Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1789
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8077
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 233
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 1999 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
KAZAN HANLIĞINA ÖZGÜ ARAŞTIRMALAR-İKLİL KURBAN

KAZAN HANLIĞINA ÖZGÜ ARAŞTIRMALAR

(Bu yazı, 03.10.2009 tarihli Kazan Şehitlerini Anma Toplantısında söylenmiştir)

         Kazan Hanlığı, onun kuruluşu, ömrü ve çöküşü, bugüne kadar birçok bilim adamının ciddi araştırmalarına-kitaplar yazmasına hedef olagelmişse, bu elbette boşuna değildir. Çünkü bu konu, Rus ve Tatar uluslarını karşı karşıya getiren derin ve unutulmaz düşmanlıkların kaynağı olan hayati bir konudur. Burada, şu bir gerçeğin altını çizmenin yeridir ki, Rusya tarihi-cinayetler tarihidir, Rusya’nın komşuluk ilişkileri ise, hep cinayet içeren ilişkilerdir.

         Tatar tarihi ve Kazan hanlığı söz konusu olduğunda, ilk olarak bu sahanın uzmanı olan şu üç tarihçinin adı geçer: Hadi Atlasi (1876-1938), Gaziz Gobeydullin (1887-1938) ve Mihail Hudyakov (1894-1936). Bu üç bilginin ortak yönleri ağır basıyor: Üçü de aynı konu üzerinde ciddiyetle çalışmış ve üçünün de yazgıları ortaktır. Yani bu üç tarihçi Stalin Devri kurbanlarından olup, kendi cinayetlerinin ifşa edilmesinden korkan Rus şovenleri, onların öldürülmesini istemiştir.

         Hadi Atlasi’nin “KAZAN HANLIĞI” adlı kitabının ilk nüshası 1914 ve 1920 yılında basılmıştır. Gaziz Gobeydullin’in “TATAR TARİHİ” adlı kitabının ilk nüshası 1923 yılında basılmıştır.

         Hudyakov’un “KAZAN HANLIĞI TARİHİNE ÖZGÜ ARAŞTIRMALAR” adlı kitabının Rusça ilk nüshası 1923 yılında basılmış olup, bu kitabın, Roza Kurban tarafından çevrilmiş Türkçe nüshası 2009 yılında Berlin’de basılmıştır. İşte bu kitaptan bazı örnek alıntılar:

         1438-1552 yılları arasında, 100 yıldan fazla ömür süren Kazan Hanlığının kurucusu, Cengiz Han soyundan gelen Uluğ Muhammed’dir. “Büyük akıl, sarsılmaz enerji ve muazzam beceriklilik Uluğ Muhammed’in şahsiyetini nitelemektedir.” (s:37). “Tatarların en güçlü dönemlerinde bile, Rusya üzerindeki egemenliği, haraç almakla sınırlı kalmıştır. Tatarlar hiçbir zaman, Rus devletinin siyasi yapısına, Rus knyazlarının saltanatına, onların askeri teşkilatına, dinine ve diline dokunmamıştır” (s.155). “Rusların Kazan’ı işgal etme maksadının kökü, çoğu zaman ulusal ve ırk nefretine neden olan dini fanatizm çevresinde saklıdır.” (s:160). “Rus devletinin tehlikeli komşuluğu, Kazan devlet kuruluşlarını daima sarsmış ve han sarayını çok etkilemiştir.” (s:239). “Esir düşen Kazan sakinlerinin tüyler ürpertici katliamı, Rus tarihinin en üzücü sayfalarından biridir.” (s:200). “Rus komutanlığı, tüm erkeklerin öldürülmesini emretmiştir. Tüm askerler öldürülmüş. Şehirde tüyler ürperten bir manzara vardı. Yangınlar alev alev yanmış; evler yağmalanmış; sokaklar cesetlerle dolmuş; her yerde kan seli; derelerde kan akıyor. Şehirde ölenler o kadar çoktu ki, tüm şehirde cesetler üzerinden yürüyorlardı.” (s:199).        

 

              Tatar tarihi ve Kazan Hanlığına özgü bugünkü çalışmalardan da bazı örnekler:

         Nurulla Garif’in “KAZAN HANLIĞI” adlı kitabı 2006 yılında ve doktora tezi olarak Rusça yazılmış “TATAR ULUSUNUN AZATLIK SAVAŞI” adlı kitabı 2007 yılında basılmıştır. Nurulla Garif, Azatlık Radyosuna verdiği demecinde, “Bu kitapları neden yazdınız?” sorusuna, şu yanıtı vermektedir: “Rus Emperyalizminin bizim ulusumuza yaptığı cinai işler karşısında elbette kayıtsız kalamazdım.” Yazar bu kitaplarından dolayı, “Uluslar ve dinler arası kin ve düşmanlığı körükleme” ithamı ile mahkemeli olmuştur.

       Tatarlığa methiye okuyan Ravil Fehretdinov, “BURADADIR BİZİM ATALAR”, “ALTIN ORDA VE TATARLAR”, “TATAR TARİHİ” ve “TATAR OĞLU TATARIM” adlı kitaplarıyla tanınmış bir bilim adamıdır. İşte bu bilim adamıyla, Mirfatih Zekiyev ikilisinin arasında cereyan eden kavgayı, Vatanım Tataristan Gazetesinden öğrenmiştim. Stalin devrinden kalma son Stalinci Mirfatih Zekiyev, kendisinin Tatar olmasına rağmen, Tatar düşmanlığında Moskova’nın dayatmasını ilke edinenlerin başında gelmektedir. İşte bu adama karşı, Ravil Fehretdinov, “Tatar oğlu Tatarım” yanıtıyla ortaya çıkmış ve bu kavga, Vatanım Tataristan Gazetesinde de sürüp gitmiştir. Bu olup bitenlerden anlaşılan şu ki, Kazan Hanlığı ve Tatar tarihi ile uğraşanlar, aynı Stalin devrindeki gibi, bugün de kovuşturulmaktadır.     

          “Tatar Başını Tatar Yer” değimi elbette boşuna ortaya çıkmamıştır.  Zekiyev, 1998 yılında Kazan’da ve Moskova’da basılmış “TÜRKİ-TATAR ETNOGENEZI” adlı kitabında, bir Tatar için utanç veren sözleri hiç çekinmeden kaleme almıştır. Bu kitap, Türkçe olarak 2006 yılında “TÜRKLERİN VE TATARLARIN KÖKENİ” adıyla basılmıştır.

          Tatar düşmanlığıyla Tatar aydınları arasında itibar kaybetmiş Zekiyev, Tatarıstan’da adı geçen kitabına redaktörlük yapacak birini bulamayınca, Türkiye’de yaşayan Nadir Devlet’e redaktörlük yaptırmıştır. Nadir Devlet’in bu kitaba yazdığı redaktörlük sözleri şu ifadeler ile başlanmaktadır: “Bu eser, Prof.Dr.M.Zekiyev’in hayat icadı, yarım asırlık çok ciddi bilimsel araştırmalarının olgunlaşmış meyvesidir.” (Zekiyev, s:5). Moskova’nın emriyle yazılmış ve hiçbir bilimsel değeri olmayan bu kitap, yalanlarla doldurulmuş bir çöp torbasıdır. İşte bu Tatar düşmanı-işte bu çöp torbası uğruna yazdığı övgü dolu sözleri ile Nadir Devlet, kendisinin bir numaralı yalancı ve Moskova yanlısı olduğunu yine bir kez kanıtlamıştır. Bu kitabın hangi amaçla kime hizmet vermek için yazıldığını anlamak için, fazla ayrıntılara gerek yok, kitaptan 3 cümleyi aktarsam yeter:

         1.”Slavların ana yurdunu belirleyen güvenilir görüşler yok, olmayacak, buna ne gerek var, demek istiyorum.” (Zekiyev, s:133).

         2.”Bugün Rus sözcüğü de uzak yabancı ülke halkları dilinde, çoğu zaman Rusya’daki tüm ulusları toplu halde adlandıran, genel etnik olarak kullanılmaktadır.” (Zekiyev, s:314).

         3.”Şimdi türlü sebeplerden dolayı bizim halk, Tatar adını büyük zıtlıklar içinde kabul etmektedir.” (Zekiyev, s:280).

         Zekiyev’e göre, Rusya’daki herkes Rustur; Rusların bulunduğu her yer Rus toprağıdır; Tatar adı büyük zıtlıklar içinde kabul edildiği için, herkes Tatar değildir.

         Zekiyev gibi Tatarlık düşmanlarına karşı, Ulu Tatar bilgini Mercani çoktan yanıtını vermiştir: “Tatar adını bize tarih verdi. Bu addan utanacak bir şey yok, herkes bize Tatar diyor.” demektedir. Zekiyev, adı geçen kitabında, Ruslara yaranabilmel için, Tatarlara özgü tüm tarihi ve bilimsel gerçekleri çiğneyip geçmektedir. Ayıp, bu adamın utanma duygusu yok mudur?! Yukarıdaki 3 cümle, bugünkü sözde demokrat Rusya’nın, Rus olmayan halkları yok sayan Rus şoven siyasetinin temelini oluşturmuyor mu?!

         Rusya’nın geçmişten günümüze kadar tarihçileri öldürmesinin-cezalandırmasının sebebini anlamak zor değildir. Nasıl hırsız aydınlıktan korkuyorsa, Ruslar da tarihten, kendi geçmişinden korkuyor. Çünkü tarih geçmişin aynası olarak ulusların kimliğini yansıtıyor. Bu sebeple Rusya’da bu günlerde, sözde “tarihi dürüst yazma”(1) çabaları görülmeye başladı. Rusya Devlet Başkanı Medvedev, “tarihi bozup yazmaya karşı” bir ekip kurmuş. Epey uzun olan bu ekibin adı şöyle, “Tarihi Rusya Çıkarları Aleyhine Bozma Eylemlerine Karşı Koyma Ekibi.” Moskova’nın tarih ile oynaması yeni bir şey değildir.

         Yıl 1944, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi, Tatar tarihçilerinin Altın Orda’yı idealleştirmesini kınamış ve Tatar tarihinin sözde bilimsel(!) araştırılmasını çok acil bir görev olarak belirtmiştir. Bilim adamları topluluğunun bu siyasi dayatmaya verdiği karşılık, Bilimler Akademisinin hamiliğini yaptığı Nisan 1946 Moskova Konferansı idi. Bu Moskova Konferansı hakkında, Ravil Fehretdinov da şu alaylı ifadeyi kullanmaktadır: “1946 yılında Moskova’da gerçekleştirilen-Kazan Tatarlarının ortaya çıkışı-konulu bilimsel(!) toplantının kararlarına bayıldık”(!)

         Bu konferansta, Tatarların Altın Orda ile neredeyse hiç ilgileri olmadığı, büyük ölçüde İdil Bulgarları kökenli oldukları ilan edilir. Kazan Hanlığının bir Moğol-Tatar devleti olduğu; Kıpçaklaşmış Bulgarlar olan Kazan Tatarlarının ise, bu Moğol-Tatar yönetimiyle mücadele ettikleri ve sonunda Rusların Kazan’ı almasıyla “kurtuldukları” tezi kabul edilir. Moskova Akademisinin bu görüşünü, Kazan Akademisinin üyesi olan 81 yaşındaki Mirfatih Zekiyev günümüze kadar savunagelmiştir. Evet bu, Tatarları Bulgar yapma girişiminin sebebini anlamak zor değil. Çünkü güçlü devletlerin, köklü medeniyetlerin izini barındıran Tatar tarihi, Tatarların Ruslarca yutulmasına izin vermez. Onun içindir ki, Rus devleti ve Rus ulusu için Tatarlar, ta günümüze kadar “ezeli ve ebedi düşman” olarak algılanagelmiştir. Tarihten-tarihin hükmünden korkanlar tarih ile böyle oynarlar. Rus Emperyalizmi, tarihi istediği gibi yazabilir, fakat gerçek tarihi ve bu gerçek tarihin hükmünü değiştirmenin olasılığı yoktur. Gelecek bir tarihte Rus Emperyalizminin çöküşü-Rusların kaderidir ki, tıpkı Sovyetler Birliğinin çöküşünü yaşamış olan bugünkü Rusların kaderi gibi. Bu kaçınılmaz kader, insanlığın iradesi olduğu kadar tarihin de hükmüdür. Moskova’nın bu tarih ile oynayan anlamsız çırpınışları, Onun yakın bir tarihteki siyasi ölümünün habercisidir.

İklil KURBAN



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.