BÜYÜKLER DAHA İYİ BİLİR!
BÜYÜKLER DAHA İYİ BİLİR! Yasar Durmaz
06 Şubat 2026
“Sorma.” “Devlet’in bir bildiği vardır.” “Din adamları yalan söylemez.” “Koskoca profesör bilmeyecek de sen mi bileceksin?” “Fazla düşünme, kafayı yersin.” “Derine dalma, çıkamazsın.” “Aman boş ver, kurcalama.” “Bizim bilmediğimiz şeyler var.”
Hayatın içinde sıkça duyduğumuz bu cümleler, masum öğütler gibi görünür. Oysa hepsi aynı yere çıkar: Aklını devre dışı bırak. Sen düşünme, senin yerine başkaları düşünsün.
Toplumlar çoğu zaman düşünmeyi yasaklayarak değil, gereksizleştirerek yönetilir.
“Sus” demek kabadır; onun yerine “boş ver” denir. “Düşünme” demek serttir; “fazla düşünme” denir.
Böylece insan fark etmeden zihnini geri çeker. Soru sormayı bırakır, itiraz etmeyi ayıp sayar, merakı huzursuzluk zanneder.
“Büyükler daha iyi bilir” denir; büyüklük bilgelikle eşitlenir. “Devletin bir bildiği vardır” denir; devlet yanılmaz ilan edilir. “Din adamı yalan söylemez” denir; hurafeler kutsallaştırılır. “Profesör bilmeyecek de sen mi bileceksin?” denir; unvan hakikatin yerine geçirilir.
Oysa hakikat ne yaşa bakar, ne makama, ne unvana. Hakikat; soruya, araştırmaya ve cesarete bakar.
Soru sormak düşmanlık değildir.
Sorgulamak saygısızlık değildir.
Şüphe etmek inançsızlık değildir.
Tam tersine, bunlar düşünmenin ve insan olmanın temelidir.
Çünkü soru sormayan toplumlar kandırılmaya mahkûmdur. Sorgulamayan insanlar başkalarının aklıyla yaşamaya başlar. Bir süre sonra doğruyu yanlış, yanlışı doğru zanneder.
Alkışlaması gereken yerde susar, itiraz etmesi gereken yerde razı olur.
Bugün yaşadığımız birçok toplumsal çürümenin temelinde de bu zihinsel teslimiyet vardır.
Konuşmaktan çok fısıldayan, düşünmekten çok tekrar eden, sorgulamaktan çok itaat eden bir düzen…
Ve o düzen kendini hep aynı cümleyle korur: “Büyükler daha iyi bilir.”
Oysa değişim; susarak değil, sorarak ve sorgulayarak mümkün olur.
Son söz: Akıllarını başkalarına emanet edenler, kaderlerini de başkalarına emanet ederler.
|