Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8406
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
TÜRK KAĞIDI, EBRU

Türk Kağıdı

Ebru

Ebrucu bilir ki, ebru eserleri tektir, benzerine rastlanabilir ama aynısı olamaz. Ebrucu, bunu düşünerek gönlünü ortaya koyar, fırçasını kullanır, desenlerini iğneleriyle bir nakış gibi işler.

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Ebru

Lale soğanlarının tülbent içinde Türk topraklarından Avrupa`ya götürülmesinden yaklaşık otuz yıl sonra, Ebru sanatı da benzer şekilde Avrupalılarla tanışmıştır. O yıllarda, dönemin gezginlerinden Reinhold Lubenau, 1586-1589 yıllarında bulunduğu Osmanlı İmparatorluğu başkenti İstanbul`da, birçok dükkanda satılırken gördüğü ve hayranlıkla topladığı çok sayıda ebru eserini "Turkish Paper" adını vererek Hapsburg`a ulaştırıyordu. Ebru sanatı (Türk Kağıdı) , kağıt üzerindeki desenlerden dolayı "Mermer Kağıdı", "Türk Mermer Kağıdı" olarak da adlandırılmıştır.
Su üzerine desen işleme sanatının başlangıç tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 8-9. yüzyıllara kadar uzanıyor. Türkler, ebru sanatına 15. yüzyılda Türkistan`da başlamış, İpek Yolu ile İran üzerinden Anadolu`ya kadar gelmiştir. Türkistan`da konuşulan Çağatayca dilinde Ebre kelimesi  “hare, damarlı” anlamına gelmektedir. Farsçada ise abru, "su yüzü" , ebri ise "bulutumsu" anlamını taşır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise ebru kelimesi, "Bezemecilerin türlü renk ve desende yaptıkları bir tür su kağıdı" olarak tanımlanmaktadır. 


Günümüze ulaşan eski ebru eserlerini, kütüphanelerdeki kitap ciltlerinde, hat yazılarının çerçevelerinde, üzerine hat yazılmış olarak veya resmi belgelerin zemininde görebiliyoruz. Üzerinde değişiklik yapılamıyacağı için, hafif ebru yapılmış kağıtlar, Osmanlı İmparatorluğunun resmi belgelerinde ve yazışmalarında kullanılmıştır. Tarihi belirlenebilen en eski eser , her sayfasında ebru bulunan, şair Arifi`ye ait Guy-i Çevgan isimli, 1539-1540 tarihli kitaptır . Ebru konusunda yazılmış, günümüze kadar gelebilen en eski kitap ise 1608 tarihli "Tertibi Risale-i Ebri" dir. Bu kitapta sözedilen malzeme ve teknikleri, geleneksel yöntemle çalışan ebru ustalarımızın kullanması ve halen kullanılıyor olması, ebru sanatının Türk Kağıdı olarak yaşamasının temelidir. Tertibi Risale-i Ebri adlı eserde, tarihte adı yazılı olarak geçen ilk ebru ustası da anılmaktadır; Şebek Mehmet Efendi.


Ebru yapımında kullanılan malzemeler; işlem yapılacak suyun konacağı tekne olarak adlandırılan kap, kıvam artırıcı maddeler (kitre, deniz kadayıfı, salep vb.), suda erimeyen ve yağ içermeyen boyalar, sığır ödü, fırçalar, değişik kalınlıklarda iğnelerdir. 


Ancak her türlü malzeme hazır olsa da, uygun bir ortam gereklidir. Ebru yapmaya çalışılacak ortamın ısısı, havadaki nem oranı, ortamın temizliği ve sakinliğinin yanı sıra, ebru teknesine atış yapacak elin sahibinin iç huzuru da önemlidir. Ebru sevgisi olmadan, ebru teknesinin başına oturulmaz. Ebru sanatına saygı olmadan, fırça ele alınmaz. Derviş sabrı olmadan ebru teknesinden güzel eserler çıkmaz. 


Ebrucunun tekne başına oturması bir ritüel gerektirir. Sonrasındaki muhabbet, ebru teknesi ile ebrucu arasındadır. Su üstüne düşen damlaların açılımını, damlaların büyüklüğü ve küçüklüğünü, damlaların düştüğü noktaları, renklerin uyumu ve dağılımını, boyaların birbiriyle olan ilişkisini ebru teknesi mi belirler, ebru ustası mı belirler bilinmez. Ebrucu kendi iradesini, tekne kendi iradesini ortaya koymaktadır. Eğer uyum varsa güzel eserler ortaya çıkar; ebrucu, sevgisinin, sabrının ve emeğinin karşılığını alır. 


Ebrucu bilir ki, ortaya çıkan ebrunun benzerini bir daha yapamaz, bütün ebru eserleri tektir, benzerine rastlanabilir ama aynısı kesinlikle olamaz. Ebrucu, bunu düşünerek gönlünü ortaya koyar, fırçasını kullanır, atışını yapar, desenlerini iğneleriyle bir nakış gibi işler. Su üzerinde yaptığı tek bir hatanın bile geriye dönüşü olmayabilir, dikkatli çalışmalıdır. Çalışmasının sonunda suyun üzerinde oluşan benzersiz dünyayı, suyun renklerle dansını üç değişik şekilde ve farklı renklerde görecektir. Renkler, teknedeki suyun üzerinde başkadır, tekne üzerine yerleştirilen kağıda alındıktan sonra farklıdır ve ebru kağıdı kuruduğunda ise başka renklerde olacaktır. Bu süreci yaşamak , tüm aşamaları izlemek ayrı bir heyecandır.


Türk ebrusunun temel deseni "Battal Ebru" dur. Geleneksel ebrucu olmanın ilk ve son kuralı Battal ebruyu yapabilmektir . Battal ebru desenini ortaya çıkarmak, gül dalına bağlanmış at kuyruğu kılından hazırlanan fırça kullanmayı gerektirir. Kullanılan boyaların atış sırasını, öd miktarı ve su miktarını ayarlamayı bilmelidir. Hatip ebru, gel-git ebru, şal ebru, taraklı ebru, bülbül yuvası, kumlu ebru, kılçıklı ebru, hafif ebru, akkase ebru, koltuk ebrusu, çiçekli ebru, yazılı ebru diğer ebru çeşitleridir.


Ebru sevgisi farklıdır. Geleneksel ebru eserlerinde yaptığı ebrularla çığır açan ve Hatip ebruya adını veren Ayasofya Camii hatibi Mehmet Efendi, 1773 yılında evinde çıkan yangında ebrularını kurtarmak isterken ebrularıyla birlikte yanarak bu dünyadan göçmüştür. 


Ebrucu fizik, kimya, matematik gibi pozitif bilimlerden nasibini almış olmalıdır. Ebru ustalarından Üsküdar Özbekler Dergahı Şeyhi İbrahim Edhem Efendi ve Necmettin Okyay, ilgilendikleri pozitif bilimlerden dolayı "Hezarfen" (bin ilim bilen) adını almışlardır. Necmettin Okyay ebru çalışmalarında çiçekler yaparak, ebruya Necmettin Ebrusu diye anılan çiçek ebrularını kazandırmıştır.


Cumhuriyet dönemi ebru ustası Mustafa Düzgünman, ebruculuk dışında dini musiki, şiir, fotoğraf ve tespihçilik gibi el sanatlarıyla uğraşmıştır. Sahibi olduğu aktar dükkanı, dostları için bir okul olmuştur. Yazdığı "Ebruname" şiiri, ebruyu ve ebrucuyu tanımlayan güzel bir eserdir. Hocası Necmettin Okyay`ı izleyerek yaptığı ebrular ve yetiştirdiği ebrucularla bu sanatı yüceltmiştir. 


Günümüzde Mustafa Düzgünman`ın öğrencileri Fuat Başar, Alparslan Babaoğlu, Sabri Mandıracı geleneksel ebru çizgisini sürdürmektedirler. Aynı doğrultuda çalışan Yılmaz Eneş, ebru sanatına gül desenini eklemiş ve "Gülbaba" adını almıştır. Hikmet Barutçugil, geleneksel yöntemlerle birlikte yenilikler yapmış ve ebru dünyasına "Barut Ebrusu"nu kazandırmıştır. Artık, ebru ustalarının sayısı ve ebruya olan ilgi giderek artıyor, evlerimizin duvarlarını süsleyen ebru eserleri, baş köşelerde yerini alıyor.


Ebrular: Dr. Yücel Barut



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.