Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8391
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
OSMANLI KIYAFETLERİ

Çeyiz sandıklarından müzeye

Osmanlı kıyafetleri

Halkbilimci Esat Uluumay, Anadolu ve Rumeli’ye ait 70 kıyafet ve 400 parça takıdan oluşan koleksiyonunu Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi’nde sergiliyor.

Osmanlı kıyafetleri

Osmanlı kıyafetleri

Osmanlı kıyafetleri

Osmanlı kıyafetleri

Osmanlı kıyafetleri

Osmanlı kıyafetleri

Osmanlı kıyafetleri

Osmanlı kıyafetleri

Osmanlı kıyafetleri

Giyim, insanoğlunun varlığından itibaren onun ayrılmaz parçası olmuş; zaman içinde renklilik ve çeşitlilik gösteren bir olguya dönüşmüş, dönüşmeye de devam ediyor. Tarih öncesinde kendine ağaç kabuğundan pilili etek yapmış, bazen deri bazen post ile örtünmüş, yüzyıllar geçtikçe de coğrafyaya, iklime, dokuma teknolojisine paralel gelişmeleri takip etmiş. Önceleri doğal olaylardan korunmak için sadece örtünme amaçlıyken; zamanla kültürü, gelenekleri, toplumsal statüyü, ekonomik düzeyi temsil eden bir kimlik haline gelmiş. Tarih sahnesinde insanlar yer değiştirdikçe ya da göçler onları yeni uluslarla buluşturdukça, kendi geleneklerini diğerleriyle paylaşmışlar veya onlardan kendilerine bir desen ya da bir motif katmışlar. Bu açıdan bakıldığında ‘folklorik’ dediğimiz pek çok kıyafet aslında bize, renkli bir tarih albümü öneriyor…

Anadolu, üzerinde yaşamış uygarlıklar kadar köklü ve kökeni uzun yıllar öncesine dayanan bir giyim tarihi içeriyor. Yörelerin hatta daha küçük birimlerin bile kendine ait kıyafet tercihi, zengin bir kaynağın parçalarını oluşturuyor. Örneğin, bir Türkmen ya da Yörük köyüne gidildiğinde kimin evli, kimin nişanlı, kimin dul olduğu başlığından, kıyafetin renklerinden anlaşılabiliyor.

Kişisel özellikler de giyim kuşamın oluşmasını büyük ölçüde etkiliyor. Kişinin dini, mezhebi, tarikatı, mesleği, eğitimi, kültürü, ekonomik düzeyi, genç veya ihtiyar oluşu, kıyafetin önemli günlere özgü oluşu, gündelik, ev içi ya da sokak kıyafeti olması gibi hususlar giyim kuşamın biçimini oluşturuyor.

OSMANLI’DA GİYİM
Osmanlı sultanları giyime oldukça önem veriyordu. Sarayda oluşmuş; ölen sultanların kıyafetlerini bohçalama geleneği, bugün dönemlerin sosyal tarihini ortaya koyuyor. Kaliteli giyinmeyi seven sultanlar saray bünyesinde dokuma atölyeleri kurdurmuşlardı. Hassa nakkaşları tarafından hazırlanan desenler bu atölyelerde özenle dokunurdu. Saray atölyeleri yetersiz kaldığında İstanbul ve Bursa’daki atölyeler devreye girerdi. Özellikle Bursa bu konuda önemli bir merkezdi; İran’dan ithal edilen ham ipek burada dokunurdu.

15. yüzyılda Osmanlı sarayı, başkent İstanbul’un giyim kuşamını yönlendiren bir merkez konumundaydı. İstanbullular gösterişli, pahalı kıyafetler giyerken, Anadolu ve Rumeli’nin köylerinde, kasabalarında halk sade kumaşlar ve süsten uzak kıyafetlere yöneliyordu.

Osmanlı kıyafetlerinin en önemli genel özelliği bol dökümlü, örtülü ve uzun olmalarıydı. Kadınlar şalvar, hırka, gömlek, entari; erkekler şalvar ve çarık giyerlerdi. Her meslek grubunun kendine ait bir kıyafeti bulunuyordu. İmparatorluk her türlü sanat ve zanaatte olduğu gibi giyim kuşamda da 16. yüzyılda en yüksek düzeyine ulaşmıştı. 17. yüzyılda imparatorluğun ekonomik durumuna paralel olarak dokumaların kalitesi düşmeye başladı. Aynı dönemde kıymetli madenlerin kullanımı yasaklandı…

BURSA’DA ZENGİN BİR KOLEKSİYON
2004 yılının eylül ayında açılan Uluumay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi’nde halk kıyafetleri ve aksesuarlarını tanıtan özel bir koleksiyon sergileniyor. Kafkasya’dan Bosna Hersek’e ve Arabistan Yarımadası’na kadar, Osmanlı coğrafyasına ait hemen tüm yörelerden parçaları içeriyor.

70 kıyafet ve 400 takının sergi mekânlarına yerleştirildiği müzede ayrıca; boncuk kıyafet aksesuarları, oyalar, keseler, seccadeler, bohçalar, yazmalar, yağlıklar, Anadolu ve Rumeli çorapları, Bursa ipeklileri, erkek ve kadın başlıkları, heybeler, Yörük çuvalları, Türk kahvesi ve Türk hamamı eserleri, at ve binicilik aksesuarları, levhalar, kapı aksesuarları, Osmanlı silahları, mutfak eserleri mangallar, musiki aletleri de yer alıyor.

Müzenin kurucusu, Halkbilimcisi Esat Uluumay, koleksiyonun oluşum fikrini şöyle anlatıyor: “Ord. Prof. Dr. Ziyaddin Fahri Fındıkoğlu ve Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’den folklor ve etnografyayı araştırma metotlarını öğrendim. Araştırmamda Türkiye’deki bütün dernekler kılavuzumdu. Bu uzun süreçte halkın el emeği göz nuru ile ürettiklerini görünce, onlara sahip olma arzusu uyandı. Zamanla da bulduklarımı sergileme fikri doğdu”.

KOLEKSİYONDA NELER VAR?
Koleksiyonda 8. ve 16. yüzyıllar arasına tarihli Bursa ve köyleri, Manisa, Aydın, Yatağan, Afyon, Eskişehir, Kütahya, Denizli, Çanakkale, Edirne, Kırcaali, Üsküp, Bosna, Gümülcine, Bartın, Erzurum ve daha birçok yörede kullanılan cepkenler, yelekler, takkeler, çoraplar, keseler, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar’a kadar kadın ve erkeklerin kullandığı takılar, halhallar, köstekler, pazubentler, kemerler, terlikler, nalınlar ve gelin kıyafetleri bulunuyor.

Koleksiyonu oluşturan eserlerin bir özelliği de; kıyafetlerin yörenin ve giysinin gerektirdiği gibi başlığından ayakkabısına, silahından çorabına tüm aksesuarlarıyla sergileniyor olması. Çok kullanıldığından çabuk yıprandığı için günümüze az sayıda gündelik kıyafet örneğinin ulaşabildiğini ifade eden Uluumay, koleksiyonundaki çoğu parçayı Bursa’daki antikacılardan edinmiş.

Koleksiyonunda yer alan 400’den fazla takı içinse Uluumay şunları söylüyor: “İnsanlar takıyı yeryüzünde var olmaya başladıklarından beri kullanmışlar. Karşı koyamadıkları ya da anlam veremedikleri doğa olaylarından korunma, nazardan sakınma ve dini inanışlar gibi sebepler yanında, değerli mala sahip olma ve bunu gösterme ya da kendini beğendirme içgüdüsü neticesinde ortaya çıkan süslenme ihtiyacı takının kullanım sahasını genişletmiş. Osmanlı takılarını iki ayrı başlıkta değerlendirebiliriz. Saray kuyumculuğu denen takıcılıkta altın, gümüş, platin gibi değerli madenler ve elmas, yakut, zümrüt gibi değerli taşlar kullanılmıştır. Halk takıcılığı eserlerinde ise, yöre ve sahiplerinin ekonomik özelliklerine göre, malzemeler düşük ayar altın, gümüş gibi madenler, bafon, pirinç, bronz gibi alaşımlar veya sadece boncuklar şeklindedir.”
Esat Uluumay’ın en sık karşılaştığı soru ise kıyafetlerin nasıl bu kadar yeni kalabildikleri. Uluumay bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “İki önemli geleneğimiz vardır. Birincisi Anadolu halkının ‘yabanlık’ veya ‘adamlık’ denilen, her kadın ve erkeğin önemli günlerde giymek üzere özel kıyafetlere sahip olması. İkincisi ise, bu özel kıyafetleri çeyiz sandıklarında saklamaları… Dolayısıyla pek çok kıyafet bugüne özenle korunarak ulaşabilmiş”.

Bu değerli koleksiyonu, Bursa’nın Muradiye semtinde, Fatih Sultan Mehmed’in vezirlerinden şair Ahmet Paşa tarafından 1475 yılında yaptırılan medrese binasında görmek mümkün.(Skylife Dergisi.Kasım.2007)


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.