Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1793
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8167
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 233
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2000 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
MİLLİ MÜCADELEDE TÜRK KADINI I.

 
         MİLLİ MÜCADELEDE

TÜRK KADINI

 

Türk kadınının tarihte vatan uğruna yaptığı mücadeleler anlatmak ve yazmakla bitmez.

Müslüman Türk kadınının yavrusunu, “Ya şehit ol, ya gazi” ninnileriyle kundaklayıp büyütmekle başlayan kutsal vazifesi, oğlunu davul-zurna eşliğinde askere uğurlamakla devam eder.

Yavrusunun şahadet haberini metanet ve iftihar duyguları ile karşılayan bu mübarek, eli öpülesi kadınlar içinde şahadet geçerlidir.

Evladına “Ya şehit ol, ya gazi” temennisiyle cepheye yollayan bu analar, zamanı gelince bizzat cephede aktif görevler almış, savaşmış şehit ve gazi olmuşlardır.

Geçmişteki zaferler, elbette ki, beşikleri nur yüzlü analar tarafından sallanan, bu analar tarafından vatan, millet, bayrak aşkıyla yetiştirilen vatan evlatlarının eseridir.

Ancak bu zaferlerde kadınlarımızın, analarımızın kahramanlıklarını büyük bir saygıyla yâd etmemiz gerekir.

1919 yılında Türk Milleti, tarihinde görülmemiş karanlık bir döneme, esaret dönemine girmişti. Vatanın her karış toprağı düşmanlarca işgal edilmiş, istiklali elinden alınmış yıllardı, o yıllar.

Bu yıl aynı zamanda düşmana karşı onurlu bir direnişin başladığı, milli uyanış ve şahlanışın gönülleri tutuşturduğu, vatanı ve istiklali kurtarmayı amaçlayan Kuva-yı Milliye ruhunun, Milli ruh ve şuur’unun filizlendiği yıllardı.

Yunan’ın İzmir’i işgali, Anadolu’da savunma ruhunun uyanmasına ve Kuva-yı Milliye bilincinin oluşmasına neden olmuştu. Kuva-yı Milliye Yunan işgaline karşı milletin ruhunda yarattığı bayrak, vatan, ezan mücadelesiydi.

Bildiğiniz gibi Milli Mücadele, ilk zamanlarda düzenli askeri birliklerle yapılmadı. Kadınıyla, erkeğiyle, yaşlısıyla, genciyle kalbinde vatan, bayrak, iman taşıyan her Türk evladının fedakarlıklarıyla başladı.

Bu yıllarda özellikle kadınlarımızın gösterdiği kahramanlıklar, Kurtuluş Savaşımızın dinamosu oldu.

Burada Mustafa Kemal’in bir konuşmasını hatırlatmak istiyorum.

“Milleti ölümden kurtararak kurtuluşa ve istiklale götüren azim ve faaliyette, her vatan evladının mesaisi, gayreti, himmeti ve fedakarlığı geçmiştir. Bu meyanda en ziyade tebcil ile yad ve daima şükranla tekrar edilmesi gereken bir himmet vardır ki, o da Anadolu kadınının ibraz etmiş olduğu çok ulvi, çok yüksek, çok kıymetli fedakarlıktır. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının fevkinde mesaisini zikretmek imkanı yoktur. Ve dünyada hiçbir milletin kadını, Ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim” diyemez!

*     *     *

 

Milli Mücadelede Türk kadınını anlatmadan önce üç kadından bahsetmek istiyorum.

Birincisi 93 Harbi dediğimiz 1877-78 yılında yapılan Osmanlı-Rus savaşındaki Nene Hatun,

İkincisi, 1919 yılında kınalı kuzusunu askere gönderen Hatice Ana.

Üçüncüsü; Mehmet oğlu Hüseyin’in anasıdır.

*     *     *

 

Türk kadınının kahramanlık sembolüdür Nene Hatun. 93 harbinde Ruslar Erzurum’a kadar gelmiştir. Şehrin savunulmasında, Erzurumlu kadın ve erkeklerin yaptığı mücadele, tarihin şanlı sayfalarında yer almıştır.

Rusların Aziziye tabyalarına dayandığı gün, çiçeği burnunda 20 yaşında yeni bir gelindir, Nene Hatun. Erzurum’a bu kötü haber ulaşınca, şehrin kadınlarını toplayarak ellerine geçirdikleri kazmalar, baltalar, satırlar, oraklar ile düşmana saldırırlar.

Değme erkeklere taş çıkartacak bir kahramanlıkla, çirkin Rus’u püskürtmüşlerdir.

Şöyle anlatır Nene Hatun;

“Silah gürültüleri ile uyandık. Kocam baltasını kaptığı gibi dışarı fırladı. Biraz sonra dönerek; Hatun Ruslar tabyalara girmişler, sen çocuğa bak arkamdan gelme. Biz Rus’u durdururuz. Eğer düşman şehre girerse, siz kendinizi boğun!”diyerek gitti.

Daha önce Pasinler’deki Rus işgali nedeniyle Erzurum’a gelen aile yine Rus’la karşılaşmıştı.

Devam eder. Nene Hatun;

“Bütün memleketin boşaldığı, herkesin Rus’u karşılamaya, vatanı kurtarmaya gittiği bugün, ben evde nasıl kalabilirim. Ufak yavrumu Allah’a emanet ederek, evde bulunan satırı aldım ve sel gibi akan kalabalığa karışarak tabyalara doğru koşmaya başladım.

Mecidiye tabyalarını aşıp, alçağa indiğimizde düşmanın, kulaklarımızı sağır eden tüfek atışları altında, yaralananlara, ölenlere bakmadan ileri atıldık; bazen satırla, bazen taşla vuruyor, önümüze çıkan her Rus’u devirerek tabyalara doğru ilerliyorduk. Asker kardeşlerimiz bir taraftan, biz, bir taraftan tabyalara girdik. Bu tabyaların bir tarafında yaralı kardeşim Hasan’ı gördüm. Ağlayarak üzerine atıldım.”

Kardeşim Hasan, “Ağlama abla! Anamız bizi bugün için doğurmuştur. Ben de dedem gibi şehitlik mertebesine yükselmeyi her zaman istemiştim. Rus’u kovduk ya, gayrısına gam yemem”dedi ve gözlerini yumdu.

Nene Hatun o gün evde bıraktığı oğlu Nazım ve daha sonra doğan üç oğlundan sonuncusu hariç, diğerlerini Birinci Dünya Harbinde şehit vermişti.

1857 yılında Erzurum’da doğan bu kutsal ana 98 yaşında vefat etti. Kurtuluş savaşı kadın kahramanlarına her zaman ilham kaynağı oldu.

*     *     *

 

Diğeri ise Çanakkale destanını yazan Kahraman Mehmetçiğe, kınalı kuzu ismini veren Hatice anadır.

Çanakkale’de her gün yüzlerce genç savaşa katılmak üzere birliklerde toplanmaktadır. Acemi erler eğitimini ve teçhizatını tamamladıktan sonra cepheye gönderilmektedir.

Yüzbaşı Sırrı Bey, ikindi vakti yeni gelen erleri teftiş ederken, içlerinden bir tanesinin saçının bir tarafının kınalanmış olduğunu görür ve takılır;

-“Hiç erkek kınalanır mı?”

Mehmetçik;

-“Buraya gelmeden evvel, anam kınalamıştı komutanım”der ve sebebini bilmediğini ilave eder, komutanının isteği üzerine anacığına yazdığı mektupta; “Niye benim saçımı kınaladın?”diye sorar.

Gelen cevabi mektupta ise şunlar yazılıdır.

“Ey Gözümün Nur’u Hasan’ım,

Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor. Sen ecdadından, babandan aşağı kalmazsın…

Ben senin anan isem, beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor…

Sen bu ailenin seçilmiş bir kurbanısın…

Hasan’ım söyle o zabit efendiye… Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır… Ben de seni evlatlarım arasından vatana kurban adadım. Onun için saçını kınalamıştım.

Allah’ın hükmüyle, Allah seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın. Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktır.

Gözlerinden öperim.

Anan Hatice”

*     *     *

İşte bu ruhla Çanakkale savaşı kazanılmış, ancak diğer cephelerde savaş korkunç bir şekilde devam etmektedir. Cephelere asker ve mühimmat sevki ile uğraşılmaktadır.

Bilecik istasyonunda bir trenin bütün vagonları Mehmetçiklerle hınca hınç doludur.

Yağmurlu ve serin bir sonbahar gecesidir.

Trenin kalkması için kampana çalmış, istasyon hareketlenmiştir.

Sık sık çakan şimşekler, yaşlı ancak dimdik ayakta duran bir Türk anasının çehresini aydınlatmaktadır. Kadıncağız saatlerdir yağmura, soğuğa ve rüzgâra aldırış etmeden beklemektedir.

Komutan merak ve hürmet celbeden bu anaya yaklaşarak, kimi uğurlamaya geldiğini sorar.

“Söğüt’ün Akgünlü Köyünden Mehmet oğlu Hüseyin’in kendi oğlu olduğunu, ona selamet vermek için geldiğini söyler. Komutandan oğlunu çağırmasını ister.”

Hüseyin gelir. Annesinin elini öper.

Bu fedakar anne, oğlunu bağrına basar ve;

“Hüseyin’im, aslan oğlum benim…Baban Dömeke’de, dayın Şıpka’da, ağaların sekiz ay önce Çanakkale’de şehit düştüler.

Bak, tek yongam sensin!..

Minareden ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse, sütüm sana haram olsun!

Öl de köye dönme!..

Eğer yolun Şıpka’ya uğrarsa dayının ruhuna bir Fatiha okumayı unutma!

Haydi oğul, Allah yolunu açık etsin…”

Vatan ve din sevgisinin şahlandığı, bir duygu seli aldığı bu tablodan son derece etkilenen Komutan Abdülkadir Bey;

“Demek sizin ailenin erkekleri hep şehit oldular, öyle mi?”der.

Cevap bu kez, daha enteresandır.

“Yalnız bizim ailenin değil evlat, bizim köyün mezarlığına son 50 yıldır delikanlı gömülemedi. Vatan dursun da biz hepimiz ölelim ne çıkar!”

Şaşıran komutan;

“Şimdi sizin köyünüzde hiç erkek yok mu?”Cevap bu kez daha da enteresandır.

“Köyümüz bütün erkek doludur. Bizi beğenmediniz mi? Hiçbir işimiz geri kalmadı. Evelce nasıl isek gene öyleyiz. Bağrımıza Karataş bağladık; düşman mahvoluncaya kadar dayanacağız. Allah bana o günü göstermeden canımı almasın!..”

*     *     *

 

28 Haziran 1914 günü bir Sırplı, Avusturya veliahtı Arşidük Ferdinand’ı, Saraybosna’da öldürmüştü.

Bir ay sonra (28 Temmuz 1914) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Tuna Filosu, Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ı bombaladı.

Dünyayı paylaşamayan büyük devletlere hesaplaşmak için fırsat çıkmıştı. Savaş bir anda çılgın gibi yayıldı.

Almanya; Rusya, Fransa ve Belçika’ya savaş açtı.

4 Ağustos’ta İngiltere Almanya’ya karşı savaşa girdi.

Osmanlı İmparatorluğu Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yanında savaşmaya başladı.

İngiliz savaş bakanı Lord Kitcherer “Türkiye’yi yok edene kadar savaşacağız”dedi.

İngiltere, Fransa ve İtalya arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılmasını 6 adet gizli anlaşmayla karara bağladılar.

Anadolu beş cephede kan akıttı, can verdi.

Dört yıl süren savaşta yaşı kaç olursa olsun, kilosu 45’i geçen her genç cepheye gönderildi.

Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu kaybedildi.

*     *     *

 

Rus-Ermeni işgalinde yaşadığı kasaba düşmanın korkunç zulüm ve taarruzuna uğramıştı. Bu sırada babası şehit oldu.

500 civarında yiğit, Erek kasabasında toplanarak aziz vatan topraklarını savunmaya karar verdiler. Bu kahramanlar arasında bir kadın üç kardeşiyle yer almaktaydı.

Süreyya Sülün Hanım,

Yoğun bombardıman ve çatışma altında Karaköse’ye geldiler. Murat Irmağı boyunda tam birbuçuk ay düşmanla dişe diş, tırnak tırnağa çarpıştılar.

Doğu Beyazıd’a ilerlediklerinde binlerce Türk köylüsünün işkence ile öldürülmüş olduğunu gördüler.

Bu hınç ile düşmana saldırdılar.

Iğdır civarında kanlı çatışmalara girdiler. 500 yiğit yılmadan, kaçmadan dövüştüler, öldüler, asla teslim olmadılar.

Düşman devamlı takviye almaktaydı. Bu çatışmalarda Süreyya Hanım’ın üç kardeşi de şehit oldu. Kardeşlerinin kollarında şehit olmasına rağmen yılmadı, çatışma meydanını terk etmedi.

Dört kişi kalmışlardı.

Karaköse’ye çekildiler.

Burada Ziverbey Taburuna katıldılar.

Süreyya Hanım bir çatışmada yaralandı ve Erzurum’a dönmek zorunda kaldı.

Bir müddet sonra Ruslar çekildiler.

*     *     *

 

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı.

Türklere karşı haçlı anlayışı ile emperyalizmin acımasın politikası uygulanmaya başladı.

Osmanlı ordusu dağıtıldı ve silahları toplandı. Ulaştırma ve haberleşmeye el kondu.

İtalyanlar; Antalya, Fransızlar Çukurova, İngilizler; Güneydoğu Anadolu’yu işgal ettiler.

Çanakkale, Mudanya, Samsun İngilizlerce,

Zonguldak ve Doğu Trakya Fransızlarca,

Konya İtalyanlarca işgal edildi.

Doğu Anadolu’yu topraklarına katmak isteyen Ermeni çeteleri, Doğu Karadeniz’de Postus Devleti’ni yeniden kurmak için Rum çeteleri faaliyete geçti.

İstanbul İngiliz, Fransız ve İtalyanlarca ortaklaşa işgal edildi.

Vahdettin İngilizlerin idareyi mümkün olan süratle ellerine almasını isterken, Hain Ferit “Padişahın ve benim yegane ümidimiz, Allah’tan sonra İngiltere’dir”deme şerefsizliğini gösterdi.

Elde yalnız Anadolu kalmıştı. Halk yıllar boyu cepheden cepheye koşarak ölümle, cephe gerisinde vere vere yoksullaşmış ve tükenmişti.

Bu sırada Yunanistan zaferden pay almak peşinde koşmakta ve Yunanistan’ın Büyük ülküsü olan Megali İdea’yı gerçekleştirebilecek zamanın geldiğine inanmaktadır.

İngiltere’ye göre de Anadolu’da Türk kıpırdanışını bastıracak bir güce ihtiyaç vardır. Bu Yunanistan’dır. İngiltere tarafından donatılan Palikarya ordusu 15 Mayıs 1919 yılında İzmir’e çıkar.

*     *     *

I. Dünya harbinde Kafkas cephesinde şehit olan kocasının ve vatan evlatlarının intikamını almaya and içmiştir Ayşe Hanım.

15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i işgaline ilk mukavemet edenlerdendir. Kocasından kalan ziynetleri satarak at, mavzer, elbise ve çizme alır.

Yunan’ın İzmir’i ele geçirmesi ile Aydın’a gider. Burada bir Kuva-yı Milliye birliği kurar. Daha sonra Nuri müfrezesine katılır.

Aydın ve çevresindeki muharebelerde erkek gibidir. I ve II. İnönü Savaşlarına katılmıştır. Sakarya muharebesinde sol kasığından bir piyade mermisi ile yaralanır.

Tedaviden sonra müfrezesi ile Mürsel Paşa’nın birliğine iltihak eder. Büyük taarruz başlamıştır.

Ahır dağlarından aşarak düşmanın gerilerine sarkarlar.

İzmir’e giren ilk birlikler arasındadır. Bu arada bir misket sol bacağını kırar.

Bu hanım Türk ordusunun Binbaşılığa kadar yükselen Ayşe binbaşısıdır.

*     *     *

 

Türk ordusunun bir de Ayşe çavuşu vardır.

Yunan ordusu İzmir’e girince oğlu Ahmet ile birlikte 800 atlı toplayarak dağa çıkar.

Yunan ordusu ile dişe diş çarpışır.

Düşman Salihli’yi işgal edince, düşmanı Salihli’den atmayı kafasına koyar.

Bir akşam Salihli’ye girmeyi planlar, düşman Salihli’nin etrafına tel örgü çekmiş, diplerine bombalar koymuştur.

Hasan Çavuş’a

“-Bana 5-6 çift manda ve iki kalın urgan bul”der.

“Ne yapacaksınız mandaları”

“Kesip ziyafet vereceğim”

Hepsi ateş gibi akıncılardır. Hemen mandaları ve ipleri bulurlar.

Gece geç vakit tel örgülere yanaşılır. İpler tel örgü kazıklarına ve mandalara bağlanır. Hayvanlar kasabaya doğru sürülünce tel örgüler yerlerinden koparak mandaların peşinden gider.

Gedik açılmıştır. Baskın başlar.

Kısa sürede düşman tepelenir. Canını kurtaran Yunan esir olur.

Ele geçen bomba, silah ve mitralyözler yine Yunan’ı tepelemede kullanılır.

Ayşe Çavuş Salihli, Demirci, Simav ve Gördes bölgelerinde düşmana birçok zayiat verdirir.

Kütahya-Eskişehir ve Sakarya muharebelerine katılır.

Sakarya’da Haymana bölgesindedir. Topladığı atlılarla düşmana kök söktürür.

Biri omzunda, diğeri diz kapağında, üçüncüsü de üstten girip alttan çıkmak üzere üç yara almıştır.

*     *     *

 

Dört gün sonra 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa Milli Mücadeleye başlamak üzere Samsun’a çıkmıştır.

Erzurum ve Sivas kongreleri sonucu Ankara’ya gelinir.

12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Meclisi Misak-ı Milli’yi kabul eder. Milletvekillerinin çoğu İngilizlerce tutuklanır. Malta’ya sürülür.

Mustafa Kemal Paşa Meclisi Ankara’da toplar.

*     *     *

 

Fransızlar Hatay, Adana, Osmaniye’yi işgal etmişlerdir. Milli kuvvetler Fransızlarla amansız bir mücadele içerisindedirler. Kanlarıyla ve canlarıyla dövüşen Türkler Fransızlara kök söktürmektedir.

Adana’nın Külek nahiyesinin Yayla köyünden Hasan Ağa’nın Hatice, Fransızlara karşı savaşmak üzere Kilikya Milli kuvvetlerinden Emin ve Derviş Ağaların müfrezesine gönüllü olarak katılmıştır.

Haçkırı, Kelebek, Bilemedik istasyonlarında bulunan Fransız kıt’alarına yapılan baskınlarda bulunmuştur.

8 Mayıs 1920 tarihinde Pozantı’ya sıkıştırılan Fransız birlikleri çok kritik günler yaşamaktadır. Adana’daki Fransız işgal kuvvetleri komutanları Pozantı’daki birliklerine ‘Pozantı’dan çıkın Adana’ya gelin’ emrinden başka bir şey veremez.

Bu sırada, Fransızlara göre Hızır gibi yetişen bir Türk kadını, ufak bir ücret karşılığında Fransızlara kılavuzluk ederek Türkler tarafından boş bırakılmış bölgelerden geçirerek Fransız birliklerini bu kötü durumdan kurtarmak için anlaşır.

25 Mayıs gecesi harekete geçen Fransız birliği Pozantı-Gülek sosesi istikametinde yürüyüşe başlamıştır. Gün ağırırken Yayla Çukurlu Hasan Ağanın karısı Hatice Fransızları bölgenin en arızalı yeri olan Karboğazına sokarak sırra kadem basmış Fransızları Tekir yaylasından Mersin’e ulaşacak yolu yanlış göstermiştir.

Doğruca Bozkurt müfreze komutanına durumu bildiren Hatice, Bozkurt müfrezesinin Delmeli boğazında pusu kurmasını sağlamıştır.

27 Mayıs sabahı Karboğazı’ndan yürüyüşe geçen 1200 kişilik Fransız birliği Delmeli boğazında pusu kuran 44 yiğide teslim olur.

Hatice ananın Türk ordusuna hediyesi o gün; 100’ü yaralı olmak üzere 650 er ve 24 Fransız subayı esir, 2 dağ topu, 8 makineli tüfek, 1000 kadar çeşitli silah, 13 kadana, 90 katır ve bir sürü askeri malzeme ve teçhizattı.

200 Fransız askeri ölmüştü.

*     *     *

 

Yine Güney cephesinde destanlaşan bir kadınımız vardır. Adı Tayyar Rahime’dir.

Osmaniye Kazasının Kaypak Nahiyesi Râziyeler Köyündendi. Fransızların işkence ve baskılarına dayanamamış, Hüseyin Ağanın Milli kuvvetlerine gönüllü katılmıştı.

1 Şubat 1920’de Hasanbeyli civarında 9. Tümenle icra edilen taarruza müfrezesi ile katılmış, bu müsademede şehit düşen ve ateş altında kalan iki arkadaşını kurtarmak için ileri atılmıştır. Bu kahramanca hareketinden dolayı kendisine “Tayyar”(uçan) adı takılmıştır.

Güney cephesinde 9ncu Tümenin gönüllü bir müfrezesinin komutanıdır bu genç kadın.

Tümenden aldığı bir emirle 1 Temmuz 1920 sabahı Osmaniye’deki Fransız karargahına taarruz eder. Çok iyi tahkim edilmiş, bol silah ve askerle korunan karargaha ilerler. Biraz sonra üstün düşman karşısında taarruzu duran Rahime, Müfrezesine yeni bir taarruz hızı vermek, onları galeyana getirmek için sarf ettiği çabaların boşa çıktığını görünce, şiddetli düşman ateşine rağmen ayağa fırlayarak;

“Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olmanıza rağmen yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz!”diye kükrer.

Erkeklerin gururuna dokunmuştur bu sözler. Yağmur gibi yağan düşman kurşunu durduramaz bu amansız akını. Karargah binasına 10 adım kalmıştır.

Bu ateşli, kahraman, vatansever kadın şahadete erişmiştir.

Bu kayıp müfrezeyi tetiklemiş, bir hamlede Fransız karargahı ele geçirilmiştir.

*     *     *

 

Fransızlar Maraş’a girdikten sonra beraberinde getirdikleri Ermenileri kışkırtarak Türklere karşı yönlendirmektedirler. Her türlü zulüm ve tecavüzü Ermenilere yaptırmaktadırlar.

Bir gün bir Ermeni, çarşaflı bir Türk kadınına saldırarak peçesini yırtarak açmaya çalışır. Bu hadiseye Kuva-yı Milliye’nin kahramanlık sayfasına adını altın harflerle yazdıracak olan Sütçü İmam şahit olur.

Sütçü İmam, Ermeniyi orada temizler.

Bu hareket Maraş’ta Sokak çatışmalarının başlangıcı olur. Fransızlardan destek alan Rum ve Ermeniler, asırlardır merhamet ve adaleti sayesinde müreffeh ve huzur içinde yaşadıkları efendileri Türklere saldırmaya başlarlar.

Kadın, çoluk, çocuk, genç, ihtiyar demeden öldürürler. Dükkânlar yağmalanır, evler soyulur.

Bu katliamın ilk şaşkınlığı geçer geçmez canını, malını, namusunu ve haysiyetini korumak için Maraş halkı silaha sarılır.

Gittikçe sertleşen sokak muharebeleri, Maraş’ın Kayabaşı mahallesine doğru genişler. Burada kocası Bitlis’te defterdar olan bir Türk kadını hadiseleri soğukkanlılıkla takip etmektedir.

Ermeni çapulcuları evine yaklaştıkça, komşu evlerden acı feryatlar duyulmaktadır.

Sabrı taşmıştır.

Duvarda asılı duran emektar filintayı kaptığı gibi dışarı fırlar. Sokağa hakim bahçe duvarının dibinde durur. Burada mevzilenerek, el bombalarının duvarda açtığı delikten Ermeni çapulcularına ateş etmeye başlar.

Gözüne ilk dikilen gözleri kan çanağına dönmüş, saçı sakalı birbirine karışmış, üstü başı kan içinde bir Ermeni vahşinin, evine kaçmakta olan küçük bir çocuğa ateş etmek için tüfeğini doğrultmasıdır.

Amma, tetiğe basmaya fırsat bulamadan bir hayvan gibi uluyarak yere yığılır.

Sokağa bakar, o kadar kalabalıktır ki, nişan almaya gerek yoktur. Akşama kadar ateş eder. 8 Ermeni dölü öldürmüştür.

Fransızlardan yardım göremeyen korkak tavuklar yaralı ve ölülerini bırakarak kaçarlar.

Bu Türk mücahidesi, erkek kıyafeti giyerek elinde filintası ile evden çıkar, Milli Mücadeleye katılacaktır.

*     *     *

 

Müttefikler direnişi kırmak için Yunan ordusunu Batı Anadolu ve Doğu Trakya’yı işgal etmesi için harekete geçirir. Bursa ve Uşak Yunan ordusunca ele geçirilir.

Vahdettin Serv anlaşmasını imzalar. Sevr bir utanç belgesidir.

TBMM kararı üzerine Kazım Karabekir Paşa Ermenileri yenerek Kars’ı alır ve Doğu sınırını güvence altına girer Artvin Gürcistan’dan barışçı yollarla geri alınır.

Bu sırada Yunan ordusu Bursa’dan Eskişehir’e doğru ilerler, yeni kurulan fidan gibi Türk ordusu canını dişine takarak I.İnönü Savaşında Yunan’ı geri püskürtür. (6-11 Ocak 1921), Bu savaştan sonra halk yüzünü ve desteğini İstiklal ordusuna çevirir.

İngilizlerin kışkırtması ile Yunan ordusu 23 Mart sabahı iki koldan Afyon ve Eskişehir’e taarruza geçer. Birinci kol Afyon’u ele geçirir. İkinci kol İnönü mevzilerinde sert direnişle karşılanır. Daha sonra yapılan bir karşı taarruzla Yunan binlerce ölüsüyle dolu savaş alanından arkasına bakmadan kaçmıştır.

*     *     *

İnönü muharebelerinde 70.Alay Komutanı Hafız Halid Bey’in kızı 12 yaşındaki Nezahat Hanım’dan bahsetmeden olmaz.

8 yaşında öksüz kalan bu küçük kız babasının yanında birçok muharebelere katılır. İnönü muharebelerinde bilfiil çarpışmalara iştirak ederek askere moral verir.

Yaşından beklenmeyen derecede cesaret örnekleri vererek 70.Alay’ın birçok başarılarına imza atmakta gecikmez.

Özellikle Gediz muharebelerinde geri çekilen askerlerin önüne çıkarak;

“Durun! Nereye gidiyorsunuz?.. diye kükreyerek etrafına olağan üstü cesaret aşılar.

Ertesi sabah Afyon bölgesinde Türk harekâtı başlamıştır. Türk kolordusu kolayca Afyon’u alarak Bölgedeki Yunan 1. Kolordusuna taarruz eder. Yunanlılar geri çekilerek Dumlupınar mevzilerine yerleşir.

*     *     *

 

Bu sıralarda Ankara Öğretmen Okulu Konferans Salonu’nda kadınların toplantısı vardı Halide Edip Hanım “Hanımefendiler” diye söze başlar.

“Tarih, Türk’ü ateşle imtihan ediyor. Bu imtihandan, yalnız erkeklerimizin cesareti ile başa çıkamayız. Artık biz kadınlarda bu ateşe yüzümüzü çevirmek, ellerimizi uzatmak zorundayız. Ordumuzun hepimize ihtiyacı var.

Kardeşlerim,

Sizleri, milletin şerefini ve namusunu canından aziz bilen bu genç ve yoksul orduya yardıma çağırıyorum.”

Kısa bir sessizlikten sonra, kadınlar ağır ağır kalkmaya başlarlar. Hiç konuşmadan masanın önünde sıraya girerler. Masanın üstü paralarla dolmaya başlar. Yanında para olmayan mücevherlerini bırakırlar.

O sırada gözleri görmeyen, başörtülü yaşlı bir kadın “Bana ne olur Halide Hanım’ı bulun” diye haykırır. Halide Hanım’a dönerek “Çamaşırcılık yaparak geçiniyorum kızım.

YAZININ DEVAMI MİLLİ MÜCADELEDE TÜRK KADINI II.


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.