Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1793
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8167
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 233
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 752
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2000 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
TÜRK KÜLTÜRÜ II.

TÜRK MUTFAĞI

Türkiye`nin ulusal mutfağıdır. Osmanlı kültürünün mirasçısı olan Türk mutfağı hem Balkan ve Ortadoğu mutfaklarını etkilemiş hem de bu mutfaklardan etkilenmiştir. Ayrıca Türk mutfağı yörelere göre de farklılıklar gösterir. Doğu Anadolu mutfağı, Ege mutfağı, Güney mutfağı, Güneydoğu mutfağı, Karadeniz mutfağı, Marmara mutfağı, Orta Anadolu mutfağı gibi yöreler kendilerine ait zengin bir yemek haznesine sahiptirler.

Türk Mutfağında yer alan beli başlı yemek grupları : Çorbalar, Et yemekleri, Sebze yemekleri, Hamur işleri, İçecekler, Tatlılar

Çorbalar : Arabaşı, Bahçıvan Çorbası, Balık Çorba, Bamya Çorbası, Bulgur Çorbası, Börek Çorbası, Çatal Aşı, Düğün Çorbası, Ekşili Çorba, Ezogelin Çorbası, Fasülye Çorbası, Hamsi Çorbası, Hamur Çorbası, Helle Aşı, Herle çorbası, Ispanak Çorbası, İşkembe Çorbası, Karalahana Çorbası, Köylü Çorbası, Kuru Tarhana, , Mantar Çorbası, Oğmaç Çorbası, Patates Çorbası, Tandır Çorbası, Tarhana Çorbası, Tavuklu Şehriye Çorbası, Toğga (Toyga) Çorbası, Tutmaç Aşı, Yüksük Çorbası, Şafak Çorbası,  Sebze Çorbası, Yayla Çorbası, Yeşil Mercimek Çorbası

Et yemekleri :

Kebaplar:Adana Kebabı, Bahçıvan Kebabı, Buğu Kebabı, Cağ Kebabı, Çöp Kebabı, Döner, İskender kebap, Kağıt Kebabı, Koyun Kol Sarma, Kuzu Kapama, Manisa Kebabı, Orman Kebabı, Simit Kebabı, Şiş Kebabı, Tandır Kebabı, Testi Kebabı, Tokat Kebabı, Patlıcanlı Kebap, Şeftali Kebabı.

Köfteler : Akçaabat Köftesi, Bitlis Köftesi, Ciğer Sarma, Ekşili Ufak Köfte, Harput Köftesi, Hasan Paşa Köftesi, Izgara Köfte, İçli Patates Köftesi İnegöl Köfte İzmir Köfte, Kaburga Dolması, Kadınbudu Köfte, Kayseri Köftesi, Patates Köftesi, Patlıcanlı Köfte, Pirinçli Yeşil Soğanlı Et, Sarmısaklı Köfte, Sıkma Köfte, Sini Köftesi, Şiş Köfte, Terbiyeli Köfte, Yoğurtlu Bulgur Köftesi, Yoğurtlu Ufak Köfte, Yumru Köfte, Yuvarlama

Kavurmalar : Ayvalı Yahni, Ciğer tava, Elbasan Tavası, İncik Yahnisi, Sac Kavurma

Tavuk yemekleri : Çerkez Tavuğu, Tavuk Köftesi, Tavuk Şiş Kebabı, Tavuk Yahni, Saray Usulü Piliç

Güveçler : Ayvalı Tas Kebabı, Keşkek, Sebzeli Piliç Güveci, Tas Kebabı 

Sebze Yemekleri : Alinazik, Etli Taze Fasulye, Fasulye Dible (zetyinyağlı pirinçli fasulye), Hünkar Beğendi, Kabak Bayıldı, Kabak Musakka, Karnıbahar Musakka, Kıymalı Bezelye, Kıymalı Kapuska, Kış Türlüsü, Patlıcan Musakka, Sirkeli Patlıcan, Sirkeli Pırasa, Terbiyeli Etli Pırasa, Zeytinyağlı Kereviz, Zeytinyağlı Pırasa, Zeytinyağlı Taze Fasulye, Zeytinyağlı Şalgam, Zetyinyağlı Enginar, Zeytinyağlı Havuç, İmam Bayıldı, Şalgam Musakka, Zeytinyağlı Bakla, Zeytinyağlı Yer Elması, Karnıyarık, Kıymalı Ispanak, Mücver, Etli Kuru Bamya, Etli Kuru Fasulye, Güveç

Kuru Baklagil Yemekleri : Zeytinyağlı Barbunya Plaki, Etli Nohut, Mercimek Köftesi, Mercimekli Ispanak Başı, Mercimekli Kabak, Yeşil Mercimek Plaki, Pastırmalı Kuru Fasulye

Yumurta Yemekleri : Menemen (Yemek), Çılbır, Kaygana.

Salatalar : Batırık (bulgur salatası), Bostana Salatası, Cacık, Cevizli Patlıcan Salatası, Çoban Salatası, Fasulye Piyazı, Humus (Nohut Ezmesi), İskilip Sirke Salatası, Kısır, Koruk Salatası, Havuç Salatası, Lahana Salatası, Mercimek Piyazı, Patates Salatası, Patlıcan Salatası, Semizotu Piyazı, Tahinli Patlıcan Salatası, Yeşil Zeytin Piyazı, Yoğurtlu Semizotu Salatası, Antep Salatası

Dolma ve Sarmalar : Dolma, Türk mutfağında önemli yeri olan bir yemek çeşidi. 537 çeşit patlıcan yemeğinin olduğu Türk mutfağının, hemen her yörede yapılan milli yemeklerinden biridir. Hemen her sebzeden dolma yapılır.. (domates, soğan, yaprak sarma, patlıcan, kabak, gibi)

Dolma ve Sarma Türleri: Yalancı Dolma, Kuru Dolma, Damat Dolması, Ekmek Dolması, Ekşili Kış Dolması, Biber Dolması, Domates Dolması, Kabak Dolması, Kereviz Dolması, Lahana Sarması, Pırasa Sarması, Soğan Dolması, Yaprak Sarması, Şalgam Dolması, Nohutlu Patlıcan Dolması, Pekmezli Ayva Dolması, Patlıcan Dolması, Şekerli Ayva Dolması, İskilip Dolması, İskilip Yaprak Sarması, Kabak Çiçeği Dolması

Yalancı Dolma -Türk mutfağında et kullanmadan yapılan dolmalara verilen ad.

Yaprak Dolması -İçerisine Beypazarı`na özgü olarak kıyma ve diğer iç malzemeleri konur. Bunlar karıştırılarak harmanlanır. Daha sonra yöreye özgü salamura asma yaprağıyla sarılır. Sonra toprak testide, arasına et parçaları ve limon konarak pişirilir. Üzerine limon suyu sıkılarak ya da yoğurt konularak yenir.

İskilip dolması -adını Çorum`un İskilip ilçesinden alan özel gün ve toplantılarda yapılan özgün bir pilav türü. Sadece deneyimli ustalar tarafından yapılan İskilip dolması yapılışı zor ve zahmetlidir.

İskilip dolması, özellikle sünnet ve düğün davetlerinin vazgeçilmez yemeğidir. Evlerde günlük bir yemek olarak yaygınlaşmayışının en önemli nedeni yapılışındaki zorluktur.

Pilavlar : Büryan Pilavı, Dövme Pilavı, Hamsili Pilav (İçli Tava), Kabune (Etli Pilav), Kestaneli Pilav, Mevlevi Pilavı, Meyhane Pilavı, Müceddere, Bulgur Pilavı, Patlıcanlı Pilav, Perdelli Pilav, Sultan Reşat Pilavı, İstanbul Pilavı, İç Pilav, Özbek Pilavı, Şehriyeli, Güveç Aspurlu (Haspirli) Pilav, Domatesli Pirinç Pilavı, Örgülü Pilav, Firik Pilavı, Mercimek Pilavı.

Hamur İşleri :

Börekler : Alt-Üst Böreği, Bohça Böreği, Cevizli Çörek, Cizleme, Domatesli Gözleme, Etli Ekmek, Etli Pide, Fırında Tavuklu Mantı, Göbete Böreği, Hamsili Börek, Havuçlu Gözleme, Haşhaşlı Nokul, Ispanaklı Gözleme, Ispanaklı Börek, Ispanaklı Tandır Böreği, Ispanaklı Yufka Böreği, Kabak Kış Böreği, Kabaklı Yufka Böreği, Katmer, Kete, Kıymalı Gözleme, Kıymalı Yufka Böreği, Kıymalı Tandır Böreği, Lahmacun, Mantı, Mercimekli Bükme Böreği, Mercimekli Mantı, Nohutlu Ekmek, Paşa Mantısı, Peynirli Gözleme, Peynirli Pide, Peynirli Sigara Böreği, Peynirli Yufka Böreği, Pırasalı Yufka Böreği, Puf Böreği, Saçaklı Mantı, Su Böreği, Yeşil Zeytinli Çörek, Çıplak Börek (kabak böreği), Nokul.Çörek, Kek ve Pastalar : Peynirli poğaça, Üzümlü-kayısılı kek, Meyveli pasta.

Tatlılar : Baklava, Tel kadayıf, Künefe, Ekmek kadayıfı, Tulumba tatlısı, Pekmez Helvası, Peynir Helvası, İrmik Helvası, Gaziler Helvası, Kağıt Helvası, Un helvası, Güllaç, Lokma, Pişmaniye, Kemal Paşa Tatlısı, Gebol, Sütlaç, Şekerpare, Aşure, Keşkül, Muhallebi, Kazandibi, Tavuk Göğsü, Sultan Tatlısı, Kabak Tatlısı, Armut Tatlısı, Ayva Tatlısı, Baba Tatlısı, Hoşmerim, Kalbura Bastı, Kayısı Dolması, Kaymaklı Elmasiye, Bici bici, Nevzine, Portakal Peltesi, Sarığı Burma, Revani, Zerde, İncir Dolması, Lokum, Akide şekeri, Badem ezmesi, Şam tatlısı, Şöbiyet, Bülbül yuvası, Dilber dudağı Hoşaf ve Kompostolar : Elma Kompostosu, Kayısı Hoşafı, Erik Hoşafı, Vişne Hoşafı.

Ekmekler : Bazlama, Pide, Simit (yiyecek), Sıkma, Tandır ekmeği, Tayın ekmeği, Yufka, çekirdekli

Yufka, oklava ya da merdane ile açılan, yuvarlak ve ince hamur yaprağı. Un, su ve az miktarda yağ ile yapılır. Yufka ile yapılan yiyeceklere örnek olarak baklava, börek, gözleme, güllaç ve yufka ekmeği verilebilir. Yufka Ekmeği baklava, börek yapımında kullanılan gevretilmemiş yufkadan farklıdır. Oklava ile açılmış hamurun saç üzerinde gevreyene kadar hafifçe pişirilmesi ile elde edilir. Yufka ekmeğinin en önemli özelliği dayanıklı olmasıdır. Türk kültüründe yardımlaşarak bir seferde komşu ve akrabaların da katılımıyla yapılır. Yapıldığı zaman ise herkes için çok miktarda yapılır. Üst üste dizilerek katman halinde stoklanır ve üzeri örtülür. Kullanılacağı zaman üzerine su serpiştirip biraz bekletilerek yumuşaması sağlanır. Yenmeye hazır hale gelen yufka, öylece yenilebildiği gibi, dürüm olarak ya da çeşitli yemek malzemesi olarak da kullanılabilir

İçecekler :

Alkolsüz: Ayran, Boza, Çay, Kahve, Limonata, Pekmez, Salep, Şalgam suyu, Şerbet, Gül Şurubu, Mırra  Alkollü: Kımız, Rakı, Şarap

Türk peynirleri : Beyaz peynir, Kaşar peyniri,Tulum peyniri, Otlu peynir, Telli peynir, Çökelek,  Küp peyniri.

Çökelek, yağı alınmış ayranın ısıtılması sonucu ortaya çıkan yoğurt parçalarına denir. Buna hamçökelek de denir. Hamçökeleğin işleniş biçimine ve eklenen malzeme veya Baharatına göre ceşitli Çökelek türleri (Örneğin, tuzsuz ya da tuzu az olan türüne lor ya da lor peyniri denir) vardır.

Hedik, buğdayın kanatılmış hali. Anadolu köylerinde kadınlar harman sonunda buğdayları kaynatarak hedik elde ederler. Elde edilene hedikten; yarma, bulgur, düğür gibi kışlık yiyecekler elde edilir. Anadolu`da hedik, çocukların ilk diş çıkardığı zamanlarda da yapılıp komşulara dağıtılır ve hedik olarak da tüketilir.

Yarma, kaynatılmış ve kurutulmuş buğdayın dibeklerde dövülerek kabuğunun ayırt edilmesi sonucunda ortaya çıkan ürün. Anadolu`da keşkek yapımında kullanılır. Kışlık yiyecektir.

Bulgur; buğdaydan yapılan geleneksel bir Türk yiyeceğidir. Köftelik ve pilavlık olmak üzere iki çeşitte satışa sunulan bulgurdan çiğ köfte, bulgur pilavı, kısır gibi yiyecekler yapılır. Bulgur kandaki yağları düşürücü yönü olduğu bilinen posa/lif bakımından oldukça zengin bir gıdadır. Karbonhidrat değeri düşük, protein değeri yüksektir. Ayrıca bulgurda bulunan B1 vitaminleri, sinir ve sindirim sisteminde önemli rol oynamaktadır.

Düğür, bulgur`un incesine verilen addır.Kanatılmış buğday tanelerinden yani hedik`ten yapılır. Orta Anadolu`da bulgur evlerde taş değirmenlerde çekilerek düğür haline getirilir. Çorba, kısır, köfte gibi yiyeceklerde yörelere göre değerlendirilir.Cacık, yoğurt, su ve salatalık ile yapılan soğuk bir Türk yemeğidir. Sarımsak, nane, sirke, dere otu ve zeytinyağı ile zenginleştirilebilir. İçine rendelenmiş havuç ve marul katılan cacığa ise kış cacığı denir. Avrupa`da satsuki adıyla da bilinmektedir.

 

TÜRK (ATA) SPORLARI

 TÜRK SPORLARI : Bir ulusun sınırları içerisinde yöresel kurallara uydurularak yapılan sportif karşılaşmalara spor; Türk toplumunda geleneksel hale gelmiş olan Ata Sporlarına denir.

CİRİT : At üzerinde “Cirit” denen, kuru meşe ağacından yapılan sopalarla oynanan, at üstünde rakiplerin birbirlerine vurmasıyla oynanır.

Cirit; Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir Ata sporudur. Türkler bu Atlı oyunu Orta Asya dan günümüze taşımışlardır. 16. yüzyılda bir savaş oyunu olarak kabul edilmişti. 19. yüzyılda Osmanlı ülkesi ve sarayının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu. Cirit aynı zamanda tehlikeli bir oyun olması sebebi ile 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasaklanmıştır. Daha sonraları tekrar popüler bir gösteri oyunu olarak yaygınlaştı.

Cirit oyunu kendisi de iyi bir oyuncu olan II. Mahmut`un Tanzimat tan sonra bu oyunu bütün ülkede yasaklamasına değin İstanbul hayatının renkli bir parçasıydı. Başlıca oyun alanı tabiî ki At Meydanı’ydı. Burada her zaman cirit talimi yapan atlılara rastlamak mümkündü, fakat asıl müsabakalar Cuma günleri Cuma namazından sonra yapılır, o zaman meydanı yüzlerce atlı doldururdu. Şehir içindeki ikinci önemli cirit alanı Küçük Ayasofya ile Kadırga arasındaki Cündi (Arapça süvari anlamında. Zamanla bozularak Cindi ve Cinci olmuştur.) Meydanıydı. Evliya Çelebi Kağıthane yolunda da bir cirit meydanı olduğunu yazıyor. Topkapı Sarayında da Gülhane Bahçesine doğru büyük bir cirit meydanı bulunur, Cuma namazından sonra burada cirit oynayan saray halkına çoğu zaman padişah da katılırdı cirit oyununda saray halkı geleneksel olarak bamyacılar ve lahanacılar adlı iki takıma ayrılırlar, padişahlar da bu iki takımdan birine dahil olurdu. Saraydaki cirit meydanında bu iki takımı simgeleyen, birinin tepesinde bir bamya, diğerinin tepesinde bir lahana heykeli bulunan iki mermer sütun bugün de durmaktadır.

Tarihin eski çağlarında insan topluluklarının ulaşım ve savaş vasıtalarından olan at sürüler halinde beslenmiş, günün şartlarına göre eğitilmiş savaş zamanlarında savaş vasıtası, sulh zamanlarında da spor ve eğlence vasıtası olmuştur. Savaşı spor haline getiren, sporu en güzel eğitim aracı bilen Türk kahramanlarının çağlar boyu kazandıkları zaferlerde canları kadar aziz bildikleri atlarının büyük hissesi vardır. Bunun için atlı cirit, Türklerin en eski milli sporlarından olup, canlılardan yapma ve konuşma özelliği olan insanla taşıma ve his gücü olan atın ve cansız 110 cm’lik cirit sopasının en güzel uyum sağladığı insanla aklın bütünleştiği eski savaş kurallarının uygulandığı bir oyundur.

Atlı ciritte erlik yaşar, mertlik yaşar, sportmenlik yaşar ama her şeyden önce bir tarih yaşar.

Atalarımız barış zamanlarında at ve askerlerini zinde ve kuvvetli tutabilmek için atlı cirit sporunu tesis etmiş, insanları ruh ve bedenen eğiterek yarınlara hazırlamışlardır. Atlı ciritte hiçbir spor müsabakasında bulunmayan rakibi bağışlama, affetme şeklinde bir davranış vardır. Hasmının önünü kesip, ona ciritle vurma imkanı varken vurmayıp bağışlayan sporcu puan kazanmaktadır.Vurma imkanı yüzde yüz mevcut iken,o anda zayıf düsene vurmayı zul kabul ederek bağışlama yolunun seçilmesi, Bu yönüyle spor ve erdemin birlikte anıldığı asil bir yapıya sahiptir.

Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar, atın sağına soluna, karnının altına, boynuna yatar. Bazı ciritçiler rakibi kaçış dizisine ulaşana kadar üç-dört cirit savurarak isabet ettirmek suretiyle sayı toplar. Bu arada başına, gözüne, kulağına cirit isabet eden bazı oyuncuların yaralandığı olur. Bu türlü isabetler neticesinde ölenlerin olduğu bile vakidir. Bu durumda ölen, er meydanında ölmüş sayılır, yakınları şikâyetçi ve dâvacı olmaz. Babaları ölen çocuklarıyla öğünürler.

OKCULUK :  Türklerin ok ve yaya verdiği önem, onun inanç dünyasını da etkilemiştir. Pagan dönemlerinden beri Türkler için ok ve yay hâkimiyet sembolüydü. Hakan tahtında otururken elinde ok ve yay tutardı. Komutanlarını toplamak için onlara anlamı belli, değişik oklar yollardı. Çetirlerinde, damga ve sikkelerinde ok ve yay resmi vardır. Okçuluktaki bu töre ve semboller, daha sonra Selçuklularda da devam etmiştir. Büyük Selçuklular 1040`da Dandanakan zaferini kazanınca, komşu ülkelere gönderdikleri fetih-nâmelerin başında eski Türk hâkimiyet sembolü olan ok ve yay işaretleri bulunuyordu.

Öte yandan, tüm dünya uluslarınca benimsenen gerçekte, ok-yay ve okçuluğun Türklerce dünyaya tanıtılmış olmasıdır. Bu gerçekle ilgili tarihi kanıtların bir bölümü Ergenekon ve Oğuz Destanlarında yer alır.  

Bedenlerini çeşitli uğraşlarla en iyi biçimde eğiten Türkler, ok ve yayı çok iyi değerlendirmişlerdir.   

Maden çağının açılması ve atın eğitilmesi sonrası Türklerin Orta Asya`dan göçleriyle ok ve yayın kullanımındaki becerilerini dört bir yana yaymışlardır. Türk, Orta Asya steplerinden uzandığı her yere elinde yayı, sırtında ok sadağı, altında atı ile gitti ve bunları gittiği her yerde tanıttı.

Ünlü Türk Hakanı Oğuz Han, Gün, Ay ve Yıldız adlı üç büyük oğluna "Bozok", Gök, Dağ ve Deniz adlı üç oğluna da "üçok" demesi, Türklerin oka verdikleri önemi yansıtması bakımından büyük değer kazanır.

Çin kaynakları Eski Türklerin ok ve yay yapımındaki üstün başarılarını da anlatır.  

Ok sözcüğü, Eski Türklerde kabilelerin adlandırılmasında da kullanılırdı. Oğuz Destanında "üçok" diye bir ada rastlanır. Bu da "üçkabile" anlamındadır.

Türklerde okçuluk binicilikle birlikte beden kültürü anlayışının öncüsü olmuştur. Okçuluk sadece bir savaş uğraşı değil, zevkli bir idman ve yarışma biçimine getirilmiştir. Böylece düzenlenen her türlü törenlerde en büyük yarışmaların sembolü ok ve okçuluk olmuştur.

At üzerinde okçuluğun temel eğitimi için su nitelikler zorunlu idi; çok iyi ata binmek, yer eğitiminde çok başarılı olmak, at hızla giderken yay kurabilmek, hareket halindeki atla ön taraftan arkaya dönerek bu dönüş açısı içersindeki özellikle hareketli hedefleri vurmak ve üzerine atılan oklardan korunabilmek i için atin değişik yerlerine bedenini gizleyebilmek. Bu nedenle at üzerinde okçuluk çok zor bir uğraştır.

Eski Türklerde oklar sırtta ya da atın eğerine takılan özel torbalarda taşınırdı. Bu torbalara "Sadak" ya da "Okluk" denirdi.

Eski Türklerde ok ve yay sosyal yaşamda değişik anlamlarda da kullanılırdı. Eski Türklerde, "Akika" adı verilen bir ok atma töreni vardı. Buna, "Sehmi itizar" da denirdi. Bir kabile halkından biri barış günlerinde karşı kabileden birini öldürürse, onunda, öldürülmesi gerekirdi. Ancak, iki kabile ileri gelenleri anlaştıkları durumlarda bir meydanda ok atışı yapılırdı. Öldürenin oku, karşı kabile ileri gelenlerinin istediği yere düşerse ölüm cezası kaldırılırdı.

Türk Halkı Kültüründe At; çok önemlidir nitekim birçok halkbilimciye göre Bozkır Medeniyeti at üzerine kurulmuştur. Türkmenistan`da değeri kıymetli olan atların dişi kırıldığında altındiş takıldığı anlatılır.

Anadolu Türkleri, Toros Yörük ve Türkmen çocukların, gençlerin at yarışını bir spor haline getirdiği bilinmektedir. Özellikle düğünlerde ödüllü at yarışmaları yapılmaktadır.

Kırgız Türklerinde ilk ata biniş törenlerinde, çocuk ata bindiğinde toplanan köy halkı ve misafirleri selamlar. Çünkü bu uygulama çocuğun iyi bir lider ve yönetici olacağını gösterir.

Kırgız Türklerinde sünnet düğünlerinde yemek olarak at ve davar kesilir. Misafirler de hediye olarak at ve inek getirirler.

Özbeklerde  ise at oyunları ve yarışmaları erkekliğe geçişin simgesidir. At oyunlarının yapılış amacı topluca hareket etme ve usta-çırak ilişkilerinin pekiştirilmesidir. Oyunun sonunda yaşlı biniciler kendi atlarını gençlere verirler.

Bir Özbek sözü bunun önemi için şöyle der: "Gününden bir gün olsa at al, gününden iki gün olsa avrat".

Erzurum`da kısmeti kapalı bir genç kız, açılması için oklavayı temsili için bir ata biner ve minareye çıkar. Gök Tanrı inancında Kam`ın tahta atla semaya çıktığı bilinir.

BİNİCİLİK : Günümüzde de olduğu gibi, ulusal ve Türk Tarihinin her döneminde “At Murattır” sözcüklerine bağlı kalınarak, her Türk ata karşı sevgi, güven, ilgi duymuş ve onu kendisinden bir parça kabul etmiş,ona kutsallık tanımış,saygınlık kazandırmış, sanatında, edebiyatında, müziğinde eşsiz bir yer vermiştir.

Nazmi Sevgen;”Türklerde at ve atçılık” adlı kitabında 1937 yılında Ankara da toplanan tarih kurultayında Avusturyalı tarih bilimcisi Hoopers atın ilk evcilleştirme hareketinin İç Asya da Türkler tarafından yapıldığını, Macar tarihçisi Allfoldin de,bu konudaki ilklerin Altay Türklerine ait olduğunu öne sürmüştür.Alman tarih bilimcisi Portriatz ise “Eski çağlarda at” adlı eserinde atın M.Ö.6000 dolaylarında Türkler tarafından evcilleştirildiğini iddia etmiş ve iddiası için bazı bulguları kesin kanıt göstermiştir.

Yaklaşık olarak M.Ö.4000 yılları dolaylarında Türkler tarafından bir çekim hayvanı olarak arabalara koşulan at, askeri amaçlarla savaş sınıfı oluşmasına sonuç olarak ta Asya’nın ve öteki kıtaların tarihi ve siyasal yaşamının oluşum ve değişiminde etkinlik kazanmıştır. Türkler onunla uzaklıkları enmişler, derisinden giysi ve ayakkabı yapmışlar, lezzetli buldukları tayının etini yemişler, kısrakların sütünden mayalanma ile sağlanan “Kımız” adı verilen ve keyiflendirici içkiyi yapmışlardır. Ayrıca yele ve kuyruklarını da değerlendirmişlerdir. Kemiğinden kaymak için araç, kıllarından ağ, gözleri güneş ışığından koruyan bir tür gözlük örmüşlerdir.

Eski Türklerde at kültürü ile ilgili çeşitli bulgular bir belge olarak,bu gün çeşitli ülkelerin müzelerine değer katmaktadır.Yenisey yörelerinde eski Türkler tarafından, kayalar üzerine yapılmış at resimleri ve çok eski dönemlere ait, Türk mezarından çıkan eşyaların üzerinde süsleme sanatı olarak at figürleri kullanıldığı görülmektedir. Eski Türk destanlarında ve efsanelerinde at baş tacı dır, ayrı bir yeri vardır. Oğuz destanı atla başlar. Dede Korkut ta Bamsı Beyrek öyküsünde atla kardeşleşmiştir.

Eski Türklerin ilkel atları yakalayabilmek için Türlü yöntemler kullandıkları, kitabelerde yazılıdır. Karluk han buzullar içinden ünlü bir atı alıp çıkardığı için ad almıştır. Eski Türklerdeki “Türk atsız, kuş kanatsız” sözü çok şey anlatır.

GÜREŞ :  Türklerde en eski spor türlerinden biride Güreştir. Güreş, zorlu bir doğa içinde insanların güçlerini ve güvenlerini kolları ile denedikleri ve aradıkları bir mücadele türü olmuştur. Dindirilmez bir yaşam isteği insanları birbirine saldırmaya ve devirmeye zorlamıştır. Türkler doğaya ve kuvvete düşkün kişilerdir. Güreşte insanların üstün olduklarını kanıtlamak güçlerini topluma kabul ettirmek için uyguladıkları bir mücadele biçimidir. Böylelikle bir kişinin kuvvetini öteki kişilerle oranlama imkanı bulunur.

İlk çağlarda güreş, elbette bir tür boğuşmadır. Orta Asya devirlerinde Türkler arasında yapılan güreş müsabakalarında güreşin sporculardan birinin ölümü halinde sona erdiği bilinmektedir. Manas Destanı`nda kaydedilen güreşler bu gerçeği aydınlığa kavuşturmaktadır.

Kaşgarlı Mahmut XI. Asır Divanı-ı Lügat üt Türk’de “Çalış” ve “Çelme” kelimesinin karşılığı olarak “Güreş” (küreş) diye tanımlanmıştır. Aynı sayfada “çalışçı” kelimesi “Güreşçi” olarak açıklanmıştır. Bu büyük yazar eserinin bir başka yerinde “Kız ila küreşme kısrak ile yarışma” diye bir deyişle örnekleme yapmaktadır.

Günümüz Orta ve diğer Asya Türk toplumlarından Azeriler “gülaş”, Başkurtlar “köraş”; Kazaklar “küres”; Kırgızlar “küröş”; Özbekler “kuraş”; Tatarlar “köraş /küreş; Türkmenler “göreş”; Uygurlar’ın “küraş/küreş” dedikleri görülmektedir. Diğer Türk’lerden Gagavuzlar “küreş”; Yakutlar, Sakalar, Tuvalar ve Hakaslar ise “küraş” demektedirler.

Güreş sözcüğü bütün Türk toplumlarında birbirine benzer ya da aynı şekilde telaffuz ediliyor. Bilindiği gibi Anadolu’da da güreş sözcüğü halk arasında “güleş” ya da “küleş” diye telaffuz edilmektedir. Görülen o ki, eski ve yeni bütün Türk toplumlarında bu sözcüğün kökeninin “kür” olduğudur.

“Kür” sözcüğü eski Türk yazıtlarında (Orhun ve Yenisey) da sık sık geçmektedir ve manası “güçlü”, “sarsılmaz”, “kuvvetli” anlamına gelmektedir. “Eş” ise eski ve yeni Türkçe’de ”arkadaş” anlamına gelmektedir. “Kür-eş-mek” kendisine denk başka biriyle aynı mücadeleyi paylaşmak ve yarışmak anlamına gelmektedir Sımakov, bu konuyu daha sade şekilde şöyle yorumlar. “Türkler de 7. ve 8. Asırlarda güçlü kuvvetli kişilerin karşılıklı eşleşerek at üzerinde ve yerde saatlerce kür-eş yaparlardı” demektedir.

Her toplumun kültür hayatında farklı boyutlarda görülen güreş sporu, Türk spor geleneğinde çok zengin bir yere sahiptir.

İlk Türk güreşlerini, ilk Batı medeniyeti güreşlerinden ayıran birçok özellik bulunmaktadır. Bunlardan birisi Türkler de namahrem yerlerinin her zaman giyimli ve kapalı olmasına rağmen Batılıların çırılçıplak güreştikleri net olarak görülmektedir. Diğer bir ayırıcı özellik ise geleneksel tarzda yapılan Türk güreşlerinin hepsinde müzik bulunmaktadır. Diğer toplumlarda bu gelenek sadece İranlılarda vardır ki bu da bunlara IX. Asırlarda Türklerden geçmiş olduğu bildirilir. Ancak şu ana kadar tespit edilen belge ve bulguların hiç birisi, Türk güreş geleneğinin zengin boyutlarını yansıtmamaktadır. Çünkü güreş, atlı (binicilik) sporlarından sonra Türk’lerin sosyal yapı ve yaşayışlarının her safhasında görülebilen diğer bir spordur.

Er Meydanında Güreş bu nağmelerle başlar;

Hoş geldiniz, sefâ geldiniz erler meydanına!

Şeref verdiniz, zümrüt Kırkpınara!

Besmele ile,

Kispetleri çektiniz ince bele.

Okudunuz, üflediniz hazret-i Pîre.

Söğüt dalından odun olmaz!

Moskof kızından kadın olmaz!

Her ana nın doğurduğundan pehlivan olmaz!

Hey! Hey!

Allah Allah İllallah.

Hayırlar gele İnşallâh.

Pîrimiz Hamza Pehlivan. 

Aslımız, neslimiz, pehlivan. 

İki yiğit çıkmış meydana, 

İkisi de birbirinden merdâne. 

Alta geldim, diye erinme, 

Üste çıktım, diye sevinme. 

Alta gelirsen apış, 

Üste çıkarsan yapış. 

Vur sarmayı kündeden at. 

Gönder Muhammede selavat. 

Seğirttim gittim pınara. 

Allah ikinizin de işini onara!...

Güreş Türleri:

Yağlı Güreş : Kırkpınar’da yapılan yağlı güreş, güreşçilerin altlarına kıspet (Deriden yapılmış beli düz, kıvrımsız pantolon) giyip, üstlerinin zeytinyağı ile tamamen yağlanması sonrasında açık havada yöresel kurallara göre yaptıkları güreş türüdür. Deste, küçük orta, büyük orta, baş altı ve baş olmak üzere sınıflandırılır. Güreşçiler kilolarına göre değil, bilgi ve ustalıklarına göre güreşirler. Güreşte belirli bir süresi olmayıp bir taraf yenene kadar sürer.

Karakuçak Güreşi : Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Türkler tarafından başlatılmış, serbest stil tarzında yapılan güreş şeklidir.

Aba Güreşi : Üst tarafa giyilen Aba’ya istinaden bu ismi alan güreş türü Hatay civarında serbest stilde yapılır.

SAYOKAN :  Kökleri Orta Asya`ya dayanan, yaklaşık M.Ö 6.7 bin yıllarından başlayan Türk tarihinde bulunan bilgiler derlenmiş ve stratejileri oluşturulmuş bir Türk savaş sanatıdır. Nihat Yiğit tarafından gündeme getirilmiş ve Savaş Sanatları Ustaları Dünya Federasyonu tarafından analiz edilerek resmi bir branş olarak dünyaya tanıtılmaya başlanmıştır. Sayokan Dünya Federasyonu Amerika Newyork ta 2002 yılında kuruldu. 

05.Ocak.2005 tarihinde Türkiye’de Türk Savas Sanatı Sayokan Federasyonu kuruldu akabinde Dünya Federasyonu Amerika da fes edilerek Türkiye’de yeniden 07.12.2006 tarihinde kurulmuş ve faaliyetlerine devam etmektedir.

Nihat YİĞİT bu sisteme “SAVAŞÇININ YOLU ve KAN’ı cümlesini uygun görmüş, bu cümledeki sözcüklerin baş hecelerini alarak kısaltmıştır. Onun ifadesi ile, “Savaşçı” Mete Han’dan Atatürk’e kadar gerek bedensel, gerekse ruhsal, zihinsel yetenek ve erdemliliğe sahip eşsiz devlet adamlarımızı, komutanlarımızı, kahramanlarımızı, “YOL” ise bu eşsiz insanların bu yetenek ve erdemliliğe giden yolunu, “KAN” ise yine bu eşsiz insanlarla olan bağımızı ifade etmektedir.” diye tanımlıyor. Tabiatı ile uzak doğu savaş sanatlarına bu alanda alternatif, yerelliği ve milliği olan bir kültürleştirme hareketi olunca kolay kabul edilebilir görünmektedir.

Sayokan’ın Teknik Yapısı : Sayokan 4 bölge-4 hilal üzerine kurulmuştur. Her bir hilal ayak hareketi büyük komutan Alparslan`ın Malazgirt savaşında kullandığı hilal stratejisini ifade eder. Rakip hilalin içine hapsedilir ve teknik uygulamaya geçilir.

Sayokan vuruşlu-yere serme sistemine sahiptir. Kahramanlık Oyunlarındaki cenkler bu kural anlayışı ile icra edilir. Ayrıca Sayokan`ın öğreti ve teknik anlayışı zıtlıkların birliği kuramı üzerine kurulmuştur. Bu anlayış teknik alanda kişiyi sağ ve sol yeteneklerini aynı seviyede geliştirir. Öğreti boyutunda ise kainatın bu anlayış ile yaratıldığını bilir ve yaşamında eksi ve artı değerleri dengelemesini öğrenir. Bu anlayışın tekniksel alanda uygulanışı başka savaş sanatlarında yoktur. Tüm temel tekniklerde uzuvlar araçtır, destekleyici, ivme kuvvetini artırıcı unsur gövdedir. Örneğin, yumruk tekniğinde kol ve el araçtır. Yumruğu destekleyen, itici güç ve ivme kazandıran gövdedeki başka kas guruplarıdır. Bu anlamda Sayokan’ın teknik hareket analizi ile diğer savaş sanatlarının teknik analizleri arasında çok ciddi farklılıklar vardır. Tekniklerde orak, kanca, tırpan, kalkan gibi tanımlamaların olması sadece isimlendirmeden ibaret değildir.  

Temel El Teknikleri: Ok yumruk - Orak yumruk - Kanca yumruk - Döner dirsek - Sağ ve sol sancak - Gökkuşağı - Kalkan - Burgu - Kılıç el - Sarmala at - Ters sarmala at - Osmanlı eli - Direk ok - Direk orak - Direk Osmanlı eli.  

Temel Ayak Teknikleri : Alt, orta ve üst tırpan - Omca - art tekme - Art orak tekme - ön tekme - yan tekme - Eklem tekmesi - Ters eklem tekmesi - Durduran tekme.



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.