Türk Meclisi

Anasayfa Görüşler Tartışmalar Haber & Yorum Temel Bilgiler Anketler Arama İletişim
Türk Meclisinde kayıtlı toplam kullanıcı: 1812
Görüşlerde Yer alan toplam Makale sayısı: 8406
Açılan toplam Tartışma konusu sayısı: 235
Tartışma Panelindendeki toplam Mesaj Sayısı: 753
Toplam 797 Bilgi Makalesi ve toplam 2008 Haber bulunmaktadır.
Üye olmak istiyorum
Şifremi unuttum
Kullanıcı Sözleşmesi
Kullanıcı:
Şifre:
Okuyucularımıza Sunduğumuz Temel Bilgiler
YAVUZ SULTAN SELİM VE HUKUK

Yavuz Sultan Selim Ve Hukuk

 
Özellikle yükselme döneminde, Osmanlı Padişahları`nın hukuka karşı duydukları saygıları ve adaleti icradaki titizlikleri, inkâr edilemez bir tarihî vâkıadır. Bir devlet, kuvvet kanunda olduğu müddetçe ayakta durur; aksi taktirde yani kanunun kuvvette olması durumunda, devlet, kudret ve kuvvetini kaybeder. Günümüzde "hukuk devleti" diye dillerde dolaşan bu mananın, tarihin altın sayfaları içinde müslüman atalarımızda tezâhür ettiği, bilinen bir gerçektir. Biz bu gerçeği, Mısır`ı fethetmek için yola çıkan ve Tih çölü ile Sina çölünü günümüz harp tarihçilerini bile hayrete düşürecek şekilde kolayca geçen Yavuz Sultan Selim ile cesaretli Şeyhülislâm`ı Zenbilli Alâaddin Ali Cemalî arasında cereyan eden iki hadise ile teyit etmek istiyoruz.

Birincisi: Yavuz Sultan Selim Edirne`ye gitmek üzere yola çıkar. Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi de kendisini uğurladıktan sonra geri dönerken yolda eli bağlı dört yüz kişiye rastlar. İlgililerden bunların durumunu sorunca şu cevabı alır: "Bâzirganlardır; Padişah hazretleri ipek alım-satımını yasaklamıştı. Bunlar emre muhalefet ettiklerinden siyaseten mahkûm edilmişlerdir.” Bu cevabı işiten Şeyhülislâm derhal geriye dönerek atla Padişah`a kavuşur ve şöyle seslenir: "Bir takım adamları bağlamışlar; eğer amaç onların öldürülmeleri ise, bu Allah katında helâl değildir.” Bu sözü duyan ve öfkelenen Yavuz: "Ey mevlâmız, âlemin nizâmı için âlemin üçte birinin katli helâl değil midir" diye sorar. Zenbilli bu soruya"helâldir; ancak şu şartla ki dünyanın işleri karışıp da büyük fitne olunca, halbuki şimdi öyle bir durum söz konusu değildir" şeklinde cevap verir. Yavuz ise "benim emrime muhalefetten daha büyük fitne olur mu" diye sorunca, cesur Şeyhülislâm cevabını yine irkilmeden yapıştırır: "Bunlar, Sultan`ın emrine muhalefet etmişlerdir. Zira sen bu konuda (ticaret konusunda) onları yetkili kılmışsın. Bu her çeşit ticarete zimnî izindir.” Bu cevap üzerine hiddete gelen Padişah yüksek sesle: "Ben sana demiştim; saltanata itiraz etmek senin vazifen değildir" der. Zenbilli Ali Efendi ise aynı hiddetle ve vakarla: "Bu, manevî sorumluluğu gerektiren (âhireti ilgilendiren) bir meseledir. Buna karışmak benim vazifemdir" der ve selâm vermeden Padişah`tan ayrılır. "Hakkı söylemeyip susan, dilsiz şeytan gibidir" hadisinin manasını tam kavrayan Zenbilli`nin bu hali, hukuka saygılı olan Yavuz`un çok hoşuna gider, ancak belli bir süre verdiği cevabın tesiri altında hayret içinde kalır. Sonradan söz konusu 400 suçluyu affeder ve Edirne`ye ulaşınca Zenbilli Ali Efendi`ye şu fermanı gönderir: "Rumeli ve Anadolu Kazaskerliklerini birleştirerek sana verdim. Zira bildim ki bütün sözlerinde hak üzeresin." Padişahın fermanını alan Zenbilli`nin cevabı ise yine şahsiyetine yakışır şekildedir: "Mektubun bana geldi. Allah seni maddî ve manevî belâlardan korusun ve saltanatını devam ettirsin. Ben emrine itaat ediyorum; ancak Allah ile bir ahdim vardır; bu görevi kabûl etmekten beni mazur görün"

İkincisi: Bir gün Yavuz Sultan Selim Han, hazine muhafızlarından 150 kişinin öldürülmelerini emreder. Şeyhülislâm Zenbilli Ali Efendi bunu duyunca derhal Dîvân-ı Ali ye gelir, hürmetle karşılanır ve meclisin başına oturtulur. Kendisine geliş sebebi sorulunca "Padişah`la görüşmek isterim, ona bir kaç sözüm vardır" der. İzin alınır, huzura girer, selâm verip oturduktan sonra "Şeyhülislâm`ın görevi, Padişah`ın âhiret hayatını korumaktır. İşittim ki, 150 adamın öldürülmesine emir vermişsiniz. Onların şer`an öldürülmeleri caiz değildir. Affediniz" der. Yavuz Sultan Selim öfkelenerek "sen saltanat işine karışıyorsun. Bu senin vazifen değildir" cevabını verince, hiddetlenen Zenbilli de "ben senin ahiret işine karışıyorum. Bu benim vazifemdir. Eğer affederseniz kurtuluş bulursunuz ve aksi halde büyük bir cezaya çarptırılırsınız" deyince Padişah`ın öfkesi yatışır ve hatasından döner. Aralarındaki sohbet daha sonra uzar ve Zenbilli meclisten ayrılırken "biraz önce söylediklerim ahiretinize aitti. Şimdi de mürüvvetinize ait bir söz söyleyeyem" deyince Padişah "nedir" diye sorar. O da "saltanatınıza lâyık olan odur ki affettiğiniz bu suçluları eski görevlerine iade edesiniz" der. Padişah da "görevlerine iade ettim. Ancak hizmetlerinde kusur ederlerse, tazir cezası ile cezalandırırım" diye cevap verince Şeyhülislâm Zenbilli "İslâm hukuku tarafından tazir cezaları, sultanın takdirine bırakılmıştır. Yetkin dahilindeki cezayı verebilirsin" der ve Yavuz`un elini sıkarak huzurundan memnun olarak ayrılır.

Burada iki noktaya dikkat çekmek istiyoruz: Birincisi; Osmanlı Devleti`nin 26 yıl Şeyhülislâmlığını yapan ve aslen Karamanlı olan Ali Efendi`ye Zenbilli denmesinin sebebi şudur: Ali Efendi, evinin penceresinden bir zenbil sarkıtır, hukukî bir problemi olanlar meselelerini bir kâğıda yazarlar, zenbilin içine atarlardı. Bu sebeple kendisine "Zenbilli Müftü" ünvanı verilmişti. İkincisi: İslâm hukukunda cezalar üç kısımdı:

1- Had cezalarıydı. Bunların şartları ve miktarı Kur`ân ve Hadis tarafından belirlenmişti. Hırsızlığın cezası olan el kesme gibi. Bunlar için çok ciddî şartlar aranırdı.

2- Kısas ve diyet cezalarıydı. Şahsa karşı işlenen öldürme ve yaralama suçlarının cezaları gibi. Bunlar da Kurân ve Hadisçe belirlenmişti. Bu iki grup cezada, ne Padişah`ın ne de Dîvân`ın bir yetkisi söz konusu idi.

3- Tazir cezalarıydı. Bunlar vatana ihanet, devlet mallarını zimmete geçirme ve benzeri suçların cezalarıydı. Şartları bulunmayan had cezaları uygulanamadığı zaman da, suçlu bütün bütün cezasız kalamazdı. Meselâ, tarladan devamlı sebze çalan hırsıza, tarlanın çevresi kapalı değilse ve bekçi yoksa had cezası olan el kesme cezası verilemezdi. Verilecek ceza tazir cezasıydı. Yani İslâm hukuku belli cezaları kesin olarak tespit etmiş, geriye kalanları ise genel esaslarını açıklayarak zamanın yasama organına terketmişti. Bu şekilde zamanın yasama organına havale edilen cezalara tazir cezası deniliyordu. Tazir cezaları, kınamadan idam cezasına kadar değişebilirdi. İşte Yavuz, bazı insanlara hatalı olarak ve tazir cezası şeklinde ölüm cezası vermişti. Zenbilli`nin yerinde ikazıyla hatasından dönmüştü. Yoksa Padişah, keyfi hangi cezayı isterse onu veremezdi. 600 yıllık arşiv belgeleri, vatandaşın canının Padişah`ın iki dudağı arasında değil, hukukun garantisi altında olduğunu ve padişahların "şer-i şerif dedikleri hukuka saygılı olduklarını göstermektedir.


Prof. Dr. Ahmed Akgündüz


Paylaş

Proje Yerlinet tarafından çözümlenmiştir.

© 2008 TurkMeclisi.org Her hakkı saklıdır. İçerik izin alınmadan kullanılamaz. Siteyi kullanan herkes "Kullanıcı Sözleşmesini" kabul etmiş sayılır. Kullanıcı Sözleşmesi.