SAVAŞIN BİLE BİR HUKUKU ve AHLAKI VARDIR.
Gazze’de aylardır bombaların gölgesinde yaşayan çocuklar var. Açlıkla, susuzlukla sınanan, oyun çağında toprağa gömülen çocuklar var.
Bir düşünün: Bir hastane, insanların son sığınağı, yaralıların tek umudu. Bir gece, gökyüzünden İsrail uçakları ölüm yağdırıyor. Patlama sesleri, çığlıkları bastırıyor; küllerin arasında bebek kundakları yanıyor. Yaralı çocukları tedavi etmeye çalışan doktorlar, artık kendi yaralarını saramıyor.
Hiç kimse, aç bir bebeğin gözyaşını “jeopolitik dengeler”le açıklayamaz. Hiç kimse, bir annenin çaresiz feryadını “güvenlik endişesi” bahanesiyle susturamaz. Hiç kimse, yardımı engellemeyi “devlet politikası” diye savunamaz. Hiç kimse, hastane bombalamayı “yanlışlık” diye açıklayamaz.
Savaşın bile bir hukuku vardır. Uluslararası Cenevre Sözleşmesi sivillerin, hastanelerin, insani yardımların korunmasını emrediyor.
Yardım koridoru açmak bir lütuf değildir; uluslar arası hukukun en temel emridir. Ama hukuktan da önce, vicdanın sesidir. Şüphesiz insani yardım, politik pazarlık konusu yapılamaz. Açlığa mahkûm edilmiş insanlara su götürmek, ilaç götürmek, ekmek götürmek; merhamet değil, insan olmanın gereğidir.
Bugün Gazze’de yaşananlar, sadece Filistin’in değil; bütün insanlığın sınavıdır. Bir halkın açlığa, ölüme terk edilmesine sessiz kalmak, “tarafsız” olmak değil; "zulme" ortak olmaktır.
Son söz: İnsanlık, en çok sustuğunda kaybeder. Kimse, zulmün karşısında tarafsız kalamaz. Tarih zulme seyirci kalanları değil; zulmün karşısında insan kalabilenleri hatırlayacaktır.
|