Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1789
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8077
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 233
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1999 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
İKİ TÜRK BOYU (ZAZA VE KURMANCLAR) -2

ZAZACAYI VE KURMANCADAN AYIRAN ÖZELLİKLER

 

Birbirinden oldukça farklı özellikler taşıyan ve Türkçe’nin iki lehçesi olarak kabul ettiğimiz “Kurmanc Türkçe’si” ile “Zaza Türkçe’si” arasındaki “lehçe ayrılıkları”na kısaca değinmek istiyoruz :

 

1- Kurmanccada “ğ” sesi yoktur.[1] Bunun tersine Zaza Türkçe’sinde “ğ” sesi vardır. Bu ses, kelimenin başında bulunduğu gibi, ortasında ve sonunda da yer alır. Her üç şekil için için misaller : ğem (gam), ğıdar (gaddar,azgın), ğele (buğday), belğur/belğul (bulgur), çızğı (çizgi), barığ/baruğ (uruk,kabile), sağ (sağ,sağlam) v.s...

 

2- Kurmanccada “ı” ile başlayan kelime yoktur.[2] Buna karşılık Zazacada “ı” ile başlayan epey kelime mevcuttur. Misaller : ıncah (ancak), ıstare (yıldız), ıncıl (incir), ıncas (kara erik), ın/ını (böyle) v.s...

 

3- Kurmanccada “u” ile başlayan kelime yoktur.[3] Zazacada ise bir hayli vardır. Misaller : uca(ora,orası), ucağ (ocak,aile), ucağkor (kör ocak, evlatsız, çocuksuz aile), umi (maya), umıd (umut), usıl (usul,biçim), ungaz (sapan,çift sürme aleti) v.s...

4- Kurmanc Türkçe’sinde iki harften müteşekkil, fakat bir tek ses veren bir “diftong” mevcuttur : (hw). Zaza Türkçe’sinde bu özellik yoktur. Misaller :

 

Kurmancca                        Zazaca

hwin                                  gun                             kan

hwen                                  arak                             ter

hwe                                               sol                               tuz

hwişk                                 way                             kız kardeş

 

5- Kelimelerdeki “erkeklik-dişilik” durumu her iki lehçede de vardır. Ancak bu hususta Zazaca ile Kurmancca arasında bir takım farklılıklar göze çarpar. “Erkeklik-dişilik” özelliği bir Hint-Avrupa dili olan Farsça’da bulunduğu gibi, sami dilleri grubundan Arapça’da da –müzekker (erkek), müennes (dişi) – vardır. Şüphesiz bu özellik, yüzyıllar boyunca Fars ve Araplar’la süregelen komşuluk ilişkilerinden ve onların kültürlerinin tesiriyle Kurmanc ve Zaza Türkçe’lerine girmiştir. Bu sebepledir ki, “ithal malı” diyebileceğimiz bu özellik, her iki lehçeye de farklı şekillerde yansımıştır.

Kurmanccada “nötr” (ne erkek, nede dişi) isimler de vardır. Mesela : kar (oğlak), berh (kuzu), şêr (aslan) isimleri bunlardandır. Zaza Türkçe’sinde ise bu gibi isimler (bızêk:oğlak, kavır:kuzu v.s.) sonlarına bir “-ê” sesi alıp dişi şekle girerler. Yani bu noktada Zaza Türkçe’si, Kurmanc Türkçe’sinden farklıdır.

Kurmanccada nötr olan bazı isimler, Zazaca’da “erkek” olabilir. Keza Kurmanc lehçesinde “erkek” veya “dişi” olan bir isim, Zaza lehçesinde bunun tersi olabilir. Hatta aynı lehçe içinde bir kelime bazı bölgelerde “erkek”, bazı bölgelerde “dişi” olarak kullanılabilir. Bu faktörler, erkeklik-dişilik özelliğinin Farsça’dan veya Arapça’dan geçtiğinin işaretleridir.

Konuşulmakta olan Türkçe’de de, Arap kültürünün tesiriyle olmuş olacak ki, bazı isimler, yukarıdaki özellikleri taşırlar. Mesela: müdür, memur, muallim, katip v.s. gibi kelimeler erkektir. Sonlarına birer “-e” harfinin getirilmesiyle (müdüre, memure, muallime, katibe), “dişi” hale gelirler. Şahıs isimlerinde de aynı durum söz konusudur : Emin, Fehim, Saim, Hamid v.s. gibi isimler, erkektir. Her birine bir “-e” sesinin ilavesiyle (Emine, Fehime, Saime, Hamide), dişi olurlar.

 

Bu konuda Zazacayı Kurmancca’dan farklı kılan birkaç noktaya daha temas etmek istiyoruz.

 

a)                          İnsanın  dış organlarından Kurmanc lehçesinde dişi olanlar ; eni (alın), sıng (göğüs), lêv (dudak), tıli (parmak), gibi kelimelerin, Zazaca lehçesinde erkek olduğu görülür; çare (alın), sine (göğüs), lew (dudak). Yalnız “gışt”(parmak) sözü, Zaza Türkçe’sinde de dişidir.

b)                         Roj (güneş) ve stêr (yıldız) Kurmanccada dişi iken, Zazacada erkektirler ; roc (güneş), ıstare (yıldız)

c)                          Coğrafi özel yer adları Kurmanccada dişidir. Zazacada ise hem dişi olanları, hem erkek olanları vardır.

d)                         Mastarlar Kurmanccada dişi, Zazacada erkektirler.

e)                          Yaş ağaç ve onunla ilgili varlık adları Kurmanccada dişi, Zazacada ise bir kısmı dişi, bir kısmı erkektirler.

f)                          Yağışlar ve havanın durumuyla ilgili sözler Kurmanccada dişidir. Zazacada ise hem dişi, hem erkek durumunda bulunanlar vardır.

g)                         Yiyecek kapları Kurmanccada dişi iken, Zazacada bazıları dişi, bazıları erkektirler.

 

6-  Kurmanc ve Zaza Türkçe’lerinde iki grup şahıs zamiri vardır. Ancak, adlandırmada bazı değişiklikler göze çarpar.

 

a)      Birinci gurup :

 

Kurmancca                 Zazaca

ez                                ez                    ben

tu                                                     sen

ew                               aw/we             o

em                               ma                   biz

hûn                             şıma                siz

ew                               ay                    onlar

 

 

b)    İkinci gurup  :

 

Kurmancca                 Zazaca

mın                             mın                  ben

te                                tu                    sen

wi,wê                          yı,ya                o, o (dişi)

me                               ma                   biz

we                               şıma                siz

wan                             yın                   onlar

 

 

 

 

7- İşaret zamirleri : Kurmanccada her iki cinsin (erkek-dişi) tekili ve çoğulu için, yakın bir şahıs yada şey (veya şeyler) kastediliyorsa “ev” (bu,bunlar) ; uzak bir şahıs (veya şahıslar) yada şey (veya şeyler) kastediliyorsa “ev” (o, onlar, şu, şunlar)’dır. “Ev” ve “ew”in çekimleri yapılırken değişiklikler olmaktadır.

Zaza Türkçe’sinde ise durum farklı olup, cinslerine göre ayrı ayrı adlandırıldıkları gibi, çekimlerinde de herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Karşılaştıralım :

 

a)      Yakın bir şahıs yada şey için :

Kurmancca                 Zazaca

vi                                ın                     bu (erkek için)

                                ına                   bu (dişi için)

van                              ıny                   bunlar (her iki cinsin çoğulu için)

 

b)      Uzak bir şahıs yada şey için : (Zaza Türkçe’sinde, Kurmanccadan farklı olarak, uzak bir şahıs yada şeyin birden fazla karşılığı mevcuttur.)

 

Kurmancca                 Zazaca

wi                               aw,we,yı,ay                şu veya o (erkek için)

                               ya,aya                         şu veya o (dişi için)

wan                             yın,aynan(ayno)          şunlar veya onlar(her iki cinsin çoğulu)

 

 

8- Çokluk eki : Kurmanc Türkçesi’nde çokluk eki “-an”dır. Bu ek, cümledeki durumuna göre bazen “-ên”, bazen de “-ın” şeklini alıyor. Misaller : bav-an (babalar), kıtêb-an (kitaplar), kıtêb-ên mın (kitaplarım), kelem-ên mın (kalemlerim) v.s. Bazı şivelerde de bu “-ên” şekli, “-êt” olarak kullanılır.Dar-êt mın (ağaçlarım) v.s..

Zaza Türkçe’sinde iki adet çokluk eki vardır.

 

a)                          “-an” : Zaza Türkçe’sinin bazı şivelerinde doğruda “-an” biçimi kullanılırken, diğer bazı şivelerde de bu ek değişikliğe uğrayarak “-on” , “-un” şekline girmekte, hatta pek ziyade olarak da sondaki “n”ler  yutularak sadece “-o” , “-u” şekli tercih edilmektedir. Bu özelliğe bilhassa Bingöl şivesinde rastlanır. Misal :

kitab-an/ kitab-on/ kitab-o/ kitab-u (kitaplar)

kağıd-an/ kağıd-on/ kağıd-un/ kağıd-o/ kağıd-u (kağıtlar)

 

 

b)                          “-y” : Bu ek, Zaza Türkçe’sinin bütün şivelerinde geneldir. Hiçtir değişikliğe uğramadan aynen kullanılır. Misaller : kitab-y (kitaplar), kalem-y (kalemler), hoce-y (hocalar), ban-y (evler), tas-y (taslar) v.s...

Her iki ekte rast gele birbirlerinin yerlerine değil, ancak cümledeki “zaman” durumuna göre kullanılırlar. Mesela, “kitaplar nerede?” cümlesindeki “kitaplar”ı “kitab-an” şeklinde değil, ancak “kitab-y” biçiminde yazmak mümkündür. Cümlelerin tamamı şöyle “kitay kancadê?” (kitaplar nerede?). “Kanca” kelimesi Zazaca’da varlığını devam ettirerek günümüze gelen eski bir Türkçe kelime olup, Divanı Lügâti’t Türk’te de geçmekte ve aynı anlamı vermektedir.

 

            9-         Mastarlar: Kurmanccada mastar ekleri “-n” ve “-in”dir. Bütün mastarlar “-n” veya “-in” harfleriyle son bulurlar.Eğer kök sesli bir harfle bitiyorsa mastar eki “-n”, eğer sessiz harfle bitiyorsa mastar eki “-in”dir.

            Zazacada ise mastar ekleri “-ış” ve “-yış”tır. Sessiz harfle biten kök “-ış”, sesli harfle biten kök de “-yış” mastar ekini alır. Misaller:

           

            Kurmancca                 Zazaca

 

avêt-ın                        eşt-ış                           atmak

bıhist-in                      eşnawıt-ış                   işitmek,duymak

giha-n                         resa-yış                       varmak, ulaşmak

élımi-n                        musa-yış                     öğrenmek

leyist-ın                       kaykerd-ış                   oynamak

 

            10-       Kurmanc ve Zaza Türkçelerinde iki soru zamiri vardır :

 

            Kurmancca                 Zazaca

 

            ki                                kam                             kim

            çı                                 çına                             ne

           

 

11-       Zazaca ve Kurmanccada soru sıfatları :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

kijan                            kama/kuma                 hangi(kangi)

çawa                           sini/sêni                       nasıl

........                           nêçe                            nice

lı ku,lı kêderê              kancad,kancadı          nerede,neredeki

 

 

            12- Kurmanccada kelimelerin önüne; “bı”, “dı”, “jı”, “lı” gibi edatlar (ön edatlar) gelir. Zaza Türkçesinde ise bu durum yoktur. Karşılaştıralım :

 

a)                  “Bı” ön edatı için misaller :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

bı carekê                     raykıd                         bir defada

bı hwe                         hura                            zaten, kendiliğinden, bizzat

bı hevre                       piya                             birlikte

 

Zaza Türkçe’sinde sadece, “ile” anlamını veren “pey” edatından başka hiçbir edatından başka hiçbir edat, kelimenin önünde yer almaz.Bu da büyük bir ihtimalle Farsça asıllıdır. Çünkü Farsça’da “ile” anlamını veren “ba” ön edatı mevcuttur. Zaza lehçesindeki “pey” ön edatına misaller : pey kalem (kalemle), pey defter (defter ile), peytıfıng (tüfek ile) v.s... Ancak, Zaza Türkçe’si ile kaleme alınan “Mevlid”in yazarı Ehmed-i Hasi, kitabında, “ile” karşılığında çoğunlukla “pey” olmakla birlikte, Farsça’daki “ba”yı andıran, “be” bazen”de “bı” ön edatını kullanmıştır.[4]

 

b)                 “Dı” ön edatı için misaller :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

dı nav                         mênıd/mênd/mêd       içinde,ortasında

dı nav wan de             mên aynand                onlar arasında

dı nav gund de           mên dewıd                 köyün ortasında

dı lêhizim                    keykana                      oynuyorum

dı çım                         şına                             gidiyorum

 

 

c)                  “Jı” ön edatı için misaller :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

jı gund                        dewıra                        köyden

jı mal                           kiyera                          evden

jı bo                            semed                         için

jı bo kıtêb                   semed kitab                kitap için

 

 

ç)         “Lı” ön edatı için misaller :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

lı ku?                           kancad?                      nerede?

lı hındurê                    zered                           içerde, içinde

lı furnê                                    fırnıd                          fırında

lı behrê                        dengızıd                     denizde

           

 

13-  Kurmanccada “lê” seslenme (hitap) edatı, kadınlara yapılan çağrıyı, “lo” seslenme (hitap) edatı ise erkeklere yapılan çağrıyı anlatırlar. “lê” veya “lo”, “hey!.” Demektir. Misaller: lê kizê (hey kız),lo apo (hey amca!.) v.s. Bu edatlar bazen tek başlarına kullanılırlar. Mesela, yerine göre kadına, lê lê, erkeğe de lo lo şeklinde seslenilir.

            Zazacada, “lê” veya “lo” yoktur. Bu lehçede kadın için “herê !” , erkek için de “hero !” seslenme (hitap) edatları kullanılır. Misaller : herê Fatê ! (hey Fatma !) , hero Ehmed (hey Ahmet !)v.s. Türkçe’deki bre (mere,more) seslenme edatı da bu kabildendir.

 

            14-  Kurmanccada “ya bo !.) , “ya dê !.) ünlemleri imdat çağrısını izah ederler. Bir kısım Kurmanclar (özellikle Mardin’in “Kılasori” Kurmancları), “yabo”yu baba, “yadê”yi anne anlamında kullanırlar. Bunların “yabo”su ile, eski Türk’lerin han, hakan (veya “devlet baba”)ları kullandıkları “yabgu” ünvanı arasında bir ilişki kurulabilir.

            Zaza Türkçe’sinde, imdat çağrısını izah eden “ya bo!” veya “ya dê” ünlemleri yoktur.

 

            15-  İsimden isim yapma eklerinden biri olan –lı, -li, -lu, -lü eki, (bu ekle yapılan isimler hem sıfat, hem isim olarak kullanılan vasıf isimleridir) ya sahiplik veya bağlılık ifade eder.

 

a)      Sahiplik fonksiyonunda bir kendinde bulundurma ifadesi belirtilir. Kurmanccada bu ek, “bı-“ dır ve ismin sonuna değil, önüne gelerek şekillenir. Zazacada ise bu ek, “-ın” olup, isimden sonra gelir. Misaller :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

bı-av                           av-ın                           sulu

bı-dû                           duman-ın                    dumanlı

bı-çamur                     çamur-ın                     çamurlu

bı-toz                          toz-ın                          tozlu

 

b)      Bağlılık fonksiyonunda da bir mensup olma ifadesi göze çarpar. Kurmanc    Türkçe’sinde mensubiyet eki “-i”dir. Zaza Türkçe’sinde ise bu ek, bazı şivelerde (mesela Diyarbakır şivesi) “-ıc”, bazı şivelerde de (mesela Bingöl şivesinde) “-ıj” dır. Misaller :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

gund-i                         dew-ıc/dew-ıj                         köylü

Beritan-i                     Bêrt-ıc/Bêrt-ıj                         Beritanlı (aşiret)

Diyarbekir-i                Diyarbek-ıc/Diyarbek-ıj         Diyarbakırlı

Şel-i                            Şel-ıc/Şel-ıj                             Şelli(Şel, Diyarbakır’da bir köy)

 

            16-  Kurmanccada sayı isimleri yapmakta kullanılan ek “-em” ve “-hem”dir. Şayet sayı sessiz bir harfle bitiyorsa “-em”, sesli bir harfle bitiyorsa “-hem” eki getirilir.

            Zaza Türkçe’sinde ise, eğer sayı sessiz bir harfle bitiyorsa “-ın”, sesli bir harfle bitiyorsa “-yın” eki kullanılır. Misaller :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

yek-em                        yew-ın                        birinci

du-hem                       dı-yın                          ikinci

sê-hem/sısê-hem         hirı-yın                        üçüncü

çar-em                         çiyer-ın                       dördüncü

 

 

            17-  Kurmanccada yapım eki olarak, dil isimleri yapma fonksiyonuna sahip ek, “-i” iken, Zazacada “-ki”dir. Misaller :

 

Kurmancca                 Zazaca

 

İngiliz-i                       İngiliz-ki                     İngilizce

Eleman-i                     Alman-ki                    Almanca

Erb-i                           Ereb-ki                        Arapça

Fars-i                          Faris-ki                       Farsça

 

 

            18-  Kurmanc Türkçe’sinden farklı olarak, Zaza Türkçe’sinde bulunan dikkat çekici bir özellik şudur ki, meyve isimlerinin sonuna bir “-êr” eki getirilerek, o isme bir “ağaç”lık vasfı kazandırılır. Mesela, “tuy” (dut) ismine bir “-er” ilavesiyle, birleşik bir isim haline gelen “tuyer” sözü, “dut ağacı” anlamını vermektedir. Yine “mıroy” (armut) isminin sonuna “-er” ekinin getirilmesiyle oluşan “mıroyer” kelimesi “armut ağacı” manasına gelir.

            Kurmancca ise meyve ağacı için Zazacadaki durumdan farklı olarak iki ayrı kelimeye yer verilir. Fakat bu şekil de, konuşulmakta olan Türkçe’deki kaideye aykırı olarak, “ağaç” anlamına gelen “dar” sözü”, ismin başına getirilerek biçimlenir. Misaller :

 

 

 

Kurmancca                 Zazaca

 

dar a hêjir                   ıncıl-êr                        incir ağacı

dar a behiv                  vam-êr/vum-êr            badem ağacı

dar e sêv                     say-er                          elma ağacı

dar a alûc                    sınz-êr                         alıç ağacı

dar a gûz                     goz-êr                         koz (ceviz) ağacı

 

 

Gramer kaideleri açısından incelediğimiz Türkçe’nin Kurmanç ve Zaza lehçeleri arasındaki farklılıkları, başka alanlarda da görmek kabildir. Ancak, biz burada konunun ayrıntılarına girmeden, kısa ve öz olarak, ileri sürdüğümüz tezi destekler mahiyette, bazı konuları ihtiva eden kelimelerin Kurmanc ve Zaza Türkçe’lerindeki karşılıkları arasında mukayeseler yapacağız.

 

 

 

Aile ile ilgili sözler

 

Kurmancca                 Zazaca

 

bav                              baw/bay/babi                          baba

da/dê                          day/dadi/may/aney                 ana

bapir                           pirık/kalık/bawkal                   dede

ap/mam                       ap/dat                                     amca

pısman                        datza                                      amca oğlu

hwişk/huşk                 wak/wakê/way                       bacı

met                             em/emê                                   hala,babanın kız kardeşi

hewi                            wesni                                      kuma

jınebi                           viyay                                      dul kadın

dış                               balt-uz                                    baldız

hevling                        bacanağ                                  bacanak

hezur                           vıstore/wıstwre                       kayınbaba

hwesu/hesu                 vısturi                                     kayınanne

buk                             veyv/vêv/vêw                         gelin

 

 

 

Ev, Ev Eşyaları ve Aletler ile ilgili sözler

 

Kurmancca     Zazaca

 

mal/hani          kiye/ban                                  ev

diwar              dês/dis/diwar                          duvar

dık                  eku/sekuy                               seki

deri                 ber                                          kapı

kadin               merak                                     samanlık,saman konulan yer,merek

hêtun               kuçelan/kuçelu/çıklo               ateş ocağı

sêpê                 dizo/dêzo                               üzerine tencere vs. konulan üç ayaklı

demir araç

            sêl                   tok/tewk                                 üzerinde ekmek pişirilen sac

            den                  dor/hıl/kup                              küp

            beroş               kuşhane/tencere                      tencere

            tawe                tawa/kanzık                            tava

            kolek/nıkre      lıye/lıyın/kazan                       kazan

            hesk                kondêz                                               büyük kepçe

            bêjıng              pırçın                                      kalbur

            hıri                  peşm                                       yün

            ta/ben              la                                            ip,iplik

            şujın                goçin                                      çuvaldız

            mêvok/pıkoj    gocak                                      düğme

            neynık             lilık/eyne                                 ayna

            kurtan             cıl/palun                                  semer,palan

            dehfık             dam                                        tuzak,fak

            reht                 sila                                          bele bağlanan fişeklik

            bilur/şımşal      zel                                           kaval

            şur                   kalmek/kıliç                            kılıç

            tewr                kazme/zegne/zengne              kazma

            bêr                   hiwe/wiye                               kürek

            kewre/kertık    hard/hardos                            eğe

            şene                 kıram/tırpun                            tırpan

            tevşo               kedum                                    keser

            das                  vaşturi                                    orak

            bıvır                torzi                                        balta

            keran               zamp/zump                             balyoz

 

 

 

 

 

 

 

Vücudun Organları ile ilgili sözler

 

Kurmancca                 Zazaca

 

eni                               çare                             alın

çav                              çım                              göz

rûmet                          aluşk                           yanak

defın/bebıl/poz           zınc/pırnık                   burun

dev                             fek                              ağız

pol/mıl                        kıft                              omuz

bêçi/tıli                        gışt                              parmak

newk                           mêne/mone                 be

zık                               pize                             karın

karç                             boç                              kuyruk sokumu

onc                              kor                              kalça

sêvanok                      sayek                          kalça kemiği

çim                              çipik/çake                   bacak

ejnu                             çok/kapık                    diz

dımah/meji                  mezg                           beyin

damak                         hazmıg                                    damak

soriçık                         zıklul/zurkulık             yemek borusu

dıl                               zer                               yürek

gurçık/gurçile              velg                             böbrek

pış/sıpl                        serpes                          dalak

rodi/ruvi                      lokla/lokra                   bağırsak

zwiv                            mal                              tenya, bağırsak paraziti

 

Tabiat ile ilgili sözler

 

Kurmancca                 Zazaca

 

baran                           vart/vahart/dıjn           yağmur/boran

berf                             verw/vor                     kar

zipık/teyrok                hışolık/hışhışık/torg    dolu

bırusk                          dur                              şimşek

şape/aşit                      horês/hewrês               çığ

dılop                           çılk                              damla,katre

behr/derya                  dengız                         deniz

ba                                hewa                           rüzgar/bora

gole/gırme                   riya                             gök gürültüsü

roj                               roc/tic                         güneş

hiv                              aşm                             ay

stêr                              ıstare/estere                 yıldız

çiya                             ko                               dağ

gır                               kıl/tepe                        tepe

nızar                            zıme                            güneş görmeyen yer

lat/çele                        siy/reys                       kaya

ber                              kera                             taş

berık                           hiç                               ufak taş,çakıl

ferş                             teht                             geniş, yassı taş

Zaman ile ilgili sözler

 

Kurmancca                 Zazaca

 

seher                           wesere                        seher, şafak vakti

esr/esır                        yere                             ikindi

êvar                             şan/şand/şund             akşam

sal                               ser                               sene,yıl

sersal                           seranewey                   yeni yıl, yılbaşı

isal                              emsar/esmar                bu sene

meh                             aşm/ayşm                    ay (30 gün)

gav                              gam/gum/vist              an

nuha                            ikê/ika/ınkav               şimdi

do/doh                                    vizir/vızêr                    dün

sıbetır                          dısıbay/dısıway          ertesi gün, yarın değil öbür gün

dereng                        ere/herey                     geç

zu                                rev                              erken

 

 

Bitki, Sebze, Meyve ile ilgili Sözler

 

Kurmancca                 Zazaca

 

zıl                                çığ/kamiş                    saz, kamış, çil

pivok                          henek/heynalık           çiğdem

giya                             vaş                              ot

rêsi                              patil                            ot destesi

dıri/stıri/sıh                 telı                              diken

reg/reh                        rıstım/kok                   bitki ve ağaç kökleri

nışuk                           burnuti/burmiti           tütün tozu, enfiye (burun otu)

kaû                              has/malor/marol          marul

ket                              arbud                          yonca

sımbıl                          weşe                           başak,sümbül

nok                             neha                            nohut

nisk                             mercuy                        mercimek

garıs                            kurek/korik/koryek     darı

genım                          ğele                             buğday

kundır                         kuy                             kabak

tıri                               engur/hengur              üzüm

besire/jur                     feyınc                         koruk üzüm

etfık                            zıklı                             küçük üzüm salkımı

dêli                             mehşêl/mehşêr            üzüm asması

behiv                           vam/vum                     badem

behivterk                    gulh                            taze badem, çağla

ajık                              gorvum/gewrvam       yabani badem

hêjir                            ıncıl                             incir

gelaz                           alunç                           erik

aluce                           sınz                             alıç

hırmi                           korç/mıroy                  armut

kezah                          lul                               ağaçları budama işi, aşı

bi                                val                               söğüt

hewr                           dal/dahl/dehl              kavak

kalık                            tole                             kabuk

darpuç/fıtrık               kerkurık/sung              mantar

penbû                          peme                           pamuk

ka                                sımer                           saman

 

 

 

 

 

 

Renkler

 

Kurmancca                 Zazaca

 

zer                               ziyerd                         sarı

sor                               sur/kızıl                       kırmızı

reş                               siya/kere                     siyah,kara

kesk                            aşıl                              yeşil

şin                               kuho                           mavi

 

 

 

 

 

 

Mevsimler

 

Kurmancca                 Zazaca

 

buhar                          wesar                                      bahar, ilkbahar

havin                           emnu/amino/aminan               yaz

pehiz                           payız                                       sonbahar

zıvıstan                       zımısto                                               kış

 

 

 

 

Hayvan İsimleri

 

Kurmancca                 Zazaca

 

kev                              zerec                           keklik

kewok                         bewran/boran              güvercin

çuk/çuçık                    mılçık                          serçe kuşu

dumakesk                   hechecık                     kırlangıç

elih/daraş                    kertal                          kartal

kund                           bum                            baykuş

kırık/kıjık                    kela                             karga

mırişk                          kerg/kiyerg                 tavuk

feruc                           varık                           piliç

çiçık                            lir/lihir                         civciv, tavuk yavrusu

keroşk/kevroşk           arweş                          tavşan

şami                            pepi                             hindi

neri                             tuşk                             teke

mi/mih                        mêşın/meşna               koyun

çêlek                           manga                         inek

conga                          malaw/malew             dana,malak

se/kuçık                      kutık                           köpek

cewrık/gucile              kırte/boci                    enik, köpek yavrusu

esp/hesp                      estor/bergir                 at, beygir

hırç                             heş                              ayı

rovi                             luy                              tilki

wehş/beraz                  hoz                              domuz

tori                              çekel                           çakal

gur                              çınawır/verg                kurt

jijo/juji                        dice/dıje                      kirpi

kezık/bıhok                 golal                            böcek

kuli                             mele/çırçele                 çekirge

meş                             muyes                         sinek

mışk                            mere                            fare

mışkekor                     muş                             köstebek

gen/bezmıjk                kiyerce                                    kene

mûri/gêrık                   morcele                       karınca

dupışk                         ekreb/ekrew                akrep

calcaloke                     pirık                            örümcek

peşu/kemeş                 meyşe/melaşe              sivrisinek

sêw                             çaring                          zehirli iri arı

kevjal                          kerkınç                        yengeç

bek                              kılincele                      kurbağa

kewsel/rek                  kesa                            kaplumbağa

 

 

 

 

 

 

 

Hayvanlarla ilgili bazı sözler

 

Kurmancca                 Zazaca

 

derbad                        korç                            boynuz

ayar                             poste                           deri, post

kayın                           nişor                            geviş, geviş getirme

katar                           kılawek                       horoz ibiği

duv                             boç                              kuyruk

dû/teri                         dıme                           koyun kuyruğu

guzek                          kap/kabe                     aşık kemiği

pezizonk                     çikone                         kuş ve kümes hayvanlarının taşlığı

hûr                              vire/vêre                      işkembe

avıs                             ewr/hor                       gebe

hıç                               erış/erıj                        memeli hayvanlardan sağılan ilk süt

keri                             bol                              koyun keçi sürüsü

 

 Not :  Buraya kadar sıraladığımız kelimelerin etimolojik yönü üzerinde fikir beyan etmediğimiz malumdur. Aslında bu husus, konumuzun da dışındadır. Yalnız şunu söylemeliyiz ki, bu kelimelerden pek çoğu, hem eski Türkçe’de (Göktürk, Uygur, Karahanlı, Türkçeleri v.s.) ve hem de bugün yaşayan Türk lehçeleri mevcuttur.

EVLİYA ÇELEBİ “SEYAHATNAME”SİNDE
ZAZA VE KURMANÇLAR

 

 

            “Zaza ve Kurmanc” konusunu incelerken, başvurduğumuz kaynaklardan biri de ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin pek meşhur “Seyahatname”si oldu. Her ne kadar “Seyahatname”de tezimizi destekleyici mahiyette olan açık ve belgeli hükümler yoksa da, verdiği bazı ipuçları işimize yarıyor ve ileri  sürdüğümüz görüşün önündeki yolu birazcık da olsa aydınlatıyor.

            Evliya Çelebi’nin bazı hususlarda kendinden önceki bilginlerin görüş ve düşüncelerinin etkisinde kaldığı muhakkaktır. Nitekim, “Şerefname”den alıntılar yapması bu etkileyişe bir misal olarak gösterilebilir.

            Evliya Çelebi’de, çağın hakim olan geçerli modasına uyarak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bir kısmı yerleşik, diğer bir kısmı göçebe olarak yaşayan ne kadar topluluk varsa, hepsini “Kürt” adı altında ele almaktadır. Bu hüküm de tabi ki bazı açık kapılar bırakmaktadır. Mesela bu açık kapılardan biri, hiç şüphesiz “Zaza Türkleri”dir. Evliya Çelebi, Zazalar’ı “Kürt” saymaktadır. Halbuki verdiği bazı ipuçları, bu iddiayı geçersiz kılar.

            “Seyahatname”den şunları alıyoruz :

            “... Murat nehri üzerindeki Çabakçur büyük köprüsünden geçen Zaza ve Bingöl yaylasına çıkmak isteyen Halti, Çekvani, Yezidi. Zaza, Zebari, Lulu, İzolu, Şakağı ve Kiki aşiretlerinden ikiyüz bin insan ile bir milyon koyun ve diğer hayvanlardan, burada bekleyen  Çabakçur beyinin adamları kuş uçurmayıp öşür vergisi alırlar. Yayladan inerken de yayla hediyesi alırlar..[5]”

            “Bingöl yaylasının halkı : Zaza, Lolo, İzo, Yezidi, Hıltı, Çekvani, Şakai, Kiki, Bisyani ve Murki gibi Kürt aşiretleri olup yüz binlerce hayvanları ile dağa çıkıp taze hayat bularak Erzurum vezirine yayla hakkı verirler.[6]”

            “(Süphan Dağının) en yüksek tepesine her sene Türkmen, Çekvani, Zaza, Lulu, Zıbari, Pesani ve Kargari Kürtleri yüz binlerce hayvanları ile çıkıp yayla faslı yaparlar.[7]”

            Yukarıda hatalı olarak, bir aşiret adının iki ayrı şekilde yazıldığını görüyoruz. Misal : “Haltı-Hıltı”, “Lulu-Lolo”, “Zebari-Zıbari”, “İzoli-İzo”, “Şakağı-Şakai”, “Bisyani-Pesani”... Bu hata, ya Evliya Çelebi’nin yada “Seyahatname”yi eski yazıdan yeni yazıya çevirenlerindir.

            Dikkat edilecek olursa, isimleri zikredilen aşiretler, bugün dahi mevcut olup Kurmancca konuşmakta ve Kurmanc adıyla anılmaktadırlar. Ancak, iki istisna var. Biri “Zaza” diğeri de “Yezidi”dir.

            Malumdur ki, Zazalar bir aşiret olmadıkları gibi, “Kurmanc”da değildirler. Gerek Kurmanclar olsun, gerek Zazalar olsun, diğerleriyle birlikte ayırımcılar tarafından “Kürt” genel adı altında toplanmaya çalışılmaktadır. Zazalar kendilerine mahsus, “Zazaki” dedikleri, Zaza Türkçe’sini konuşurlar. Bu lehçe, Kurmanc lehçesinden çok farklıdır. Ayrıca, Zaza Türkleri’ni bir “aşiret” olarak kaydeden Evliya Çelebi’nin bu görüşünün aksine; Zazalar, büyük-küçük yüzlerce aşiret ve kabileden ve binlerce aileden müteşekkil bir topluluktur. Bugünkü durumla da kıyaslayacak olursak, Zazalar ile zikredilen aşiretler arasındaki nüfus farkı, “Seyahatname”deki görüşlerin gerçeğe uygun olmadığının bir izahıdır. Evliya Çelebi’nin “Kürt” diye zikrettiği aşiretlerin bugünkü toplam nüfusunun 60-70 bin civarında olduğunu tahmin etmekteyiz. Buna karşılık Zaza Türkleri, tahmin ettiğimiz kadarıyla, iki milyon küsürlük bir nüfusa sahiptirler...

           

 

 

“Yezidi”ye gelince, bu da bir aşiret ismi olmayıp, “Yezidilik” inancını benimsemiş olan vatandaşlarımızın bir bölümüne verilen isimdir.

            Evliya Çelebi “Diyarbakır”ı anlatırken ; “Halkı Kürt, Türkmen, Arap ve Acem’dir. Reayası Ermeni’dir[8]” diyor. Halbuki Diyarbakır’da “Zaza” nüfusu oldukça kalabalıktır. Anlaşılan Evliya Çelebi, ya Zaza Türkleri’ni “Kürt” adı altında toplamış yada “Acem” tabiriyle “Zazalar”ı kastetmiştir. “Acem” sözü genellikle “İranlılar” (Farslar) için kullanılır. Araplar; Arap olmayanlara “Acem” der. Bu; Türkmen, Kürt, Azeri, Zaza’da olabilir. Evliya Çelebi zamanında Diyarbakır’da yerleşik İranlı bir topluluğun mevcudiyeti bulunmadığına göre, bu “Acem”kim? Zaza Türkleri olması büyük bir ihtimaldir..

            Dikkatimizi çeken bir nokta daha var. Evliya Çelebi, Diyarbakır’ın “Yurtluk ve Ocaklık Sancakları”nın isimlerini şu şekilde veriyor : “sağman, Kulp, Mihraniye, Tercil, Atak, Pertek, Çapakçur, Çermik [9]”. Bunlardan Sağman, Kulp, Çapakçur (bugünkü “Bingöl”) ve Çermik gibi muhitlerde Zaza Türkleri meskundur.

            Yine Evliya Çelebi, “Armid (bugünkü “Diyarbakır”) eyaletindeki hükümetler”in, “Cezire, Eğil, Genç, Palu, Hazo[10]” olduğunu bildiriyor ki; Cezire (Cizre) dışında, diğerleri, yani Eğil, Genç, Palu ve Hazo (bugünkü “Sasun”) gibi muhitlerin insanları da Zaza’dır.

“Dil” konusunda da Evliya Çelebi şunları yazıyor : “... burada (Erzurum’dan Basra Körfezi’ne kadar olan mıntıkada) çeşitli diller konuşulmakta olup, bunlar ; Zaza, Lulu, Hakari, Avniki, Mahmudi, Şirvani, Cezrevi, Pesani, Sencari, Hariri, Erdelani, Surani, Halifi, Cenvani, İmadi ve Roziki lisanlarıdır.[11]”

Burada; Evliya Çelebi, alışılageldiği gibi Zaza Türkçesi’ni “Kürtçe”nin bir “lisan”ı olarak göstermektedir ki, doğru değildir.

Evliya Çelebi, Zaza Türkleri ile meskun bugünkü Sason (eski adı “Hazo”) ilçesi hakkında bilgi verirken, çok önemli bir noktaya temas ediyor. Bu da “Zaza” ile “Kürt”ün farklılığını vurgulayan mühim bir işarettir.

Evliya Çelebi, “Hazo Kasabası”nı şöyle anlatıyor :

“kalenin kıble tarafı eteğinde genişçe bir arazidedir. Bin hanelidir. Henüz gelişmektedir. Evlerin hepsi toprak ile örtülüdür. Çarşı içinde camii ve şeref hanı meşhurdur. Küçük sıcak bir hamamı, üç adet de dükkanı vardır. Halen hakimi olan Murtaza Bey kagir bir han yaptırmıştır ki, sanki sağlam bir kaledir. Kayalık bir yer olduğundan bağ ve bahçeleri güzel değildir. Halkı dinç ve güçlü kimseler olup, piyade ve süvarisi meşhurdur. Şeyhani, makravi, kılıç vurmada, ok atmada eşsiz kavimdir. Gayet namaza devamlı, Şafii mezhebine bağlı, imanlı ve Allah’ın birliğine inanmış erkek ve kadınlardır. Gerçi yaylalarında Halti, Çekvani ve Zibari Kürtler’i vardır ama onlar ile alışveriş yapmazlar.[12]”

Yukarıya aldığımız bölümdeki “mühim işaret”imizi son cümlede görüyoruz. Çünkü bu cümlede, Zazalar’ın “Kürt” olmadıkları vurgulanmak isteniyor.

O kısmı bir kere daha tekrarlayalım :

“Gerçi yaylalarında Halti, Çekvani ve Zibari Kürtler’i vardır ama onlar ile alışveriş yapmazlar”

Bir nokta daha var. Evliya Çelebi, Hınıs Kalesi’ni anlatırken ; “Bu kalenin içinde bin iki yüz hane Kürt oturur[13]” demektedir.

Burada da yine bir “yanılma “ söz konusudur. Bilindiği gibi günümüzde Erzurum’a bağlı bir ilçe olan Hınıs, çok eskiden beri Zaza Türkleri ile meskun bir beldedir.

“Seyahatname”den öğrendiğimize göre Evliya Çelebi : Zaza Türkleri’nin yerleşik bulunduğu, mesela Siverek, Çermik, Çüngüş, Sağman, Çemişkezek, Palu, Çabakçur, Genç, Kulp, Eğil, Hani gibi yerleri de ziyaret etmiştir. Ancak Evliya Çelebi, gezip gördüğü bu mıntıkalardaki insanların giyim-kuşam, sosyal yapıları, inançları ve dilleri hakkında hiçbir bilgi vermiyor.

 

 

 CELALEDDİN-İ HARZEMŞAH’IN ÖLDÜRÜLMESİ

VE

ZAZA TÜRKLERİ’NİN TAVRI

 

 

            Tarihin seyrini takip edersek tamam 752 sene evvel, bir adı Celaleddin Menguberti olan büyük Harzem hükümdarını, bir çok diyar fetih ve istila ettikten sonra nihayet Moğolların önünden kaçarak dolu dizgin Anadolu’ya kadar gelmiş görüyoruz.[14]

            Azerbaycan, Bitlis, Ahlat, Siirt, Çapakçur (Bingöl), Erzincan ve Dersin (Tunceli) yörelerinde hakimiyet kuran Harzam (Harizm) Türkleri Sultanı Celaleddin’in bu ilerleyişini durdurmak için, Selçuklu sultanı Aleaddin Keykubat, ordusuyla Harzemliler üzerine hareket etti.. İki ordu, 10 Ağustos 1230 tarihinde Erzincan’ın Yassı Çimen dağlarında çarpıştılar. Sultan Celaleddin mağlup oldu. Ahlat’a geldi. Burayı tekrar ateşe vererek şarka döndü. Fakat bu taraftan da Moğol orduları kendisini aramaya geliyorlardı. Birkaç muharebede tekrar mağlup oldu ve bu defa Bağdat’a kaçmak istedi. Diyarbakır önüne geldi; geceyi Dicle köprüsü yanına kurduğu çadırda geçirmek istiyordu. Fakat gece çadırını Moğollar bastılar. Sultan Celaleddin birkaçını öldürerek ve bütün maiyetini de bırakarak yalnız başına Silvan mıntıkasına kaçtı.[15]

            İşte, asıl konumuzu ilgilendiren bundan sonraki gelişmedir. Zira bu gelişme, kafalarda birtakım soru işaretlerinin yer etmesine yol açacaktır.

            Bıraktığımız yerden devam ediyoruz. Sişvan yakınlarına gelen Celaleddin Harzemşah, saklanmak için dağa çıkıyor. Tesadüf ettiği  Kurmanclar kendisini öldürmek istiyorlar. Sultan, bunların reisine “Ben Sultan’ım, hakkımda bir karar vermede acele etme. Beni ya Melik El-Muzaffer Gazi’ye götür, o seni zengin eder. Veyahut beni memleketimden birine sevk et, seni emir yaparım” diyor. Reis bu tekliflerden ikincisini kabul ederek Celaleddin Harzemşah’ı obasına götürüyor. Kendisi de Sultan’ın  dağda kalan atını ve eşyasını getirmeye gidiyor. Bu sırada başka bir Kurmanc gelerek reisin karısına bu Harzemlinin kim olduğunu neden öldürülmediğini soruyor. Kadın da mümkün olmadığını, çünkü bu adamın “sultan” olduğunu , kocasının kendisine aman verdiğini söylüyor. Fakat, “Onlar Ahlat’ta bundan daha kıymetli bir kardeşimi öldürdüler” diyerek elindeki kargının bir darbesiyle Celaleddin Harzemşah’ı şehit ediyor. (17 Ağustos 1231)

            Bir müddet sonra, Melik El-Muzaffer (Silvan ve El Cezire emiri olup, Eyyubiler’dendir), dağa adam göndererek Sultan’ın eşyasını, atını, eğerini, pek meşhur olan kılıcını, saçının ortasına diktiği ufak heybesini getirtiyor. Sonra da ölüsünü buldurup, gömdürüyor.[16]

            Bu maceralı Türk hükümdarının tarihi bu kadarla bitmiyor. Ölüm olayı, Kurmanclar ile Zazaları karşı karşıya getirdiği gibi, ölüsü de bir mesele oldu. Zaza Türkleri, kendilerince muhterem tutulan Sultan Celaleddin’in ölüsünü alıp kaçırdılar. Fakat Kurmanc kabilelerinin tahrip etmesinden korkarak, gidilmesi meşkül ve kendi aşiretlerinin (Zazalar’ın) kalabalık oldukları Dersim (Tunceli) dağlarına götürüp, yüksek bir noktada defnederek ziyaretgah yaptılar. Bu sebeple, Dersim Zazaları bu türbeye ve dolayısıyla bu dağa, “Sultan Baba” derler.[17] Diğer bir adı da “Tacik Baba”dır. “Tacik” kelimesi zamanla değişerek, halkın ağzında “Tujik” (Tucik) olmuştur.

            Dersimli Zaza Türkleri için “Tacik Baba” (Sultan Baba) mukaddes bir ziyaret yeridir. Oraya adaklar adanır, Muharrem ayında kurbanlar kesilir, merasim yapılır. Dersim’in korkunç fırtınaları, Ağdad köyünün doğusundaki “Tacik Baba” tepesinden patlar. Dersimli, “Tacik Baba”dan top uğultularına benzeyen fırtınalı sesler geldiği zaman bunun, devletin harbe gireceğine, şayet devlet harp halinde ise zafere işaret ettiğine inanır.[18]

            Merhum Nazmi Sevgen, “Tacik” kelimesine şu şekilde bir açıklık getirmektedir:

            “... Tacik kelimesi Türkçe’dir. Eski İranlılar, Arap yarımadasında kendi hudutları boyunca en çok temas ettikleri “Tay” aşiretine Arap kaidesine göre “Tayi” ve kendi fonetiklerinin zoruyla da “Tazi” derlerdi. Yani Fars için Arap “Tazi” idi. Türkler bu kelimeyi kendi fonetiklerine uydurarak “Tacik”, “Tezik” şekline soktular...

            “Horasan”ın istilasından sonra, İslamlık nehirler arası hıttasına girdiği zaman, Kuzey İran ve Türkistan ahalisi de Tacik olmuşlardı. O zaman eski dinlerini muhafaza eden Akdin Saliki Türkler, kendilerine “Gebr” adını  verirlerdi. Sonradan Müslüman, yani Tacik olarak Ön Asya’ya doğru sarkıp yayıldıkları zaman yerli Hıristiyanlara kendileri gavur, yerli Hıristiyanlar da onlara “Tacik” dediler. Cengiz Han’ın , Asya’yı istilasında şimdi “Tacikistan” denilen memleket etrafında teessüs etmiş cihangir, muazzam ve muhteşem bir “Tacik Devleti” vardı. Bu devlet bugünkü Dersim (Tunceli)’e kadar uzanıyordu. Dersim, Tacik devletinin batısında, serhat bekçisi rolünü alan bir kısım Tacikler’le meskundu. Bu muhteşem Tacik devletinin, Harzemliler’in yurdu olduğunu biliyoruz. Bu sebeple Dersimli’nin, hatıralarına ve tarihi vakıaya dayanarak “Tacik Baba” dağında Celaleddin Harzemşah’ın metfun bulunduğunu iddia ve beyan eylemesindeki isabet, bu suretle de teeyyüt etmiş olmaktadır...[19]”

            Netice olarak, 752 sene önce cereyan eden bu olay da bize ; Zazalar’ın “Kürt” olamayacağını, Zazalar ile Kurmancların aynı kökten ayrılmış farklı iki Türk topluluğu olduklarını düşündüren bir mesaj niteliğindedir. Dersim (Tunceli)li Zaza Türkleri’nin bir kısmı bugün dahi kendilerini “Harzemli” saymakta ve “Horasan’dan Geldiklerini” açıkça söylemektedirler. Varto Zazaları’ndan olan Mehmet Şerif Fırat da, bu görüşü ileri sürmekte ve kendisinin de bağlı bulunduğu “Hormek” aşiretini bir misal göstererek, “atalardan süzülüp gelen rivayet ve inanışa göre, Hormek kabilesi Harzemlidir[20]” demektedir.

            Tarihçi Dr. Rıza Nur’un açıklamaları da bu yöndedir. Kendisi, Dersimli Zaza Türkleri’nin “Kürt” olmadığını ve bunların bir bölümünün Harzemli Sultan Celaleddin’in taifesi olan Türkler olduğunu yazmaktadır.[21]

 

 

 YEZİDİLİK İNANCI

 

            “Yezidilik” inancı kesinlikle Zaza Türkleri’nde yoktur. Yezidiliği benimsemiş her hangi bir Zaza aşireti veya ailesi de mevcut değildir.

            Aleviliğin Türkmen, Zaza, Azeri, Kurmanc v.b. gibi Türk boyları arasında yayılıp, bir hayli taraftar bulmasına karşılık ; “Yezidilik”, sadece Kurmanclara mensup bir zümre tarafından benimsenmiştir.

 

            Bazı yazarların Yezidiler’i Zaza Türkleri’nden göstermelerine dair fikirleri doğru değildir. Belgelere dayandırılmayan bu iddialar geçersizdir ve ilmi gerçeklere de aykırıdır.

            Bu hataya düşenlerden biri, “Doğu illeri ve Varto Tarihi”nin yazarı olan Merhum Şerif Fırat’tır.

            Bu konuda şöyle diyor :

            “Arap orduları önünde dağılan Part Türkleri (Zazalar) şubesinden ayrılan Yezidiler ; o çağlarda doğu illerinin serhatlarından güney-doğuya geçerek cenupta Sincar dağlarına, Alagöz dağlarıyla, Karabağ ve Şengal ovalarına yayılmış ve bunlar son zamana kadar Arap ordularına ve İslamiyet’e karşı koydukları için bir türlü İslam dinini kabul etmeyip, Yezidi namını almışlardı.[22]”

            Yazarın bu düşüncelerini çürüten pek çok ilmi gerçek vardır. Evvela şunu belirtelim ki, “Yezidilik” inancı ortaya çıktığı sıralarda, İslam bayraktarlığının Türk orduları tarafından üstlendiğini görüyoruz... Bu inancın doğuşu ise Arap fetihlerinin parlak devrinden 300 yıl kadar sonra olmuştur.

            Yezidiler, 1072-1162 yılları arasında yaşadığı kabul edilen Şeyh Adi Bin Müsafir’i bu inançlarının kurucusu olarak kabul ederler. Gerçekte ise tasavvufi bir tarikatın kurucusu ve “mü’min” bir kişi olan Şeyh Adi’nin fikirleri, onun ölümünden sonra, bazı müritleri tarafından değiştirilerek, batıl ve sapık bir akım olarak geliştirilmiş, çeşitli hurafeler ve eski dinin pek çok akideleriyle de donatılmıştır. “Yezidilik” adı verilen bu garip inanç, bir “mezhep”ten ziyade, adeta bir “din” haline dönüşmüştür.

            Yezidi Kurmanclar, “Melek Tavus” diye adlandırdıkları “şeytan”a taparlar. Her yıl 23 Eylül’de, Şeyh Adi’nin Musul yakınlarındaki Sincar dağında bulunan mezarını ziyaret ederek “hacı” mertebesine ulaşırlar. Yezidiler’in “Kitab-ı Celve” (Vahiy Kitabı) ve “Mıshefa Reş” (Kara Kitap) adlarını taşıyan iki din kitapları vardır. Dini ibadetleri, ayinleri ve duaları hep Kurmancca konuşulacağına, Kur’an-ı Kerim’in Allah tarafından “Kürtçe” (Kurmancca) olarak indirildiğine ve Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in onu Arap diliyle yazdığına inanırlar. Bunlar birçok şeyleri mesela bakla, marul, balık yemezler, mavi rengi giymezler.

            Genellikle eski Türk geleneklerini ve İslam’dan önceki eski Türk dininin pek çok ilkelerini yaşayan ve yaşatan Yezidiler; bugün, Türkiye’nin doğu ve Güneydoğu (Urfa, Siirt, Mardin, Van, Hakkari) taraflarından sayıları çok az olmakla beraber, Suriye, Irak, İran ve Sovyet Kafkasya’sında, Erivan ve Tiflis çevresinde dağınık bir şekilde yaşarlar. Merkezleri Sincar dağı yöresidir. Sincar, Musul’un kuzeybatısında ve ona bağlı bir ilçedir.

            “Yezid” kelimesine gelince, bunun eski Türkler’deki “Ayzıt” (Hezid) ile benzerliği düşünülebilir. Kaşgarlı Mahmud da Divan-ı Lügati’t Türk’de “izi” kelimesini ; ilah, efendi anlamında kullanmıştır.[23] Ayrıca, Muaviye’nin oğlu “Yezit” ile ilişkili olduğunu ileri sürenler olduğu gibi [24], bunun aksini savunanlar da vardır.[25]

            Bütün bunlara rağmen bazı çevreler, kasıtlı olarak ortaya attıkları bir takım hayali şeylerle, Zazalar ile Yezidiler’i aynı inanca bağlı gösterme gayreti içindedirler.

            İhsan Nuri’nin “Tarih-i Rişeyi Nejat-i Kurd” isimli Farsça eserini “Kürtler’in Kökeni” adıyla tercüme edip yayınlayan ayrımcı çevrelerden M.Tayfun, kitapta yer alan bir dip notunda şöyle diyor :

            “Herekol Azizan, Hawar Dergisinin 42. sayısında (1942-Nisan) Newruz konusunda yazdığı yazıda... ‘Zerdüşt’ün Avesta’da bir bahar bayramından söz ettiğini’ belirttikten sonra, bunun Newruz olması gerektiğini, bu bayramın Yezidi Kürtler (Hezidiler) arasında kutsal bir biçimde “Cemayi” adı ile kutlandığını belirliyor. Bu bayramda Yezidiler en güzel elbiselerini giyip, düz bir alanda toplanırlar, her aile yiyeceğini getirip, yiyeceklerini orta yere dizerler ve öğlen yemeklerini yerler, ardından halk oynar, türkü söyleyip eğlenirmiş. Bugün dahi (1977), Diyarbakır’ın Dicle İlçesinde bazı Zaza köylerinde baharın güzel günlerinden birinde Yezidiler’in “Cemayi” gününe benzeyen ‘Roje Ziyar’ kutlanır. Zaza Kürtler tıpkı Yezidiler’de olduğu gibi güzel elbiselerini giyer, topluca bir alana gider, hatta giderken her aile yiyeceklerini ve kazanını birlikte götürür. Orda yemeğini pişirir, yine Yezidiler’de olduğu gibi yemekler tabaklar içinde yere dizilir, yemeklerini yer, ardından oyunlar oynanır, sohbet edilir, türküler söylenir, eğlenilir. Bu gün her yönüyle bir bayramdır ve Zaza-Kürt aşiretleri arasında harfiyen  aynı biçimde bu gün bile kutlanması ilginçtir. Sadece isim değişikliği olmuştur. Buna rağmen Zerduşt’un Avesta’da sözünü ettiği Bahar Bayramı bu bayram olabilir.[26]”

            Yazarın düşünceleri bu kadar. Hemen ilave edelim ki, bunlar tamamen hayal mahsulüdür. Neden ? Çünkü bir kere Zaza Türkleri’nde “Roje Ziyar” (Rocey Ziyar) adıyla kutlanan bir bayram yoktur. “Yok” olan bir şeyin Yezidiler’in “Cemayi”siyle veya Zerdüşt’ün Avesta’sındaki bayram ile karşılaştırmanın anlamsızlığı meydandadır. Ayrılıkçı çevrelerin kafaları bulandırmak gayesi ile maksatlı olarak imal ettikleri bu sahte “bayram”ın “yok”luğunu kendileri de bilirler. Fakat Zazalar’ı “Kürtçülük” akımının içine çekebilmek için bu tür sahtekarlıkların yapılmasında bir sakınca görmezler. Bilakis fayda umarlar...

            “Rocey Ziyar” nedir? Yazarın iddialarının aksine, bu ne bir bayramdır ve nede bir önemli günün ismidir. “Rocey Ziyar”, adı üzerinde “Ziyaret Günü”dür. Burada “Ziyar” ; ziyaret, mezar, türbe, kabir anlamına gelir. Yani ‘mezarın veya türbenin ziyaret edileceği gün’ demektir. Bu gün , genellikle Perşembe günüdür. Yalnız bir güne mahsus olmayıp, yılın her perşembesi ‘Rocey Ziyar’ (Ziyaret Günü) sayılır. Ziyaret isteğe bağlıdır. Giden de var, gitmeyen de... Her hangi bir muradı olanlar, halk arasında takdire şayan olmuş büyük türbeleri ziyaret eder ve çeşitli dileklerde bulunurlar. Türbede yatan kişinin, Allah’ın bir evliyası olduğu inancındadırlar.

            Ziyaret günü sabahı erkenden kalkılır, temiz elbiseler giyilir, yiyecekler ile varsa kurbanlık hayvan da alınarak yola çıkılır. Abdestli olmak şarttır. Yatır, abdestsiz ziyaret edilmez. Bu günü oruçlu geçirenlere de rastlanır... Türbeye varıldığında ilk iş türbeye yüz-göz sürmektir. Sonra kurbanların kesimi başlar... Yemekler yenilir, toplu halde namaz kılınır. Ardından eller kaldırılıp, en içten yakarışlarıyla Allah’a yalvarılarak, ziyaret edilen yatırın hatırı için dileklerinin kabulü istenir... Bu arada dilek taşına taş yapıştırmayı, türbenin yanındaki ağaçlara çaput bağlamayı, çocuklara ve türbe bakıcılarına ise bol bol bahşiş veya hediye vermeyi ihmal etmezler... Ziyaret esnasında veya sonunda şarkı-türkü söylemek, oyunlar oynamak gibi eğlenceli davranışlar kesinlikle yoktur. Bunlar günah sayılır.

            İşte Zaza Türkleri’ndeki “Rocey Ziyar”ın anlamı budur. Ne Yezidilikle, nede Zerdüştlük’le hiçbir bağlantısı mevcut değildir. Netice olarak şunu diyoruz : Yezidilik inancı, Zaza Türkleri’nin tamamen dışındadır.[27]

 

 

SOSYAL YAPI BAKIMINDAN
ZAZA VE KURMANCLAR

 

            Zaza ve Kurmanclar arasındaki mevcut sosyal yapı farklılıkları, aslında başlı başına incelenmeye değer, çok geniş bir sahadır. Ancak biz, gayet belirgin olan birkaç noktaya işaret etmekle yetineceğiz.

            Sosyal yapı itibariyle, Zaza Türklerini Kurmanclardan farklı kılan özelliklerden en çarpıcı olanları görebildiğimiz kadarıyla şunlardır :

           

1- Göçebelik   : Zaza Türkleri’nde “göçebelik” yoktur. Göçebe hayatı yaşayan hiçbir Zaza aşiretine veya kabilesine rastlanmamaktadır. Ziya Gökalp’da bundan 60 yıl kadar önce, bu hususa işaret ederek şöyle diyordu : “Zazalar’dan yalnız ‘Zekti Koçerleri’ göçebedir[28]” Bingöl’de yerleşik bulunan Zekti (Zıktı) denilen bu aşiretin yerleşik hayata geçip, göçebeliği bırakalı yıllar olmuştur.

            Kurmanclarda ise, göçebelik yaygındır. Kurmanc aşiretlerinin bir kısmı yerleşik, diğer bir kısmı da göçebedirler. Ancak göçebe hayatı yaşayan aşiretlerin sayısı günden güne azalmaktadır. En büyük göçebe aşireti Beritan, en küçüğü ise Alikan’dır.

 

            2- Ağalık         : Zaza Türkleri’nin yaşadıkları bölgeler, umumiyetle dağınık olduğundan, Siverek gibi bazı bölgeler dışında, belirleyici bir toprak ağalığı yoktur.

            Kurmanclarda “ağalık” müessesesi yaygındır ve güçlüdür. “Ağa”ya sonsuz bir bağlılık ve baş eğme vardır. Ağa onların varlığının en önemli parçasıdır. Ağaya sürekli olarak üstün bir varlık ve muzaffer bir kumandan gözü ile bakılır. Ağanın kabilesi ve üzerindeki etkinliği ise çok güçlüdür. Aşiretin bireyleri bu etkinliği zorla değil, içten gelen bir arzu ile kabul ederler[29].

            Her şeyden evvel, korunma ve savunma, topluluk içindeki çeşitli sosyal münasebetlerin tanzimi ve hayatlarını devam ettirmek için çeşitli ihtiyaçların da temini için, devletin varlığının pek hissedilmediği veya bürokrasinin yarattığı güvensizlik, söz konusu bir lidere veya rehbere (“ağa”ya) ihtiyaç duyulmuştur.

            İşte bugün, bunlar arasında söz konusu edilen ağalık, devlet otoritesinin fazla hissedilmediği, bölgeye çeşitli sosyal ve iktisadi hizmetlerin götürülemediği bir ortamda, sosyal muhtevanın müesseseleştirdiği bir mefhumdur. Bu kişiler, rekabet kabul etmeyen mevkilerini yalnız zenginliklerine değil, cemaat içindeki fonksiyonlarına, halka karşı mesuliyet ve mükellefiyetlerine, her şeyden evvel, bulundukları mevkiin gerektirdiği fedakarlıklara borçludurlar.

            Bundan dolayı, bu kimseleri, orta çağın fena şöhretli feodal senyörleriyle bir kabul etmek ve Marksist Leninist ideolojiye göre  değerlendirmek de doğru değildir. Zamanla müesseseleşen “ağalık”, günümüzde ancak cemaat içi münasebetlerde tesirli olabilmektedir.[30]

 

 

            3- Şeyhlik       : Doğu Anadolu bölgesinde, diğer bölgelere nazaran sosyal yapı içinde tesir sahası bakımından farklı bir durumda bulunan bir sosyal müessese de şeyhlik ve şeyhlerdendir. “Şeyhlik” otoritesi, Kurmanclara nazaran, Zazalarda daha güçlü ve katıdır. Bölgede şeyhlerin tesirleri ağaların tesirlerinden daha geniş ve yaygındır. Ağaların nüfuzları ve tesirleri az çok bölgenin belirli bir muhitinde meskun oldukları yerde belirdiği halde, şeyhlerin tesiri belirli bir muhitten ziyade bölge çapındadır.

            Şeyh manevi bir yol göstericidir, mürşittir... Şeyhlerin tesir alanları geniştir; ancak, bu tesirin derecesi içinde yaşanılan topluluğun sosyal yapısıyla ilgilidir. Zaza Türklerinde mevcut olan sosyal yapının dışarıya karşı kapalı, dayanışmacı ve cemaat karakteri taşıması, şeyhlik müessesesine önem kazandıran bariz özelliklerdir. Ayrıca, bölgede mevcut sosyal yapı, şeyhe de kendi sosyal karakterini vermiş, her türlü sıkıntı ve meselede onlara danışmayı gerektirmiştir.[31]

            Sünni Zaza Türklerindeki “şeyhlik” müessesesine karşılık, Alevi Zaza Türklerinde de aynı katılıkta bir “seyidlik” müessesesi ön plandadır. Dini inançlar bakımından Zaza Türkleri “fanatik”tir. 1925’te vuk’u bulan “Şeyh Said” ile 1938’de çıkan “Seyid Rıza” isyanlarında, Zaza Türklerini isyana sevk eden asıl sebep, işte bu  “fanatizm” düşüncesidir.

            Burada önemli bir hususa değinmek istiyoruz. Ayrılıkçı-Kürtçü çevreler, bu her iki isyana sahip çıkmakta ve her iki “isyancı lider”i de “Kürt” ilan etmektedirler ki, gerçeklere tamamen aykırıdır. Şeyh Said olsun, Seyid Rıza olsun, ikisi de Zaza’dırlar.

 

            4- Din             : Zazalarda bu bağ, Kurmanclara nazaran daha güçlü ve sıkıdır... Mezheplere gelince; Kurmancların büyük çoğunluğu Sünni ve az bir kısmı Alevi iken, Zaza Türklerinde çoğunluk Alevi ve geri kalan kısmı Sünni’dir. Kurmanc ve Zaza Türkleri arasında “tarikat”lar da yayılmıştır. Kurmancların ekserisi, mutasavvıf Abdülkadir-i Geylani’nin kurucusu  bulunduğu “Kadirilik” tarikatını benimserken, Zazalar ; Sünni olanlar “Nakşibendilik”i ve Alevi olanlar da “Bektaşilik”i seçmiştir.

            Türk mutasavvıfı Muhammed Bahaeddin Nakşibend’in kurucusu bulunduğu “Nakşibendilik” tarikatını, Zaza Türkleri arasında yayan zat, rivayetlere göre Şeyh Said’in dedesi , Palu’lu Şeyh Ali (Şeyh Eli Pali)’dir. Şeyh Ali’nin Muhammed Bahaeddin Efendi’nin halifesi olan Mevlana Halid’ten “el” aldığı söylenir.

            “Bektaşilik”in kurucusu ise yine büyük bir Türk mutasavvıfı olan Hacı Bektaş-ı Veli’dir. Aslen Zaza Türklerinden ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin de halifelerinden olan; Ağuçan (Ağu içen), Derviş Cemal ve Sarı Saltık adlarını taşıyan bu üç zatın bizzat Hacı Bektaş-ı Veli tarafından Dersim (Tunceli) ve havalisinde faaliyet göstermek için vazifelendirildikleri rivayet edilir. Bugün Tunceli’de bu üç adla (Ağuçan, Derviş Cemal, Sarı Saltık) yad edilen  aşiretler bulunmaktadır[32].

 

 

 FOLKLOR BAKIMINDAN

ZAZA VE KURMANCLAR

 

 

            Kurmanclarda da Zazalarda da bütün Türk boylarında olduğu gibi “folklor”un önemli bir yeri vardır. Her iki Türk topluluğunun da folkloru oldukça zengindir. Ancak, bunun çok az bir bölümü yazıya geçirilmiştir. Destanlar, hikayeler, masallar, efsaneler, türküler, fıkralar, atasözleri, bilmeceler, inançlar, örf ve adetler v.s... Bütün bunlar incelenmeye değer, birer hazinedirler.

            Folklor açısından da bu iki Türk boyu arasında bir takım farklılıklar göze çarpmaktadır. Ayrıntılarına girmeden, sadece birkaç nokta üzerinde duracağız :

 

1-      “Giyim-kuşam”da farklılıklar.

2-      “İnançlar”da farklılıklar.

3-      “Örf ve adetler”de farklılıklar.

4-      “Oyunlar”da (halk oyunları” farklılıklar.

5-      Davul-zurna : Her iki boyda da ekseriyetle düğünlerde çalınır. Çalgıcılık adeti yalnız Kurmanclarda vardır. Zaza Türkleri icrai olarak davul-zurna çalmazlar. Düğünlerinde çaldırmak için bizzat gidip çalgıcıları (davulcu-zurnacılar) davet ederler.

6-      Başlık parası : Kurmanclarda başlık parası alma adeti oldukça yaygındır. Miktarı bölgeden bölgeye değişmekle beraber, günümüzde bazı yörelerde bir milyona kadar varmaktadır. Zazalarda “başlık parası” (kalın), bazı bölgelerde alınmazken, bazı yörelerde de çok cuz’i bir miktar alınmaktadır.

7-      Kurmanclara mensup bazı kadınlar; burunlarına “süs” olarak altından, yahut gümüşten yapılan ve adına “hızem” (hızma) denilen bir takı takarlar. Zaza Türkleri’ne mensup kadınlarda bu yoktur.

8-      Dak : Kurmanclarda, özellikle göçebe (koçer) aşiret mensuplarının yüz ve ellerine yaptıkları dövmelere “dak” denir.

“Dak” yapmak için, yeni anne olmuş kadının sütü alınarak buna is veya boya karıştırılır. Bu karışım, iğne ile ilgili yerlere batırılıp, çıkarılarak dövme tamamlanır.

Kadınlarda dak ; alın, şakak, çene, burun ucu, bazen de ellerin üzerine, erkeklerde ise kadınlarda olduğu gibi, umumiyetle burun ucu ve şakaklarda “nokta” şeklinde yapılır. Erkeklerde ayrıca ellerde mitolojik yaratıklar (şahmaran v.s.) ve hayvan şekilleri (yılan, akrep ve çeşitli kuşlar) yapılır...

Zazalarda bu “dak” (dövme) yoktur.

 

 

 

 YERLEŞİM BÖLGELERİ BAKIMINDAN

ZAZA VE KURMANCLAR

 

            Zaza ve Kurmancların meskun bulundukları bölgeler de, aslında onların farklı iki boyu olduklarını göstermektedir.

            Kurmancların yerleşik bulundukları mıntıkaları araştırıcılar, başlıca beş bölgeye ayırmışlardır :

1-      Yenisey Bölgesi

2-      Batı Türkistan (Horasan-Afgan) Bölgesi

3-      Dağıstan-Macaristan veya Tuna Boyları

4-      Kuzey Azerbaycan (Kür-Aras / Aran)

5-      Dicle Bölgesi[33]

 

Zazalar ise yalnızca Türkiye hudutları içinde meskundurlar. Yayıldıkları alanlar da, Dicle-Fırat-Murat ırmakları boylarıdır.Bu ırmakların havzaları dışında, hiçbir yerde Zaza Türkleri’ne tesadüf edilmez. Zaza Türkleri’nin en kalabalık bulundukları vilayetler şunlardır : Diyarbakır, Bingöl, Elazığ, Erzincan, Tunceli

Zaza Türkleri’nin meskun bulundukları bölgenin hududunu şöyle gösterebiliriz :

Urfa’nın Siverek, Adıyaman’ın Gerger, Malatya’nın Pütürge ve Arapkir ilçeleriyle, Sivas’ın Kangal, Hafik, Zara, Suşehri ilçelerinden Erzincan’ın Refahiye’sine uzanır, Kelkit-Bayburt sınırından geçerek, Tercan’ı ve Erzurum’un Hınıs’ını içine alıp, Muş’un Varto ilçesini, Bitlis’in Mutki ve kısmen de Tatvan ilçelerini, Siirt’in Sason ilçesini bünyesinde toplar, güneyden Diyarbakır’ın Kulp, kısmen Lice, Hani, Piran (Dicle), Çermik ilçelerini kapsamına alarak Siverek’te nihayete erer.

Zaza Türkleri, hududunu çizdiğimiz bu sahanın içinde yayılımlardır. Bu alanın içinde Kurmanclara mensup bazı aşiretler de vardır. Bunların diğer muhitlerden gelip buraya yerleştikleri büyük bir ihtimaldir. Çünkü çoğu konar-göçerdir. Beritan aşiretini misal olarak gösterebiliriz. Buna karşılık Zaza Türkleri’ni çizdiğimiz bu hududun dışında göremiyoruz. Mesela ; Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te, Adıyaman’da (Gerger hariç), Urfa’da (Siverek hariç), Mardin’de, Hakkari’de, Siirt’te (Sason hariç), Bitlis’te (Mutki ve Tatvan hariç), Muş’ta (Varto hariç), Erzurum’da (Hınıs hariç), Van’da Ağrı’da ve Kars’ta Zazalar’a rastlanmaz. Türkiye sınırları dışında, yani Suriye, Irak ve İran’da da Zaza Türkleri yoktur.

 

 

 

 

 

 

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Bk.Musa Anter, Kürtçe-Türkçe Sözlük, İstanbul 1967, M. Emin Bozarslan, Alfabe, İstanbul 1968, K.Bedirhan-S.Şıvan, Zımane Kurd (Kürt Dili), İstanbul 1976. Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Türkçe İzahlı Kürkçe Gramer, İstanbul 1977. Kemal Badıllı, Türkçe İzahlı Kürtçe Grameri,Ankara 1965

[2] Bk.(161) numaralı dipnottaki kaynaklar.

[3] Bk.(161) numaralı dipnottaki kaynaklar.

[4] Ehmed-i Hasi, Zazaca Mevlid, Diyarbekir 1316 (1900)

[5] Evliya Çelebi, Seyahatname, cilt:3, sf. 869

[6] Aynı eser, sf. 873

[7] Aynı eser, cilt:4, sf. 1203

[8] Aynı eser, sf.1136

[9] Aynı eser, sf.1116

[10] Aynı eser, sf.1116

[11] Aynı eser, sf.1152

[12] Aynı eser, sf.1155

[13] Aynı eser, cilt:2, sf.511

[14] Nazmi Sevgen, “Celaleddin Harzemşah-Tacik baba”, Tarih Dünyası Dergisi, sayı:22, sf. 927 (1 Nisan 1951)

[15] Prof. Dr. Osman Turan,aynı eser, sf. 110,Prof. Dr.Làszlò Ràsoyni, aynı eser,sf.168.Kadri Perk,aynı eser,sf. 206

[16] Nazmi Sevgen, aynı yazı. Ayrıca bk. M. Emin Zeki, aynı eser, sf. 78

[17] Dr. Rıza Nur, Türk Tarihi,Cilt:1, İstanbul 1972, Sf.67. Ali Kemali, Erzincan Tarihi, İstanbul 1932, sf.46. M. Nuri Dersimi, aynı eser, sf. 11. Kadri Perk, aynı eser, sf. 206

[18] Nazmi Sevgen, aynı yazı.

[19] Aynı yazı

[20] M. Şerif Fırat, aynı eser, sf. 82

[21] Dr. Rıza Nur, aynı eser, sf. 67.

[22] M. Şerif Fırat, aynı eser, sf. 17

[23] Ziya Gökalp, Makaleler II, Ankara 1982, sf. 77

[24] Prof. Dr. Osman Turan, aynı eser, sf. 229

[25] M. Emin Zeki, aynı eser, sf.171

[26] İhsan Nuri, aynı eser, (Çev. M. Tayfun), sf. 74

[27] Yezidi Kürttürkleri ile ilgili geniş bilgi için bk. Şemseddin Sami, Kamus-ül  A’lam, Cilt:6. V.Minorsky, Kürtler, İstanbul 1977,. Prof. Dr. Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1973. Bazil Nikitin, Kürtler, cilt:2,İstanbul 1978. El’müncid Fi’l Alam, Beyrut 1969 (20. baskı). Sami Said El-Ahmed, El-Yezidiyye Ahvaluhum ve Mu’tekadatuhum (Yezidiler,Durumları ve İnanç Sistemleri), Bağdat 1971

[28] Ziya Gökalp, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik İncelemeler, sf. 51

[29] Minorsky, Kürtler, İstanbul 1977, sf. 36

[30] Doç. Dr. Mustafa Erkal,Bölgeler Arası Dengesizlik ve Doğu Kalkınması, İstanbul 1972, sf. 116, 117

[31] Aynı eser, sf. 122, 123

[32] M. Nuri Dersimi, aynı eser, sf. 32

[33] M. Fahrettin Kırzıoğlu, Kürtlerin Türklüğü, Ankara 1968



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.