Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8397
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
ÜÇ EFENDİLER ....

 

   Her milletin tarihinde, en zor zamanlarda milleti yönlendirici, uyarıcı ve aydınlatıcı YILDIZ ŞAHSİYETLER gelmiştir. Tarihte isimlerinin zikredilebilmesi için bu şahsiyetler milletin kaderine ve geleceğine yön veren önemli fikirleri ve hizmetleri büyük bir sabır, metanet ve fedakarlıkla icra ederek tarihe geçerler. Böylece milletin kalbinde yerlerini bulurlar, büyük coşkuyla sevilirler ve sayılırlar. Düşmanları tarafından, gizli bir hayranlık duyulmasına rağmen şiddetli tenkit kampanyasına uğrayarak karalanırlar ve hakarete maruz kalırlar. Buna rağmen yılmadan, usanmadan,vatan ve millet hizmetinden asla vazgeçmezler.

    İşte 20’inci yüzyılda Doğu Türkistan tarihine ve siyasetine damgalarını vuran, Doğu Türkistan’ın istiklal davasında büyük fikirler üreten ve hizmetlerde bulunan tarihi kişilerin başında hiç şüphesiz ÜÇ EFENDİLER gelir: Mesut Sabri Baykozi, Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin.

    Bu liderlerimiz, Doğu Türkistan Türklerini, Çin, Rus ve dünya bir kanser gibi yayılmakta olan Komünist akımlarının etkisine düşmekten kurtarmak, asırlardan beri ihmal edilen milli şuuru yani Türk olma idrakiyle Türk milliyetçiliği fikrini, genç nesillerin gönüllerine aşılamak için büyük çabalar sarf eden YILDIZ ŞAHSİYETLERDİR. Maalesef, Doğu Türkistan’da yüz yıllardan beri mevcut olmayan, birlik beraberliğimizi ve dirliğimizi kemiren kabilecilik, şehircilik ve şahsiyetçilik gibi illetlerden kurtarıp, milli birliğin sağlanmasının ancak Türk milliyetçiliği fikri etrafında toplanmak ve yüce dinimiz İslamiyet’e sımsıkı sarılmak suretiyle gerçekleşebileceğinin ve dolayısıyla milli kurtuluş mücadelemizin MİLLİ ŞUUR ve GÜÇLÜ MANEVİYAT oluşturacak birlik beraberlik içinde büyük güç kazanacağını hep ifade ederlerdi ve bıkmadan usanmadan telkinde bulunurlardı.belgeler göstererek makaleler yayınladılar.Aynı zamanda bu yayınlarda Türk milliyetçiliğinin bayrağını açtılar ve meşalesini yaktılar.

    Daha Nanking’de (Çin’in o zamanki başkenti) siyasi mücadelelerini yürütürken, propagandanın önemini kavrayan üç efendiler, gazete ve dergiler yayınlayarak Çin halkına ve dış dünyaya Doğu Türkistan’ın tarihini, kültürünü ve medeniyetini tanıtıcı yazılar yazdılar. Doğu Türkistan Türklerinin Çinli olmadığını ispatlayan belgeler göstererek makaleler yayınladılar. Aynı zamanda bu yayınlarda Türk milliyetçiliğinin bayrağını açtılar ve meşalesini yaktılar. Bu yayınlarda işledikleri TÜRKÇÜLÜK ve TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ve MİLLİ ŞUUR ile başlattıkları Türk Milliyetçilik hareketi, Çinlileri,Rusları son derece tedirgin etmeye başlamıştı.Mesela,Doğu Türkistan’daki Çin askerlerinin başkumandanı,general Sung Şi Leng 1947 senesinde Urumçi’de “Yeni Sinkiang’ı Kurma Derneği” tarafından tertip edilen bir toplantıda,”Başlangıçta farkına varmamışız.Şimdi anlaşıldığına göre,milliyetçi denen zümre,solcu denilen zümreden daha tehlikeliymiş.Solcuların milli ve dini tarafları olmayıp,bütün gayeleri iktidarı ele geçirmekten ibarettir.Fakat milliyetçiler, meseleyi bütün yönleriyle alıyorlar” diyerek endişelerini dile getirmişti.

    Doğu Türkistan, Çin idaresi altında olmasına rağmen, Mesut Sabri Baykozi, Mehmet Emin Buğra ve İsa Yusuf Alptekin tarafından izlenmeye başlayan milli siyaset, Sovyetler Birliği’ni de son derece rahatsız etmeye başlamıştır.O senelerde Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti Taşkent’te çıkmakta olan “Şark Hakikatı” gazetesi,Nisan 1949’da yayınlamış olduğu 4. sayısında Mehmet Emin Buğra, Mesut Sabri Baykozi, İsa Yusuf Alptekin, Polat Turfani, Kuban Koday ve Hacı Yakup gibi milliyetçilere şu şekilde hücum etmektedir.

    “Doğu Türkistan’da az da olsa Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar halkları yaşamaktadır. Bu halkları Sovyet toprağında çoktan kendi istiklallerini (!) ve siyasi hukuklarını (?) elde ederek yaşamakta olan kardeşlerinden ayırmak mümkün mü?  Halbuki yukarıda zikredilen Özbek, Kazak, Kırgız, Tatar halkları, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tataristan’ı teşkil eden halklar çoktan şekillenme cereyanını geride bıraktıkları halde onları Türk Milleti diye kendi milletlerinden ayırmak haksızlık değil midir?

    İşte bu meseleler üstünde durduğumuzda; Mesut Sabri Baykozi, Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin, Polat Kadiri (Turfani), Kurban Koday ve Hacı Yakup gibilerin Uygur, Kazak, Özbek, Kırgız ve Tatar halklarını suni şekilde “Türk” milleti olarak kabul etmeleri onların Pan Türkizm fikrini ve siyasetini açık teşvik ettiklerini İspatlar.

    İsa Yusuf Alptekin, Mehmet Emin Buğra, Mesut Sabri Baykozi, Polat Kadiri (Turfani), Kurban Koday ve Hacı Yakup ve diğer Pan Türkistler “Uygur” ismini kullanmak istemiyorlar. Onlara göre Uygur milleti Türk milletidir

    Sovyetler Birliği hızını alamamış olacak ki, İsa Yusuf Alptekin Türkiye’ye gelip yerleştikten sonra bile kendisini Pan Türkist olarak suçlamaya devam etmiştir. Mesela, Karabayev, Türkmenistan Sovyet Sosyalist Komünist Partisi Merkez Komitesinin,siyasi ve ideolojik “Türkmenistan Komünisti” dergisinin Ekim 1973 tarihli sayısında yayınlanan “Pan Türkizm Reaksiyoner Burjuva İdeolojisinin Hizmetinde” başlıklı yazısında,Doğu Türkistan, Batı Türkistan ve Türkiyeli bazı Türkçü ve milliyetçilere çatarak şunları kaydetmektedir;

    Üç efendilerin, Doğu Türkistan’da başlattıkları Türkçülük ve milliyetçilik akımının daha sonraki dönemlerde Komünist Çin idaresi altında doğup büyüyen, Komünist Çin eğitin sistemi içinde yetişen, Doğu Türkistanlı gençlik üzerindeki tesirlerini, o dönemde yetişen gençlerden biri olan Dolkun İsa Beyin kaleminden okuyalım;

   “Zamanında, Üç Efendiler ve Üç Efendiciler diye adlandırılan milliyetçiler, İslam, Milliyetçilik ve Türkçülük düşüncelerini Altay yayınevi vasıtasıyla propaganda etmişti. Erk gazetesi, Doğu Türkistan halkında vatanperverlik, milliyetçilik duygusunun uyanmasında çok etkili rol oynamıştı. Birtakım aydınlar grubunun yetişip çıkmasına ve bir araya toplanmasına etki göstermişti. Milliyetçilik, vatanperverlik şuuru ile büyüyen, güçlenen bu aydınlar grubu daha sonraları Doğu Türkistan demokratik mücadelesinde rol oynadı.

    Üç Efendilerin, 30’lu ve 40’lı yıllarda ekmiş oldukları Türkçülük ve milliyetçilik fikirlerinin 80’li yıllarda ortaya çıkmaya başlayan Doğu Türkistan Demokratik Gençler Hareketinde belli derecede etkisi olduğu bir hakikattir.” (Doğu Türkistan Sesi Dergisi, sayı 95)

    “…Türkiye İsa Yusuf Alptekin, Tahir Çağatay, Alpaslan Türkeş, Emin Buğra ve başkaları, Almanya’da yaşayan Veli Kayyum Han, Baymirza Hayıt gibi burjuva milliyetçiler, vatan hinleri, emperyalist ideolojinin yandaşları, Pan Türkçülük ideolojisinin liderleridir

    …Pan Türkçüler Türk dillerinde konuşan bir bütün Türk Milleti olarak saymakta, Türk halklarının tarihini ve dilini birleştirmeye çalışıyorlar. Aslında ise Türk dilinde konuşanlar bir millet değildir, çok şanlı milletlerdir. Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar, Türkmen, Azeri, Başkurt, Türk gibi milletler tarihinin hiçbir devrinde bir bölgede birleşik bir devlet sınırı içinde yaşamamışlardır.

    …Pan Türkistlerin, burjuva milliyetçilerinin arzusu Türkiye’de yaşayan Kürt, Laz, Çerkez, Arap gibi milli azınlıkların adlarının kullanılması nasıl resmen yasak edilmişse, Orta Asya’da Özbek, Uygur, Türkmen, Kırgız, Kazak, Karakalpak, ve Tacik adını kullanmayı da yasak ettirmektir…”

    Karabayev’in bu yazısından da anlaşılacağı gibi, Orta Asya’da Özbek, Kazak, Kırgız, Azeri, Türkmen, Tatar, Tacik, Karakalpak, Uygur vs. yok “TÜRK” var; Türkiye’de Kürt, Laz, Çerkez, Arap vs. yok “TÜRK” var diyen herkes “Pan Türkist”tir.

    Böylece Üç Efendiler, Çinliler, Ruslar ve onların kuyrukları tarafından “Pan Türkist” olarak suçlandılar. Çin ve Rus idarecileri ve kuyrukları tarafından istenmeyen kişiler olarak ilan edildiler.. Aynı durum, Tayvan’a sığınan Milliyetçi Çin yöneticileri ve Komünist Çin idarecileri tarafından da devam ettirildi. Faaliyetlerin akim kalması için çeşitli desiselere başvurmuşlardır. Çin ve Rus yönetimi tarafından çıkarılan bütün engel ve zorluklara cesaretle karşı koyarak tehdit, teklif, taltif gibi düşmanın kendilerine yöneltilen sinsi manevralarının ağına düşmemişlerdir. Doğru bildiklerini söylemişler ve düşündüklerini yazmışlardır.

    Doğu Türkistan’da iken bu eğilmez, bükülmez, taviz vermez karakterli liderlerin etrafına ilimli, bilgili, milliyetçi, vatanperver gençlerin gün geçtikçe çoğalarak katıldığını gören düşman, boş durmadı, fitne fesatlarla karşı taarruza geçti. Buna rağmen Üç Efendiler bitmeyen bir sabır, çelik gibi bir irade ve metanetle devamlı bir mücadele içinde bulunmuşlardır. Bu mücadelelerinde maddi ve manevi hiçbir fedakarlıktan çekinmemişlerdir. Çeşitli külfet ve mahrumiyetlere katlanmalarına rağmen ağızlarından bir kere dahi olsun pişmanlık sözü ve şikayet çıkmamıştır.

                                                                               Aslan ALPTEKİN

 

 

 

MEHMET EMİN BUĞRA

 

    Devlet adamı, tarihçi, din alimi, siyasetçi hukukçu, eğitimci ve komutan sıfatlarının yanında birde edebiyatçı olan Mehmet Emin Buğra bey, 12 Şubat 1901 yılında  Hoten vilayetinin İlçe nahiyesinde dünyaya geldi. Yörenin sayılı din alimlerinden birisi olan babası Pirabidin Hacı’yı küçük yaşta kaybetti. Dört erkek ve iki kız kardeşiyle annesi Sarine Banu hanım tarafından büyütüldü. Yüksek tahsilini Hoten’in Karakaş nahiyesindeki devrin ünlü medresesinde Arap ve Fars dili edebiyatı üzerinde tamamladı.

    1922-1930 yılları arasında Karakaş Oybağ medresesinde İslam hukuku müderrisliği yaptı. Yüksek ilmi yeteneğinden dolayı kısa zamanda tanındı.

    Özellikle genç müderris ve öğrencileri örgütleyip, vatanı işgal eden Çin hakimiyetinin dehşet verici zulüm ve baskılarına karşı çare ve tedbir arayışına girdi. Haksızlıklara karşı yükselen seslerin kanla bastırıldığı bir dönemde bütün ülkeyi dolaşarak aydın bildiği kişilerden akıl aldı, onlara danıştı.Bu gezileri sırasında Çin hükümetinin askeri gücünü ve yöre halkının psikolojik durumu gibi stratejik konularla ilgilendi.

    Bu sırada Türkiye’den gelen öğretmenlerden bir süre ilmi eğitim aldı. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler de yazdı.Bilimsel araştırmalara ağırlık vererek, Hindistan’a gidip gelen tüccarlara  kitap ısmarlayarak dünyadaki gelişmeleri takip etmeye çalıştı.

    Yurt gezileri esnasında Gulca (İli) şehrinde Sabit Abdulbaki (Sabit Damolla) ile görüştü.1930 yılında kurdukları “Milli İnkılap Teşkilatı”na başkan oldu. Mehmet Emin Buğra bey başkanlığında iki yıl süren gizli faaliyetlerden sonra 29 Ekim 1932 yılında Karakaş nahiyesinde ilk silahlı ayaklanmayı başlattılar. Kısa bir süre içinde batıda Kaşgar’dan, doğuda Çin’in Dunghuvang eyaleti sınırlarına kadar olan bölgeyi Çin işgalinden kurtardılar.20 şubat 1932 yılında Karakaş’ta “Muvakkat Hoten Hükümeti”ni kurdular. Bu hükümetin başına Mehmet Niyazi Elem getirildi. Başkomutanlığı Mehmet Emin Buğra üstlendi.

    Bu olaydan sonra Doğu Türkistan’daki bütün milli teşkilatlar 12 kasım 1933 yılında Kaşgar şehrinde toplanarak “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti”ni kurdular.

    Çinlilerle mücadeleler aralıksız devam etti. Mehmet Emin Buğra Çinli Müslümanlara yenilerek temmuz 1934 yılında Hindistan’a gitmek zorunda kaldı. Hindistan’da dahi bağımsızlık mücadelesinden vazgeçmeyen Mehmet Emin Buğra bey, Afganistan ve Keşmir’in Doğu Türkistan’a yakın bölgelerinde silahlanma, toparlanma ve yurda dönüş faaliyetlerine devam etti. Ancak bölgeyi işgal eden İngilizlerin Mehmet Emin Buğra’nın faaliyetlerini durdurması üzerine,Afganistan’a sığınmak zorunda kaldı.

    Afganistan’da bugün bile Çin’in uykusunu kaçıran “Şark-i Türkistan Tarihi” adlı eserini yazdı .bu eser hemen  Çin hükümetleri tarafından yasaklandı.Çin ve Ruslar karşısında hiçbir ülkeden destek ve yardım alamayan Mehmet Emin Buğra 1942 yılında tekrar Hindistan’a dönerse de bu defa İngilizler tarafından tutuklanarak Peşaver cezaevine atılır. 1943 Ocak ayında Çin’e dönmek şartıyla serbest bırakılır.

    Çin’e döndükten sonra da faaliyetlerine devam eder. Çin’in merkezi olan Nancin’deki basında makaleler yazmaya başlar.”Şinciang değil, Doğu Türkistan”,”Doğu Türkistanlılar Türktür.” Makaleleri yayınlanır. Bu sıralarda Dr. Mesut Sabri Baykozi, İsa Yusuf Alptekin, Kadir Efendi gibi Doğu Türkistan’ın milliyetçi aydınları ile birlikte “Yurttaş Cemiyeti” ni kurar.

    1951 yılında Türkiye’ye gelerek mücadelesine İstanbul’da devam eder. Doğu Türkistan’ın özgürlüğü için çaba sarf ederken tüm Türklüğün sesi olur.”Türkistan” adlı dergiyi çıkarmaya başlar. Daha sonra Ankara’da “Türkistan’ın Sesi” dergisini çıkarttır.1952 yılında ise “Doğu Türkistan’ın Dünü, Bugünü” adlı kitabını yayınlar.1953 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen Mehmet Emin Buğra,14 Haziran 1965 yılında akın Rahmetine kavuşmuştur.

 

    İSA YUSUF ALPTEKİN

 

    1901 yılında Doğu Türkistan’ın Kaşgar Vilayetine bağlı Yenihisar kazasında dünyaya gelmiştir. Öğrenimini Doğu Türkistan’da tamamlayan İsa Yusuf Alptekin, çeşitli memuriyet görevlerinde bulunmuştur.1926 yılında Batı Türkistan’a geçerek burada Milli Mücadele taraftarlarıyla irtibata geçmiştir. 1931 yılında Hoca Niyaz tarafından başlatılan ayaklanma sırasında Doğu Türkistan’daki valilerin halka yaptıkları zulmü Çin hükümetine anlatarak, bu durumun önlenmesini, aksi takdirde ayaklanmanın yayılacağını,Rusya’nın işgalinin söz konusu olacağını anlatmıştır.

    Ayaklanma esnasında ve sonrasında milliyetçilik faaliyetlerini sürdüren İsa Yusuf Alptekin,1936 yılında Çin Meclisi üyeliğine seçilmiş, mücadelesini daha çok siyasi alanda yoğunlaştırmıştır1944 yılında İli’de başlayan ayaklanma sonrası kurulan hükümete girmesini İlililer istememiş, ancak 3 yıl sonra Doğu Türkistan Hükümeti’nin başkanlığı Türklere verildiğinde hükümetin genel sekreterliğine getirilmiştir.Bir yıldan fazla kaldığı bu görevde,milliyetçi,anti-emperyalist ve anti-komünist politikaları sebebiyle,Rusların ve Çinlilerin tepkilerini üzerine çekmiştir.

    1949 yılında Çin2in Doğu Türkistan’ı işgal etmesiyle birlikte Keşmir’e iltica ederek,1954 yılında Türkiye’ye geçebilmiştir. Türkiye’ye gelir gelmez İstanbul’da “Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyeti’ni kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan davasının dünya kamuoyuna anlatılmasında yoğunlaştırmıştır.

    17 Aralık 1995 gecesi vefat eden İsa Yusuf Alptekin Doğu Türkistan’ın Üç Efendisinden biri olmaya verdiği mücadeleler sonucu ulaşmıştır.

 

MESUT SABRİ BAYKOZİ

 

    Doğu Türkistan’ın İli vilayetinin Gulca ilçesine balı Araboz köyünde 1887 yılında doğdu. Babası Salih Hacı köyün muhtarı olup, eğitime çok önem veren birisiydi. Üçü kız, dördü erkek yedi kardeşe sahip olan Mesut Sabri, ilköğretimini Gulca’da, lise ve yüksek öğretimini (Askeri tıbbiye) babasının desteği ile İstanbul’da yaptı.(1904-1914)

    Türkçülüğün çeşitli boyutlarda tartışıldığı bir zamanda ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin başta olduğu bir sırada İstanbul’da bulunan Mesut Sabri; Türkçülük akımından çok etkilendi. Bu etkilenme Mesut Sabri’nin ileride yazdığı eserlerinde kendini gösterdi.

    Birinci Dünya Harbinin başlamasıyla ülkesine dönen Mesut Sabri, ülkesinin durumunu görerek kendisini Doğu Türkistan’ın gelişmesine adadı. İstanbul’da görüş ve düşünceleri değişen ve gelişen Mesut Sabri, ülkesinin işgalci Çin tarafından bilinçli olarak geri bırakıldığını görerek hemen faaliyetlere başladı. Bir yandan doktorluk faaliyetlerini sürdürürken diğer taraftan eğitime el attı.Gulca’da bakımsız,öğretmensiz olan okulları onarım ve öğretmen tedariki ile işe başladı.Kapalı ve harap olan okulların eğitime başlamasını kuşku ile karşılayan Çin yönetimi bu çalışmaları engellemek için her türlü tedbire başvurdu ve sonunda bu çalışmaları engelledi.

    Bu arada mesleki çalışmalarına da devam eden Mesut Sabri, özel bir tıbbi klinik açarak halkına sağlık hizmeti yanında,seminerler tertip ederek halkı bilinçlendirmeye çalıştı.

    Bu sıralarda Kafkas cephesinde esir düşen iki Türk subayının Gulca’ya gelmesiyle, bu subayların da yardımıyla yeniden eğitim faaliyetlerine girişti. Dernek okulları adı altında bir çok okullar açıldı. Ancak bu faaliyetlerden şüphelene Çinlilerce tutuklanarak Urumçi’deki hapishaneye atıldı. Bir o kadar da sürgün hayatı yaşamak zorunda bırakıldı.

    Bütün bu eziyetlerden yılmayan Mesut Sabri, Gulca’ya döndükten sonra “Merkez Rüştiyesi ” ile ” Gani Ahun” okullarının öğretime açılmasını sağladı.

    1933 yılında İli şehrine Ruslar’ın girmesi üzerine Kaşkar’a, oradan Hindistan’a geçti. Daha sonra 1935 yılında Çin’e tekrar dönen Mesut Sabri, Çin’de iktidar partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Doğu Türkistan’ı temsilen parlamentoya sokuldu. Bu partinin Merkez Komite üyesi seçildi. Çin parlamentosunda Doğu Türkistan’ın geri kalmışlığı, Çin göçmen akınının durdurulması,Doğu Türkistan halkının serbestçe ticaret,tarım,sanayi ve hayvancılık yapması için uğraştı.Özellikle Doğu Türkistan halkını ezen ağır vergilerin kaldırılması için çaba sarf etti.

    1944 yılında gerçekleşen halk ayaklanması sırasında Doğu Türkistan’a geri dönerek Urumçi’ye yerleşti.1947 yılında Çin Merkezi Hükümeti tarafından Doğu Türkistan eyaleti Genel valiliğine atanan ilk Türk oldu.Genel valiliği esnasında Doğu Türkistan’ın eğitim faaliyetlerine çok önem verdi.Urumçi’de “Uygur Uyuşması” cemiyeti çatısı altında “Dernek” adlı bir aydınlar kulübü oluşturdu.Bu dernekte Türk Milliyetçiliğini,Türk Milli şuurunu devamlı işledi ve bu konularla ilgili konferanslar düzenledi.Ayrıca Kuban Koday’ın çıkardığı “Yalkın” gazetesine yazılar yazdı.

    1945 yılında Çin’e komünist idare gelince tutuklanarak çeşitli işkencelerden sonra zindana atıldı. Bir süre sonra da bu zindanda vefat etti.Uluğ Ana (1942),Niyaz Kız (1948),Türklük Oranı (1948),Derme Çatmalar (1948), ve Bir Nutuk (1947) isimli kitapları yayınladı.

    Bütün ömrünü Doğu Türkistan’ın gelişmesine ve bağımsızlığına kavuşmasına vakfeden bu büyük insanları saygı ile anıyor, Allahtan rahmet diliyoruz.

 



Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.