Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtl?toplam kullanıc? 1824
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayıs? 8965
Açılan toplam Tartışma konusu sayıs? 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayıs? 754
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2016 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
Ord.Prof. Reha Oğuz Türkkan`la Bir Söyleşi

TÜRKKAN Diyor ki:

`AHLAK, İNSANI YÜCELTEN SIFATLARIN EN ÖNÜNDEDİR.`

`KURTULUŞUN, İLERLEMENİN TEK YOLU VAR: EĞİTİM.`

 

 

Oğuz Çetinoğlu: Yazılı, sesli-görüntülü basında, içerisinde bulunduğumuz günlerde  Milliyetçilik en çok tartışılan konulardan biri. Bu programların amacı sizce nedir ? Milliyetçiliği yükselen bir değer olarak kamuoyuna tanıtmak mı, sorgulamak mı ?

 

Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan: Her ikisi de var. Fakat daha çoğu sorgulamak için yapılıyor.

 

Çetinoğlu:  Milliyetçiliğin târifini yapar mısınız ?

 

Türkkan: Milliyetçiliğin pek çok tarifini yapmak mümkün. En kısa ve en çok kabul görmüş tarife göre milliyetçilik; mensubu bulunduğu milletinin bağımsızlığını sağlamak ve korumak, sanayide, eğitimde ve teknolojide ileride olan ülkelere yetişmek ve onları geçmek, milletin değerlerini korumak ve geliştirmek, ahlâklı iyi eğitim almış, aile bağları kuvvetli bir insan olarak kendini yetiştirmek ve bu tür insanların çoğalmasına imkânları ölçüsünde katkıda bulunmaktır. Milliyetçilik elbette bu saydıklarımla sınırlı değildir. Bu temel prensipler çerçevesinde ve içerisinde bulunan ortam ve zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre eklemeler yapılabilir.

 

 Çetinoğlu:  Bir de `ulusalcılar` var. Sizce ulusalcılar ile milliyetçilerin birleşme ve ayrışma noktaları nelerdir ?

 

Türkkan: Kendilerine `Ulusalcılar` denilen grup;  Türkiye`nin AB ve ABD`nin dayatmaları karşısında, Kıbrıs, Kerkük ve kısmen de Doğu Türkistan konusunda, yabancıya toprak satışı uygulamalarında PKK`nın ihanetleri, Türkiye`nin bölünmezliği gibi konularda Türk milliyetçileriyle aynı zeminde birleşiyorlar. Ulusalcılar modern Türkiye`nin kurucusu Atatürk`ün Kemalist ve devrimci yönünü ön plana çıkarıyorlar. Milliyetçiler Atatürk`ü bir bütün olarak ele alıp devrimci değil, tekamülcü bir önder olarak kabul ediyorlar. Ulusalcıların çoğu, milliyetçilerin pek azı din olgusuna kayıtsız davranıyor. Ulusalcılar Türkeş`in "Türklük bedenimiz, İslâmiyet ruhumuz." söylemini asla benimsemiyorlar. Daha laik ve hatta seküler görüşlere sahipler.

 

Ulusalcıların bir kısmı eski Marksistler. Onlar, kıpkızıl komünistlerden ayrıldılar. Sovyetler Birliği çöktükten sonra kendilerini ortada kalmış gibi hissettiler. Belli bir görüşün etrafına toplanmak istediler. Yoksa belli bir güç olma imkânlarını kaybedeceklerdi. Milliyetçi düşünceler onlara diğer fikir akımlarına göre, biraz daha fazla kabul edilebilir bir sistem olarak göründü. Milliyetçiyim demeyi içlerine sindiremediler. Milliyetçilikle aynı anlama geldiğini düşünerek ve öz Türkçe olduğunu farz ederek, düşünce sistemlerine "ulusalcılık" dediler. İçlerinde samimi olanlar var. Büyük çoğunluğu eski sol tüfeklerin yani 68 kuşağının takipçileridir. Geçmişleri ile olan bağlarını tam olarak koparmaksızın  yeni bir fikir manzumesi oluşturmaya çalışıyorlar. Milliyetçilerle çakıştıkları noktalar var. Çatıştıkları noktaları ön plana çıkarmaktan kaçınıyorlar. Aralarında çok belirgin farklar yok denilebilir. Çünkü ulusalcıların da milliyetçilerin de çok çeşitli fraksiyonları var.

 

Çetinoğlu:   Milliyetçilerle ulusalcılar arasında, `kızılelma koalisyonu` olarak adlandırılan işbirliğini nasıl yorumluyorsunuz ?

 

Türkkan: Kızılelma, ulaşılması mümkün olmayan ideal hedefleri simgeler. Hedefe yaklaştıkça ideal daha uzaklara gider. Kızılelma insanları; bir ideal, bir heyecan ve aksiyon sahibi olmaya yönlendirir. Milliyetçilerle ulusalcılar koalisyonu da ulaşılması mümkün olmayan bir hedeftir. Ancak belli konularda ve geçici işbirlikleri olur. PKK karşısında daha güçlü olmalarını sağlayacaksa, ana prensiplerinden sapmamak, taviz vermemek şartıyla milliyetçilerin ulusalcılarla işbirliği içerisinde olmalarından korkmamak gerek. Güç birliği ile ülkemiz için potansiyel tehdit unsurları ortadan kaldırıldıktan sonra herkes kendi yoluna gidebilir.

 

Çetinoğlu:   Milliyetçilik kaç ayaklı bir oluşumdur ?

 

Türkkan: İdealine samimiyetle ve sıkı bir şekilde ömür boyu bağlı kalmak en önemli ayaktır. İkinci ayak olarak şuur unsurunu söyleyebiliriz. Türk milletine hizmet, şuur olarak kalben ve fikren benimsenmeli. Üçüncü ayak ise, devletin ve milletin menfaatlerini kendi menfaatlerinin önünde ve üzerinde tutmaktır. Kendi üç kuruşluk menfaati için  devletin ve milletin milyonlarca lirasının kaybına yol açan veya böyle bir oluşuma göz yuman insanın milliyetçiliği özde değil, sözde milliyetçiliktir. Böyleleri Türklüğe fayda değil, zarar verir.

 

Bu üç ayak sağlam olunca; millî ve manevî değerlere sahip çıkmak, ahlâklı olmak, sözünde durmak, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgi dolu, davranışları, giyimi, konuşması ve akla gelebilecek her hali ile çevresindekilere iyi bir örnek olabilmelidir.

 

Ahlâkın; vücudun yalnızca belli bölgeleriyle ilgili bir kavram olmadığını bilmelidir.

 

Milliyetçilik; ırkını, ırkının tarihini ve kültürünü bilmek, benimsemek ve uygulamakla mümkündür. Milliyetçi; ana dilini tam bilmeli, düşüncesini ve meramını ana diliyle en mükemmel şekilde ifade edebilmelidir.

 

Özetle iyi insan olmanın gerektirdiği her türlü mükemmel vasıflar ve üstün meziyetler, milliyetçiliği ayakta tutan, geliştiren özelliklerdir.

 

Çetinoğlu:  Milliyetçilikle ırkçılık, Turancılık ve kafatasçılık arasında ilişki var mıdır ?

 

Türkkan: Milliyetçi; mensubu olduğu ırkın tarihini, özelliklerini ve kültürünü bilmeli, ırkını sevmeli, fakat kendi ırkından olmayanlara da saygı göstermeli. Milliyetçilikle ırkçılığın ilişkisi, yalnızca aidiyet-mensubiyet duygusunda, sevgi ile bağlanmaktadır. Aynı soya mensup olan topluluklarla, mümkün olan her alanda işbirlikleri yapmalı. Farklı ırklara mensup olanları, yok edilmesi gereken düşman olarak görmemelidir.

 

Turancılık; Türk soyuna mensup insanların; bağımsız, iktisadî açıdan kakınmış, medeniyet ve kültürel yönden gelişmiş olmalarını arzu etmek ve bu arzuların gerçekleşmesi için çalışmaktır. Bu ölçüler içerisinde milliyetçilik aynı zamanda Turancılıktır. Her milliyetçi aynı zamanda Turancıdır. Burada ölçü kendi ülkesinin konumunu sarsmamak şartıyla ülke dışındaki Türklerle ve onların yurtlarıyla ilgilenmektir. Turancılık; illâ ki dünya üzerindeki Türklerin tek devlet çatısı altında toplanmalarını istemek değildir. Turancılığı dünya Türklüğünün dayanışması, kültür birliğinin korunması, milletlerarası arenalarda görüşülen haklı konularda destek verilmesi, iktisadî işbirlikleri, felâket dönemlerinde yardımlaşma olarak değerlendirmek, dil ve alfabe birliğini sağlamaya çalışmak... olarak değerlendirmek gerekir. `Ortak hareket ilkesi` dediğim; bu siyâsetin 9 alanı vardır. Bu alanları; `Uyuyan Dev / Türk Dünyası` adlı kitabımda işledim. Buna `9 dev adım` da diyorum.

 

Kafatasçılığa gelince; kafatası ölçüleri sosyolojik ve antropolojik incelemeler için alınır. Ölçüler, bir ırka mensubiyetin kesin delilleri olamaz. Denilebilir ki, kafatasçılık milliyetçilerden çok antropologları ilgilendiren bir ilim dalıdır. `Kafatası ölçüleri Türk ırkına uygun değil, bunu dışlayalım, yok edelim` şeklindeki düşüncelere hiçbir Türk milliyetçisi itibar etmemiştir.

 

Kafatası gibi genetik özellikleri araştıran antropoloji ilmi;  dünyasının her üniversitesinde olduğu gibi, bizde de ders olarak okutulmaktadır. Nasıl milletlerin içindeki çoğunluğun dili, dini, kültürü, tarihi, coğrafyası, araştırma konusuyla… ırkî özellikleri de öyle araştırılır. Bu toplumların târifi için geçerlidir. Fakat bir milletin fertleri için aidiyet hissi mühimdir ve tek ölçüdür.  Atatürk`ün `Ne mutlu Türküm diyene.` Sözü, samimiyet şartıyla doğrudur.

 

Çetinoğlu: Milliyetçiliğin son durağının; çoğunluğun azınlığa tahakkümü olduğu iddia ediliyor. Türkiye`de bu anlamda bir milliyetçilik uygulaması olmuş mudur, Olabileceğinin belirtileri var mıdır ?

 

Türkkan: Soruyu Türkiye açısından değerlendirirsek hemen, net ve kesin cevap `Hayır` olur.

Türkler tarihin hiçbir döneminde çoğunluk olarak azınlığa tahakküm etmemişlerdir. Hatta Osmanlı Devleti`nde aksine uygulamaların varlığı biliniyor. Bugüne kadar yapılmamış bir uygulamanın bundan sonra yürürlüğe konulacağının hiçbir belirtisi yoktur.

 

Ermenistan`da iş bulamayan, ekmek parasını kazanamayan 50.000`e yakın insan, Türkiye`de hizmetçi, gündelikçi ve inşaat işçisi olarak çalışabilmektedir. İranlılar, Gürcüler, Nijeryalılar ve hatta Ruslar için de aynı şeyler söylenebilir. Türk milleti, kendisinden beklentisi olan herkese kucak açmıştır, açmaktadır ve öyle kalmaya devam edecektir. Tabii dikkatli olmak kaydıyla.

 

Çetinoğlu:   Milliyetçiliğin `olmazsa olmaz`ı nedir ?

 

Türkkan: Milletinin tarihini ve kültürünü bilmeli. Bunları bilmeyen bir insanın gerçek milliyetçi olması, milletine hizmet etmesi mümkün olmayabilir.

 

Şayet varsa; dürüst ve ahlâklı olmayan, hırsız, yalancı, dolandırıcı, dedikoducu, iftiracı, başkasının sırtından geçinmeyi alışkanlık haline getiren, topluma kötü örnek teşkil eden milliyetçileri, çevresindeki milliyetçiler ıslah etmeye çalışmalı, başaramıyorlarsa çevrelerinden uzaklaştırmalılar.

 

Çetinoğlu:   Milliyetçi olmanın şartlarını 5`e indirgersek, neleri sayabiliriz ?

 

Türkkan: Birincisi: Milliyetçi düşüncelerini milletin iyiliği yönünde kullanmak isteyen kişiler, milletini; tarihi, coğrafyası, dili, dini ve top yekûn kültürü ile tanıyacak ve sevecek.

İkincisi: Bilgili ve kültürlü olacak. Kendisine yeterli olabilecek bilgi ve beceriye sahip olacak.

Üçüncüsü: Dilini iyi bilecek.

Dördüncüsü: Toplumun reddettiği kötü alışkanlıkları olmayacak.

Beşincisi: Belli bir yaşa eriştikten sonra geçimini; fikrî ve bedenî çalışmalarıyla kendisi sağlamaya gayret edecek.

 

Çetinoğlu:    Türkçü düşünce akımının ilk ismi olan Ziya Gökalp öldükten sonra 85 yıl,  aynı alanda ikinci isim olarak kabul edebileceğimiz Nihat Atsız öldükten bu yana 34 yıl,  Türk milliyetçiliğine yeni bir anlayış getiren Erol Güngör`den sonra 26 yıl, teoriysen olmamakla birlikte, lider olarak Türk milliyetçiliğine yeni bir hareket kazandıran Alparslan Türkeş`ten sonra 12 yıl geçti.

 

Geçen bu yıllar içerisinde, milliyetçilik düşüncesinin teori bazında yeni kazanımları oldu mu ? Günün şartlarına göre yeni eklemeler yapmak gerektiğine inanıyor musunuz ? İnanıyorsanız nelerdir ? 

 

Türkkan: Elbette oldu. Yeni eklemeler yapıldı, yapılıyor, yapılacak. Bunları; 1940`lı yıllarda `Türkçülüğe Giriş` isimli kitabımda ve birçok eklemelerden sonra yeni çıkan  Türkçülüğün Yeni Esasları / YÜKSELEN MİLLİYETÇİLİK isimli 517, Türkçülüğün Yeni Esasları / HEDEFE DOĞRU isimli 716 sayfalık kitaplarımda anlattım. Bunların özetinin özetini bile bir röportaj çerçevesine sığdıramayız.

 

Milliyetçiliğin teorisi, doktrini, esası değişmez. Fakat dünyada ve ülkede değişen şartlar ve öncelikler uygulama hedeflerinde değişikliğe tabidir ve olmalıdır. 21. yüzyıl milliyetçiliğinin hedefleri, her halde 1910`lardakinden farklıdır.

 

Dünya hızla gelişiyor. Türk milliyetçiliği statik değil, dinamik bir yapıya sahiptir. Türkçülüğün ilk esaslarını, Bilge Kağan ile Tonyukuk`un Orhun Yazıtları`nda görmek mümkün. Atatürk; Ziya Gökalp`in Türkçülüğün Esasları isimli kitabındaki prensiplerin çoğunu uygulamaya koydu. Ziya Gökalp`ten 20 yıl sonra,  19 yaşımın cüreti ile, az önce sözünü ettiğim  237 sayfalık Türkçülüğe Giriş isimli kitabımı yazdım. Kitap 3 ayda satılıp tükendi. 1970`li yıllarda İskender Öksüz, Ayhan Tuğcugil müstear adıyla yazdığı kitapta Türkçülüğün Esasları`na eklemeler yaptı. 1975`te Erol Güngör; Türk Kültürü ve Milliyetçilik isimli kitabını yayınladı. Ümit Özdağ da konu hakkında yazanlar arasında önemli bir isimdir. Bu arada Türkçülüğün Esasları`na zamanın ve gelişen şartların gerektirdiği eklemelerin yapılmadığını iddia edenler de oldu. Benim söylemem ayıp olacak ama, kalem tutan milliyetçi arkadaşların birçoğu bu kitaplarımı görmemiş veya okumamış olmalılar ki,   yanlış iddialarda bulunuyorlar.

 

1992 yılında önceki yazdıklarımı günün şartlarına göre yeniden düzenleyip yayımladım. Bu kitabım; Altan Deliorman, Muhittin Nalbantoğlu, Prof. Dr. Acar Sevim ve Prof. Dr. Emin Çarıkçı tarafından başucu kitabı olarak tavsiye edildi, ders olarak okutuldu.

 

Çetinoğlu: Türkiye`de derin devlet var mı ? Varsa kaldırılmalı, yoksa, ihdas edilmeli mi ?

 

Türkkan: Türklerde derin devlet kavramı tarihte vardı. Yakın zamanlarda gizli olarak yürütülüyordu. Günümüzde belki var. Fakat icraatını göremiyoruz. Belki oluyordur da kamuoyuna yansımıyordur. Zaten işin doğrusu da budur. Hukuk devletleri cinayet işlemezler, işletmezler. Fakat yurtdışından çarpık laflar eden, vatandaşlarımızı ve hâriciyecilerimizi katleden  haddini bilmezler için de caydırıcı olmak gerekir. Türkiye`de derin devlet yoksa ihdas edilmeli, varsa güçlendirilmelidir. Yapacaklarını da karda yürüyüp izini belli etmeyecek maharetle tamamlamalıdır.

 

Çetinoğlu:  Medeniyetler ve kültürler birbirlerini törpüleyip aşındırıyorlar. Küreselleşme, insanlığın varacağı son durak mıdır ?

 

Türkkan: Hayır değil. Emperyalist uygulamalar, ülkeleri millî kültürlerini korumak için tedbir almaya yönlendirecek. Böylece millî devletler güçlenecek.

 

Çetinoğlu:  Çok kültürlü sosyal hayat, kültürleri paylaşmaya ve hatta benimsemeye yol açar mı ?

 

Türkkan: Gelecekle ilgili görüşler seslendirirken iki ihtimalden söz edilir. Bu prensibi sorunuza uygularsak şöyle sormak gerek: Çok kültürlü sosyal hayat, yabancı kültürleri benimsememize yol açsın mı, açmasın mı? Eğer açmasın diyorsak, tedbirlerini ona göre almalıyız. İşin gerçeği de budur. Gidişat, yabancı kültürleri benimseyecek nesiller yetişiyor. Tedbir alınırsa, millî kültürümüzü korur ve geliştiririz. Fakat kendi kültürümüze aşkla ve akılla sarılırken, insanlığın diğer kültürlerinden de habersiz bir cehâlet içinde olmamalıyız.

 

Çetinoğlu:  Güçlü kültüre sâhip milletler milletlerarası arenalarda saygın olabiliyor. Peki  kültürler gücünü nereden almalı ?

 

Türkkan: Güçlü kültürlere eğitim yolu ile sahip olunabilir. Ezberci eğitime değil, test usulü eğitime değil, düşünmeye araştırmaya dayalı gerçekçi eğitim yolu ile sahip olunabilir. Bunu da ancak milletini tanıyan, tarihini bilen, geçmişten ders alan Türk milliyetçileri gerçekleştirebilir.

 

Çetinoğlu: Kitaplarınız birbiri ardına yayınlandı, kitabevi ve kütüphanelerin raflarındaki yerlerini aldı.  Hâtırâlarınızı yazmakta olduğunuzu biliyoruz. Gündeminizdeki diğer kitap çalışmalarınız hakkındaki bilgilerle röportajı sonlandırabilir miyiz ?

 

Türkkan: Yakında piyasaya çıkacak kitaplarım: Türklüğün Kimlik Şifresi / Biz Kimiz (Pozitif Yayıncılık), Cengiz Han`ın Kimliği ve Hayatı (Bir Harf Yayıncılık), Büyük Sürpriz  / 12 Hikâye (Bir Harf Yayıncılık). 

 

Çetinoğlu: Hocam ! çok teşekkür eder, sağlıklar ve çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim. 
 
OKUDUĞUNUZ RÖPORTAJ, 31 OCAK 2009 CUMARTESİ GÜNÜ YAYINLANAN ÖNCE VATAN GAZETESİNDEN ALINTIDIR.

 

 

Ord. Prof. Dr. REHA OĞUZ TÜRKKAN

1920`de İstanbul`da doğdu. St. Joseph, Galatasaray ve Kabataş Liseleri`nde okudu. Hukuk Fakültesi`nden ve Sorbonne Columbia Üniversitesi`nden diplomalar aldı. Uzmanlık alanlarından bâzıları: Psikoloji, Türkololoji, fütüroloji, eğitim teknolojileri ve hızlı okuma.

 

Yazı hayâtına 18 yaşında iken atıldı, Ergenekon, Bozkurt, Gök-börü dergilerini yayınladı.

 

Türkçü ve anti-komünist tavrı ile dikkatleri çekmiş, 1944 Türkçülük-Turancılık Dâvası`nın sanıklarından biri olarak Tabutluk adı anılan hücrede  3 gün 4 gece işkenceye tâbi tutulmuştur. Bu dâvâda, dönemin iktidarına muhalif olan arkadaşlarıyla birlikte, îdam talebi ile yargılanmış, 5,5 yıl hapse mahkûm edilmiştir. Askerî Yargıtay`ın bozma karârından sonra 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi`nde, Mart 1946`da berâat etmiştir. Hapiste kaldığı süre 1,5 yıldır. Beraat ve tahliyesinden sonra,  önce Fransa`ya, sonra ABD`ye gitmiş, 25 yıl Amerika`da yaşamıştır.

 

1972 yılında Türkiye`ye dönen Türkan;  1975`te Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Türkiye`nin ilk açık üniversite denemesi olan YAYKUR`un kuruluşunda görev aldı, genel sekreterliğini yaptı ve YAYKUR programları içinde psikoloji dersleri verdi. Boğaziçi ve Hacettepe üniversitelerinde de eğitim teknolojisi ve uzaktan eğitim projelerine iştirak etti.

 

Türkkan`ın hareketli bir hayâtı ve ilgi çekici bir kişiliği vardır. Amerika`da hayâtını, eğitimci, yayıncı, yazar, konferansçı, öğretim makineleri mucidi, üniversite öğretim üyesi, bilgisayar ve televizyon programcısı, eğitim teknologu olarak kazandı. Konferansçıları arasında bulunduğu bir Amerikan enstitüsü onu: `Müslüman-Türk, Fransız-Avrupa ve Anglo-Sakson, Amerikan gibi, tek kişide bulunması zor üç  kültürle yoğrulmuş olan Dr. Türkkan, gerçekte katıksız bir Türk`tür. Rönesans`tan beri az görülen türde çok yönlü, fakat o yönlerinde derinliğe varabilmiş başarılı bir şahsiyettir.` Sözleriyle takdim etmiştir. Türkler ve birçok yabancılar onu `yılmak ve yorulmak bilmez bir Türkçü` olarak tanır ve sayarlar. Türkçe, Fransızca ve İngilizce 40`dan fazla eseri yayınlanmıştır. Kitap hâlinde toplanmamış 3000`i aşkın makale, ansiklopedi maddesi, inceleme dizisi, senaryo, piyes, hikâye ve çocuk masalları kaleme almıştır.

 

Eserlerinden bâzıları: Tabutluktan Gurbete (1988),  Biz Kimiz ? (1989), Kızılderililer  (1989), Yirmibirinci Yüzyılda Dünya ve Türkiye (1990), Anlayarak Çok Hızlı Okuma, Kolay ve İyi Öğrenme Teknikleri (1991),  Türkçülüğün Yeni  Esasları /Yükselen Milliyetçilik (2006), Türkçülüğün Yeni  Esasları (2006),   Gökşin-Tunç Çağında Bir Aşk Hikâyesi (Roman – 2005), Uyuyan Dev  / Türk Dünyası (2006).

 

 



--
OĞUZ ÇETİNOĞLU


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.