özel günlerde de halk arasında söylenmektedir.

Bulgar, Yunan, Arnavut, Sırp ve Rus tarihçiler bu halkları çeşitli şekillerde kendi ırkları yada kendi halkları olarak göstermeye çalışmaktadır. Onların İslamlaştırılmış Bulgar, Makedon, Sırp, Rus yada Yunan’lılar oldukları tez ve iddiaları hala güncelliğini korumaktadır.

Tarihi belgeler ne diyor?

10. ve 12. yüzyıllarda Kuzey Çin’deki Kuman ve Kıpçak ailelerinden gelen ve Balkanlara kuzeyden inen Pomak, Torbeş ve Goralılarla ilgili arşivlerdeki belgelere göre; ataları çok güçlü savaşçılar olan Kuman Türkleri, soydaş Hun, Avar ve Bulgar gibi Türk boylarının yolunu izleyerek ilk olarak Karadeniz’in kuzeyine yerleşmişlerdir. Karpat Dağları, Orta Avrupa ve Balkanlara ilerleyerek, Romanya, Bulgaristan ve Makedonya’ya yerleşirler ve yerleştikleri bölgelerin adlarını ve adlandırmalarını olduğu gibi benimserler. Özellikle Rodoplar, Batı Trakya, Vardar, Makedonya ve Şar dağlara üzerinde hakimiyet kurarlar.

1078 yılında Kuman Türkleri, Tuna ırmağının güney vadilerine daha önce yerleşen Peçenek Türkleriyle birlikte Bizans’a saldırır ve bir süre Edirne’yi muhasara altına alırlar. Kuman ve Peçenek Türkleri 1078 yılında Tuna ve Sava ırmaklarının güneyinde kurdukları federasyon 1091 yılına kadar sürer. Bu federasyonu bir tehlike olarak gören Bizans, bu kavimleri birbirine düşürerek, Macarların yardımıyla Bulgar Türklerini, Peçenek Türklerinin desteğiyle de Macarları imha eder. Aynı taktiği kullanarak 1091 Lebunion savaşında para karşılığında kendine bağladığı Kuman Türklerini Peçenek Türklerine karşı kullanır. Böylece kurulan Kuman-Peçenek Federasyonu bozulur. 1154 yılına kadar Kumanların bir kısmı Kosova, Yeni Pazar ve Bosna’ya yerleşirken, bir kısmı da kuzeye dönerek bugünkü Romanya, Avusturya, Macaristan ve Çekoslovakya topraklarına göç ederler ve birçoğu bilhassa dağlık kesimlere yerleşirler.

Gora yöresi Osmanlı İmparatorluğu döneminde her açıdan, ister ekonomik, ister sosyal, ister de kültürel açıdan en parlak dönemini yaşar. Yörede hayvancılık, ticaret ve zanaatçılık gelişmekle birlikte, açılan mektepler ile Osmanlı payitahtı İstanbul’da yüksek öğrenimlerini bütünleyenler divan edebiyatına önemli eserler kazandırır. “BALTAM” dergisinde Emrullah Recepler ile Daver Krasniç’in “Türkçe’den Gora Diline Geçen Kelimeler” isimli makalede derlenen Türkçe kelimi sayısı 1300’ün üzerindedir. Ancak bu rakamın tespit edilenin daha da çok üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Goralıların çoğu İslam dinine mensuptur. Gora yöresinin Brod köyünde Melami dergahı bulunduğu gibi bu tarikata mensup inanç sahipleri vardır. Brod’lu Melamiler’in dini ibadetleri sırasında söyledikleri ilahilerin bir kısmı tamamen Türkçe, bir kısmı da Gora dilindedir. Gora dilinde olan ilahilerde Türk – İslami terimlerin sayısı hayli kabarıktır.

Onlar kimin vatandaşı?

Onlar Kosova sınırları içerisinde yaşamaları ve Kosova vatandaşları olmalarına rağmen, bu durum her geçen gün değişiyor. Savaştan sonra Gora’da çok sayıda Makedon ve Bulgaristan çifte vatandaşlığı dağıtıldı. Makedon pasaportuna sahip olabilmek için (“po poteklo Makedonec” – “Makedon asıllı” ve uzun zamandır Kosova’da yaşadığının belgelendiği) Makedonya İçişleri Bakanlığı formunun doldurulması yeterli. Söz konusu formların yöredeki dağıtımını “Müslüman Makedonlar Birliği” üstlenirken; bu girişim Dragaş Belediyesi, UNMIK, KFOR temsilcileri ile siyasi liderlerin sert tepkilerine maruz kalmasına rağmen belirli duraksamalara rağmen sürüyor. Ekonomik kriz ve işsizlikle mücadele eden Goralıların bu can alıcı sorunundan yola çıkanlar, ‘Makedonya pasaportuyla Yunanistan ve Slovenya’ya vizeyle, Bulgaristan, Hırvatistan ile Türkiye’ye ise vizesiz gidebilir, iş bulabilirsiniz’ söylemleriyle pasaport formlarının dağıtımını sürdürüyor. O yüzden yöre insanı yurt dışına çıkarak istihdam edebilmek için Makedon pasaportunu bir umut, bir kurtuluş olarak görüyor. Kosova`nın hazırlanacak olan yeni anayasasında Goralıların “Müslüman Makedonlar” kimliği altında azınlık olarak tanınmasını talep eden “Müslüman Makedonlar Birliği”, Makedonya`yı Gora bölgesine bağlayan ulaşım altyapını iyileştirmesini, Gora bölgesinin idari merkezi sayılan Dragaş belediyesinde bir Kültür Merkezi açmalarını talep ediyor. “Makedon Müslümanları Birliği” Başkanı İsmail Boyda, “Gora 1953 yılına kadar Makedonya’ya aitti, ancak bu tarihte Sırbistan’ın tek yanlı kararı ile Kosova`ya bağlandı”ğını öne sürüyor ve izlediği politika Makedon yetkililerin Goralıların “İslamlaşmış Makedonlar” oldukları politikasını destekler nitelikte çalışmalar gerçekleştiriyor.

Peki bunun karşısında Goralıların duruşu ne?

Gora’da ‘Gelecekten daha fazla korku’ duyulduğu için Goralılar ne olduklarını, nereden geldiklerini ve ne hissettiklerini çok iyi bilmelerine rağmen bu değerler yüreklerde saklanıyor; Ve ahali herhangi bir milli mensubiyet kimliğine bürünmemeye çalışarak tarafsız kalmaya tercih ediyor. Bu sebebin altında yine terkedilmişliğe mahkum edilmek ve hiç kimsenin onlara sahip çıkıp destek sunmama korkusu yatıyor. Sadece pasaport dağıtanlar gibi sahip çıkmak isteyenlerin kötü emellerine alet olmamak, onların kimi milli değerlerinden uzak durmaya çalışmasının tek nedeni. Sarıldıkları tek değer İslamiyet olgusu olunca, Goralılar dışa ‘İslamlaştırılmış bir etnik gurup’ şeklinde yansıyor. Öte yandan az sayıda cesaretli insan gerçeği söylemiş olsa da ya susturulmuş veya kovulmur.

Ancak Gora’da milli ve dini değerlerin bilincinde olmayan veya olup ta kariyer yada şahsi çıkarlar peşinde koşturan, göz göre göre halkı asimilasyona itmek isteyen bir gurup ta mevcut. Maalesef bu mevcudiyet, aşırı milliyetçi Hırvat, Sırp, Makedon, Bulgar ve Arnavut kesimlerinin, onların büyük ulusal projelerinin çıkarına hizmet sunuyor. Böl ve yönet sistemiyle hareket eden bu aşırı milliyetçi kesimler için birilerinin isimsiz ve milli değerlerden uzak kalması, doğal olarak onların ‘büyük’ hedeflerine engel oluşturmuyor.

Maznikar: “Goralıların kimler olduğuna dair gerçekler Osmanlı arşivlerinde yatar”

Gora üzerine çeşitli araştırmalar yapılıp ve çeşitli tezleri ileri sürüldüğünü dile getiren Brod’un “DAG” Kültür ve Araştırma Merkezi Başkanı Yahya Maznikar, (Suriye’de İslam Tarihi Fakültesi ile Prizren Yüksek Pedagoji Okulu mezunu) yapılan bu araştırmalar hakkında şunları anlatıyor: “1876 yılında Osmanlının ayrılışı ardından Rus Bilim adamı Yastrebov’un yapmış olduğu araştırmalar sonucunda Gora bölgesinde yaşayan halkın Rus asıllı olduklarını ileri sürmüştür. Yastrebov’un ardından bu bölgede araştırma yapan Bulgaristanlı araştırmacı Şişkov, “Bulgari Muhamedani” isimli eserinde Goralıları Bulgar asıllı Müslümanlar olduğunu tezini ortaya atar. Daha sonra Makedonyalı Todor Petrova ve Niyazi Limanovsko Gora’da yaptığı araştırmalarda burada yaşayan halkın Müslüman dinini benimsemiş Makedonlar olduğunu ileri sürer. Goralılarla ilgili ortaya atılan değişik tezlerden kimileri ise bura halkın Arumuni (Romanyalı), Bogumiller yada değişik soylardan geldiği ortaya atmıştır. Goralıların kimler olduğuna dair ortada duran soru işareti bura halkı için hassas konulardan biri olmuştur. Bizce Goralıların kimler olduğuna dair gerçekler Osmanlı arşivlerinde yatmaktadır.”

Bura halkı kendini hep Türk bildi, kendini öyle bildirdi

“1389 – 1876 yılları arasındaki dönemde ve Osmanlı belgelerindeki kayıtlara göre bu bölgede yaşayan Goralıların kendilerini Türk olarak bildirmişlerdir” diyen Maznikar, Osmanlı yönetiminin ayrılışı ardından 1971 yılına kadar ister Sırp-Hırvat-Sloven Krallığında, ister de Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyetinde ve bu dönemlerin kayıtlarında Goralılar kendilerini Türk olarak bildirdiğini ifade ediyor. Birçok askeri ve doğum kayıt belgesi de bu halkın kendilerini Türk olarak bildirdiklerini kanıtlamakta. İkinci dünya savaşı sonra sonrası 1971 yılında baskı ve asimilasyon girişimleri sonucu Gora bölgesinden Türkiye’ye göçlerin yine ivme kazandığını kaydeden Maznikar, 1971’de Gora’dan 5000 kişilik bir gurubun daha Türkiye’ye yerleştiğini anlatıyor. “Osmanlı arşivlerinde Gora bölgesinde yaşayan halkın Türk olduğu ve Osmanlı’dan önce buraya yerleşen Türk kavimlerinden oldukları vurgulanmaktadır. Osmanlının ayrılışı ardından bura halkına yönelik Pan- Slavcılık ve asimilasyon hareketleri başlatılmış, direnenler ya öldürülmüş, yada göçe zorlanmışlardır. Bu asimilasyon hala günümüzde de açık olmasa bile dolaylı bir şekilde sürmektedir” diyen Maznikar, “Sizce Çanakkale savaşında, Plevle muharebesinde, Yemen savaşında şehit düşen onlarca Goralı kendini nasıl hissetmiş olabilir ki, bura savaşlarda yaşamalarını feda edebilsin?” diye sorguluyor

. (Plevle muharebesinde Bord köyünden 94 kişi şehit düşmüş, sadece iki kişi, Raif Maslar ve Demir Kalinka sağ olarak köylerine dönebilmiştir. Maznikar’a göre ise Çanakkale savaşında bu yöreden şehit düşenlerin sayısı 460’tır.)

“Türkiye’nin daha fazla sahip çıkmasını istiyoruz”

Türkiye devletinin bu insanlara bir an önce sahip çıkmasını isteyen Maznikar, bura halkı zor koşullar altında bu tür bir yaşama terk edilirse, Pan Slavizim faaliyetleriyle çok yakında hem dinini hem de kimliğini değiştirmek zorunda kalacağını ifade ediyor. “Türkiye Cumhuriyetinin üzerindeki yükün hayli ağır olduğunun bilincindeyiz ve bütün Türk Dünyası, Türkiye Cumhuriyetinden gelecek desteğe, en ufak bir yardıma bile ihtiyacı çok büyüktür. Ama ben yine de Türkiye’nin Goralılar’dan desteğini esirgemeyeceği konusunda iyimserim” diyen Maznikar, Türk KFOR’unun savaştan sonra bölgede sağladığı güvenlik, yürütmüş olduğu faaliyetler ve sunmuş olduğu yardımları övgüyle karşılayarak yere göğe sığdıramıyor. ‘Buraların tek ihtiyacı istihdamdır, yatırımlardır, Türkiye’deki şehirlerle kardeş şehirler oluşturmaktır’ diyen Maznikar, Brod’tan 205, Dragaş Belediyesi genelinden 417 oy çıkaran Kosova Demokratik Türk Partisi’nin yöredeki faaliyetlerinin sadece seçim kampanyaları sırasında oy toplayabilmek için yapmış olduğu ziyaretlerle sınırlı kaldığını ifade ediyor. Maznikar, Kosova Türk Eşgüdüm Bürosu ve Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi TİKA’dan daha fazla ilgi ve yardım beklediklerini de sözlerine ekliyor. “Türk askerimiz zaten imkanları çerçevesinde üzerine düşeninden daha fazlasını yapıyor” diyen Maznikar, Ankara’dan ve Dış İşlerinden daha fazla ilgi ve destek beklediklerini vurguluyor.

“Biz Boşnak değiliz”

Savaştan sonra Dragaş Belediyesinde Boşnaklaştırma faaliyetlerinin de hız kazandığını belirten Brod’un “DAG” Kültür ve Araştırma Merkezi Başkanı Yahya Maznikar, “Bizler Bosna ve Boşnak kardeşlerimizi severiz, onlara saygımız, sevgimiz sonsuzdur. Ancak Goralılar olarak Boşnaklarla İslam dini dışında etnik, kültürel, giyim, yaşam tarzı, gelenek ve göreneklerimizde farklılıklarımız olmakla birlikte, etnik olarak hiçbir bağlılığımız yoktur. Kimi Gora köylerinde Boşnaklığı kabul edenler ortaya çıkmaya başladı. Fakat kendilerinin ne olduğunu itiraf etmelerinin zamanı da gelecektir. Bence savaştan sonra Gora’da Boşnaklaştırma fikrini yayan ve bunu destekleyenler batı devletleridir. Onlar için Gora’daki halkın kendilerine Türk demesinden ziyade Boşnak demesi daha faydalı. 1971 yılından bu yana da yapılan sayımlarda milli kimlik olarak bizlere ya Yugoslav dendi, ya Müslüman dendi, ya da Goralı dendi. Ama oradaki halkın kendilerini ne hissettiklerini, yüreklerinde neyin yattığını ben çok iyi biliyorum. Ve yüreklerdi o milli duyguların gün gelip rahat bir şekilde dile gelmeye başlayacağından eminim” diyor. Maznikar, Makedonya sınırları içerisinde kalan Urviça ve Yelovlyana köylerindeki Goralılara yönelik yürütülen tüm baskı ve asimilasyon girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığını, ora ahalinin milli kültürlerini korumaya ve kendilerine Türk demeyi başardıklarını belirtti. Ancak Arnavutluk sınırları içerisinde kalan Gora köylerinin yürütülen eritme politikalarının kurbanı olmaktan kurtulamadığını dile getiren Maznikar, “Yusuf ve Cemile” gibi türküleri aynı melodi fakat Arnavutçalaştırılmış şekliyle söylemek zorunda kaldıklarını ifade etti. Buradaki köylerin çoğunun boş olduğunu, genç neslin İngiltere gibi batı devletlerine göç ettiklerini kaydeden Maznikar, kalanlardan da kimilerinin kendilerine ‘Goralıyım’ demeye korktuklarını vurguluyor.

Ya gelecekleri....?

Sevgili okurlar, hepimizin çocukluk hatıraları unutulmazdır. Çocukluk oyunları, çocukluk oyuncakları, çocukluk arkadaşlıkları ve aşkları. Hepsi sevgi doludur, heyecan doludur, renk renktir... Sizin çocukken ve sokakta arkadaşlarınızla oynarken söylediğiniz hiç Çanakkale türkünüz oldu mu? Evet, evet Çanakkale türkünüz oldu mu? Yıl 2006. Konuyla ilgili araştırmamızı tamamlayıp Gora köylerinden ayrılırken bir gurup çocuğun oynarken aralarında söyledikleri bir türküye takılıyor kulağımız. Dinlemek için duruyoruz:

“...Türklerin gemisi kırmızı direkli/ İçindeki askerler aslan yürekli; Düşmanların gemisi yeşil direkli/İçindeki askerler tavşan yürekli; Kaçma düşman kaçma tutuklanırsın/Çanakkale boğazında teslim olursun...”

İşte Gora’da bütün zorluklarına rağmen yaşam böyle mücadelesini sürdürüyor. Bu ezgiler ve çocukların oyunlarını renklendiren bu türküler eşliğinde. Bir nesilden diğerine böyle aktarılıyor Çanakkale. Goralı çocukların bir Çanakkale türküsü var. Goralı çocukların oyunlarını renklendiren bu türkü, mevcut koşullar içerisinde yaşamlarını da gelecekte renklendirir mi şimdilik bilinmez ancak, bilinen bir gerçek var ki dönüp geçmişlerine baktıklarına şehit düşen atalarıyla gurur duyacakları anlı şanlı bir tarihleri var. Onlar için kim ne derse desin, nasıl göstermeye çalışırsa çalışsın, kimliksiz ve tarihsiz değiller. Tarihiyle, diliyle, diniyle, kültürüyle, gelenek ve görenekleriyle anlı, şanlı görkemli bir geçmişleri var. Ya gelecekleri....?

Her şeye rağmen karamsar olmak istemiyorum. Goralılar bu değerlere sahip çıktıkça güzel günler bekleyecek. Elbet doğudan esecek rüzgarlar karlı Gora tepelerinin serinliğiyle birlikte okşayacak bu acılı yürekleri... Çünkü onlar bunu hak ediyor. Kosova’nın Gora’sından, Pürzerin’den, anavatan kucağındaki şehitlerimize rahmet, Çanakkale’deki soydaş dostlara kucak dolusu sevgilerle...

Taner Güçlütürk
Çağdaş Çizgi Dergisi Çanakkale.


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.